Son İletiler

Sayfa: 1 ... 4 5 6 7 8 [9] 10
81
1. Dünyada, bütün canlılara şefkat gösteren, inanan inanmayan herkese merhamet eden ve her türlü nimeti sürekli
veren anlamlarına gelir.
Bu tanım, Allah’ın güzel isimlerinden hangisinin tanımıdır?
A) Samed
B) Rahman
C) Semî
D) Alîm

2. “De ki: “(Rabbinizi) ister Allah diye çağırın, ister Rahman
diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, nihayet en
güzel isimler O’nundur...”
Bu ayette altı çizili ifade aşağıdakilerin hangisinin anlamıdır?
A) Kelime-i Tevhit
B) Kelime-i Şehadet
C) Rabbülalemin D) Esma-i Hüsna
3. Aşağıdakilerin hangisi Allah’ın Rahman ve rahim
isimleriyle ilgili değildir?
A) Cezalandırması
B) Rızık vermesi
C) Bağışlaması
D) Merhamet etmesi

4. I. Tövbeleri kabul etmesi
II. Her şeyden haberdar olması
III. Peygamberler ve kitaplar göndermesi
Numaralanmış bilgilerin hangileri Allah’ın Rahman ve
rahim isimleriyle ilgilidir?
A) Yalnız I.
B) Yalnız II.
C) I ve III.
D) II ve III.

5. Çocuğunu arayan bir anne onu sonunda buldu ve özlemle
kucakladı. Bu durumu gören Peygamberimiz, yanındakilere sordu: “Bu kadının kendi çocuğunu ateşe atacağına
ihtimal veriyor musunuz?” Sahabiler, “Asla, atmaz.” dediler. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.v.), “İşte yüce
Allah, kullarına bu kadının yavrusuna olan şefkatinden
daha merhametlidir.” buyurdu.
Hz. Peygamber bu benzetme ile hangi mesajı vermiştir?
A) Merhametli olmak güzeldir.
B) Tüm anneler merhametlidir.
C) Merhametin fazlası zararlıdır.
D) Allah annelerden merhametlidir.

6. • “Rabbim, yerdeki ve gökteki her sözü bilir. O hakkıyla
işitendir, hakkıyla bilendir.”
(Enbiya suresi, 4. ayet)
• “Şüphesiz Allah bütün yaptıklarınızı görür.”
(Bakara suresi, 110. ayet)
Bu ayetlerde aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
A) Allah, her şeyi duyar ve bilir.
B) Allah, her şeyin yaratıcısıdır.
C) Allah, yaptığımız her şeyi görür.
D) Allah, söylediğimiz her sözü bilir.

7. Allah’ın güzel isimlerinden biri semî’dir? Semî, Allah her
şeyi - - - -, anlamına gelir.
Boş bırakılan yere anlam akışına uygun olarak aşağıdakilerin hangisi gelmelidir?
A) bilir
B) görür
C) işitir
D) bağışlar

8. “… Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”
(Enfâl suresi, 75. ayet)
Bu ayetteki altı çizili kelime Allah’ın güzel isimlerinden hangisinin anlamıdır?
A) Alim
B) Basar
C) Samed
D) Rahim

9. Aşağıdakilerden hangisi sadece insan için geçerlidir?
A) Her şeyi bilir.
B) Bilgisinin sınırı yoktur.
C) Hiçbir bilgi sır değildir.
D) Bilmedikleri daha çoktur.

10. Her şeyi işiten, bilen ve gören, evrenin tek sahibi Yüce
Allah, insana şah damarından daha yakındır.
Aşağıdakilerin hangisi bu bilgiye uygun bir davranıştır?
A) Tatlı dilli olmak
B) Çok konuşmak
C) Kırıcı olmak
D) Alay etmek

11. “Göklerde ve yerde olanları Allah’ın bildiğini görmüyor
musun? Üç kişinin gizli konuştuğu yerde dördüncüsü
mutlaka odur. Beş kişinin gizli konuştuğu yerde altıncısı
mutlaka odur. Bunlardan az veya çok olsunlar ve nerede
bulunurlarsa bulunsunlar mutlaka o, onlarla beraberdir.
Sonra kıyamet günü onlara yaptıklarını haber verecektir.
Doğrusu Allah, her şeyi bilendir.”
(Mücâdele suresi, 7. ayet)
Bu ayetten aşağıdaki sonuçların hangisi çıkarılamaz?
A) Allah fısıldaşmaları bile duyar.
B) Allah tüm canlıların rızkını verir.
C) İnsan nerede olursa olsun Allah bilir.
D) Ahirette herkese konuşmaları haber verilir.

12. Yüce Allah’ın kendisini gördüğüne inanan bir kişi, bu
inancına göre davranır.
Buna göre inanan bir kişinin aşağıdaki davranışların
hangisini yapması beklenmez?
A) Sevdiği eşyaları da paylaşır.
B) Tüm canlılara merhamet eder.
C) Haksızlığa karşı duyarsız olur.
D) Doğayı korumaya özen gösterir.


CEVAP ANAHTARI:
1. B
2. D
3. A
4. C
5. D
6. B
7. C
8. A
9. D
10. A
11. B
12. C
82
1. “İbrahim ne Yahudi idi ne de Hıristiyan fakat o, hanif bir
müslümandı. Allah’a ortak koşanlardan da değildi.”
(Âl-i İmrân suresi, 67. ayet)
Bu ayetteki altı çizili kavramın anlamı aşağıdakilerden hangisidir?
A) Allah’ın varlığına inanan
B) Allah’ın birliğine inanan
C) Allah’ın mesajını getiren
D) Allah’ın merhametine sığınan

2. “De ki: “O, Allah’tır, tektir. Allah sameddir. Doğurmamış ve
doğmamıştır. O’nun hiçbir dengi yoktur.”
Bu surenin konusu aşağıdakilerin hangisidir?
A) Allah’ın ilmi
B) Allah’a iman
C) Allah’ın birliği
D) Allah’ın yaratıcılığı

3. “Eğer birden fazla yaratıcı olsaydı nasıl bir sonuçla karşılaşılırdı?”
Bu sorunun tevhit inancına uygun cevabı aşağıdakilerin hangisidir?
A) Aralarında iş bölümü yaparlardı.
B) Her birine düşen iş miktarı azalırdı.
C) Evreni yönetmek daha kolay olurdu.
D) Evrenin ahenk ve düzeni bozulurdu.

4. “O; yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah’tır. Güzel
isimler O’nundur.”
(Haşr suresi, 24. ayet)
Bu ayetten aşağıdaki sonuçların hangisi çıkarılamaz?
A) Allah, bizi her an görmektedir.
B) En güzel isimler Allah’a aittir.
C) Her şeyin yaratıcısı Allah’tır.
D) Allah, yoktan var edendir.

5. “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar olsaydı kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu.”
(Enbiya suresi, 22. ayet)
Bu ayette verilen mesaj aşağıdaki hangi kavramla
ilgilidir?
A) Emanet
B) İman
C) İhlas
D) Tevhit

6. “Allah gökleri gördüğünüz gibi direksiz yarattı. Yeryüzüne
de sizi sarsmasın diye sabit dağlar yerleştirdi ve orada
her türlü canlıyı yaydı.”
(Lokman suresi, 10. ayet)
Bu ayetin mesajı aşağıdakilerin hangisidir?
A) Hiçbir şey Allah’tan gizli kalmaz.
B) Allah’ın her şeye gücü yeter.
C) En güzel isimler Allah’a aittir.
D) Allah, her şeyi işitir ve görür.

7. “…De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu
ancak akıl sahipleri bunu düşünüp anlar.”
(Zümer suresi, 9. ayet)
Bu ayette aşağıdakilerin hangisi vurgulanmaktadır?
A) Bilgi sahibi olmaya gayret edilmelidir.
B) Sağlığı korumaya özen gösterilmelidir.
C) İnsanlara adaletle muamele edilmelidir.
D) Geçinmek için çalışmak teşvik edilmelidir.

8. Tabiatı inceleyen kişi, varlıkların mükemmelliğini ve aralarındaki kusursuz
uyumu görür. Bu durumun kendi kendine oluşamayacağını düşünür.
Bu durum, düşünen kişiyi aşağıdaki sonuçların hangisine götürür?
A) İnsanın evreni keşfetmesi gerektiğine
B) Yaratılmışların gücünün sınırlı olduğuna
C) Bunun güçlü bir yaratıcının işi olduğuna
D) Evrenin ve içindekilerin kendiliğinden olduğuna

9. “Sınıfımızda birden çok başkan olsaydı, her biri farklı hareket eder, sınıfımızda kargaşa çıkardı. Aynı şekilde birden çok yaratıcı olsaydı, - - - - .”
Bu boşluğa anlam akışına uygun olarak aşağıdaki
ifadelerin hangisi gelmelidir?
A) çalışmaya gerek kalmazdı.
B) evrende düzen kurulamazdı.
C) gelecek kaygısı yaşanmazdı.
D) bir düzene ihtiyaç duyulmazdı.

10. “Biz, gökten belli bir ölçüde su indirdik de (faydalanmanız
için) onu yeryüzünde tuttuk. Bizim onu tamamen gidermeye de muhakkak gücümüz yeter.”
(Mü’minun suresi, 18. ayet)
Bu ayette aşağıdakilerin hangisi vurgulanmıştır?
A) Allah yağmuru insanın hizmetine vermiştir.
B) Her varlık bir amaca hizmet etmektedir.
C) Tüm dünya, canlılar için yaratılmıştır.
D) Suyun israf edilmesi doğru değildir.

11. “Allah’ın, yaratmayı nasıl başlattığını, sonra bunu (nasıl)
tekrarladığını görmediler mi? Şüphesiz bu, Allah’a göre
kolaydır.”
(Ankebût suresi, 19. ayet)
Bu ayetten aşağıdaki sonuçların hangisi çıkarılamaz?
A) Allah her şeyin yaratıcısıdır.
B) Allah’ın yaratması süreklidir.
C) Yaratmak Allah için kolay bir iştir.
D) Allah insanın işini kolaylaştırmıştır.

12. Samimi olmak; dine içtenlikle bağlanmak, inanç ve ibadetlerinde yalnızca Allah’ın rızasını gözetmek demektir.
Bu tanım aşağıdaki kavramların hangisinin tanımıdır?
A) İlah
B) İlim
C) İhlas
D) İnfak



CEVAP ANAHTARI:
1. B
2. C
3. D
4. A
5. D
6. B
7. A
8. C
9. B
10. A
11 D
12. C
83
1. Yazı nedir?
Cevap: İnsanoğlunun duygularını ve düşüncelerini, düşlerini, tasarılarını kâğıda dökme gereksiniminin bir yansımasıdır yazı.

2. Türk Dil Kurumunun genel ağdaki Büyük Türkçe Sözlük içinde yer alan Yazın Terimleri Sözlüğü’nde sanat, nasıl
tanımlanmaktadır?
Cevap: Bir duygunun, bir tasarının, bir düşüncenin ya da güzelliğin anlatımında kullanılan yöntemlerin tümü ve bunların
sonunda erişilen üstün yaratıcılık olarak tanımlanmaktadır.

3. Sanat niteliği taşıyan yazıların özellikleri nelerdir?
Cevap: Sanat niteliği taşıyan yazılarda tanımda olduğu gibi, bir düşüncenin veya duygunun anlatımında yaratma, yeniden
oluşturma söz konusudur. Sanatsal yazılar kurguya dayalı yazılardır. Bu yönüyle sanatsal yazılarda gerçeğin olduğu gibi
aktarımından çok, yazarın süzgecinden geçirilmiş, birleştirilmiş ve yeniden kurgulanmış, yeni bir gerçekliğin aktarımı söz
konusudur. Bu gerçeklikte estetik değer, önemli bir ölçüttür. Yazıların türünün belirlenmesinde konudan çok, konunun ele
alınış biçimi, yani dilin kullanımı başat değişkendir. Sanatsal yazılarda dilin kullanımı, düşünce yazılarındakinden farklıdır. Sanatsal yazılarda, düşünce yazılarında olduğu gibi okuru bilgilendirmek amacı olmadığı için sözcüklere gerçek anlamlarının
ötesinde yeni anlamlar yüklenebilir. Sanatçı, söz sanatları ile sözcüklerin anlam sınırını genişletir ve onlara günlük dilin
kullanımından farklı anlamlar kazandırır. Sanatsal yazılar nesnel yaşamın gerçeklerinden esinlenerek kurmaca bir dünyayı
yansıtır ve insana, insan gerçeğni bir kurgu içinde sunarak özdeşim kurdurur. Sanatsal yazılarda, sanatçının iletisi ile okurun
anladığı farklı olabilir. Bu farklılık, yanlışlık olarak değerlendirilmemelidir. Bu tür yazılarda ileti, yaşamla çok yönlü bağantıları
olan, okurun kendine göre yorumlayacağı çok anlamlı bir çağrışımdır. Bu yönüyle okurun donanımlı olmasını, yazınsal
sanatları anlamlandırabilmesini gerektirir. Özdemir (2000: 103) bu durumu şöyle ifade eder: Yazınsal metinleri okurken, okur
olarak yapacağımız bir iş de söylenenlerden söylenmemiş olanı çıkarmaktır. Bu bağlamda, sanatsal yazıların
tanımlanmasındaki çeşitlilik aslında bu tür yazıların öznelliği ile açıklanabilir. Sanatsal yazılar, edebî, yazınsal metinler veya
kurmaca, kurgusal metinler olarak da ifade edilmektedir. Sanatsal yazılar, zaman zaman birbirlerinin anlatım tekniklerinden
yararlansa da şiir ve düz yazı olmak üzere iki ana türde yazılabilir. şiir dışında düz yazı ile yazılan sanat yazılarının en
belirginleri olarak öykü, roman, tiyatro türleri örnek olarak verilebilir. Bir şiir, bir öykü, bir roman ya da tiyatro eseri kendi iç
yapısına göre farklılıklar barındırmakla birlikte sanatsal yazıların birbirlerinden etkilendikleri de bir gerçektir. Sözgelimi epik
tiyatro gücünü düz yazıdan alır, buna karşılık bazı öykülerde zaman zaman şiirsel özellikler göze çarpar. Bu ünitede türlerin
birbirinden kesin çizgilerle ayrılamayacağı anlayışı benimsenerek sanatsal yazı türlerinden şiir, öykü, roman ve tiyatro genel
özellikleriyle betimlenip bu türlere örnek olabilecek metinlere yer verilmiştir. Özellikle düz yazıyla kaleme alınan sanatsal
yazılarda, yoğun olarak betimleyici ve öyküleyici anlatım biçiminden yararlanılır.

