İslam İbadet Esasları - Ünite 8: Kurban ve Adak - Çözümlü Sorular

  • 0 replies
  • 314 views

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimiçi Ders Hocası

  • Hocanın Biri
  • *
  • 63657
  • +524/-0
  • Cinsiyet: Bay
    • Arif Arslaner



Ünite 8: Kurban ve Adak

1. Kurban kesmenin amacı nedir?
Cevap: İnsan kendisini yaratan Yüce Allah’a
yaklaşmak, ona olan kulluğunu göstermek, rızasını
kazanabilmek ve verdiği nimetlere şükretmek amacıyla
belirli günlerde kurban keser. Böyle yapmakla, öncelikle
kendi dinî ve ahlakî gelişimini sürdürmüş olur. Nitekim
ilgili ayette şöyle buyurulmuştur: “Kurbanlık büyük
baş hayvanları sizin için Allah’ın nişaneleri kıldık.
Onlarda sizin için hayır vardır. Şükredersiniz diye
onları sizin hizmetinize verdik. Bu hayvanların ne etleri
ne de kanları Allah’a ulaşacaktır. Allah’a ulaşacak olan
ancak sizin takvanız/ona olan saygınızdır...” (el-Hac
22/36-37).

2. Kurban ibadetini eda eden kişinin başlıca sosyal
kazanımları nelerdir?
Cevap: Bu ibadeti edâ eden kişi, dünya ve âhirete yönelik
olarak elde edeceği mutluluk, iç huzuru ve sevap gibi
bireysel kazançları yanında, kurban etini etrafındaki
yoksullarla paylaşarak mal hırsından ve cimrilikten
kurtulur, toplumsal dayanışmaya ve sosyal adaletin
gerçekleşmesine katkıda bulunur. Hatta küresel
sorumluluk bilinciyle harekete geçip dünyanın diğer
bölgelerinde yaşayan fakirlere de elini uzatır. Bütün bu
işlevlerine ek olarak kurbanın, dengeli beslenmeye faydası
yönüyle sağlık ve kurbanlık hayvan yetiştiriciliğini teşvik
etmesi yönüyle hayvancılık açılarından faydalı olduğunu
söyleyebiliriz. Diğer taraftan bazı hayvan türlerinin
yetiştirilerek korunmasına yardımcı olduğu için
ekolojik/çevresel ve pazar hareketliliğini sağladığı için
ticari ve ekonomik birçok faydası bulunduğunu da
hatırlamalıyız.

3. Kurban ibadetinin İslâm’dan önceki evveliyatı nedir?
Cevap: Kurban, tarih boyunca bütün dinlerde izlerine
rastlanan bir ibadettir. Bu gerçek “Allah’ın kendilerine
rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine
O’nun adını anarak kurban kesmeyi, her ümmet için bir
ibadet biçimi kıldık...” (el-Hac 22/34) ayeti tarafından
vurgulanmıştır. Kur’ân-ı Kerim’de Hz. Âdem’in iki oğlu
Hâbil ile Kâbil’in sundukları kurbanlardan bahsedilmiş
olması (el-Mâide 5/27) bunun ilk insandan itibaren var
olageldiğinin bir başka göstergesidir.

KURBANIN TANIMI VE HÜKMÜ

4. “Kurban”ın tanımı ile ilgili olarak neler söylenebilir?
Cevap: Arapça bir kelime olan kurban, sözlükte
“yaklaşmak, yakın olmak, Allah’a yakınlık sağlamak
ve onun hoşnutluğunu kazanmak için sunulan şey”
anlamlarına gelmektedir. Buna göre, herhangi bir
zaman sınırlaması olmaksızın insanı Yüce Allah’a
yaklaştıran her türlü ibadet “kurban” olarak
nitelendirilebilir. Bununla birlikte kurban kelimesi
Türkçede daha dar ve özel anlamıyla kullanılmıştır. Aynı
zamanda kurbanın dinî terim olarak tanımını da veren
bu dar anlam şudur: İbadet amacıyla belirli bir vakitte,
belirli özellikleri bulunan bir hayvanı belli bir
yöntemle boğazlamaktır. Bu tanım bazı ilmihâl
kitaplarında “hayvan-ı mahsusu, vakt-i mahsusta ibadet
niyetiyle kesmektir” şeklinde yerleşmiştir. Allah’a
yaklaşmak niyetiyle kesilen hayvana da yine kurban denir.

