Osmanlıca-Türkçe Sözlük

  • 64 replies
  • 32007 views

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı Şeyma©

  • *
  • 3454
  • +402/-0
  • Cinsiyet: Bayan
    • Uyanan Gençlik
Ynt: Osmanlıca-Türkçe Sözlük
« Yanıtla #60 : 19 Ocak 2010, 12:10:44 »



-V-

va’d (A) [ وعد ] vaat
va’d edilmek vaat edilmek
va’d etmek vaat etmek
va’z (A) [ وعظ ] vaaz, dinî öğüt
vâbeste (F) [ وابسته ] bağlı
vâbestegân (F) [ وابستگان ] bağlılar
vâcib (A) [ واجب ] gerekli
vâcib olmak gerekmek
vâcibât (A) [ واجبات ] gerekenler, yapılması gerekli olanlar
vâcibe (A) [ واجبه ] gereken, yapılması gerekli olan
vâcibülîfâ (A) [ واجب الایفا ] yapılması gereken, yerine getirilmesi gereken
vâcibülvücûd (A) [ واجب الوجود ] Tanrı
vâcid (A) [ 1 [ واجد Tanrı 2meydana getiren
vâdî (A) [ 1 [ وادی vadi 2nehir yatağı 2saha, alan
vâfir (A) [ وافر ] bol
vâh (A) [ واه ] vah, yazık
vâha (A) [ واحه ] vaha, çöl ortasındaki yeşil alan
vahâmet (A) [ وخامت ] korkunçluk, vehamet, tehlikeli durum
vâhasretâ (A) [ واحسرتا ] eyvahlar olsun
vâhayfâ (A) [ واحيفا ] yazıklar olsun, eyvahlar olsun, vah vah
vahdânî (A) [ وحدانی ] Tanrı’nın birliği ile ilgili
vahdâniyyet (A) [ وحدانيت ] Tanrı’nın tekliği
vahdet (A) [ 1 [ وحدت teklik 2birlik, beraberlik
vâhî (A) [ واهی ] yararsız
vâhid (A) [ واحد ] tek, bir tane
vahîd (A) [ وحيد ] tek, biricik
vahîm (A) [ وخيم ] korkunç
vahş (A) [ وحش ] yabanıl
vahşet (A) [ 1 [ وحشت yabanîlik 2korku
vahşetengîz (A-F) [ وحشت انگيز ] korkunç, korku salan
vahşetnâk (A-F) [ 1 [ وحشتناک korkunç 2ıssız
vahşî (A) [ 1 [ وحشی yabanî 2acımasız
vahy (A) [ وحی ] vahiy
vâiz (A) [ واعظ ] vaaz veren, dinî öğütler eden
vâjgûn (F) [ واژگون ] baş aşağı, tepetakla, tersyüz olmuş
vak’a (A) [ 1 [ وقعه olay 2savaş
vak’anüvis (A-F) [ وقعه نویس ] tarih yazarı
vak’anüvîsân (A-F) [ وقعه نویسان ] tarih yazarları
vakar (A) [ وقار ] ağırbaşlılık
vakâyi’ (A) [ وقایع ] olaylar
vakf (A) [ 1 [ وقف durma, duruş 2durdurma 3vakıf 4adama
vakfe (A) [ وقفه ] durma, duraklama
vakfegâh (A-F) [ وقفه گاه ] durulacak yer, durak
vakfiyye (A) [ وقفيه ] vakıf belgesi
vâkıa (A) [ 1 [ واقعه olay 2gerçek
vâkıât (A) [ واقعات ] olaylar
vâkıf (A) [ 1 [ واقف vakfeden 2anlamak, bilmek
vâki (A) [ واقع ] olan, meydana gelen, gerçekleşmiş olan
vâki’ olmak 1olmak, meydana gelmek, gerçekleşmek 2bulunmak, yer almak
vakiyye (A) [ وقيه ] okka
vakt (A) [ وقت ] vakit
vaktâki (A-F) [ وقتاکه ] –diği zaman
vakûr (A) [ وقور ] ağırbaşlı
vakûrâne (A-F) [ وقورانه ] ağırbaşlılıkla
vâlâ (F) [ والا ] yüksek, yüce
vâlâcâh (F) [ والاجاه ] yüksek mevki sahibi
vâlâkadr (F-A) [ والاقدر ] saygıdeğer
vâlid (A) [ 1 [ والد baba 2yol açan, doğuran
vâlide (A) [ والده ] anne, ana
vâlideyn (A) [ والدین ] anababa
vâlih (A) [ واله ] şaşkın
vâliyân (A-F) [ واليان ] valiler
vâm (F) [ وام ] borç
vâmdâr (F) [ وامدار ] borçlu
vâmhâh (F) [ وامخواه ] alacaklı
vâpesin (F) [ واپسين ] sonuncu
vâr (F) [ وار ] gibi, benzer
varak (A) [ 1 [ ورق yaprak 2kağıt 3plaka
varaka (A) [ 1 [ ورقه belge 2bir yaprak
varakpâre (A-F) [ 1 [ ورق پاره kağıt parçası 2pusula, not
vâreste (F) [ 1 [ وارسته kurtulmuş, rahat 2uzak
vârî (F) [ واری ] gibi
vârid (A) [ 1 [ وارد gelen, ulaşan 2sözkonusu
vâridât (A) [ واردات ] kazanç, gelir
vâride (A) [ 1 [ وارده gelen, ulaşan 2akla gelen
vâris (A) [ وارث ] mirasçı
varta (A) [ 1 [ ورطه uçurum 2tehlike
vârûn (F) [ وارون ] ters, başaşağı
vârûne (F) [ وارونه ] ters, başaşağı
vasat (A) [ 1 [ وسط orta 2ortalama
vasatî (A) [ 1 [ وسطی ortalama 2orta
vasf (A) [ 1 [ وصف nitelik, özellik 2övgü
vâsıl (A) [ واصل ] ulaşan, kavuşan, gelen
vâsıl olmak ulaşmak, kavuşmak
vâsıta (A) [ 1 [ واسطه aracı 2araç, alet
vâsi’ (A) [ 1 [ واسع geniş 2yaygın 3kapsamlı 4enli 5bol
vasiyyet (A) [ وصيت ] vasiyet
vasiyyetnâme (A-F) [ وصيت نامه ] vasiyet mektubu
vasl (A) [ 1 [ وصل ulaşma 2kavuşma, vuslat 3bağlama, ulama
vassaf (A) [ وصاف ] öven, anlatan, tavsif eden
vassal (A) [ وصال ] ulaştıran
vatan (A) [ وطن ] yurt
vatandaş (A-T) [ وطنداش ] yurttaş
vatanî (A) [ وطنی ] yurt ile ilgili
vatanperver (A-F) [ وطن پرور ] yurtsever
vatanperverâne (A-F) [ وطن پرورانه ] yurtseverce
vâveylâ (A) [ 1 [ واویلا yazık, eyvahlar olsun 2çığlık
vâveylâ düşmek çığlıklar atılmak
vâye (F) [ وایه ] kısmet
vaz’ (A) [ 1 [ وضع koyma, konulma 2bırakma 3atama 4durum, konum
vaz’ -ı haml [ وضع حمل ] doğum
vaz’ -ı kadîm [ وضع قدیم ] eski konum, eski durum
vaz’ -ı yed [ وضع ید ] el koyma
vaz’ -ı yed edilmek el konulmak
vaz’ -ı yed etmek el koymak
vaz’ etmek koymak
vaz’an (A) [ وضعا ] konumu bakımından
vazâif (A) [ وظائف ] görevler, ödevler
vâzı’ (A) [ 1 [ واضع koyan, koyucu 2hazırlayıcı
vâzıh (A) [ واضح ] açık, net
vâzıhan (A) [ واضحا ] açıkça, açık olarak
vazî' (A) [ 1 [ وضيع alçak, aşağı 2mütevazi
vazîfe (A) [ 1 [ وظيفه görev 2ödev
vazîfedâr (A-F) [ وظيفه دار ] görevli
vazîfeşinas (A) [ وظيفه شناس ] görevine düşkün
vaziyet (A) [ وضعيت ] durum, konum