4. Şiir türü genel olarak nasıl tanımlanmaktadır?
Cevap: Zengin sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan, hece ve durak bakımından denk ve
kendi başına bir bütün olan edebî anlatım biçimi, manzume, nazım, koşuk (Linkleri gorebilmeniz icin izniniz yok! Uye ol veya Giris yap) olarak tanımlanmaktadır.

5. Şiirin tanımlanan özelliklerine karşı çıkarak şiir yazan şairler, şiiri nasıl tanımlarlar?
Cevap: Yahya Kemal şiiri kalpten gelen bir durumun dile yansıması olarak nitelerken Recaizade Mahmud Ekrem şiiri
düşünce, duygu ve hayal olarak kabul eder. Cahit Sıtkı’ya göre şiir, kelimelerle güzel biçimler kurmak sanatıdır. şiiri
tanımlamaya çalışmanın boş bir çaba olduğunu belirten Melih Cevdet’e göre Tanım akıl işidir. Şiir ise akıl dışıdır. Valery şiiri
düz yazı ile karşılaştırmakta ve düz yazıyı yürüyüşe, şiiri raksa benzetmektedir. Valery’nin tanımından yola çıkarak Suut
Kemal Yetkin (1969) şiirden düz yazıya düz yazıdan da şiire varılamayacağını, şairin başarısını sözcüklere gerçek
anlamlarını unutturan sezişe ve ustalığa bağlar. Nurullah Ataç’ın Günler geçtikçe şiir şudur şiir budur demekten
uzaklaşıyorum, bana şiir zevkini verecek söz arıyorum demesi şiir anlayışının kişiden kişiye, toplumdan topluma farklılık
göstermesi ile açıklanabilir.

6. Sanatsal yazı türleri içinde en eski tür olan şiirin düz yazı türünden farkları nelerdir?
Cevap: Şiirde çağrışım, imge, duyular, sezgi, duygular önemli yer tutmaktadır. Anlatım ise düz yazı türlerine göre daha
kapalı, söyleyiş daha ritmik ve algılar daha ön plandadır. Cocteau şiirde gerçeğin imgelerle anlatılması gerektiğini Ne masayı
anlatacağım diye masa sözcüğünü kullanacaksınız, ne kuşu anlatacağım diye kuş sözcüğünü; ne de aşkı anlatacağım diye
aşk sözcüğünü. sözleriyle ifade eder. şiir, sanatsal yazı türleri içinde daha yoğun estetik değerler taşıyan ve daha çok dikkat
gerektiren bir yazı türüdür. şiirin düz yazıdan farkları arasında çağrışımlar, imgeler kadar şiirde dizelerin kümelenişi, uzunluk
kısalık durumu ve uyak dizilişi gibi yapısal özelliklerdeki farklılık da büyük önem taşır. Biçim olarak adlandırılan bu özelliklerle
yani uyak ve ölçü ile şiirde müzikal bir etki yaratmaya çalışılır şair. şiirler şiirde müzikal etkiyi sözcüklerin kullanımıyla da
sağlamaya çalışırlar. Sözcükler şiirde gizemli bir hâl alırlar. Bu yönüyle Sabahattin Eyüboğlu (1997: 55) şiiri büyüye, şairi ise
büyücüye benzetir. Şiirin ayırt edici özellikleri düşünüldüğünde şiirin büyüsünün sadece sözcüklerin seçiminden değil, şiirin
sesi ve anlamının bütünlüğünden kaynaklandığı görülür.
7. Şiirler içerdikleri konulara göre kaç türe ayrılır? Bu türler hangileridir?
Cevap: Şiirler içerdikleri konulara göre; lirik, epik, didaktik, pastoral, satirik, dramatik olmak üzere altı türe ayrılmaktadır.
8. Lirik şiiri nedir? Tanımlayınız. Cevap: Duyguları coşkulu bir dille anlatan şiirlerdir. Lirik sözcüğü Eski Yunan’da şairlerin şiirlerini telli bir çeşit saz olan lir ile
birlikte söylemelerinden kaynaklanmış ve sonraları içe doğan duyguları dile getiren şiirlere lirik denmiştir. Aşk, özlem, acı, ölüm benzeri duyguları dile getirir.

9. Lirik şiir örneklerine nerelerde rastlanır?
Cevap: Lirik şiir dünya edebiyatında olduğu gibi bizim edebiyatımızda da en yaygın şiir türleri içindedir. Avrupa halk şiirinde
soneler ve baladlarla oluşan lirik şiir geleneği 19. yüzyılda Romantizm akımı ile güçlenir. Türk edebiyatında da Divan
edebiyatı geleneği içinde gazeller ve şarkılarda, halk edebiyatında türküler, ağıtlar, güzelleme türündeki koşmalar ve
semailerde örneklerine bolca rastlanabilir.
10. Divan edebiyatında lirik şiir türüne ölümsüz örnekler veren şairler hangileridir?
Cevap: Divan edebiyatında Fuzuli (16. yy), Nedim (18. yy), şeyh Galip (18. yy); halk edebiyatında Karacaoğlan (17. yy), Aşık
Veysel (20. yy), çağdaş Türk şiirinde Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Nazım Hikmet, Necip Fazıl, Cahit Sıtkı Tarancı, Attila
İlhan ve birçok şair lirik şiir türüne ölümsüz örnekler vermiş şairler arasında sayılabilir.
11. Epik şiir nadir? Tanımlayınız. Cevap: Bir ulusun başından geçen olayları, savaşları, büyük göçleri, ayaklanmaları, toplum ile ilgili sorunları, doğal afetleri, olağanüstü olayları ve bu olaylarda kahramanlık gösterenleri, yurt sevgisini coşkulu bir dille anlatan uzunca şiirlere epik şiir
denir. Diğer türlere göre epik şiir daha toplumsal bir türdür. Epik şiir konusunu tarihten alır. Destanlar ilk epik şiirler olarak
bilinir. Diğer olaylı anlatımlarda olduğu gibi epik şiirlerde veya destanlarda, olay canlı ve hareketli anlatılır. Ana olay destanın
çekirdeği, diğer olaylar destanın kolları olur. Ana olayla bağlantılı diğer olaylara batıda epizot, Türk destanlarında kol denir. Destanın ya da epik şiirin uzunluğu bu kolların çokluğuna göre biçimlenir. Epik şiirlerde öyküleyici bir anlatım vardır ve olay
anı ayrıntılı bir biçimde anlatılır. Epik şiirdeki kahramanlık öykülerinin bir de kahramanları vardır ve bu kahramanlar ideal
insan tipindedir. Epik şiirlerde olaylar ve duygular da epik şiirin kahramanları gibi olağanüstüdür.
12. Epik şiirler oluşum tarihine göre hangi türlere ayrılır? Bu türleri açıklayınız. Cevap: Epik şiirler oluşum tarihine göre doğal ve yapay olmak üzere iki türde incelenir. Doğal epikler, oluşumları çok eskiye
dayalı, söyleyeni unutulmuş, zaman içinde eklemelerle genişlemişlerdir. Kırgızların Manas Destanı bu türe örnektir. Yapay
epikler ise daha yakın tarihte oluşturulmuş ve oluşumunun yazıya geçirildiği ve yaza- 114 Türk Dili-II Eski Yunan’da epik şiire
epos, Batı’da epope, Türk edebiyatında destan denir. Attila İlhannın belli olduğu epiklerdir. Nazım Hikmet’in Kurtuluş Savaşı
Destanı, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Üç şehitler Destanı yapay destanlara örnek olarak verilebilir.
13. Didaktik şiir nedir? Tanımlayınız. Cevap: Bilgilendirme, öğüt verme, bir düşünceyi açıklama amacı güden şiirlere didaktik şiir denir. Didaktik sözcüğü Eski
Yunanca didaktos sözcüğünden türemiştir. Konusu düşüncedir. Didaktik şiir yerine öğretici şiir terimi de kullanılmaktadır.
14. Batıda ilk didaktik şiir örneği nedir?
Cevap: Batıda ilk didaktik şiir örneğini M.Ö. 8. yüzyılda yaşayan Hesiodos ahlâk ve din bilgileri üzerine yazmıştır. Latin
edebiyatında Lucretius, fizik ve ahlâk üzerine, Virgillius tarım bilgisi üzerine yazmıştır.
15. Türk edebiyatında didaktik şiirin ilk örneği hangisidir?
Cevap: Türk edebiyatında didaktik şiirin ilk örneği olarak 11. yüzyılda yazılmış olan Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig
(Mutluluk Veren Bilgi) adlı eseri görülür. Bu eserde insan, toplum ve devlet yaşamının düzenlenmesiyle ilgili bilgiler yer
almaktadır.

16. Pastoral şiir nedir? Tanımlayınız. Cevap: Doğayı, doğa güzelliklerini ve bunları sevdirmeyi amaçlayan, çobanların yaşamını, aşklarını, üzüntülerini anlatan
şiirlere pastoral şiir denir. Yalın bir dille yazılan bu şiirler, doğrudan ozanın ağzından anlatılıyorsa (monolog) idil, çobanların
karşılıklı konuşması biçimindeyse (diyalog) eglog adını alır.

17. Dramatik şiiri tanımlayınız. Dramatik şiir yazan şairlere örnek veriniz. Cevap: Bir olayı, durumu tiyatro gibi canlandıran şiirlere dramatik şiir denir. Eski Yunan’daki tragedyalar ile başlayan
dramatik şiir, günümüzde manzum tiyatrolarla varlığını sürdürmektedir. Batıda Klasik dönemde de tragedyalar sürmüş, Romantik dönemde şiirle tiyatro ayrışmaya başlamıştır. Batıda Cornille, Shakespeare; Türk edebiyatında güçlü bir geleneği
olmamakla birlikte Namık Kemal, Abdülhak Hamit, Faruk Nafiz dramatik şiirin örneklerini verirler.

18. Satirik şiiri nedir? Satirik şiir şairlerine örnek veriniz. Cevap: Bir kimseyi, bir düşünceyi, bir durumu açık ya da kapalı biçimde, iğneli bir dille, eleştirme yönü ağır basan şiirlere
satirik şiir denir. Yergide de bir uyarı olduğu için didaktik (öğretici) bir yanı da bulunur. Tarihin her döneminde satirik şiire
rastlanır. Eski Yunan’da Diogenes, 18. yüzyılda Batı’da Voltaire; Türk edebiyatında Divan edebiyatında Nef’î, halk
edebiyatında Seyrani, Pir Sultan Abdal, Tanzimat döneminde Ziya Paşa, şair Eşref, yeni Türk edebiyatında Neyzen Tevfik, Orhan Veli Abdurrahim Karakoç satirik şiir örnekleri veren şairler arasında sayılabilir.

19. Öykü, Avrupa’da nasıl ortaya çıkmış ve gelişmiştir?
Cevap: Öykü, Batı edebiyatında doğup gelişen sanatsal anlatı türlerinden biridir. Öykü, Avrupa’da 14. yüzyılın ilk yarısında
İtalyan yazar Boccacio’nun Decameron adlı kitabı ile ortaya çıkmıştır. Kitapta kullanılan genel hikâye tekniğinin Doğu
kaynaklı olduğu belirtilir. Bu kitap hem İtalya’da hem de diğer Avrupa ülkelerinde çok etkili olmuştur. 19. yüzyıla gelindiğinde
öykü, pek çok büyük romancının ilgi gösterdiği bir tür olmuştur. Victor Hugo’dan Stendhal’e, Balzac’tan Şaubert’e, A. de
Musset’ten E. Zola’ya, Tolstoy’dan Dostoyevski’ye ve Çehov’a pek çok ünlü yazar, öykü türünde eser vermiştir. 20. yüzyılda
öykü türleri çeşitlenmiştir. Yüzyılın sonuna doğru kısalma eğilimi gösteren öykü türü, kısa öykü (shortstory) olarak
adlandırılmıştır. Bu tür öykülerde daha yalın ve daha öz bir anlatım tercih edilmiştir.