5. Kurbanın tanımında geçen “belirli vakit” nedir?
Cevap: Tanımda geçen “belirli vakit”ten kasıt, kurban
bayramının ilk üç günüdür. Dinî metinlerde eyyâmu’nnahryani
kesim günleri olarak isimlendirilen bu zaman
dilimi, oniki kamerî ayın sonuncusu olan zilhiccenin
10, 11 ve 12. günleridir. Kesim vakti, bayramın ilk günü
kılınan bayram namazından sonra başlayıp üçüncü günü
akşamına kadar devam eder. Şâfiî mezhebine göre bu
vakit, takip eden dördüncü günün akşamına kadar uzar.

6. Kurbanın tanımında geçen “belirli özelliklere sahip
olan hayvan”dan kasıt nedir?
Cevap: Belirli özellikleri bulunan hayvandan maksat
ise aşağıda kendi başlığı altında sıralanacak olan
koyun-keçi, sığır, manda ve deve türleridir. Bu
türlerin dışındaki diğer hayvanlar ibadet niyetiyle
kurban edilemezler. Kurban bayramında kesilen
hayvanlara Arapçada udhıyye (çoğulu: edâhî) veya
dahıyye (çoğulu: dahâyâ) ya da adhât (çoğulu: adhâ)
denir. Kurban ile ilgili konular fıkıh eserlerinde bu
başlıklar altında ele alınmıştır. Bilindiği gibi kurban
bayramına da Arapçada îdü’l-adhâ denmiştir.

7. Hanefîlere göre kurban kesmenin hükmü nedir?
Cevap: Hanefîler başlıca şu delillere dayanarak kurban
kesmenin vacip olduğunu söylemişlerdir:
1- Hz. Peygamber’e hitap eden ve gereklilik
bildiren “O halde Rabbin için namaz kıl ve
kurban kes!” (el-Kevser 108/2) buyruğu, diğer
Müslümanları da kuşatmaktadır.
2- Söz gelimi “İmkânı olduğu halde kurban
kesmeyen kimse bizim mescidimize
yaklaşmasın!” (İbn Mâce, “Edâhî”, 2); “Ey
insanlar! Her sene her ev halkına kurban
kesmek vaciptir.” (Ebû Dâvûd, “Edâhî”, 1;
Tirmizî, “Edâhî”, 18) gibi birçok hadis-i şerif,
kurbanın gerekli olduğunu ifade etmektedir.
3- Hz. Peygamber, hicretin ikinci yılında meşru
kılınmasından itibaren hiç aksatmadan her yıl
kurban kesmiştir.

8. Farklı mezheplerde kurban hakkında farklı hükümler
olmasına karşın ortak görüş nedir?
Cevap: Farklı yaklaşımlara rağmen bütün mezhepler,
kurbanın son derece önemli bir ibadet olduğunu
vurgulamaktan geri durmamışlardır. Ona sünnet-i
müekkede diyenler de bunun herhangi bir sünnet gibi
algılanmaması gerektiğini, dolayısıyla terk etmenin hoş
karşılanmayacağını belirtmişlerdir. Hatta bu duyarlılığı
ifade etmek için bazı müctehitler, kurban kesmenin
“vacip bir sünnet” olduğunu söyleyerek ilginç bir
hüküm terimi de geliştirmişlerdir.