vebâl (A) [ وبال ] günah
vecâhet (A) [ وجاهت ] yüz güzelliği
vecd (A) [ وجد ] coşku
vecdâver (A-F) [ وجدآور ] coşkulu, heyecanlandıran
vech (A) [ 1 [ وجه yüz 2sebep, ilgi, münasebet, vasıta 3yüzey
veche (A) [ 1 [ وجهه yüz 2yön, taraf
vecîbe (A) [ وجيبه ] yapılması gereken, görev
vecîz (A) [ وجيز ] özlü
vecîze (A) [ وجيزه ] özdeyiş
vedâ (A) [ وداع ] ayrılış, ayrılma
vedâyi’ (A) [ ودایع ] emanetler
vedîa (A) [ ودیعه ] emanet
vefâ (A) [ 1 [ وفا sözünde durma 2dostluğu sürdürme
vefâ etmek sözünde durmak, vefa göstermek
vefâdâr (A-F) [ وفادار ] vefalı
vefâkâr (A-F) [ وفاکار ] vefalı
vefât (A) [ وفات ] ölüm
vefât etmek ölmek
vefeyât (A) [ وفيات ] ölümler
vefk (A) [ 1 [ وفق uyum 2uygun
vegayrühü (A) [ وغيره ] ondan başka
vegayrühüm (A) [ وغيرهم ] ondan başkaları
veh (F-A) [ وه ] vah
vehb (A) [ وهب ] bağış, vergi
vehbî (A) [ وهبی ] Tanrı vergisi
vehelümmecerrâ (A) [ و هلم جری ] var gerisini kıyas et
vehhâb (A) [ وهاب ] çok bağışlayıcı Tanrı
vehhâbiyyet (A) [ وهابيت ] vehhâbîlik
vehhâbiyyûn (A) [ وهابيون ] vehhâbîler
vehim (A) [ وهم ] kuruntu
vehleten (A) [ وهلة ] ansızın
vehm (A) [ وهم ] kuruntu
vehmî (A) [ وهمی ] kuruntuya dayalı, evham üstüne kurulmuş
vehmnâk (A-F) [ وهمناک ] kuruntulu
veillâ (A) [ والا ] yoksa, aksi takdirde
vekâhat (A) [ وقاحت ] arsızlık, utanmazlık, hayasızlık
vekâlet (A) [ 1 [ وکالت vekillik 2bakanlık 3avukatlık
vekâleten (A) [ وکالة ] vekil olarak
vekâletnâme (A-F) [ وکالت نامه ] vekillik belgesi
vekâletpenâh (A-F) [ وکالت پناه ] sadrazam
vekâyi’ (A) [ 1 [ وقایع olaylar 2savaşlar
vekıs’alâhâzâ (A) [ وقس علی هذا ] bununla kıyasla
vekil (A) [ 1 [ وکيل avukat 2biri tarafından yetki verilmiş 3bakan
velâdet (A) [ 1 [ ولادت doğum 2doğum günü
velâyet (A) [ 1 [ ولایت velîlik 2dostluk 3otorite
velev (A) [ ولو ] olsa da
velhâsıl (A) [ والحاصل ] kısaca, sözün kısası
velî (A) [ 1 [ ولی ermiş, velî 2çocuktan sorumlu olan
velî (F) [ ولی ] ama, fakat
velîahd (A) [ وليعهد ] veliaht
velîk (F) [ وليک ] ama, ancak
velîkin (F) [ وليکن ] ama, ancak
velîme (A) [ 1 [ وليمه ziyafet 2düğün
velûd (A) [ 1 [ ولود doğurgan 2üretken
velvele (A) [ ولوله ] gürültü patırtı
verâ (A) [ ورا ] öte
verâset (A) [ وراثت ] varislik
verd (A) [ ورد ] gül
verem (A) [ 1 [ ورم şişkinlik, şiş 2verem, tüberküloz
verese (A) [ ورثه ] varisler, mirasçılar
verîd (A) [ ورید ] toplardamar
vesâik (A) [ وثائق ] belgeler
vesâil (A) [ وسائل ] sebepler
vesâit (A) [ 1 [ وسائط araçlar 2aracılar
vesâtet (A) [ وساطت ] aracılık
vesâyâ (A) [ وصایا ] vasiyetler
vesîka (A) [ وثيقه ] belge
vesîle (A) [ 1 [ وسيله sebep, bahane 2yol
vesme (A) [ وسمه ] rastık
vesvese (A) [ وسوسه ] kuruntu
veş (F) [ وش ] gibi
veşak (A) [ وشق ] vaşak
veted (A) [ وتد ] kazık
veter (A) [ 1 [ وتر kiriş 2saz teli
vetîre (A) [ 1 [ وتيره üslup 2süreç 3dar yol
veyl (A) [ ویل ] yazık, yazıklar olsun, eyvahlar olsun
vezâif (A) [ وظائف ] görevler, ödevler
vezân (F) [ وزان ] esen
vezâret (A) [ وزارت ] vezirlik
vezîr (A) [ وزیر ] eskiden bakanlık görevini üstlenen kişi
vezn (A) [ وزن ] ağırlık
vezne (A) [ 1 [ وزنه ağırlık 2tartı 3para gişesi
veznedâr (A-F) [ وزنه دار ] gişe görevlisi