20. Yirminci yüzyılın Türk öykü yazarları hangileridir?
Cevap: 20. yüzyıla Türk öykücülüğüne damgasını vuran Ömer Seyfettin ile girilir. Ardından tamamen yerli ve özgün öyküler
yazan Refik Halit Karay, Aka Gündüz, Yakup Kadri Karaosmanoğlu gelir. Cumhuriyetin ilk yıllarından beri Türk öykücülüğü
gelişip serpilerek ilerlemektedir. Türk öykücülüğünde günümüze kadar farklı tarzlarda öyküler yazan yazarlardan bazıları
şöyledir: Memduh Şevket Esendal, Sait Faik Abasıyanık, Sabahattin Ali, Halikarnas Balıkçısı, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Sabahattin Kudret Aksal, Necati Cumalı, Haldun Taner, Tağrık Buğra, Rıfat Ilgaz, Fakir Baykurt, Tarık Dursun K., Ferit Edgü, Yusuf Atılgan, Sevgi Soysal, Nezihe Meriç, Fürüzan, Osman Şahin, Selim İleri, Mustafa Kutlu, Nazlı Eray, Ümit Kaftancıoğlu, Tezer Özlü, Hasan Ali Toptaş, Sevinç Çokum, Ayla Kutlu.

21. Öykünün öğeleri nelerdir? Açıklayınız. Cevap: Okura yaşamdan kurgusal bir kesit sunan öykünün dört ögesi vardır: Olay ya da durum, kişiler, yer ve zaman. Olay ya da durum: insanın başından geçebilecek her türlü olay ya da insanın karşılaşabileceği her durum öykünün konusu olabilir. Buna göre, olay ya da durum öykünün konusu olarak düşünülebilir. Öyküler, olaya dayalı anlatı türü olduğu için olayların
gelişimi ve birbirine bağlanışı hareket ögesiyle gerçekleşir. Öyküde olay planı üç bölümdür: Serim, düğüm, çözüm. Serim, öyküdeki kahramanların tanıtıldığı, olaya giriş paragrafı ya da paragraflarıdır. Düğüm, öykünün gelişme bölümüdür. Betimlemeler, duygular, duygu çatışmaları, çözümlemeler, ana olay, ona bağlı yan olaylar ile karşılıklı konuşmaların
bulunduğu paragraflar hep bu bölümdedir. Çözüm, öykünün sonuç bölümüdür. Bu bölümde öyküdeki çatışmalar, çözümlemeler yazarın istediği sona bağlanır. Bu bölüm öyküdeki ana olay ya da duruma göre birkaç paragraf olabilir. Kişiler:
Öyküdeki olay ya da durumun kahramanlarıdır. Öyküdeki olay ya da durum bu kahramanların başından geçer. Öyküdeki kişi
sayısı sınırlıdır. Ancak, her öyküde olaydan doğrudan etkilenen kişiler olduğu gibi ikinci derecede etkilenen kişiler de
bulunur. Öykülerin kahramanı insan dışında canlılar ya da nesneler olabilir. Öykülerin kısa olması nedeniyle, kişiler
genellikle çok derinlemesine betimlenmez ve derinlemesine duygu çözümlemelerine yer verilmez. Öykülerde anlatım bazen
öykünün bir kahramanı tarafından yapılır. Öykü kahramanının anlatıcı olduğu öykülerde gerçek, içerden bir bakış ile anlatılır. Yer ve zaman: Öyküde olayın geçtiği, yaşandığı çevre, yerdir. Yer olaya göre değişebilir. Zaman ise öykünün başlangıç, gelişme ve bitişini kapsayan süredir. Öyküde zaman, okura yazarın istediği gibi verilir. Bazen kronolojik zaman denilen olay
ya da durumun başladığı, geliştiği, sonuçlandığı zamana bağlı kalır. Bazen de okur, kendini olayın en çözülmez düğümlü
bölümü içinde buluverir. Kimi zaman ise yazar olayı sonuçtan başlatarak başa doğru bir sıra ile geriye doğru anlatır. Kimi
zaman da yazar zamanı düzensiz kullanır ve öykünün kimi yerinde geçmişe döner, kimi yerinde şimdiyi anlatır.
22. Öykü kaç türe ayrılır? Açıklayınız. Cevap: Öyküler kuruluş biçimlerine göre olay öyküsü ya da durum öyküsü olarak ikiye ayrılır. Olay öyküsü: Olay öyküsü
adından da anlaşılacağı gibi olay ağırlıklıdır. Olay öykülerinde serim, düğüm ve çözüm aşamalılığı vardır. Girişte kişi, olay, zaman ve yer gibi öğeler kısaca okura tanıtılır. Gelişme bölümünde olay ya da olaylar okurun merak duygusunu canlı
tutacak biçimde aktarılır, ayrıntılar üzerinde durulur. Sonuç bölümünde ise düğüm çözülür, olay bir sona bağlanır. Olay
öyküleri konusunu tarihten, ulusal duygulardan ya da toplumsal gerçeklerden alır. Olay öykülerinde kişiler, belirgin özellikleri
olan ya da üstün nitelikleri olanlardır. Türk edebiyatında Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Yakup Kadri, Orhan Kemal, Necati Cumalı bu türde eser vermiş yazarlarımızdandır. Durum öyküsü: Yaşamdan bir kesit sunan ya da belli bir insanlık
durumunu belli bir ortam içinde veren öykü biçimidir. Durum öyküleri olay ağırlıklı değildir. Durum öykülerinde okur, günlük
yaşamdan seçilmiş, değişik durumlarla karşılaşır. Olay ya da gerilimin yerini belli bir ortamdan kaynaklanan izlenimler, çağrışımlar alır. Bir durumu yansıtma amacı taşıdığı için serim ipuçlarına rastlanmaz. Öykünün bir sonucu, bir çözümü de
olmayabilir. Öykü sonuç istemeyecek biçimde sonlandığı için okur, öykünün bitmediğini düşünebilir. Durum öyküsünde
yazar, sıradan insanların öykülerini anlatır ve bunun içinde gündelik konuşma dilinde yazar. Olay öyküsündeki gibi entrikalar, çatışmalar yoktur durum öyküsünde. Gözlemci ve betimleyici gerçekçilik belirgin özelliklerindendir. Türk edebiyatında
Memduh Şevket Esendal bu türün öncüsüdür. Sait Faik de bu türü deneyen yazarlarımızdandır. Günümüz edebiyatında
öyküleri kesin sınırlarla birbirinden ayırmak çok zordur. Kimi öykülerde olayla durum iç içelik gösterir. Günümüz öyküsünü, anlatılan olaydan çok, yazarın kendine özgü anlatış biçimi daha önemli kılmaktadır.
23. Roman türü nasıl tanımlanmaktadır?
Cevap: Yöntem olarak öyküyle benzerlik gösteren romanın, tanımı da benzerdir. Roman, yaşanmış ya da yaşanması olası
olayları, durumları kurmacaya dayalı olarak anlatan düz yazı türüdür. Romanın konusu da insan ve yaşamın kendisidir. Ünlü
yazar Heinrich Mann (1871 - 1950) bu durumu şöyle ifade eder: Bütün romanların ve hikâyelerin amacı kim olduğumuzu
bilmektir. Edebiyatın önemli bir konuma sahip olmasının nedeni, sadece doğanın ve insanlar âleminin ayrıntılarını tek tek
açıklamasında ve keşfetmesinde değil, insanları hep yeni baştan keşfetmesidir. Öykü ile ögeleri de aynı olan romanda olay
ya da durum, kişiler, yer ve zaman geniş bir plan içinde işlenir. Roman, iç içe geçmiş birçok öyküden kurulmuş gibidir. Bu
yönüyle öyküden daha karmaşık bir olay örgüsü vardır. Sanatsal yazıların temel niteliği olan kurmaca ve öznel anlatım
roman için de geçerlidir. Romanın insanın, toplumun ve çevrenin değişimlerine kendini uyduracak esnek yapısı, en temel
niteliğidir.
24. Romanların içeriklerine göre ayrıldıkları türler nelerdir?
Cevap: Romanlar içeriklerine (konusuna) göre, yazarın sanat ve edebiyat anlayışına göre, okur topluluğuna göre kendi
içinde de çeşitli türlere ayrılır. Bu türler kişilere ve bakış açılarına göre farklı adlar altında kümelendirilebilmektedir. Yaygın
olarak içeriklerine göre romanlar; serüven romanı, tarihsel roman, biyografik roman, polisiye roman, sosyal roman, töre
romanı, egzotik roman vb. ayrılır. Yazarın sanat ve edebiyat anlayışına göre de romanlar; romantik roman, gerçekçi roman, natüralist (doğacı) roman, izlenimci roman, yeni roman vb. türlere ayrılabilir. Okur topluluğuna göre romanlar; çocuk romanı, gençlik romanı, popüler roman vb. türlere ayrılabilir. Romanın diğer türlerde görülmeyen bu kadar çok çeşitlilikte olması, edebî türler içerisinde her zaman okurun en çok ilgisini çeken ayrıcalıklı anlatı türlerinden biri olmasından
kaynaklanmaktadır.
25. Roman ve destan türlerinin farkı nedir?
Cevap: Batıda, roman sözcüğü ilk önceleri destan türüne karşılık olarak ele alınmıştır. Destan, çoğunlukla bir topluluğun, roman ise kişilerin serüvenlerini dile getirmeyi yeğler. Destan topluluğa, roman ise kişiye öncelik veren bir tutum sergiler. Bu
bağlamda ele alındığında romanın Batı edebiyatına özgü olduğu söylenebilir.
26. Roman türünün başlangıcı ne zamana dayanır?
Cevap: Batı’da bazı görüşlere göre, romanın kurgusal anlatım olarak kaynakları İlk Çağ’a uzanır. Bir tür olarak
bağımsızlaşması ise Rönesans’la başlar ve gerçek anlamda ilk olgun örneği 17. yüzyılın başlarında Cervantes’in Don
Quijote (Don Kişot) adlı eserinde görülür. Roman alanında H.d’Urfé’nin Astrée (1607) adlı eseri ile Madame de La Fayette’in
La Princesse de Cleves adlı eseri roman alanında dikkat çeken iki önemli eserdir. 17. yüzyılın ikinci yarısında, roman yol
boyunca gezdirilen bir ayna olarak tanımlanır.
27. 1980’li yıllardan sonraki Türk roman türü eğilimleri nasıldır?
Cevap: 1980’lerden sonraki toplumsal ve siyasal hayattaki değişimlerin yanı sıra dünya edebiyatındaki post modern
eğilimler Türk romanını da etkilemiştir. 1980-90 yılları arasında, dönemin en çok dikkati çeken adlarından biri 2006 Nobel
ödüllü yazar Orhan Pamuk’tur. Orhan Pamuk klasik biçimde kaleme aldığı Cevdet Bey ve Oğulları adlı eserinde bir aileden
hareket ederek, 1900’lerden başlayan geniş bir zaman dilimi içinde, Türkiye’nin toplumsal yaşamından kesitler verir. Modernizmin izlerini taşıyan Sessiz Ev adlı romanında değişik karakterde üç kardeşin babaannelerinin evinde geçirdikleri bir
haftada yaşanan olaylar anlatılırken, kişilerden hareket edilerek Tanzimat dönemine değin geri dönülmüştür. Kara Kitap, Yeni Hayat ve Masumiyet Müzesi adlı romanları ise post modern akıma örnek olabilecek tarzdadır. Bu dönemin diğer önemli
yazarları arasında Mehmet Eroğlu, Ahmet Altan, Ayla Kutlu, Bilge Karasu, Latife Tekin, Elif Şafak, Ahmet Ümit, Hasan Ali
Toptaş sayılabilir.
28. Tiyatronun kaynağı neye bağlanır?
Cevap: Tiyatronun kaynağı M.Ö. 7. ve 6. yüzyıllarda bolluk ve bereketi kutlamak için şarap ve bereket tanrısı Tanrı
Dionysos adına düzenlenen şenliklere bağlanır. Tiyatro, bağ bozumu şenliklerinde dinsel bir ayin olarak doğmuş ve bugüne
kadar gelişerek varlığını sürdürmüştür. Tiyatronun ilk olarak bu törenlerde ortaya çıkışı ve bundan sonra da uzun süre
varlığını sürdürmesi manzum olarak gerçekleşmiştir. 17. yüzyıldan itibaren tiyatro sadece manzum bir edebî tür olmaktan
çıkarak düz yazıya (mensur) doğru gelişme göstermiştir. Bu gelişmede Batı’da Shakespeare’in önemli bir rolü ve katkısı
olmuştur.
29. Tiyatro türlerinden Tragedya nasıl tanımlanır?
Cevap: Çağlar boyunca tragedya, gerek öz gerek biçim bakımından zaman içinde değişime uğrasa da genel olarak, okurda
ya da izleyicide korku ve acımaya yönelik hisler uyandırmayı amaçlayan, kurallı bir anlatımı olan tiyatro türüdür. Tragedyanın
başlıca nitelikleri; konusunu tarihten ve mitolojiden alması, erdemin ve ahlaksal değerlerin ele alınması, kahramanlarının
sıradan insanlar yerine seçkin ya da olağanüstü kişiler olması, kanlı, çirkin, korkunç sahnelere, kaba sayılabilecek sözlere
yer verilmemesi, klasik bir dil ve üslup anlayışıyla yazılması, yazımında üç birlik kuralına uyulmasıdır. Üç birlik kuralının
temel amacı, oyunu izleyenlerin olay çizgisini ve temel sorunu gözden kaçırmamalarını, eseri bütün olarak algılayabilmelerini
sağlamaktır. Eski Yunan tiyatrolarının tamamına yakını manzum olarak tragedya türünde yazılmıştır.
Sanatsal Yazılar
30. Sanatsal yazıların temel özellikleri nelerdir?
Cevap: Sanatsal yazılar kurguya dayalı yazılardır. Bu yönüyle sanatsal yazılarda gerçeğin olduğu gibi aktarımından çok, yazarın süzgecinden geçirilmiş, birleştirilmiş ve yeniden kurgulanmış, yeni bir gerçekliğin aktarımı söz konusudur. Bu
gerçeklikte estetik değer, önemli bir ölçüttür. Sanatsal yazılarda dilin kullanımı, düşünce yazılarındakinden farklıdır. Sanatsal
yazılarda, düşünce yazılarında olduğu gibi okuru bilgilendirmek amacı olmadığı için sözcüklere gerçek anlamlarının ötesinde
yeni anlamlar yüklenebilir. Sanatsal yazılar nesnel yaşamın gerçeklerinden esinlenerek kurmaca bir dünyayı yansıtır ve
insana, insan gerçeğini bir kurgu içinde sunarak özdeşim kurdurur.
31. Şiir genel olarak nasıl tanımlanmaktadır?
Cevap: “Zengin sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan, hece ve durak bakımından denk ve
kendi başına bir bütün olan edebî anlatım biçimi, manzume,nazım, koşuk” olarak tanımlanmaktadır.
32. Şiirin kendilerince de tanımını yapan ve şiir yazan önemli şairlere örnek veriniz. Cevap: Yahya Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem, Cahit Sıtkı Tarancı, Melih Cevdet, Suut Kemal Yetkin, Nurullah Ataç.
33. Sanatsal yazı türlerini ve aralarındaki ilişkiyi açıklayınız. Cevap: Sanatsal yazılar, zaman zaman birbirlerinin anlatım tekniklerinden yararlansa da şiir ve düz yazı olmak üzere iki ana