9. Hükmünü vacip olarak tespit eden Hanefîlere göre
kurban ibadetiyle yükümlü olmak için hangi şartlar
gerekmektedir?
Cevap: Hükmünü vacip olarak tespit eden Hanefîlere göre
kurban ibadetiyle yükümlü olmak için şu beş şartın var
olması gerekmektedir:
1- Müslüman olmak,
2- Hür olmak,
3- Aklı yerinde ve büluğa ermiş olmak,
4- Mukîm olmak yani seferî (yolcu) olmamak,
5- Dinen zengin sayılacak ölçüde belli bir malî güce
sahip olmak.

10. Kurban kesme sorumluluğu için gerekli olan zenginlik
şartı nedir?
Cevap: İlkesel olarak zekât ve fıtır sadakasında aranan
zenginlik ölçüsüyle aynıdır. Yani kişinin borçlarından ve
aslî ihtiyaçlarından başka nisap miktarına ulaşan bir malî
değere, daha somut ifadesiyle en az 20 miskal (85 gr.)
altın veya bunun değerine denk bir paraya ya da mala
sahip olması, o kişinin dinen zengin olduğu anlamına
gelir. İşte bu ölçüde bir mal varlığı olan kimse, diğer
şartları da tamamlıyorsa kurban kesmek ile sorumlu olur.

KURBANLIK HAYVANLAR

11. Kurbanın sıhhat şartları nedir?
Cevap: Kurban ibadetinin geçerli olabilmesi için
hayvanlarda hem türü, hem yaşı ve niteliği, hem de
kesimi yönüyle bir takım şartlar aranır. Bunlara kurbanın
sıhhat şartları denir.

12. Kur’ân-ı Kerim’e göre ne tür hayvanlar kurban
edilebilir?
Cevap: Kur’ân-ı Kerim’de bu ibadete konu olabilecek
hayvanlar behîmetü’l-en‘âm olarak belirlenmiştir (bk. elEn‘âm
6/142-144; el-Hac 22/28,34). En‘âm sınıfından
hayvanlar diye çevirebileceğimiz bu isim tamlaması,
sözlükte koyun, keçi, sığır, manda ve deve türlerini
beraberce ifade etmek için kullanılmıştır. Şu halde
kurban ibadeti ancak bu türlerden birisi ile yerine
getirilebilir. Dolayısıyla horoz, kaz, ördek ve benzeri
evcil hayvanlar ile yaban sığırı, geyik, ceylan ve
benzeri yabani hayvanlar kurban edilemezler. Kurbanlık
sınıfına girmeyen böyle hayvanları ibadet niyetiyle
kesmek, tahrîmen yani harama yakın mekruh sayılmıştır.

13. Kurbanlık hayvanın yaşı ile ilgili hükümler nelerdir?
Cevap: Söz konusu hayvanlar yaş olarak da belli bir
olgunluğa erişmiş olmalıdır. Koyun ve keçiler bir yaşını,
sığır ve mandalar iki yaşını, develer ise beş yaşını
doldurduktan sonra kurban edilebilirler. Fakihlerin
çoğunluğu, Hz. Peygamber’in bazı sözlerine dayanarak
altı ayını geçen fakat sanki bir yaşındaymış gibi semiz
görünen kuzuların da kurban edilebileceğini
söylemişleridir. Bu özel hüküm sadece kuzular için
benimsenmiştir. Günümüzde bazı fakihler, kuzu ile ilgili
cevaz hükmüne kıyasla gösterişli ve semiz olması halinde
diğer türlerde de benzer bir uygulamanın yapılabileceğini
yani mesela 8 aylık bir oğlağın, 21 aylık bir dananın veya
4 yaşında bir devenin de kurban olabileceğini
söylemektedirler. Fakat bu iznin Hz. Peygamber
tarafından keçi türüne bilinçli olarak verilmediği
yönündeki bilgilerimiz (Müslim, “Edâhî”, 4, 5) ve türlerin
üreyerek korunmasına dönük duyarlılığımız bu konuda
ihtiyatlı davranmamız gerektiğini göstermektedir.