vicâhen (A) [ وجاها ] yüzleşerek, yüzüne karşı
vicâhî (A) [ وجاهی ] yüzyüze
vicdân (A) [ وجدان ] iyi ile kötüyü ayırt edip değerlendirme duygusu
vicdânen (A) [ وجدانا ] vicdan bakımından
vidâd (A) [ 1 [ وداد sevgi 2dostluk
vikâye (A) [ وقایه ] koruma
vikâye etmek korumak, esirgemek, kayırmak
vilâdet (A) [ 1 [ ولادت doğum 2doğum günü
vilâyât (A) [ ولایات ] vilayetler
vildân (A) [ 1 [ ولدان bebekler 2köleler
vîrân (F) [ 1 [ ویران yıkık, harap olmuş 2yıkıntı, harabe
vîrân etmek yıkmak, harap etmek
vîrân olmak 1yıkılmak, harap olmak 2perişan olmak
vîrâne (F) [ ویرانه ] yıkıntı alan, harap yer, harap bina
vîrânî (F) [ ویرانی ] haraplık
vird (A) [ ورد ] dua
vird etmek dua etmek
visâk (A) [ وثاق ] antlaşma
visâl (A) [ 1 [ وصال ulaşma, varma 2kavuşma, vuslat

vufûr (A) [ وفور ] bolluk
vuhûş (A) [ 1 [ وحوش vahşiler 2yaban hayvanları
vukû bulmak meydana gelmek, cereyan etmek, gerçekleşmek
vukû’ (A) [ وقوع ] meydana gelme, cereyan etme
vukûât (A) [ 1 [ وقوعات olaylar 2polisiye olaylar
vukûf (A) [ وقوف ] bir konu hakkında geniş bilgi sahibi olma
vukufsuz (A-T) bilgisiz
vuskâ (A) [ وثقی ] sağlam
vusla (A) [ 1 [ وصله ek 2yama
vuslat (A) [ 1 [ وصلت ulaşma 2kavuşma
vustâ (A) [ وسطی ] orta, iç
vusûl (A) [ وصول ] ulaşma, gelme
vusûl eylemek gelmek, ulaşmak
vuzû (A) [ وضوء ] abdest
vuzûh (A) [ وضوح ] açıklık

vücûb (A) [ وجوب ] gereklilik
vücûd (A) [ 1 [ وجود varlık 2beden 3var oluş
vücûd bulmak meydana gelmek, oluşmak
vücûh (A) [ 1 [ وجوه yüzler 2şekiller, tarzlar 3yüzeyler 4ileri gelenler
vüfûd (A) [ وفود ] elçiler
vüfûr (A) [ وفور ] bolluk
vükelâ (A) [ 1 [ وکلا vekiller 2bakanlar
vülât (A) [ ولات ] valiler
vürûd (A) [ ورود ] giriş, geliş
vürûd etmek girmek, gelmek
vüs’ (A) [ 1 [ وسع genişlik 2kapasite 3takat
vüs’at (A) [ 1 [ وسعت genişlik 2kapasite 3parasal yeterlik 4genlik
vüskâ (A) [ وثقی ] sağlam
vüsûk (A) [ 1 [ وثوق sağlamlık 2güvenilirlik
vüzerâ (A) [ وزرا ] vezirler