türde yazılabilir. Şiir dışında düz yazı ile yazılan sanat yazılarının en belirginleri olarak öykü, roman, tiyatro türleri örnek
olarak verilebilir. Bir şiir, bir öykü, bir roman ya da tiyatro eseri kendi iç yapısına göre farklılıklar barındırmakla birlikte
sanatsal yazıların birbirlerinden etkilendikleri de bir gerçektir. Sözgelimi epik tiyatro gücünü düz yazıdan alır, buna karşılık
bazı öykülerde zaman zaman şiirsel özellikler göze çarpar. Bu ünitede türlerin birbirinden kesin çizgilerle ayrılamayacağı
anlayışı benimsenerek sanatsal yazı türlerinden şiir, öykü, roman ve tiyatro genel özellikleriyle betimlenip bu türlere örnek
olabilecek metinlere yer verilmiştir.
34. Şiirler içerdikleri konulara göre hangi türlere ayrılır?
Cevap: Şiirler içerdikleri konulara göre; lirik, epik, didaktik, pastoral, satirik, dramatik olmak üzere altı türe ayrılmaktadır.
35. Lirik şiir türüne örnekler vermiş şairler kimlerdir?
Cevap: Divan edebiyatında Fuzuli (16. yy), Nedim (18. yy), Şeyh Galip (18. yy); halkedebiyatında Karacaoğlan (17. yy), Aşık
Veysel (20. yy), çağdaş Türk şiirinde Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Nazım Hikmet, Necip Fazıl, Cahit Sıtkı Tarancı, Attila
İlhan ve birçok şair lirik şiir türüne ölümsüz örnekler vermiş şairler arasında sayılabilir.
36. Şiirin düz yazıdan farkı nelerdir?
Cevap: Sanatsal yazı türleri içinde şiir en eski tür olarak nitelendirilmektedir. Şiirde çağrışım, imge, duyular, sezgi, duygular
önemli yer tutmaktadır. Anlatım ise düz yazı türlerine göre daha kapalı, söyleyiş daha ritmik ve algılar daha ön
plandadır. Cocteau şiirde gerçeğin imgelerle anlatılması gerektiğini “Ne masayı anlatacağım diye masa sözcüğünü
kullanacaksınız, ne kuşu anlatacağım diye kuş sözcüğünü; ne de aşkı anlatacağım diye aşk sözcüğünü.” sözleriyle ifade
eder. Şiir, sanatsal yazı türleri içinde daha yoğun estetik değerler taşıyan ve daha çok dikkat gerektiren bir yazı
türüdür. Şiirin düz yazıdan farkları arasında çağrışımlar, imgeler kadar şiirde dizelerin kümelenişi, uzunluk kısalık durumu ve
uyak dizilişi gibi yapısal özelliklerdeki farklılık da büyük önem taşır. Biçim olarak adlandırılan bu özelliklerle yani uyak ve ölçü
ile şiirde müzikal bir etki yaratmaya çalışır şair. Şairler şiirde müzikal etkiyi sözcüklerin kullanımıyla da sağlamaya çalışırlar. Sözcükler şiirde gizemli bir hâl alırlar. Bu yönüyle Sabahattin Eyüboğlu şiiri büyüye, şairi ise büyücüye benzetir. Şiirin ayırt
edici özellikleri düşünüldüğünde şiirin büyüsünün sadece sözcüklerin seçiminden değil, şiirin sesi ve anlamının
bütünlüğünden kaynaklandığı görülür.
37. Lirik şiir nedir, açıklayınız. Cevap: Duyguları coşkulu bir dille anlatan şiirlerdir. Lirik sözcüğü Eski Yunan’da şairlerin şiirlerini telli bir çeşit saz olan “lir”
ile birlikte söylemelerinden kaynaklanmış ve sonraları içe doğan duyguları dile getiren şiirlere lirik denmiştir. Aşk, özlem, acı, ölüm benzeri duyguları dile getiren lirik şiir dünya edebiyatında olduğu gibi bizim edebiyatımızda da en yaygın şiir türleri
içindedir. Avrupa halk şiirinde soneler ve baladlarla oluşan lirik şiir geleneği 19. yüzyılda Romantizm akımı ile güçlenir. Türk
edebiyatında da Divan edebiyatı geleneği içinde gazeller ve şarkılarda, halk edebiyatında türküler, ağıtlar, güzelleme
türündeki koşmalar ve semailerde örneklerinebolca rastlanabilir.
38. Epik şiir türüne örnekler veriniz. Cevap: Epik şiirler oluşum tarihine göre doğal ve yapay olmak üzere iki türde incelenir. Doğal epikler, oluşumları çok eskiye
dayalı, söyleyeni unutulmuş, zaman içinde eklemelerle genişlemişlerdir. Kırgızların Manas Destanı bu türe örnektir. Yapay
epikler ise daha yakın tarihte oluşmuş ve oluşumunun yazıya geçirildiği ve yazanın belli olduğu epiklerdir. Nazım Hikmet’in
Kurtuluş Savaşı Destanı, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Üç Şehitler Destanı yapay destanlara örnek olarak verilebilir.
39. Epik şiir türünü açıklayınız. Cevap: Bir ulusun başından geçen olayları, savaşları, büyük göçleri, ayaklanmaları, toplum ile ilgili sorunları, doğal afetleri, olağanüstü olayları ve bu olaylarda kahramanlık gösterenleri, yurt sevgisini coşkulu bir dille anlatan uzunca şiirlere epik şiir
denir. Diğer türlere göre epik şiir daha toplumsal bir türdür. Epik şiir konusunu tarihten alır. Destanlar ilk epik şiirler olarak
bilinir. Diğer olaylı anlatımlarda olduğu gibi epik şiirlerde veya destanlarda, olay canlı ve hareketli anlatılır. Ana olay destanın
çekirdeği, diğer olaylar destanın kolları olur. Ana olayla bağlantılı diğer olaylara batıda epizot, Türk destanlarında kol denir. Destanın ya da epik şiirin uzunluğu bu kolların çokluğuna göre biçimlenir. Epik şiirlerde öyküleyici bir anlatım vardır ve olay
anı ayrıntılı bir biçimde anlatılır. Epik şiirdeki kahramanlık öykülerinin bir de kahramanları vardır ve bu kahramanlar ideal
insan tipindedir. Epik şiirlerde olaylar ve duygular da epik şiirin kahramanları gibi olağanüstüdür.
40. Didaktik şiir türünü açıklayınız. Cevap: Bilgilendirme, öğüt verme, bir düşünceyi açıklama amacı güden şiirlere didaktik şiir denir. Didaktik sözcüğü Eski
Yunanca didaktos sözcüğünden türemiştir. Konusu düşüncedir. Eski çağlarda şairin öğretici, eğitici, yol gösterici olduğu
kabul ediliyordu.
41. Türk edebiyatında didaktik şiir örnekleri veren şairler kimlerdir?
Cevap: Türk edebiyatında didaktik şiirin ilk örneği olarak 11. yüzyılda yazılmış olan Yusuf Has Hacib’in Kutadgu Bilig
(Mutluluk Veren Bilgi) adlı eseri görülür. Bu eserde insan, toplum ve devlet yaşamının düzenlenmesiyle ilgili bilgiler yer
almaktadır. Divan edebiyatında Aşık Paşa’nın tasavvufu öğretmek amacıyla yazdığı Garibname ve Nabi’nin oğluna öğüt
vermek için yazdığı Hayriyye adlı mesneviler didaktik şiir örnekleridir. Tanzimat döneminde Tevfik Fikret’in çocuklara
seslendiği Şermin adlı eseri, Mehmet Akif’in Asım adlı eseri didaktik şiirler arasındadır.
42. Pastoral şiir türünü açıklayınız. Cevap: Doğayı, doğa güzelliklerini ve bunları sevdirmeyi amaçlayan, çobanların yaşamını, aşklarını, üzüntülerini anlatan
şiirlere pastoral şiir denir. Yalın bir dille yazılan bu şiirler, doğrudan ozanın ağzından anlatılıyorsa (monolog) idil, çobanların
karşılıklı konuşması biçimindeyse (diyalog) eglog adını alır. İdiller, monolog tarzında olduğu için egloğa göre daha kısa olur. Pastoral şiirler, Yunan edebiyatında Theokritos, Latin edebiyatında Vergilus tarafından yazılmıştır. Pastoral şiir geleneği
sonraki çağlarda da sürmüştür. Özellikle Romantik dönemde, doğa Batı şiirini besleyen önemli bir kaynak olmuştur.
43. Didaktik şiirin kökeni ve ilk şiir örnekleri nelerdir?
Cevap: Didaktik şiirin kökleri Eski Yunan’a dayalıdır. Batıda ilk didaktik şiir örneğini İ.Ö. 8. yüzyılda yaşayan Hesiodos ahlâk
ve din bilgileri üzerine yazmıştır. Latin edebiyatında Lucretius, fizik ve ahlâk üzerine, Virgillius tarım bilgisi üzerine
yazmıştır. yazmıştır.İnsanlara ahlak dersi vermeyi amaçlayan fabllar da genellikle manzum şiirler olarak yazılır. İnsanlar
arasında geçen olayları diğer canlılar arasında geçiyormuş gibi göstererek anlatan fabllar, sonunda okuyana bir ders verir. Bir olaya dayandığıiçin fabllarda da öykülerdeki gibi serim, düğüm ve çözüm bölümleri vardır. Beydeba, Ezop, La Fontaine
bu türde eser vermiş ünlüler arasındadır.
44. Pastoral şiirin Türk edebiyatındaki yerini ve örneklerini açıklayınız. Cevap: Türk edebiyatında pastoral şiir çok ilgi gören bir tür olmamakla birlikte özellikle halk şiirlerinde doğa ve kır
güzelliklerini anlatan şiirler bulunmaktadır. Divan edebiyatında gazellerde doğa betimlemeleri; kasidelerde doğa, mevsim
betimlemelerinin yapıldığı teşbîb bölümleri vardır. Halk edebiyatında Karacaoğlan’ın “Çukurova bayramlığın giyerken” dizeleriyle başlayan şiiri bu tür içinde değerlendirilebilir.Tanzimat döneminde pastoral şiire yeni bir soluk getiren şairler
arasında AbdülhakHamit, Servet-i Fünun’da Tevfik Fikret ve Cenap Şehabettin vardır. Çağdaş Türkşiirinde Kemalettin
Kamu, Behçet Necatigil, Cahit Külebi bu türde şiirler yazmıştır.
45. Dramatik şiir nedir, temsilcileri kimlerdir?
Cevap: Bir olayı, durumu tiyatro gibi canlandıran şiirlere dramatik şiir denir. Eski Yunan’daki tragedyalar ile başlayan
dramatik şiir, günümüzde manzum tiyatrolarla varlığını sürdürmektedir. Batıda Klasik dönemde de tragedyalar sürmüş, Romantik dönemde şiirle tiyatro ayrışmaya başlamıştır. Batıda Cornille, Shakespeare; Türk edebiyatında güçlü bir geleneği
olmamakla birlikte Namık Kemal, Abdülhak Hamit, Faruk Nafiz (han duvarları ) dramatik şiirin örneklerini verirler.
46. Satirik şiir nedir, temsilcileri kimlerdir?
Cevap: Bir kimseyi, bir düşünceyi, bir durumu açık ya da kapalı biçimde, iğneli bir dille, eleştirme yönü ağır basan şiirlere
satirik şiir denir. Yergide de bir uyarı olduğu için didaktik (öğretici) bir yanı da bulunur. Tarihin her döneminde satirik şiire
rastlanır. Eski Yunan’da Diogenes, 18. yüzyılda Batı’da Voltaire; Türk edebiyatında Divan edebiyatında Nef ’î, halk
edebiyatında Seyrani, Pir Sultan Abdal, Tanzimat döneminde Ziya Paşa, Şair Eşref, yeni Türk edebiyatında Neyzen Tevfik, Orhan Veli Abdurrahim Karakoç satirik şiir örnekleri veren şairler arasında sayılabilir.
47. Batı edebiyatında doğup gelişen sanatsal anlatı türlerinden biri olan öykünün Avrupa ülkelerindeki temsilcilerine örnek
veriniz. Cevap: Öykü, Avrupa’da 14. yüzyılın ilk yarısında İtalyan yazar Boccacio’nun Decameron adlı kitabı ile ortaya çıkmıştır. Kitapta kullanılan genel hikâye tekniğinin Doğu kaynaklı olduğu belirtilir. Bu kitap hem İtalya’da hem de diğer Avrupa
ülkelerinde çok etkili olmuştur. 19. yüzyıla gelindiğinde öykü, pek çok büyük romancının ilgi gösterdiği bir tür olmuştur. Victor
Hugo’dan Stendhal’e, Balzac’tan Flaubert’e, A. de Musset’ten E.Zola’ya, Tolstoy’dan Dostoyevski’ye ve Çehov’a pek çok
ünlü yazar, öykü türünde eser vermiştir.
48. 20. yüzyıl Türk öykücülüğüne damgasını vuran yazar ve ardılları kimlerdir?
Cevap: 20. yüzyıla Türk öykücülüğüne damgasını vuran Ömer Seyfettin ile girilir. Ardından tamamen yerli ve özgün öyküler
yazan Refik Halit Karay, Aka Gündüz, Yakup Kadri Karaosmanoğlu gelir. Cumhuriyetin ilk yıllarından beri Türk öykücülüğü
gelişip serpilerek ilerlemektedir. Türk öykücülüğünde günümüze kadar farklı tarzlarda öyküler yazan yazarlardan bazıları
şöyledir: Memduh Şevket Esendal, Sait Faik Abasıyanık, Sabahattin Ali, Halikarnas Balıkçısı, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Sabahattin Kudret Aksal, Necati Cumalı, Haldun Taner, Tağrık Buğra, Rıfat Ilgaz, Fakir Baykurt, Tarık Dursun K., Ferit Edgü, Yusuf Atılgan, Sevgi Soysal, Nezihe Meriç, Fürüzan, Osman Şahin, Selim İleri, Mustafa Kutlu, Nazlı Eray, Ümit Kaftancıoğlu, Tezer Özlü, Hasan Ali Toptaş, Sevinç Çokum, Ayla Kutlu.
49. 1980-90 yılları arasında, dönemin en çok dikkati çeken 2006 Nobel ödüllü yazar kimdir, eserleri nelerdir?
Cevap: 1980’lerden sonraki toplumsal ve siyasal hayattaki değişimlerin yanı sıra dünya edebiyatındaki post modern
eğilimler Türk romanını da etkilemiştir. 1980-90 yılları arasında, dönemin en çok dikkati çeken adlarından biri 2006 Nobel
ödüllü yazar Orhan Pamuk’tur. Orhan Pamuk klasik biçimde kaleme aldığı Cevdet Bey ve Oğulları adlı eserinde bir aileden
hareket ederek, 1900’lerden başlayan geniş bir zaman dilimi içinde, Türkiye’nin toplumsal yaşamından kesitler verir. Modernizmin izlerini taşıyan Sessiz Ev adlı romanında değişik karakterde üç kardeşin babaannelerinin evinde geçirdikleri bir haftada yaşanan olaylar anlatılırken, kişilerden hareket edilerek Tanzimat dönemine değin geri dönülmüştür. Kara Kitap, Yeni Hayat ve Masumiyet Müzesi adlı romanları ise post modern akıma örnek olabilecek tarzdadır.
84
1. Yazılı anlatım nedir?
Cevap: Bir duygunun ya da düşüncenin yazı ile anlatılmasına yazılı anlatım denir.