14. Kurbanlık hayvanların cinsiyeti ile ilgili hüküm nedir?
Cevap: Kurbanlık hayvanların erkeği ile dişisi arasında
bir fark yoktur. Bununla birlikte bazı rivayetlere
dayanarak koyun türünde erkeği; keçi de dâhil diğer
türlerde ise dişileri efdal sayılmıştır. Bu hüküm, semizlik
ve et kalitesi itibariyle birbirlerine eşit olmaları durumuna
göredir. Aralarında bu açıdan ciddi farkın olması halinde
erkek ya da dişisini değil, elbette daha semiz ve eti
daha kaliteli olanı kurban etmek efdal olacaktır.

15. Büyük ve küçükbaş hayvanların kurban edilmesi ile
ilgili hüküm nedir?
Cevap: Küçükbaş hayvanlar sadece bir kişi için kurban
edilebilirken, büyükbaş denen sığır, manda ve deve yedi
kişiye kadar ortaklaşa kesilebilir.

16. Ortaklaşa kurban kesimlerinde dikkat edilmesi gereken
başlıca hususlar nelerdir?
Cevap: Ortaklaşa kesimlerde dikkat edilmesi gereken üç
önemli şart vardır:
1- Ortakların her biri Müslüman olmalıdır.
2- Yine her biri ibadet niyetiyle ortaklığa girmiş
olmalıdır. Niyet ettikleri ibadetin birbirinden
farklı olması zarar vermez.
3- Hiçbir ortağın hissesi yedide birin altına
düşmemelidir.

17. Kurban olmayı engelleyen kusurları Hz. Peygamber
neler olarak belirtmiştir?
Cevap: Kurban olmayı engelleyen kusurları Hz.
Peygamber genel bir çerçeveyle şöyle belirlemiştir: “Şu
dört hayvanın kurban olması câiz değildir: Körlüğü
açıkça belli olan, hastalığı görünür olan, apaçık
topallığı olan ve iliği kurumuşçasına düşkün olan.” (Ebû
Dâvûd, “Edâhî”, 6; Tirmizî, “Edâhî”, 5). Daha başka bazı
hadisleri de göz önüne alan fakihler, kendisinde şu
ayıplardan birisi bulunan hayvanların kurban
olamayacağını belirtmişlerdir:
1- İki veya bir gözü kör,
2- Yürüyemeyecek kadar topal,
3- Kötürüm derecesinde hasta,
4- Kesim yerine gidemeyecek ölçüde zayıf ve
düşkün,
5- Kulağının veya kuyruğunun tamamı veya
yarısından çoğu kesilmiş,
6- Boynuzlarının birisi veya ikisi kökünden kırılmış,
7- Dili kesilmiş,
8- Dişlerinin tamamı veya çoğu dökülmüş,
9- Memelerinin başları kopmuş,
10- Doğuştan kulakları veya kuyruğu bulunmayan,
11- Ayağı kesilmiş olan.

18. Kurbanın kesilmesini engel olmayan küçük kusurlar
nelerdir?
Cevap: Büyük eksikliklere göre daha küçük sayılan kimi
kusurlar, kurban olmayı engellemez. Mesela hayvanın
şaşı, uyuz, deli veya aksak olması, kulaklarının delinmiş
veya enine yarılmış olması, boynuzsuz veya boynuzunun
biraz kırık olması, iğdiş edilmiş olması, dişlerinin az bir
kısmının dökülmüş olması, onun kurban edilmesine engel
değildir.