*

Çevrimdışı Şeyma©

  • *
  • 3454
  • +402/-0
  • Cinsiyet: Bayan
    • Uyanan Gençlik
Ynt: Osmanlıca-Türkçe Sözlük
« Yanıtla #61 : 19 Ocak 2010, 12:11:05 »
-Y-
yâ (A) [ یا ] ey
yâb (F) [ یاب ] bulan
yâbis (A) [ یابس ] kuru
yâd (F) [ 1 [ یاد hatırlama 2gönül, hatır 3anı, hatıra
yâd edilmek anılmak, hatırlanmak
yâd etmek anmak, hatırlamak
yâdgâr (F) [ 1 [ یادگار anı 2hatıra
yadigâr bk yâdgâr
yağmâ (F) [ یغما ] talan, çapul
yağma eylemek talan etmek, yağmalamak
yağmâger (F) [ یغماگر ] yağmacı
yah (F) [ یخ ] buz
yahbeste (F) [ یخ بسته ] buzlanmış, donmuş
yâhud (F) [ یاخود ] yahut
yâis (A) [ یائس ] umutsuz
yakaza (A) [ یقظه ] uyanıklık
yakîn (A) [ یقين ] kesin bilgi
yakînen (A) [ یقينا ] kesin olarak
yâkût (A) [ 1 [ یاقوت yakut 2dudak
yakzân (A) [ یقظان ] uyanık
yâl (F) [ 1 [ یال yele 2boyun
yâleyte (A) [ یا ليت ] keşke
yâr (F) [ 1 [ یار dost 2sevgili 3arkadaş
yârâ (F) [ یارا ] güç
yârân (F) [ یاران ] dostlar, arkadaşlar
yârî (F) [ 1 [ یاری dostluk 2yardım
yâsemen (F) [ یاسمن ] yasemin
yâve (F) [ یاوه ] zırva, saçma
yâvegû (F) [ یاوه گو ] zırvalayan, saçmalayan
yâver (F) [ یاور ] yardımcı
yâzdeh (F) [ یازده ] onbir

ye’s (A) [ یأس ] umutsuzluk
ye’sefzâ (A-F) [ یأس افزا ] üzücü
yebânî (F) [ 1 [ یبانی yabanıl 2ürkek 3kaba
yed (A) [ 1 [ ید el 2güç
yegân (F) [ یگان ] birler
yegân yegân (F) [ یگان یگان ] bir bir, tek tek
yegâne (F) [ یگانه ] biricik
yegânegî (F) [ یگانگی ] birlik, teklik
yek (F) [ یک ] bir
yekbeyek (F) [ یک بيک ] bir bir, birer birer
yekcihet (F-A) [ 1 [ یک جهت tek yön 2aynı görüşlü
yekcins (F-A) [ یک جنس ] aynı türden
yekdîger (F) [ یک دیگر ] birbiri
yekdil (F) [ یک دل ] bir gönül
yeknazarda (F-A-T) ilk bakışta, bir bakışta
yekpâre (F) [ 1 [ یک پاره tek parça 2bütün
yeksân (F) [ 1 [ یکسان bir şekilde 2birlikte
yekseviye (F-A) [ یک سویه ] aynı düzeyde, eşit seviyeli
yekşenbe (F) [ یک شنبه ] pazar
yektene (F) [ یک تنه ] tek başına
yekûn (A) [ یکون ] toplam
yel (F) [ یل ] yiğit
yeldâ (F) [ یلدا ] uzun
yemîn (A) [ 1 [ یمين sağ, sağ yön 2ant, yemin
yesâr (A) [ یسار ] sol, sol taraf
yesîr (A) [ یسير ] kolay
yetîm (A) [ یتيم ] biricik, tek 2yetim
yetîme (A) [ یتيمه ] yetim kız çocuğu
yetîmhâne (A-F) [ یتيم خانه ] yetimler evi
yevâkît (A) [ یواقيت ] yakutlar
yevm (A) [ یوم ] gün
yevmenfeyevmen (A) [ یوما فيوما ] günden güne
yevmî (A) [ یومی ] günlük, gündelik
yevmiyye (A) [ یومی ] gündelik ücret
yezdân (F) [ یزدان ] Tanrı

yubûset (A) [ یبوست ] kuruluk
yûğ (F) [ یوغ ] boyunduruk
yûz (F) [ یوز ] pars

yübûset (A) [ یبوست ] kuruluk
yümkin (A) [ یمکن ] mümkün, olabilir, olası
yümn (A) [ یمن ] uğur
yümnâ (A) [ یمنی ] sağ taraf
yümnî (A) [ یمنی ] uğurlu
yüsr (A) [ 1 [ یسر kolaylık 2zenginlik
yüsrâ (A) [ یسری ] sol taraf

*

Çevrimdışı Şeyma©

  • *
  • 3454
  • +402/-0
  • Cinsiyet: Bayan
    • Uyanan Gençlik
Ynt: Osmanlıca-Türkçe Sözlük
« Yanıtla #62 : 19 Ocak 2010, 12:11:35 »
-Z-