2. Genel olarak yazılı anlatım hangi iki başlık altında toplanır?
Cevap:  Düşünce yazıları.  Sanatsal yazılar.

3. Düşünce yazıları nasıl tanımlanır?
Cevap: İnsanları, bir konu üzerinde düşündürmeyi, tartıştırmayı, bu yolla gerçeklere ulaştırmayı amaçlayan yazı türlerine
düşünce yazıları denir.

4. Makale nedir?
Cevap: Herhangi bir konuda bilgi vermek, bir düşünce ya da konuya açıklık getirmek, yeni bir görüş ve düşünceyi ileri
sürmek, ele alınan konu üzerinde yapılan inceleme ve araştırma sonuçlarına göre kanıtlar sunarak bu yeni görüş ve
düşünceleri desteklemek ve doğruluğunu kanıtlamak amacıyla kaleme alınan bilimsel ağırlıklı gazete ve dergi yazılarıdır.

5. Bir makalenin giriş bölümü nasıl olmalıdır?
Cevap: Yazının girişinde, öne sürülen düşünce açık ve okurun ilgisini çekecek biçimde ortaya konmalı, dili anlaşılır nitelikte, ele aldığı görüş ya da düşünce güçlü ve ilgi çekici olmalıdır.

6. Bir makalede gelişme bölümü nedir?
Cevap: Gelişme bölümü makalede ele alınan görüş ya da düşüncenin açıklandığı, ayrıntılı olarak ele alındığı bölümdür.

7. Bir makalenin sonuç bölümünde ana hedef nedir?
Cevap: Sonuç bölümünde gelişme bölümünde yapılan ayrıntılı açıklamaların ışığında bir yargıya varılır.

8. Makale türünde yazarken hangi noktalara dikkat edilmelidir?
Cevap:  Makalede ele alınan konu bilimsel bir tarzda işlenmelidir.  Yazar savunduğu düşünceyi açık olarak yazmalıdır.
Yazar savunduğu düşünceyi kanıtlayıcı belgelerden, örneklerden yararlanmalıdır.  Yazar, konuya tarafsız bir gözle
yaklaşmalıdır.  Makalede üçüncü tekil anlatım kullanılmalıdır.  Makalede düşünceler planlı olarak sunulmalı ve sonuç
bölümünde bir yargıya varılmalıdır.

9. Bir anlatı tür olarak Fıkra, nasıl tanımlanır?
Cevap: Gazete ya da dergilerde yayımlanan, belgelendirme ve kanıtlama gereği duyulmadan günlük olayları, ülke
sorunlarını veya yazarın bir konu hakkındaki görüşlerini çeşitli yönlerden inceleyen ve yorumlayan kısa yazılardır.

10. Gazete fıkralarında temel amaç nedir?
Cevap: Önemli noktalara okurun dikkatini çekmek ya da konu hakkında düşünmesini sağlamaktır.

11. Fıkra türünde yazarken hangi noktalara dikkat edilmelidir?
Cevap:  Güncel bir konu seçilmelidir.  Seçilen konu ilgi çekici olmalıdır.  Yazar düşüncelerini çok ayrıntıya inmeden
yalın ve etkili bir dille kaleme almalıdır.

12. Yazılı anlatım türü olarak eleştiri nedir?
Cevap: Yazılı anlatım türü olarak eleştiri, bir sanat eserini çeşitli yönleri ile inceleyip açıklamak, anlaşılmasını sağlamak ve
değerlendirmek amacıyla yazılan yazılardır.

13. Eleştirinin temel sorumluluğu nedir?
Cevap: Eser hakkında bilgi vermek.

14. Eleştirmenlerin yaklaşımına ve eseri değerlendirme yöntemlerine göre, genel kabul gören eleştiri türleri nasıl
sınıflandırılır?
Cevap:  Sanatçıya dönük eleştiri  Yapıta dönük eleştiri  Okura dönük eleştiri  Topluma dönük eleştiri  Çözüm

15. Eleştiri türünde yazarken hangi noktalara dikkat edilmelidir?
Cevap:  Düşünsel bir plan hazırlanmalıdır.  Yapıt ile ilgili yargılar, yapıttan örneklere dayandırılarak sunulmalıdır.
Eleştiride öznellikten kaçınılmalı, peşin yargılara yer verilmemelidir.  Yargılar, kırıcı ve yıkıcı değil; yapıcı ve yol gösterici
olmalı  Eleştiri yazılarında düşünceyi geliştirme yollarından uygun olan kullanılabilir.  Temel anlatım biçimlerinden
açıklayıcı ve tartışmacı anlatım kullanılabilir.  Eleştirmen düşüncelerini yalın, duru ve anlaşılır bir biçimde ifade etmelidir.