19. Engel sayılan kusurlar, kurbanlık alındıktan sonra
meydana geldiyse kurban hakkındaki hüküm nedir?
Cevap: Engel sayılan kusurlar, kurbanlık alındıktan
sonra meydana gelirse veya alındıktan sonra
farkedilirse sahibinin zengin olup olmamasına göre ne
yapılacağı değişmektedir. Eğer sahibi zengin ise kusursuz
yeni bir hayvan alır ve onu kurban eder. Fakir ise, yeni bir
hayvan almak zorunda değildir. Çünkü kendisi zaten
kurban yükümlüsü olmadığından keseceği kurban nâfile
hükmüne tabi olacaktır. Nâfilelerde hayli geniş bir
müsamaha alanı bulunduğundan fakir kimseler, böyle
kusurlu bir hayvanı da kurban edebilirler. Kesim
esnasında meydana gelen kusurlar, hem zengin hem de
fakir için herhangi bir engel oluşturmaz.

20. Kurban hangi süreler arasında kesilir?
Cevap: Kesim işlemi bayram namazının kılındığı yerlerde
bu namazın ardından başlar. Nitekim Hz. Peygamber “Bu
bayram günümüzde yapacağımız ilk şey bayram
namazını kılmaktır. Sonra döneceğiz ve kurban
keseceğiz. Kim daha önce keserse o sadece ailesine et
götürmüş olur; bunun ibadetle bir ilgisi olmaz”
(Buhârî, “Edâhî”, 1; Müslim, “Edâhî”, 7)
buyurmuştur. Kesim vakti üçüncü (Şâfiîlere göre
dördüncü) günün akşam namazı vaktinin girmesiyle
birlikte sona erer. Bayram namazının kılınmadığı yerlerde
ise kesim işi sabah namazı vaktiyle birlikte başlar.

21. Kurban kesimi için en makbul zaman hangisidir?
Cevap: Başlama ve bitiş vakitleri arasında uzun bir zaman
dilimi bulunmasına rağmen kurban kesiminin ilk gün
ve ayrıca gündüz saatlerinde yapılması tavsiye
edilmiştir. Gerekli tedbirlerin alınması ve aydınlatmanın
sağlanması halinde geceleyin de kurban kesilebilir.

22. Dinî literatürde tezkiye diye isimlendirilen kurban
kesimi nasıl yapılır?
Cevap: Kurbanlık hayvan, ayakları ve başı kıbleye
gelecek biçimde sol yanı üzerine yatırırlır. Kesimden
önce kurban sahibinin “ İnnî veccehtü vechiye lillezî
fatara’s-semâvâti ve’l-arda hanîfen ve mâ ene mine’lmüşrikîn:
Ben yüzümü, gökleri ve yeri yaratan
Allah’a, onun birliğine inanarak çevirdim. Ben asla
müşriklerden değilim!” (el-En‘âm 6/79) ayeti ile “Kul
inne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi
Rabbi’l-âlemîne lâ şerîke leh: De ki, benim namazım,
bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm yalnız
âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. Onun asla eşi-ortağı
yoktur” (el-En‘âm 6/162-163) ayetini okuması ve
kurbanının kabulü yönünde dua etmesi güzel bulunmuştur.
Eğer sahibi kesmiyorsa hem o hem de bizzat kesen
“Bismillâhi Allahu ekber” diyerek Allah’ın adını
anarlar. Gerek kurbanda gerekse kurban dışındaki hayvan
kesimlerinde tezkiye yani kesim işlemi, yemek borusu
(merî) ve nefes borusu (hulkûm) ile birlikte bunların
etrafında bulunan iki damar (vedec) kesilerek yerine
getirilir ve kanın iyice akması sağlanır. Kesilmesi gereken
bu dört şeyden üçünün kesilmesi de yeterli bulunmuştur.