za’f (A) [ ضعف ] zayıflık, zaaf
za’f gelmek zayıflamak
za’ferân (A) [ زعفران ] safran
za’fî (A) [ ضعفی ] zayıflıkla ilgili, zaaf ile ilgili
za’fiyyet (A) [ ضعفيت ] zayıflık, zafiyet
zâbıta (A) [ ضابطه ] güvenlik görevlisi
zâbih (A) [ ذابح ] boğazlayan
zâbit (A) [ ضابط ] subay
zâbitân (A-F) [ ضابطان ] subaylar
zabt (A) [ 1 [ ضبط tutma 2ele geçirme 3kavrama
zabt edilmek ele geçirilmek
zabt etmek ele geçirmek
zabtiye nâzırı emniyet genel müdürü
zabtiye nezâreti emniyet genel müdürlüğü
zabtiyye (A) [ ضبطيه ] güvenlik güçleri, polis, jandarma
zabtnâme (A-F) [ ضبط نامه ] tutanak, zabıt yazısı
zabtürabt (A) [ ضبط و ربط ] disiplin
zâc (A) [ زاج ] göztaşı
zâd (A) [ زاد ] azık
zâd (F) [ 1 [ زاد doğmuş 2doğum
zâde (F) [ 1 [ زاده doğmuş 2evlat
zâdegân (F) [ زادگان ] soylular, aristokratlar
zâdgegânlık satmak soyluluk taslamak
zafer (A) [ ظفر ] üstünlük kazanma
zaferyâb (A-F) [ ظفریاب ] üstünlük kazanan, muzaffer olan
zaferyâb olmak üstünlük kazanmak, muzaffer olmak
zâğ (F) [ زاغ ] karga
zağan (F) [ زغن ] çaylak
zahâir (A) [ ذخائر ] zahireler
zâhib (A) [ 1 [ ذاهب giden 2sanıya kapılan
zâhib olmak 1gitmek 2sanıya kapılmak
zâhid (A) [ زاهد ] aşırı dindar, zühd ile uğraşan
zâhidâne (A-F) [ زاهدانه ] zahitçe
zâhir (A) [ 1 [ ظاهر ortaya çıkan, görünen, zuhur eden 2belli, açık, aşikâr
3sanırım 4görünüş, dış yüz
zâhir olmak ortaya çıkmak, görünmek, zuhur etmek
zâhirbîn (A-F) [ ظاهربين ] sadece görünüşe bakan
zahîre (A) [ ذخيره ] depolanmış erzak
zâhiren (A) [ ظاهرا ] görünüşte, görünüşe göre
zâhirî (A) [ ظاهری ] dış görünüş ile ilgili, görünüşteki
zâhirperest (A-F) [ ظاهرپرست ] sadece dış görünüşe bakan
zahm (F) [ زخم ] yara
zahmdâr (F) [ زخمدار ] yaralı
zahme (F) [ 1 [ زخمه vuruş 2yara 3tezene, mızrap
zahmet (A) [ 1 [ زحمت sıkıntı, meşakkat 2güç
zahmzede (F) [ زخم زده ] yaralı
zahr (A) [ 1 [ ظهر sırt, arka 2arka yüz
zahriye (A) [ ظهریه ] kağıdın arka yüzündeki yazı
zâid (A) [ 1 [ زائد artık 2artan 3artı 4gereksiz
zaîf (A) [ ضعيف ] zayıf, güçsüz
zâik (A) [ ذائق ] tadan, tadına varan
zâika (A) [ ذائقه ] tat alma duyusu
zâil (A) [ زائل ] yok olan, yok olucu
zâil olmak yok olmak, ortadan kalkmak
zâir (A) [ زائر ] ziyaretçi
zâkir (A) [ ذاکر ] zikreden
zakkûm (A) [ 1 [ زقوم zakkum ağacı 2zıkkım
zâl (F) [ زال ] saçları ağarmış, ihtiyar
zalâm (A) [ ظلام ] karanlık
zâlim (A) [ ظالم ] zulüm eden
zâlimâne (A-F) [ ظالمانه ] zalimce
zamâim (A) [ ضمائم ] ekler
zamâne (A) [ 1 [ زمانه devir 2felek
zamîme (A) [ ضميمه ] ek
zamimeten (A) [ ضميمة ] ek olarak
zâmin (A) [ ضامن ] tazmin eden
zamîr (A) [ 1 [ ضمير gönül 2iç 3zamir, adıl
zamm (A) [ ضم ] ekleme, arttırma
zamm edilmek eklenmek, arttırılmak
zamm etmek eklemek, arttırmak
zamm olunmak eklenmek, ilave edilmek
zamme (A) [ ضمه ] ötre
zan (A) [ ظن ] zan, sanı
zanbak (A) [ زنبق ] zambak
zanîn (A) [ ظنين ] zan altında bulunan
zann (A) [ ظن ] zan, sanı
zannedilmek sanılmak
zannetmek sanmak
zânû (F) [ زانو ] diz
zapt bk zabt
zapt edilmek ele geçirmek
zapt etmek ele geçirmek
zaptiye bk zabtiyye
zâr (F) [ 1 [ زار perişan, ağlayan, inleyen 2inilti
zâr (F) [ زار ] yer
zâr etmek ağlayıp inlemek
zâr olmak ağlayıp inlemek
zarâfet (A) [ ظرافت ] zariflik
zarar (A) [ ضرر ] ziyan
zarardîde (A-F) [ ضرردیده ] zarar gören
zarb (A) [ ضرب ] vuruş
zarbhâne (A-F) [ ضرب خانه ] darphane
zarf (A) [ 1 [ ظرف kap 2mektup zarfı 3zarf
zarfiyyet (A) [ ظرفيت ] kapasite
zârî (F) [ زاری ] inleme, zar zar ağlama
zâri’ (A) [ زارع ] ekici, çiftçi
zarîf (A) [ ظریف ] zarafet sahibi, nazik, nüktedan
zarîfâne (A-F) [ ظریفانه ] zarifçe
zarûrât (A) [ ضرورات ] sıkıntılar, mecburiyetler
zarûret (A) [ 1 [ ضرورت sıkıntı 2yoksulluk 3zorunluluk
zarûrî (A) [ ضروری ] zorunlu
zarûriyyât (A) [ ضروریات ] zorunluluklar
zât (A) [ 1 [ ذات kişi 2kendi
zâten (A) [ ذاتا ] aslında
zâtî (A) [ ذاتی ] kişisel
zâtülcenb (A) [ ذات الجنب ] akciğer zarı iltihabı, zatülcenp
zâtürrie (A) [ ذات الرئه ] zatürriye, akciğer iltihabı
zav’ (A) [ ضوء ] ışık
zavâhir (A) [ ظواهر ] dış yüzler
zâviye (A) [ 1 [ زاویه açı 2köşe 3küçük tekke
zâyi’ (A) [ ضایع ] kaybolan
zâyi’ etmek kaybetmek, yitirmek
zâyi’ olmak kaybolmak, yitmek
zâyi’ât (A) [ ضایعات ] kayıplar