16. Ülkemizde eleştirinin kendine özgü kuralları olan bir anlatım türü olarak benimsenmesi hangi dönemde başlamıştır?
Cevap: Tanzimat döneminde.
17. Ülkemizde eleştiri türlerinin öncüleri kimler olmuştur?
Cevap: Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa
18. Bir yazılı anlatım türü olarak deneme neye denir?
Cevap: Herhangi bir konuyu yeni ve kişisel görüşlerle ele alarak etkili bir anlatımla sunan düzyazılara deneme denir.
19. Deneme türünde yazarken dikkat edilmesi gereken ayırt edici özellikler nelerdir?
Cevap:  Her türlü konuda deneme yazılabilir.  Anlatımda öznellik egemendir.  Anlatılanların kanıtlanmasına, belgelere
dayandırılmasına gerek yoktur.  Bilgi vermekten çok düşündürme amacı güder.  Özgün söyleyişlere yer verilir.  İroniden
geniş ölçüde yararlanılır.  Anlatılanlar iç konuşma tekniğiyle verilir.  Senli benli ve içtenlikli bir dil kullanılır.  Düşünceler
kesin yargılara bağlanmaya çalışılmaz; okurun dolaylı olarak sonuca varması amaçlanır.
20. Ele aldığı konulara göre denemenin dört ana başlığı nelerdir?
Cevap: Klasik, edebi, felsefi ve eleştirel.
21. Klasik deneme nedir?
Cevap: Yazarın konuyu hoşça vakit geçirtme amacıyla kaleme aldığı izlenimi yaratan içten bir söyleyişin hâkim olduğu
deneme türüdür.
22. Edebi deneme nedir?
Cevap: Edebiyat konusunda yazılan denemelerdir.
23. Felsefi deneme nedir?
Cevap: Yazarın doğru ve aydınlığı bulma adına yazdığı, insanı düşünmeye yönlendirmeye çalıştığı denemelerdir.
24. Eleştirel denemede yazar özellikle kendi bakış açısı ve deneyimleri sonucunda elde ettiği saptamalardan yola çıkarak
deneyimlerini okurla paylaşıyorsa bu ne tür bir denemedir?
Cevap: İzlenimsel eleştirel deneme.
25. Deneme türünün kurucusu kimdir?
Cevap: Montaigne.
26. Söyleşi yazıları nasıl tanımlanır?
Cevap: Söyleşi, yazarın kendi eğilimleri doğrultusunda seçtiği herhangi bir konu hakkındaki görüşlerini, konuşma doğallığı
içinde anlatan düşünce yazılarıdır.
27. Söyleşi türünün ayırt edici özellikleri nelerdir?
Cevap:  Metin içinde sorulu cevaplı anlatımdan yararlanılarak konuşma havası yaratılır.  Sıkça devrik cümlelere rastlanır.  Anlatımında içtenlik, yalınlık, duruluk egemendir.  Genellikle günlük sanat olaylarını ele alır.  Konu genel ve yüzeysel
olarak ele alınır.  Öznel bir anlatım vardır.  Anlatılanları kanıtlama çabası yoktur.
28. Bir yazı türü olarak röportaj nasıl tanımlanır?
Cevap: Röportaj tanınmış bir kişiyi, yeri veya sanat dalını geniş okur kitlelerine, kendi görüş ve düşünceleriyle birleştirerek
araştırma, inceleme yoluyla tanıtan, ayrıntılı bilgi veren yazı türüdür.
29. Gezi yazısı nedir?
Cevap: Yazarın gözlem ve bilgiye dayalı olarak, gezip gördüğü yerleri çeşitli yönleriyle, özenli bir anlatımla yansıttığı yazıya
gezi yazısı denir.
30. Gezi yazıları, edebiyatın yanı sıra hangi dalların alanlarına da girer?
Cevap: Tarih, sosyoloji, antropoloji, ekonomi, coğrafya ve bilim.
31. Gezi yazıları, içerik olarak anı yazılarından hangi temel özellikleriyle ayrılır?
Cevap: Gezi yazılarında anılar değil, öncelikle co
32. Türk edebiyatında bu türün en tanınmış ismi kimdir ve eserinin adı nedir?
Cevap: Evliya Çelebi, Seyahatname.
33. Anı yazıları nasıl tanımlanır?
Cevap: Bilim, sanat, politika alanında ün yapmış kişilerin yaşadıkları olayları ya da yaşadıkları dönemin önemli olduğunu
düşündükleri özelliklerini gözlemlerine, izlenimlerine ve bilgi birikimlerine dayanarak anlattıkları yazılardır.
34. Anı hangi gereksinimin bir ürünüdür?
Cevap: Yaşanan ya da tanık olunan olayları paylaşma, bir dönemi geleceğe aktarma ya da tarihe ışık tutma gereksiniminin.
35. Anı yazılarını tarih yazılarından ayıran temel özellik nedir?
Cevap: Tarih yazıları toplumsalken anı daha çok bireyseldir.
36. Günlük yazıları nasıl tanımlanır?
Cevap: Kişinin kendi algı ve bakış açısına göre günü gününe yazılan, üzerinde yazıldığı günün tarihi bulunan yazılara ve bu
yazılardan oluşturulan yapıtlara günlük denir.
37. Günlük yazmanın belirleyici özellikleri nelerdir?
Cevap:  Günlükler bir şeyi kanıtlama amacı taşımazlar. Bu nedenle günlükte kanıttan çok içtenlik önemlidir.  Günlükte
eğer bir olay anlatılacaksa mantıksal bir düzen içinde anlatılmalıdır.  Günlüklerde öznel ve konuşma diline yakın bir dil
kullanılır.
38. Yaşam öyküsü nasıl bir yazı türüdür?
Cevap: Edebiyat, sanat, spor, sosyal ya da fen bilimleri gibi kendi alanlarında tanınmış, ün yapmış, okurun ilgisini çekecek
kişilerin yaşam öykülerini araştırarak okuyana bilgi vermeyi amaçlayan yazı türüdür.
39. Yaşam öyküsü yazarken dikkat edilmesi gereken belirleyici özellikler nelerdir?
Cevap:  Yaşam öykülerinde tarihsel gerçeklik en önemli ögedir. Bu nedenle yaşam öyküleri açık, sade ve tarafsız bir
görüşle yazılmalıdır.  Yaşam öyküsü anlatılacak kişinin çocukluğundan itibaren yaşamı ele alınır.  Yaşam öyküsünde
anlatılacak kişinin öğrenim yaşamı, yetişmesini etkileyen başlıca etkenler belirtilir.  Yaşam öyküsünde kişinin bireysel ve
toplumsal özellikleri yansıtılır.  Yaşam öyküsünde ele alınan kişinin ürettiği değerler, başarıları ve önemi aktarılır.  Yaşam
öyküsü yazımında gerçekler saptırılmaz, ancak gerçekler sanatçı duyarlılığı ile yazılır.  Yaşam öyküsünde üçüncü kişili
anlatım kullanılır.
40. Otobiyografi nedir?
Cevap: Bilim, sanat, siyaset, spor vb. alanlarının herhangi birinde tanınmış kişilerin, kendi yaşamını anlattığı yazı türüdür.
41. Öz yaşam öykülerinin iki biçimi nelerdir?
Cevap: Belgese
47. Makale türünde yazarken nelere dikkat edilmelidir?
Cevap: • Makalede ele alınan konu bilimsel bir tarzda işlenmelidir • Yazar savunduğu düşünceyi açık olarak yazmalı, dolaylı
anlatımlara ve sözoyunlarına yer vermemelidir.• Yazarsavunduğu düşünceyi kanıtlayıcı belgelerden, örneklerden
yararlanmalıdır.• Makalede yazar, konuya tarafsız bir gözle yaklaşmalı, öznel görüşlerden sakınılmalı ve nesnellik ön planda
olmalıdır.• Makalede üçüncü tekil anlatım kullanılmalıdır.• Makalede düşünceler planlı olarak sunulmalı ve sonuç bölümünde
bir yargıya varılmalıdır.
48. Makale türü Türk basınına nasıl girmiştir?
Cevap: Makale türü, ilk özel gazete olan Tercüman-ı Ahval’de Şinasi’nin yazmaya başladığı makalelerle Türk basınına
girmiştir.
49. Edebiyatımızda makale yazmayı uğraş edinen yazarlardan beş örnek verir misiniz?
Cevap: Ziya Paşa, Namık Kemal, Ali Suavi, Ahmet Mithat, Ziya Gökalp
50. Fıkra nedir?
Cevap: Fıkra sözcüğü, Türkçede iki tür anlatıyı karşılar. Bunlardan ilki ince anlamlı, güldürme amacı güden kısa öykülerdir. Küçük öykü biçimindeki bu tür, halk öykücülüğü geleneğinin uzantısıdır. Bu tür fıkralarda, gerek kahramanların davranışları
vedüşüncelerinde gerekse taşıdıkları mizah ögeleri ve dilde ulusal kültürü yansıtanizler vardır (Kavcar, Oğuzkan ve Aksoy
2007: 253). Edebiyatımızda bu tip fıkralarınen bilinenleri Nasrettin Hoca, Bektaşi, Bekri Mustafa ve İncili Çavuş fıkralarıdır. Fıkra sözcüğünün bir anlatı türü olarak ikinci anlamı, gazete ya da dergilerdeyayımlanan, belgelendirme ve kanıtlama gereği
duyulmadan günlük olayları, ülkesorunlarını veya yazarın bir konu hakkındaki görüşlerini çeşitli yönlerden inceleyen ve
yorumlayan kısa yazılardır
51. Eleştiri nedir?
Cevap: Eleştiri terimi kimi zaman sanatın yahut edebiyatın incelenmesi, tartışılması, değerlendirilmesi, yargılanması olarak
kullanılırken kimi zaman da edebî bir eser ya dasanat eseri üzerine verilen hükümdür. Yazılı anlatım türü olarakeleştiri, bir
sanat eserini çeşitli yönleri ile inceleyip açıklamak, anlaşılmasını sağlamak ve değerlendirmek amacıyla yazılan yazılardır
52. Eleştiri türünde yazarken nelere dikkat edilmelidir?
Cevap: • Düşünsel bir plan hazırlanmalıdır.• Yapıt ile ilgili yargılar, yapıttan örneklere dayandırılarak sunulmalıdır.• Eleştiride
öznellikten kaçınılmalı, peşin yargılara yer verilmemelidir.• Yargılar, kırıcı ve yıkıcı değil; yapıcı ve yol gösterici olmalıdır.• Eleştiri yazılarında düşünceyi geliştirme yollarından uygun olan kullanılabilir.• Temel anlatım biçimlerinden açıklayıcı ve
tartışmacı anlatım kullanılabilir.• Eleştirmen düşüncelerini yalın, duru ve anlaşılır bir biçimde ifade etmelidir.
53. Eleştiri türleri nelerdir?
Cevap: • Sanatçıya dönük eleştiri; eleştirmenin değerlendirmek için ele aldığı yapıtı özellikle sanatçının varlığını ölçü alarak
yapmasıdır. Eleştirmen, yapıtıaçıklamak için yazarı ile ilgi kurar. Sanatçının hayatını ve kişiliğini inceler.Elde ettiklerini belge
olarak kullanır. Ruhbilimsel eleştiri ve yaşam öyküseleleştiri biçimleri bu tür içinde düşünülür.• Yapıta dönük eleştiri;
eleştirmenin bakış açısının sanatçıya değil de yapıtınayönelik olduğu eleştiridir. Bu tür eleştiride tek ölçüt okura sunulmuş
yapıttır. Eleştirmen, konunun ele alınış biçimi, yapıttaki anlatım biçimi, dilinkullanımı gibi noktaların işlenişi üzerinde durur. Nesnel eleştiri ve dil bilimsel eleştiri bu tür eleştirinin çeşitleridir.• Okura dönük eleştiri; eleştirmenin yapıtı değerlendirmekten
çok, yapıtın birokur olarak kendisi üzerindeki etkilerini değerlendirdiği eleştiridir. Bu türeleştiri belli ölçütlere göre yapılmadığı
için deneme havasındadır ve özneldir. İzlenimci eleştiri bu tür içindedir.• Topluma dönük eleştiri; eleştirmenin değerlendirme
yapacağı yapıtın ortayakonduğu dönemdeki toplumsal ve tarihsel özelliklerin yapıta etkileri gözlenir.Yapıt, toplumsal bir
belge olarak görülür. Bu tür eleştiride yapıt, estetik yöndençok; yapıtı etkileyen toplumsal ve tarihsel koşullar belirlenerek
değerlendirilir.Tarihsel eleştiri ve toplum bilimsel eleştiri bu tür içinde ele alınır.• Çözümleyici eleştiri; yukarıda açıklanan
eleştiri türlerinin yetersiz görülmesi üzerine kimi eleştirmenler, yapıtı çok yönlü inceleme yoluna gitmişlerdir.Bu türde
eleştirmen, gerektiğinde öznel, nesnel ya da toplumcu bir bakışlayapıta yaklaşılabileceğini savunur. Türü ne olursa olsun her
eleştiri, yazarınne yaptığını, ne yapmak istediğini bulmaya yöneliktir.
54. Eleştirinin kendine özgü kuralları olan bir anlatım türü olarak benimsenmesi ne zaman başlamıştır?
Cevap: Eleştirinin kendine özgü kuralları olan bir anlatım türü olarakbenimsenmesinin Tanzimat dönemiyle başladığını
görmekteyiz. Tanzimat dönemi edebiyatçılarından Şinasi, Namık Kemal ve Ziya Paşa bu türün öncüleridir.
55. Tanzimat döneminde eleştiri türünde yazıları ve eserleri ile dikkat çeken yazarlara üç örnek verir misiniz?
Cevap: Abdülhak Hamit, Recaizade Mahmut Ekrem, Muallim Naci
56. Deneme nedir?
Cevap: Herhangi bir konuyu yeni ve kişisel görüşlerle ele alarak etkili bir anlatımla sunandüzyazılara deneme denir
57. Deneme türünde yazarken denemenin dikkat edilmesi gereken ayırt ediciözellikleri nelerdir?
Cevap: • Her türlü konuda deneme yazılabilir.• Anlatımda öznellik egemendir.• Anlatılanların kanıtlanmasına, belgelere
dayandırılmasına gerek yoktur.• Bilgi vermekten çok düşündürme amacı güder.• Özgün söyleyişlere yer verilir.• İroniden
geniş ölçüde yararlanılır.• Anlatılanlar iç konuşma tekniğiyle verilir.• Senli benli ve içtenlikli bir dil kullanılır.• Düşünceler kesin
yargılara bağlanmaya çalışılmaz; okurun dolaylı olaraksonuca varması amaçlanır.
58. Deneme türünün kurucu olarak sayılan yazar kimdir?
Cevap: Montaigne
59. Türk edebiyatında deneme türü eserler vermiş yazarlardan üçünü yazar mısınız?
Cevap: Ahmet Rasim, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nurullah Ataç
60. Söyleşi nedir?
Cevap: Söyleşi, yazarın kendi eğilimleri doğrultusunda seçtiği herhangi bir konu hakkındaki görüşlerini, konuşma doğallığı
içinde anlatan düşünce yazılarıdır.
61. Söyleşi türünde yazarken bu yazı türünün dikkat edilmesi gereken ayırt edici özellikler nelerdir?
Cevap: • Metin içinde sorulu cevaplı anlatımdan yararlanılarak konuşma havası yaratılır.• Sıkça devrik cümlelere rastlanır.• Anlatımında içtenlik, yalınlık, duruluk egemendir.• Genellikle günlük sanat olaylarını ele alır.• Konu genel ve yüzeysel olarak
ele alınır.• Öznel bir anlatım vardır.• Anlatılanları kanıtlama çabası yoktur.
85
Yazım Kuralları / Ünite 3: YAZIM KURALLARI - Sorularla öğrenelim
« Son İleti Gönderen: Ders Hocası 31 Temmuz 2019, 18:53:40  »
1. Yazım kuralları nedir? Açıklayınız. Cevap: Yazı yazmak yalnızca harfleri tanımak, onları bir araya getirerek anlamlı sözcükleri veya cümleleri sıralamak
değildir. Bir yazının amacına ulaşabilmesi için uyulması gereken birtakım biçimsel kurallar vardır. Bu kurallara yazım
kuralları denir.