23. Izdırârî kesim nedir?
Cevap: Bazen elde olmayan sebeplerle hayvanı başka
türlü kesmek de söz konusu olabilir. Mesela kaçan ve bir
kuyuya düşen ya da bir yere başıyla sıkışan ve
çıkarılamayan hayvanın kesimi ile karşılaşılabilir.
Böyle durumlarda hayvanın damarlarındaki kanın
boşalmasını sağlayacak en uygun kesim şekli hangisi
ise o tercih edilmek kaydıyla herhangi bir yerinden
kesilir. Ancak zorunluluk halinde başvurulabileceği için
bu tür işlemlere ızdırârî kesim denmiştir.

24. Kurban kesimi ile ilgili mekruhlar nelerdir?
Cevap: Kesim sırasında sağlık ve temizlik şartlarına
riayet edilmemesi, hayvana eziyet edilmesi, kesim
yerine ayaklarından sürüklenerek götürülmesi, yere
yatırdıktan sonra bıçakların bilenmesi, daha tam anlamıyla
soğumadan ve kan akmadan başının ayrılması ve
yüzülmeye başlanması, kurban atıklarının orta yerde
bırakılması mekruhtur.

25. Başlıca kaç çeşit kurban vardır?
Cevap: Başlıca beş çeşittir:
1- Adak/nezir kurbanı
2- Akîka kurbanı
3- Nesîke kurbanı
4- Hedy kurbanı
5- Kutlama veya şükür kurban.

26. Vasiyeti olmadıkça ölmüş bir kişi adına kurban
kesilmesine karşı genel bakış nasıldır?
Cevap: Vasiyeti olmadıkça ölmüş bir kişi adına
kurban kesilmesi doğru bulunmamıştır. İslâmın
sorumluluk/teklif anlayışına göre kişi ancak kendi
amelinin karşılığını görebilir (et-Tûr 52/21; en-Necm
53/39; el-Müddessir 74/38). Dolayısıyla yapılan bedenî
ya da malî ibadetlerden sadece yapanlar sevap
kazanırlar. Fakat ardından kurban kesilmesi yönünde bir
vasiyeti varsa, parası, ölenin kendi malından alınmak
üzere bu vasiyeti yerine getirilir. Bu itibarla, son
zamanlarda yaygınlık kazanan para toplayarak Hz.
Peygamber ve ehl-i beyti adına kurban kesilmesi âdetinin
söz konusu ilkeyle uyumlu olmadığı ve terkedilmesi
gerektiği söylenmelidir.

27. Kurbanlık hayvanın satımı ve alımı ile ilgili hüküm
nedir?
Cevap: Kurbanlık hayvanın satımı ve alımı, diğer meşru
malların satım ve alımı gibidir. Pazarlık câizdir, vadeli
satışı yapılabilir, faize bulaşmamak kaydıyla ödemesi
kredi kartı ile yapılabilir. Birim fiyatının belirlenmesi
şartıyla canlı kilo veya karkas et kilo olarak satılması da
câizdir. Karkas olarak satımında net fiyatın kesim
sonrasında ortaya çıkacak olması, satım akdine zarar
vermez. Çünkü tarafları nizaya götürmeyecek ölçüde
birim fiyat belirlenmiş ve karşılıklı rıza sağlanmıştır.

28. Kurbanla ilgili başlıca hurafeler nelerdir?
Cevap: Kurban kesildikten sonra kurban namazı adıyla
herhangi bir namaz kılınmaz. Böyle bir namazın aslı
yoktur. Konuyla ilgili olarak aktarılan rivayetler
uydurmadır. Aynı şekilde, kesilen kurbanın kanının alına
veya yüze sürülmesi de doğru değildir. Kaldı ki, akan
kan necistir ve birçok hastalığın da sebebidir.

ADAK

29. Adak nedir?
Cevap: Fıkıh kitaplarında nezr (çoğulu: nüzûr) terimiyle
anlatılan adak, dinen yükümlü olunmadığı halde, Yüce
Allah’a farz veya vacip cinsinden bir ibadeti yapma sözü
vermektir.