zebân (F) [ زبان ] dil
zebândıraz (F) [ زبان دراز ] dili uzun
zebâne (F) [ 1 [ زبانه yalaz 2dilimsi
zebânzed (F) [ زبانزد ] ünlü, dillerde dolaşan
zeber (F) [ زبر ] üst
zebercedî (A) [ زبرجدی ] fıstık yeşili
zebh (A) [ ذبح ] boğazlama
zebh edilmek boğazlanmak, kesilmek
zebh etmek boğazlamak, kesmek
zebîh (A) [ ذبيح ] kesilmiş hayvan, boğazlanmış
zebîl (A) [ 1 [ زبيل pislik 2gübre
zebûn (F) [ 1 [ زبون alçak 2aciz, zavallı 3güçsüz
zebûn etmek 1alçaltmak 2aciz bırakmak 3güçsüz bırakmak
zebûn olmak 1alçalmak 2aciz kalmak 3güçsüz kalmak
zecr (A) [ 1 [ زجر zorlama 2eziyet etme
zecrî (A) [ زجری ] zorlayarak, zorlayıcı
zede (F) [ 1 [ زده vurmuş, dövmüş 2vurulmuş, dövülmüş 3uğramış, müptela
olmuş
zehâb (A) [ 1 [ ذهاب gidiş 2sanıya kapılma
zeheb (A) [ ذهب ] altın
zehr (A) [ زهر ] çiçek
zehr (F) [ زهر ] zehir, ağı
zehre (A) [ زهره ] çiçek
zehrhand (F) [ زهرخند ] acı gülüş
zehrnâk (F) [ زهرناک ] zehirli
zekâ (A) [ ذکا ] zekilik
zekan (A) [ زقن ] çene
zekâvet (A) [ ذکاوت ] zekilik
zeker (A) [ 1 [ ذکر erkek 2erkeklik üreme organı
zelâzil (A) [ زلازل ] depremler
zelîl (A) [ ذليل ] düşkün, zavallı
zell (A) [ زل ] sürçme, kayma
zelzele (A) [ زلزله ] deprem
zemân (A) [ 1 [ زمان zaman 2çağ 3süre
zemâne (A) [ 1 [ زمانه devir 2felek
zemherîr (A) [ زمهریر ] karakış
zemîm (A) [ ذميم ] kötü
zemîn (F) [ 1 [ زمين yer 2dünya 3fon 4konu, alan
zeminbûsî (F) [ زمين بوسی ] saygı ile yer öpme
zemistan (F) [ زمستان ] kış
zemistânî (F) [ زمستانی ] kışlık
zemm (A) [ ذم ] kötüleme, yerme
zemm edilmek kötülenmek, yerilmek
zemm etmek kötülemek, yermek
zemzeme (A) [ 1 [ زمزمه melodi 2mırıltı
zen (F) [ زن ] kadın
zenâdıka (A) [ زنادقه ] zındıklar
zenâne (F) [ 1 [ زنانه kadınca, kadınsı 2kadın işi
zenb (A) [ ذنب ] suç, günah
zenbîl (A) [ زنبيل ] zembil
zenbûrek (F) [ زنبورک ] zemberek
zencebîl (A) [ زنجبيل ] zencefil
zencî (A) [ زنجی ] siyahî, zenci
zencîr (F) [ زنجير ] zincir
zencîrî (F) [ 1 [ زنجيری zincirli 2zincirlik deli
zendeka (A) [ زندقه ] zındıklık
zendost (F) [ زن دوست ] zampara
zeneb (A) [ ذنب ] kuyruk
zenehdân (F) [ زنخدان ] çene
zeng (F) [ 1 [ زنگ zil 2pas
zengî (F) [ زنگی ] zenci, siyahî
zengûle (F) [ 1 [ زنگوله çan 2çıngırak
zenne (F) [ زنه ] kadın rolünü üstlenen erkek sanatçı
zenperest (F) [ زن پرست ] kadın düşkünü
zer (F) [ 1 [ زر altın 2akçe
zer’ (A) [ زرع ] ekim
zerâfe (A) [ زرافه ] zürafa
zerbâf (F) [ زرباف ] sırmacı
zerd (F) [ زرد ] sarı
zerdâlû (F) [ زردالو ] zerdali
zerde (F) [ 1 [ زرده zerde 2sarılık 3safran
zerdûz (F) [ زردوز ] sırmacı
zerefşân (F) [ زرافشان ] altın saçılmış, altın yaldızlı
zerger (F) [ زرگر ] kuyumcu
zerharîd (F) [ زرخرید ] köle
zerîn (F) [ زرین ] altından
zerk (A) [ زرق ] deri altına verme, şırınga etme
zerr⒠(A) [ زراع ] ekici, çiftçi
zerrâk (A) [ زراق ] ikiyüzlü
zerrât (A) [ ذرات ] zerreler
zerre (A) [ 1 [ ذره en küçük parça, molekül 2azıcık, birazcık
zerreşikâf (A-F) [ ذره شکاف ] kılı kırk yaran
zerrin (F) [ زرین ] altından
zevâl (A) [ 1 [ زوال yok olma, yok oluş 2batma 3öğle
zevâlnâpezîr (A-F) [ زوال ناپذیر ] yok olmayan, kalıcı
zevâlpezîr (A-F) [ زوالپذیر ] yok olucu, fani
zevât (A) [ ذوات ] kişiler
zevâyâ (A) [ 1 [ زوایا açılar 2köşeler 3küçük tekkeler, zaviyeler
zevc (A) [ 1 [ زوج koca 2çiftin teki
zevcât (A) [ زوجات ] nikahlı kadınlar, karılar
zevce (A) [ زوجه ] nikahlı kadın, karı
zevceteyn (A) [ زوجتين ] karıkoca
zevceyn (A) [ زوجين ] karıkoca
zevciyet (A) [ زوجيت ] eşlik
zevebân (A) [ ذوبان ] erime
zevk (A) [ 1 [ ذوق beğeni, hoşlanma 2tat
zevkbahş (A-F) [ ذوق بخش ] zevk veren
zevrak (A) [ زورق ] kayık
zeyl (A) [ 1 [ ذیل ek, zeyil 2etek
zeylen (A) [ ذیلا ] ek olarak
zeyn (A) [ زین ] süs
zeyn olmak süslenmek
zeytûn (A) [ زیتون ] zeytin