2. Yazı dili ile konuşma dili arasında ne gibi farklar vardır?
Cevap: Yazı dili konuşma diline göre daha tutucudur, yani yazı dilinin kuralları konuşma diline göre daha yavaş değişir. Dilin
hem yaşayanlar hem de geçmişle gelecek nesiller arasında köprü olma niteliği dikkate alındığında, her neslin yazı dilini
kendisine göre yeniden yapılandırmasının doğru olmadığı görülecektir. Ama bu, Yazı dili asla değişmemeli, sonsuza kadar
sabit kalmalı. demek değildir. Ancak herkes dilediği gibi yazmaya kalkarsa anlaşma güçleşecek, hatta belki mümkün
olmayacaktır.

3. Yazım yerine başka bir sözcük kullanabilir miyiz?
Cevap: Yazım için imlâ sözcüğü de kullanılır. Yazım, TDK’nin genel ağ sayfasındaki Güncel Türkçe Sözlük’te Bir dilin belli
kurallarla yazıya geçirilmesi, imla diye tanımlanmaktadır.

4. Günümüzde yazım kullanımını olumsuz etkileyen şeyler neler olabilir?
Cevap: Günümüz teknolojisinin kullanımının bir uzantısı olarak genel ağ ve taşınabilir telefonda yapılan yazışmalar, yazım
kurallarının kullanımını olumsuz etkilemektedir. Bu yazışmalarda kullanılan bazı yeni kısaltmalar (slm selam, nbr ne haber, kib kendine iyi bak vb.), Türkçe ünlüleri (glyrm geliyorum, bk bak vb.) veya Türkçe karakterleri (i, ı, ö, ü, ç, ş) kullanmama, noktalama işaretlerini yanlış veya eksik kullanma, bazı simgelerle birlikte yeni birtakım noktalama işaretleri ( : ) mutlu olmak, gülmek :( üzgün olmak ,>:( ağlamak vb.) kullanma gibi yazı dilinde görülmeyen durumlar söz konusudur. Gelişen teknolojiye
her alanda oldu- ğu gibi, yazı dilinde de uyum göstermek gereklidir. Ancak bu yapılırken yazım birliği bozulmamalı ve doğru
iletişim engellenmemelidir.

5. Yazımda yazım kurallarına uymazsak ne olur?
Cevap: Yazımda yazım kurallarına uymamak, okuyucunun o yazıyı okumasını güçleştirir; onu, okuma sırasında
belirsizliklere düşürür. Yazdıklarımızın hem günümüz hem de gelecek kuşaklarca anlaşılmasını sağlamak için yazımda
belirlenen ortak kurallara uyulmalıdır.

6. Türkçenin yazım kurallarının oluşması süreci ne zaman başlamıştır?
Cevap: Türkçenin yazım kurallarının oluşması süreci, Türk Yazı Devrimi ile başlamıştır. 12 Aralık 1928 yılında basılan İmla
Lügatı, Türkçedeki sözcüklerin yeni Türk harfleriyle nasıl yazılacağını göstermiştir. Bu yazım kılavuzu 1941 yılına kadar
basın-yayın ve eğitim kurumlarında kullanılmıştır. Bu on üç yıl içerisinde ‘söyleyişe göre yazım’ öncelik taşımıştır. Uygulamada ortaya çıkan yazım sorunlarına, Türk Dil Kurumu’nca 1941’de İmla Kılavuzu adıyla yeniden basılan yazım
kılavuzu ile çözüm aranmıştır. İmla Kılavuzu 1962’ye kadar yedi kez; 1965’te Yeni İmla Kılavuzu adıyla içeriği yeniden
düzenlenerek dört kez (1965-1968); 1970’te Yeni Yazım (İmla) Kılavuzu olarak iki kez; 1973’ten 1981 yılına değin de Yeni
Yazım Kılavuzu adıyla beş kez basılmıştır. Türk Dil Kurumu’nun on bir baskı yapan yazım kılavuzu ile Türkçenin yazımı
büyük ölçüde geleneksel bir yapıya kavuşmuştur (Çotuksöken, 2001:47). Bu tarihten sonra kurumun yayımladığı kılavuzlar
ile özel kuruluşların ve yayınevlerinin yayımladıkları arasında bir örneklik sağlanamamış, yazımla ilgili sorunlar artmıştır. TDK tarafından 1985’te İmla Kılavuzu, 2005’ten itibaren de Yazım Kılavuzu adıyla yeni baskılar yapılmıştır. Günümüzde
basılı yazım kılavuzlarıyla birlikte genel ağda, farklı kurum ve kuruluşlar tarafından hazırlanan yazım kılavuzlarının yanı sıra
Türk Dil Kurumu’nun resmi sitesi Linkleri gorebilmeniz icin izniniz yok! Uye ol veya Giris yap adresinde yazım kılavuzu bulunmaktadır.

7. Büyük harf nerelerde kullanılır?
Cevap: Büyük harf kullanımı:  Bütün özel isimler -kişi adları ve soyadları, ülke, millet, dil, din, mezhep, gezegen, yer, bölge, yerleşim birimleri, kurum, kuruluş, eser, gazete, dergi, kanun, tüzük, dönem, mevsim, (belirli bir tarih bildiren) ay ve
gün, bayram, toplantı vb. isimleri - büyük harfle başlatılır.  Birtakım kısaltmaların tamamı veya ilk harfleri büyük harfle
yazılır.  Bütün cümleler ile şiirlerde dizeler büyük harfle başlar.  İki noktadan sonra veya tırnak içinde verilen cümlelerin ilk
kelimesi büyük harfle başlar ve sonuna ilgili noktalama işareti konur.  Unvanlar ve lakap gibi kullanılan akrabalık sözleri
büyük harfle yazılır.  Hitap sonrası kullanılan unvanlar büyük harfle yazılır.  Kitap, dergi, bildiri vb. gibi çalışmalarda, yazı
başlıkları ve çizelge, şema vb. ile ilgili açıklamaların ilk harfleri büyük yazılır.  Tabela, levha gibi yazılarda sözcüklerin ilk
harfi büyük yazılır.  Özel adlardan türetilen bütün sözcüklerin ilk harfleri büyük


8. Yabancı özel isimlerin yazımı ne şekilde olur?
Cevap: Yabancı özel isimlerin yazımı:  Türkçeye eskiden yerleşen yabancı isimler söylendiği gibi yazılır.  Latin alfabesi
kullanan ülke ve toplumlara ait özel isimler aynen yazılır.  Latin alfabesi kullanılmayan ülke ve toplumlara ait özel isimler
söylendiği gibi yazılır.

9. Özel isimler dışındaki yabancı sözcüklerin yazımı nasıl olmalıdır?
Cevap: Türkçeye hem Doğu hem de Batı dillerinden pek çok yabancı sözcük girmiştir. Dilimize yüzyıllar öncesinden Arapça, Farsça, Yunanca, Ermenice, Çince, Moğolca gibi dillerden giren sözcükler, okunduğu biçimde yazılmaktadır. Batı dillerinden
eskiden giren sözcüklerinde önemli bir kısmı okunduğu gibi yazılmaktadır: romatizma, aktör, makine, traktör, tren, otobüs, bilet, gardırop, liman, gazete, tiyatro, balerin, futbol, opera, trajedi, roman vb. Ancak günümüzde Türkçeye, Batı dillerinden, özellikle de İngilizceden pek çok sözcük girmekte ve bunlar alındıkları dildeki özgün yazımı ile yazılmaktadır: check-up, e- mail, scanner, cafe, cd player, cd writer, check in, x-ray cihazı, cool, ambulance, emergency, wc, full-time, parttime, wireless, mause, shopping center, showroom, online vd. Türkçede sözcük başında çift ünsüz bulunmaz. Batı dillerinden giren bu tip
sözcükler genellikle aslına uygun biçimde yazılır: gramer, stop, kral, kritik, plan, tren, slogan, psikoloji, staj, spor, program, propaganda, kriz, traktör, grafik, stateji vb. Bu tür sözcüklerin çok azında sözcüğün başına ünlü veya baştaki çift ünsüz
arasına bir ünlü getirilerek yazılır: İslav, istep, iskele, iskelet, islim, istasyon; kulüp gibi. Dilimizde sözcük sonunda
bulunabilecek ünsüz çiftleri bellidir: Türk, kürk, bark, sarp, art, kart, alt, ant, ters, arş, ahenk gibi. Batı dillerinden giren ve son
hecesinde bu yapılara uymayan çift ünsüzlerin bulunduğu sözcükler, özgün biçimiyle yazılır: teyp, film, norm, form, modern, Frank, org, morg, romantizm, atletizm vb. Ancak az da olsa bu tip sözcüklerin yazımında, sondaki çift ünsüzünün arasına ünlü türetildiği görülmektedir: term > terim gibi.

10. Birleşik sözcükler nasıl yazılmalıdır?
Cevap: Birleşik sözcüklerin yazımı:  İki sözcük birlikte kullanıldığında ses düşmesi, türemesi veya değişmesi oluyorsa
bitişik yazılır.  Birleşik sözcüğü oluşturan sözcüklerin biri ya da ikisi de artık asıl anlamlarını yitirmiş, yeni bir anlam
kazanmışlarsa bitişik yazılır.  Gerçek anlamı dışında, yardımcı fiil olarak kullanılan, vermek, durmak, yazmak, kalmak, bilmek ve gelmek fiilleri, kendisinden önceki fiile -A, -U, -I zarf-fiil ekleri yardımıyla bağlandığında bitişik yazılır.  Fiil çekim
eklerinin ve fiilimsilerin kalıplaşmasıyla ortaya çıkan ve yeni anlam taşıyan sözcükler bitişik yazılır.  Birleşik yapıdaki kişi ad
ve soyadları, yer adları, kurum adları bitişik yazılır.  Ara yönleri bildiren sözcükler ile artık somut yer bildirmeyen alt, üst, üzeri sözcükleriyle kurulan birleşik sözcükler bitişik yazılır.  Dilimize Arapça ve Farsçadan geçen, tek sözcük gibi
düşünülen tamlamalar bitişik yazılır.

11. Ayrı yazılan sözcükler nasıl açıklanır?
Cevap: Ayrı yazılan sözcükler:  İsim + fiil tarzında kurulan yapılarda eğer ses düşmesi veya değişmesi yoksa bu tip birleşik
sözcükler ayrı yazılır.  Hayvan veya bitki, eşya veya alet, durum, yer, bilim ve bilgi, yiyecek, gök cisimleri, organ, zaman, renk, yön, yol ve ulaşım vb. bildiren sözcüklerden birisi ile oluşan ve bunlardan birisinin anlamını koruduğu birleşik sözcükler
ayrı yazılır.  İç, dış, alt, üst, ön, art, büyük, küçük, orta, karşı, sağ, sol, bir, iki, tek, çift, sıra, gibi sözcüklerin başta olduğu
birleşik sözcükler ayrı yazılır.

12. İkilemelerin yazımı nasıldır?
Cevap: Bütün ikilemeler ayrı ve araya herhangi bir noktalama işareti konulmadan yazılır.

13. Pekiştirme sıfatlarının yazımı nasıldır?
Cevap: Pekiştirme sıfatları, sözcüğün ilk hecesinin ünlüyle biten kısmı alınarak bunlara p, r, s, m seslerinin getirilmesiyle
türetilir ve bunlar birleşik yazılır. Bu yapıların daha da pekiştirildiği veya bu yapılarda ünlü türemelerinin ortaya çıktığı görülür.

14. Geniş zaman çekimli fiillerin yazımı nasıl açıklanır?
Cevap: Türkçede tek heceli olumlu fiil köklerine, geniş zaman ekinin ne şekilde geleceği sorunludur. Hangi fiilde ekin –Ar, hangisinde –(X)r geleceği konusunda kesin bir kural yoktur.

15. –mAk mastar ekinin yazımı nasıldır?
Cevap: -mAk mastar eki; iyelik veya yönelme (+a), belirtme (+i), tamlayan (+in) hali ile çokluk (+lAr) ekleriyle kullanıldığında
–mA olmaktadır.

16. Sayıların yazımı nasıldır?
Cevap: Sayıların yazımı:  Ondan itibaren birleşik rakamlar yazıyla verildiğinde bunlar ayrı ayrı yazılır.  Büyük sayılar
yazılırken okumayı kolaylaştırmak amacıyla farklı yöntemler kullanılır (Sondan başlayarak her üç basamakta bir nokta konur:
120.745.355.780. Üçlü basamakların arası yazıyla da yazılabilir: 120 milyar 745 milyon 355 bin 780).  Eğer sayılar rakamla
yazılıyor ve sonrasında ek geliyorsa bu eklerin yazımında ünlü ve ünsüz uyumlarına uyulur ve bunlar kesme işareti
kullanılarak yazılır.  Romen rakamları; yüzyıllarda, hükümdar adlarında, tarihlerde, ayların yazımında, kitap ve dergi
ciltlerinde, kitapların ön bölümlerindeki sayfaların numaralandırılmas

17. Karıştırılması olası eklerle bağlaç ve edatların yazımı nasıl açıklanır?
Cevap: Bilindiği gibi Türkçede soru eki dışındaki ekler, getirildikleri sözcüğe bitişik; sözcükler ise - bitişik yazılması
gerekenlerin dışındakiler - ayrı yazılır. Ancak dilimizde +ki aitlik eki ile bağlaç ve edat olarak kullanılan ki sözcüğü; yine +DA
bulunma hali eki ile dA bağlacının yazıda karıştırıldığı görülmektedir.