30. İnsanlar ne gibi adaklarda bulunurlar ve bunların
hangisi daha makbuldür?
Cevap: İnsanlar daha çok umulan sonuçları elde etmek
veya korkulan şeylerden emin olmak için adakta
bulunurlar. Burada beşer olarak acziyeti hissetme ve Yüce
Yaratıcı’dan yardım dileme söz konusudur. Bununla
birlikte herhangi bir beklenti hesabı olmaksızın da nezirde
bulunulabilir. Söz gelimi “Adağım olsun ki, yarın Allah
için sekiz rekât gece namazı kılacağım” veya “Allah
rızası için fakirlere şu kadar sadaka vereceğim”
cümlelerinde olduğu gibi. Esasen nezrin yani adağın bu
şekli daha makbuldür.

31. Hanefî ve Şafîlerin adağa karşı bakış açılarında ne
gibi bir farklılık vardır?
Cevap: Hanefîler Allah’a itaat ve yakınlaşma amacı
taşıyan ibadetlerin nezredilmesini mubah saymışlardır.
Hatta sonuç itibariyle sevap kazandıran bir davranışa
vesile olduğu için adakta bulunmanın müstehab olduğunu
söyleyen âlimler de vardır. Bu olumlu yaklaşımlara karşın
başta Şâfiîler olmak üzere diğer mezhepler, adakta
bulunmanın mekruh olduğunu kabul etmişlerdir.
Çoğunluğun bu doğrultudaki kabulünde, Hz.
Peygamber’in adağın fayda sağlamayacağı, kaderi
değiştirmeyeceği yönündeki olumsuz tavrı etkili olmuştur.

32. Adakla ilgili fıkhî hüküm nedir?
Cevap: Şu ifade edilmelidir ki, gerek Kur’ân gerekse
Sünnet’te adakta bulunulmasını tavsiye eden açık bir
hüküm yoktur. Hatta bazı cümlelerinden Hz.
Peygamber’in böyle uygulamaları aslında çok da uygun
bulmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim bir hadis-i şerifte
şöyle buyurmuştur: “Adak hiçbir şeyi değiştirmez. Sadece
cimrinin malını eksiltmiş olur.” (Buhârî, “Eyman”, 26;
Müslim, “Nezr”, 2). Fakat adanılan ibadetlerin yerine
getirilmesi gerektiği de Kur’ân ve Sünnet ile sabit
olan bir hükümdür. Yüce Allah “Siz bir harcama yapar
yahut bir adak adarsanız Allah onu mutlaka bilir...” (elBakara
2/270); “Bu kullar, sözlerinde durup adaklarını
yerine getirirler ve şiddeti her bir yanı kaplayan günden
korkarlar.” (el-İnsan 76/7) gibi tesbit ifadeleri
yanında “...Adaklarını yerine getirsinler!..”
buyruğuyla bu yükümlülüğü koymuştur. Hz.
Peygamber de “Allah’a itaati gerektiren bir hayır iş ve
ibadet adayan kimse adağını yerine getirsin! Allah’a
günah işlemeyi gerektiren bir adakta bulunan kimse ise
Allah’a isyan etmesin!” buyurmuştur. (Buhârî, “Eyman”,
26, 27). Ahde vefa göstermek yani verilen sözün
gereğini yerine getirmekle ilgili emirler de (mesela elMâide
5/1; en-Nahl 16/91; el-İsrâ 17/34) bu hükmü
ayrıca teyit etmektedir.

33. İslâmiyetten önceki devirlerde adağın yeri var mıdır?
Cevap: Adağın önceki semavî dinlerde de var olduğu
bilinmektedir. Kur’ân, Hz. Meryem’in annesinin iki ayrı
adağınışöyle kaydeder: “ Hani bir vakitler İmrân’ın
hanımı ‘Ey Rabbim! Şu karnımda taşıdığımı
(Meryem’i) özgür olarak yalnızca sana adadım. Bunu
benden kabul et. Şüphesiz sen işiten ve bilensin’
demişti.” (Âl-i İmrân 3/35) ; “...İnsanlardan kimi
görürsen ‘Ben Rahman’a oruç sözü verdim. O
yüzden bugün hiçbir insanla konuşmayacağım’
de!” (Meryem 19/26).