zıdd (A) [ ضد ] zıt, karşıt
zıddiyyet (A) [ ضدیت ] zıtlık, karşıtlık
zılâl (A) [ ظلال ] gölgeler
zıll (A) [ ظل ] gölge
zımnen (A) [ ضمنا ] bu arada, dolayısıyla
zımnî (A) [ ضمنی ] dolaylı, üstü kapalı
zırh (F) [ زره ] zırh
zırhpûş (F) [ زره پوش ] zırhlı
zıy⒠(A) [ ضياع ] kaybolma
zıy⒠(A) [ ضياء ] çiftlikler

zî (A) [ ذی ] sahip
zi’b (A) [ ذئب ] kurt
zîbâyî (F) [ زیبایی ] güzellik
zîbâ (F) [ زیبا ] güzel
zîbak (A) [ زیبق ] cıva
zîc (A) [ زیج ] yıldız atlası
zifâf (A) [ زفاف ] gerdek
zih (F) [ زه ] kiriş
zîhayât (A) [ ذی حيات ] canlı
zihgîr (F) [ زهگير ] okçu yüzüğü
zihî (F) [ زهی ] ne güzel, bravo
zihin (A) [ ذهن ] zihin
zihn (A) [ ذهن ] zihin
zihnen (A) [ ذهنا ] zihin yoluyla
zihnî (A) [ ذهنی ] sihinsel
zihniyyet (A) [ ذهنيت ] düşünce tarzı, anlayış
zîk (A) [ ضيق ] darlık

*

Çevrimdışı Şeyma©

  • *
  • 3454
  • +402/-0
  • Cinsiyet: Bayan
    • Uyanan Gençlik
Ynt: Osmanlıca-Türkçe Sözlük
« Yanıtla #63 : 19 Ocak 2010, 12:12:21 »
zîkıymet (A) [ ذی قيمت ] değerli
zikr (A) [ ذکر ] zikir, anma
zikr etmek anmak
zikr olunmak anılmak, zikredilmek
zîkudret (A) [ ذی قدرت ] güçlü, kudretli
zillet (A) [ ذلت ] düşkünlük, aşağılık, alçaklık
zilzâl (A) [ زلزال ] sarsıntı
zimâm (A) [ زمام ] yular
zimâmdâr (A-F) [ 1 [ زمامدار yular tutan 2işleri yürüten, sorumlu
zîmedhal (A) [ ذی مدخل ] müdahalesi olan
zimmet (A) [ ذمت ] elde tutma zorunluluğu
zîn (F) [ زین ] eyer
zin⒠(A) [ زناء ] zina, nikahsız cinsel ilişki
zinâkâr (A-F) [ زناکار ] zina eden
zencîrbend (F) [ زنجيربند ] zincire vurulmuş
zencîrbend edilmek zincire vurulmak
zindân (F) [ زندان ] hapishane
zindânî (F) [ 1 [ زندانی zindancı 2mahpus
zinde (F) [ 1 [ زنده diri, canlı 2sağlığı yerinde
zindegânî (F) [ زندگانی ] yaşam
zindîk (A) [ زندیق ] zındık
zînet (A) [ زینت ] ziynet, süs
zinhâr (F) [ زنهار ] sakın
zîr (F) [ زیر ] alt, aşağı
zîrâ (F) [ زیرا ] çünkü
zir⒠(A) [ 75-90 [ ذراع cm lik bir uzunluk ölçüsü birimi, dirsek ile orta parmak
ucu arasındaki uzaklık
zirâ’at (A) [ زراعت ] tarım
zirâ’î (A) [ زراعی ] tarımsal
zirâ’at nezareti tarım bakanlığı
zîrdest (F) [ زیردست ] el altındaki, emir altındaki, ast
zîre (F) [ زیره ] kimyon
zîrek (F) [ زیرک ] uyanık, zeyrek
zîrîn (F) [ زیرین ] alttaki
zîrûh (A) [ ذی روح ] canlı
zîrüzeber (F) [ زیر و زبر ] altüst
zîrüzeber etmek altüst etmek, yerle bir etmek
zîrüzeber olmak altüst olmak, yerle bir olmak
zirve (A) [ زروه ] doruk
zîşan (A) [ ذی شان ] şerefli
zişt (F) [ زشت ] çirkin
ziştî (F) [ زشتی ] çirkinlik
zîvekâr (A) [ ذی وقار ] ağırbaşlı
zîver (F) [ 1 [ زیور süs 2ziynet, takı
ziy⒠(A) [ ضياء ] ışık
ziyâdâr (A-F) [ ضيادار ] aşıklı
ziyâde (A) [ زیاده ] fazla, çok
ziyâfet (A) [ ضيافت ] şölen, ziyafet
ziyân (F) [ زیان ] zarar
ziyânkâr (F) [ زیانکار ] zarar veren
ziyâretgâh (A-F) [ زیارتگاه ] ziyaret yeri

zû’(A) [ ضوء ] aydınlık, ışık
zu’bân (A) [ ذؤبان ] kurtlar
zu’m (A) [ زعم ] sanı
zuaf⒠(A) [ ضعفا ] zayıflar
zucret (A) [ ضجرت ] yürek daralması, iç sıkıntısı
zûd (F) [ 1 [ زود çabuk 2erken
zufr (A) [ ظفر ] tırnak
zuhr (A) [ ظهر ] öğle
zuhûr (A) [ ظهور ] ortaya çıkma, görünme
zuhur etmek ortaya çıkmak, çıkmak
zuhûrât (A) [ ظهورات ] beklenmedik gelişmeler
zukâk (A) [ زقاق ] sokak
zulm (A) [ ظلم ] cefa, eziyet
zulm etmek zulüm yapmak
zulmânî (A) [ ظلمانی ] karanlıkla ilgili
zulmet (A) [ ظلمت ] karanlık
zulmetefzâ (A-F) [ ظلمت افزا ] karanlığı arttıran
zulümât (A) [ ظلمات ] karanlıklar
zunûn (A) [ ظنون ] zanlar
zûr (F) [ زور ] güç
zurafâ (A) [ 1 [ ظرفا zarifler 2seviciler, sevici kadınlar
zûrbâ (F) [ 1 [ زوربا güçlü 2zorba
zûrmend (F) [ زورمند ] güçlü
zurûf (A) [ 1 [ ظروف kaplar 2zarflar

zübde (A) [ زبده ] öz
zücâc (A) [ زجاج ] cam
zücâciyye (A) [ زجاجيه ] cam eşyalar
zühd (A) [ زهد ] zahitlik, aşırı sofuluk
zühhâd (A) [ زهاد ] zahitler
zühre (A) [ زهره ] Venüs, Çoban Yıldızı
zührevî (A) [ زهروی ] cinsel ilişkiyle bulaşan
zühûl (A) [ ذهول ] dalgınlıkla unutma
zükâm (A) [ زکام ] nezle
zükûr (A) [ ذکور ] erkekler
zülâl (A) [ زلال ] berrak, saf
zülf (F) [ زلف ] zülüf
züll (A) [ ذل ] alçalma, alçaklık, düşkünlük, zillet
zülüf (F) [ زلف ] zülüf, iki yandaki lüleli saç
zümre (A) [ زمره ] grup, topluluk
zümûm (A) [ ذموم ] yermeler, kötülemeler
zümürrüd (A) [ زمرد ] zümrüt
zünbûr (A) [ زنبور ] eşek arısı
zünnâr (A) [ زنار ] papaz kuşağı
zünûb (A) [ 1 [ ذنوب suçlar, günahlar 2kuyruklar
zürâfe (A) [ زرافه ] zürafa
zürefâ (A) [ ظرفا ] zarifler
zürr⒠(A) [ زراع ] ekiciler, çiftçiler
zürriyyât (A) [ ذریات ] soylar, zürriyetler
zürriyyet (A) [ ذریت ] soy, zürriyet
züvvâr (A) [ زوار ] ziyaretçiler
züyûl (A) [ ذیول ] ekler, zeyiller

*

Çevrimdışı Şeyma©

  • *
  • 3454
  • +402/-0
  • Cinsiyet: Bayan
    • Uyanan Gençlik
Ynt: Osmanlıca-Türkçe Sözlük
« Yanıtla #64 : 19 Ocak 2010, 12:14:31 »
Arkadaşlar sözlük burada bitti....  akss

Eklemek istediğiniz kelime olursa yazabilirsiniz.  gzlkk

 

Bunlarda İlginizi Çekebilir

  Konu / Başlatan replies Son İleti
0 replies
11475 views
Son İleti 01 Ocak 2011, 07:53:28
Gönderen: Leb-i Damla
0 replies
4660 views
Son İleti 23 Ocak 2011, 17:21:45
Gönderen: busegül
1 replies
3579 views
Son İleti 13 Mayıs 2016, 22:09:14
Gönderen: Buzulkuşu
0 replies
2732 views
Son İleti 13 Şubat 2011, 19:24:31
Gönderen: D®agon
0 replies
1734 views
Son İleti 19 Kasım 2012, 22:49:35
Gönderen: busegül
112 replies
95139 views
Son İleti 12 Mart 2018, 17:03:34
Gönderen: Konacık Kursu
0 replies
7130 views
Son İleti 08 Kasım 2015, 14:27:47
Gönderen: kardelen
25 replies
5926 views
Son İleti 02 Mayıs 2016, 10:36:23
Gönderen: Uyanan Gençlik
0 replies
7810 views
Son İleti 29 Ocak 2017, 16:04:57
Gönderen: kardelen
0 replies
150 views
Son İleti 08 Mayıs 2018, 18:37:57
Gönderen: Uyanan Gençlik