34. Adakla ilgili temel şart nedir?
Cevap: Yerine getirilecek eylem bir ibadet
olduğundan, ibadetlerin geçerliliği için aranan şu iki
temel şart, adakta bulunan kimsede de aranmıştır:
1- Müslüman olmak,
2- Aklı başında ve bülûğa ermiş olma.

35. Allah’ın âlemde olup bitenler hakkında bilgi sahibi
olması kısaca nasıl açıklanabilir?
Cevap: Adak konusunda aranan şartlar ise şunlardır:
1- Adanan şeyin cinsinden farz veya vacip bir ibadet
bulunmalıdır.
2- Adanan şey, kişinin ileride zaten yapmakla
yükümlü olacağı bir ibadet olmamalıdır.
3- Adanan şey başka bir farz veya vacibe bağlı bir
ibadet olmamalıdır.
4- Adanan şeyin yerine getirilmesi imkânsız
olmamalıdır.

36. Bir şarta bağlı olup olmaması açısından adak kaça
ayrılır?
Cevap: Adak bir şarta bağlı olup olmaması açısından
ikiye ayrılır:
1- Bir şarta bağlı olmayan adağa mutlak adak denir.
“Allah rızası için kurban keseceğim; üç gün oruç
tutacağım” gibi. Bunlar adandıktan hemen sonra
gerekli hale gelir ve geciktirilmeden yerine
getirilmesi müstehab olur.
2- Bir şarta bağlı olan adağa mukayyed veya
muallâk adak denir.

37. Yerine getirilmesi ileride gelecek belirli bir zamana
bağlanan adakla ilgili görüşler nelerdir?
Cevap: Yerine getirilmesi ileride gelecek belirli bir
zamana bağlanan, mesela “Recep ayında oruç tutmak
adağım olsun” gibi adaklarda Hanefîlere göre
belirlenen zaman önemli değildir; vaktinden önce de adak
yerine getirilebilir. Şâfiîler ile birlikte diğer bazı
mezhepler ise söz konusu tarihin bağlayıcı olduğunu ve
adağın ancak o tarihte yerine getirilebileceğini
söylemişlerdir. Eğer zamana bağlanmış adak, sadaka gibi
malî ibadetlerden olursa, fakirlerin bir an önce istifade
etmelerini sağlamak amacıyla, zamanından önce de yerine
getirilebileceği hususunda görüş birliği vardır.

 

Bunlarda İlginizi Çekebilir

  Konu / Başlatan replies Son İleti
0 replies
324 views
Son İleti 16 Ekim 2017, 09:40:55
Gönderen: Ders Hocası
0 replies
449 views
Son İleti 16 Ekim 2017, 10:48:20
Gönderen: Ders Hocası
0 replies
361 views
Son İleti 16 Ekim 2017, 10:53:56
Gönderen: Ders Hocası
0 replies
359 views
Son İleti 16 Ekim 2017, 10:58:49
Gönderen: Ders Hocası
0 replies
411 views
Son İleti 16 Ekim 2017, 11:03:12
Gönderen: Ders Hocası
0 replies
278 views
Son İleti 21 Aralık 2017, 09:57:17
Gönderen: Ders Hocası
0 replies
494 views
Son İleti 21 Aralık 2017, 10:22:54
Gönderen: Ders Hocası
0 replies
413 views
Son İleti 21 Aralık 2017, 10:28:01
Gönderen: Ders Hocası
0 replies
300 views
Son İleti 21 Aralık 2017, 10:38:22
Gönderen: Ders Hocası
0 replies
355 views
Son İleti 21 Aralık 2017, 10:44:42
Gönderen: Ders Hocası