18. +da hâl eki ile da bağlacının yazımı nasıl açıklanır?
Cevap: Türkçede bağlaç olarak kullanılan dA ile bulunma hâli (+DA) eki zaman zaman karışmaktadır. Bunları ayırmanın en
kolay yolu, cümleden çıkardığımızda anlam bozuluyorsa bu ektir ve birleşik yazılmalıdır; anlam bozulmuyorsa bağlaçtır, ayrı
yazılmalıdır.
19. İle bağlacının / edatının yazımı nasıl açıklanır?
Cevap: Hem bağlaç hem de edat olarak kullanılan ile, bağımsız veya ekleştirilerek kullanılır.
20. Soru ekinin yazımı nasıl açıklanır?
Cevap: Soru eki, diğer eklerden farklı olarak daima ayrı yazılır ve sonuna ? işareti konur. Kimi durumlarda soru ekinin
üzerine kişi ekleri de getirilebilir, ancak bu durum ayrı yazılma kuralını değiştirmez.
21. Düzeltme işaretinin kullanımı nasıl açıklanır?
Cevap: Düzeltme işareti, yazı dilimizde iki nedenler kullanılır.  Türkçede k, g, l, gibi ünsüzlerin art damak mı yoksa ön
damak mı olduğu esas olarak birlikte kullanıldığı ünlüye bağlıdır: kara, garip, alın, koku, gurbet, kol vb. sözcüklerde bu sesler
art damak; kürek, gülücük, el, yelek gibi sözcüklerde ise ön damak ünsüzüdür. Ancak yazı dilinde kimi alıntı sözcüklerde, bu
sesi gösteren harflerden önce veya sonra art damak ünlüleri - a ve u - geldiği halde, söz konusu ünsüzler ön damak ünsüzü
olarak söylenir. Bu durumu yazıda belirtmek için, bu ünlülerin üzerine düzeltme işareti konur: â ve û.  Bazı alıntı
sözcüklerde, uzun ünlünün gösterilmediği durumlarda anlam karışıklığını gidermek için uzun ünlünün üzerine ^ işaretini
konur.  Arapçadan dilimize geçen +î nispet ekinin belirtme (+i) hâl eki ve 3. tekil şahıs iyelik ekiyle karışmasını önlemek için
düzeltme işareti kullanılır.
22. Kısaltma nedir, açıklayınız?
Cevap: Kısaltma; bir sözcük, terim ya da özel adın içerdiği harflerden biri veya birkaçı ile kısa olarak belirtilmesi ve
simgeleştirilmesidir.
23. Kısaltmaların yazımı nasıl açıklanır?
Cevap: Bir yazıda çok sık geçen isimler, yazar tarafından belli biçimlerde kısaltılabilir. Bunun dışında toplumun değişik
kesimlerince çok kullanılan kısaltmalar da bulunmaktadır. Bu kısaltmalar değişik biçimlerde yapılabilmektedir. Eğer tek
sözcük kısaltılacaksa bu durumda bazen büyük harf, bazen de küçük harf kullanılabilmektedir: N (Azot), Ü (üniversite), M
(milâdî); m (metre), g (gram), l (litre) vb. Örneklerde (M ve m) görüldüğü gibi kısaltmanın büyük veya küçük harfle yapılması
anlamı değiştirmektedir. Birden çok sözcükten oluşan ülke, devlet, eser, kurum, varlık, kişi, hastalık vb. adların kısaltması, bu sözcüklerin ilk harflerin bir araya getirilmesiyle oluşturulabilir. Noktalama işaretleri ünitesinde de belirtildiği gibi, bu şekilde
tamamı büyük harflerden oluşan kısaltmalarda esasen nokta kullanılmaz. TBMM, AGIK, BM, OTDÜ, ASELSAN, DDY, THY, TDK vb. Ancak nadir de olsa T.C., T. gibi kısaltmalarda nokta işareti bulunmaktadır.
24. Ses uyumları ve yazım kurallarını açıklayınız. Cevap: Türkçede seslerin dizilişi, özellikle eklerin kullanılışı belli bir düzen içerisinde gerçekleşir. Bu da ünlü ve ünsüz
uyumlarının doğmasına yol açmıştır. Türkçede iki ünlü uyumu (büyük ve küçük ünlü uyumları), bir de ünsüz uyumu vardır. Türkçede asıl olan büyük ünlü uyumudur. Bilinen ilk metinlerde günümüze kadar bir iki istisna dışında hemen bütün Türk dil
ve lehçelerinde büyük ünlü uyumu görülür. Bu uyum, ekler geldiği zaman da değişmez, yani ekler de bu kurala uyar.
25. Ünlü daralması nedir, açıklayınız?
Cevap: Türkçede fiillere bir ek geldiği zaman temel olarak kök değişmez. Ancak birtakım eklerde geçici ünlü daralması
görülür. Sonu /a/ veya /e/ ünlüsüyle biten fiillere -(I)yor eki geldiğinde bu ünlüler daralır: başla-yor > başlıyor, okuma-yor >
okumuyor.
26. Tek heceli sözcüklere ek geldiğinde ünsüz türemesi nasıl olur, açıklayınız?
Cevap: Türkçede, Arapça hiss veya İngilizce full sözcüklerinde olduğu gibi ikiz ünsüz yoktur. Bu yüzden dilimize Arapçadan
giren ve aslında sonunda ikiz ünsüz bulunan his, af, hak, hat, had, zan gibi sözcükler tek ünsüzle yazılır. Ancak bu tip
sözcükler ünlüyle başlayan ek veya fiille kullanıldıklarında sondaki ünsüz ikizleşir.
27. İkinci hecelerdeki ünlülerin düşmesi nasıl olur?
Cevap: Türkçede kurallı olmamakla birlikte gönül, beyin, koyun (göğüs), göğüs, burun, alın, oğul, ağız, bağır gibi sözcüklere
ünlüyle başlayan ek geldiğinde ikinci hecedeki dar ünlüler (yani /ı/, /i/, /u/, /ü/) düşer: gönül+ü+m > gönlüm, koyun+u+n+a >
koynuna, burun+u > burnu vb. Dilimizde çevir- ve devir- fiillerinin edilgen biçimlerinde de aynı olay görülür: devir- / devril-, çevir- / çevril-. Ancak bu durum, avuç, büyük, küçük, yanıt, çözüm, kömür, düğüm, geyik, buçuk, açık, soluk vb. birçok
sözcükte görülmez: geyik+e > geyiğe, kanıt+a > kanıta, düğüm+ü > düğümü, soluk+u+m > soluğum
Yazım Kuralları
28. Türkçenin yazım kurallarının oluşması süreci ne zaman başlamıştır?
Cevap: Türkçenin yazım kurallarının oluşması süreci, Türk Yazı Devrimi ile başlamıştır
29. Türkçedeki sözcüklerin yeni Türk harfleriyle nasıl yazılacağını gösteren ilk eser adı ve basıldığı tarih nedir?
Cevap: Adı İmla Lügatı'dır ve 12 Aralık 1928 yılında basılmıştır.
30. Türkçe'de büyük harf kullanımını nerelerde olduğunu anlatınız?
Cevap: 1. Bütün özel isimler -kişi adları ve soyadları, ülke, millet, dil, din, mezhep, gezegen, yer, bölge, yerleşim birimleri, kurum, kuruluş, eser, gazete, dergi, kanun, tüzük, dönem, mevsim, (belirli bir tarih bildiren) ay vegün, bayram, toplantı vb.
isimleri - büyük harfle başlatılır. 2. Birtakım kısaltmaların tamamı veya ilk harfleri büyük harfle yazılır. 3. Bütün cümleler ile
şiirlerde dizeler büyük harfle başlar. 4. İki noktadan sonra veya tırnak içinde verilen cümlelerin ilk kelimesi büyük harfle
başlar ve sonuna ilgili noktalama işareti konur. 5. Unvanlar ve lakap gibi kullanılan akrabalık sözleri büyük harfle yazılır. 6. Hitap sonrası kullanılan unvanlar büyük harfle yazılır. 7. Kitap, dergi, bildiri vb. gibi çalışmalarda, yazı başlıkları ve çizelge, şema vb. ile ilgili açıklamaların ilk harfleri büyük yazılır.8. Tabela, levha gibi yazılarda sözcüklerin ilk harfi büyük yazılır.9. Özel adlardan türetilen bütün sözcüklerin ilk harfleri büyük yazılır.
31. Yabancı özel isimlerin yazımı nasıl yapılmaktadır?
Cevap: 1. Türkçeye eskiden yerleşen yabancı isimler söylendiği gibi yazılır. 2. Latin alfabesi kullanan ülke ve toplumlara ait
özel isimler aynen yazılır. 3. Latin alfabesi kullanılmayan ülke ve toplumlara ait özel isimler söylendiği gibi yazılır.
32. Dilimizde sözcük sonunda bulunabilecek ünsüz çiftlerine üç tane örnek veriniz?
Cevap: Türk, kürk, bark
33. Bitişik yazılan sözcüklerin kurallarını açıklayınız?
Cevap: 1. İki sözcük birlikte kullanıldığında ses düşmesi, türemesi veya değişmesi oluyorsa bitişik yazılır. 2. Birleşik
sözcüğü oluşturan sözcüklerin biri ya da ikisi de artık asıl anlamlarını yitirmiş, yeni bir anlam kazanmışlarsa bitişik yazılır. 3. Gerçek anlamı dışında, yardımcı fiil olarak kullanılan, vermek, durmak, yazmak, kalmak, bilmek ve gelmek fiilleri, kendisinden önceki fiile -A, -U, -I zarf-fiil ekleri yardımıyla bağlandığında bitişik yazılır. 4. Fiil çekim eklerinin ve fiilimsilerin
kalıplaşmasıyla ortaya çıkan ve yeni anlam taşıyan sözcükler bitişik yazılır. 5. Birleşik yapıdaki kişi ad ve soyadları, yer
adları, kurum adları bitişik yazılır. 6. Ara yönleri bildiren sözcükler ile artık somut yer bildirmeyen alt, üst, üzeri sözcükleriyle
kurulan birleşik sözcükler bitişik yazılır. 7. Dilimize Arapça ve Farsçadan geçen, tek sözcük gibi düşünülen tamlamalar bitişik
yazılır.
34. Türkçe'de ayrı yazılan sözcüklerle ilgili bilgi veriniz?
Cevap: 1. İsim + fiil tarzında kurulan yapılarda eğer ses düşmesi veya değişmesi yoksa bu tip birleşik sözcükler ayrı yazılır. 2. Hayvan veya bitki, eşya veya alet, durum, yer, bilim ve bilgi, yiyecek, gök cisimleri, organ, zaman, renk, yön, yol ve ulaşım
vb. bildiren sözcüklerden birisi ile oluşan ve bunlardan birisinin anlamını koruduğu birleşik sözcükler ayrı yazılır. 3. İç, dış, alt, üst, ön, art, büyük, küçük, orta, karşı, sağ, sol, bir, iki, tek, çift, sıra, gibi sözcüklerin başta olduğu birleşik sözcükler ayrı
yazılır.
35. Türkçe'de ikilemelerin yazımı nasıl olmaktadır?
Cevap: Bütün ikilemeler ayrı ve araya herhangi bir noktalama işareti konulmadan yazılır.
36. Türkçe'de pekiştirme sıfatlarının yazımı hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Pekiştirme sıfatları, sözcüğün ilk hecesinin ünlüyle biten kısmı alınarak bunlara p, r, s, m seslerinin getirilmesiyle
türetilir ve bunlar birleşik yazılır. Bu yapıların daha da pekiştirildiği veya bu yapılarda ünlü türemelerinin ortaya çıktığı görülür.
37. Türkçede tek heceli olumlu fiil köklerine, geniş zaman eki ne şekilde gelir?
Cevap: Türkçede tek heceli olumlu fiil köklerine, geniş zaman ekinin ne şekilde geleceği sorunludur. Hangi fiilde ekin -Ar, hangisinde -(X)r geleceği konusunda kesin bir kural yoktur.
38. Türkçe'de sayıların yazımı nasıl olmaktadır?
Cevap: 1. Ondan itibaren birleşik rakamlar yazıyla verildiğinde bunlar ayrı ayrıyazılır. 2. Büyük sayılar yazılırken okumayı
kolaylaştırmak amacıyla farklı yöntemler kullanılır. • Sondan başlayarak her üç basamakta bir nokta konur • Üçlü
basamakların arası yazıyla yazılır 3. Eğer sayılar rakamla yazılıyor ve sonrasında ek geliyorsa bu eklerin yazımında ünlü ve
ünsüz uyumlarına uyulur ve bunlar kesme işareti kullanılarak yazılır. 4. Romen rakamları; yüzyıllarda, hükümdar adlarında,
tarihlerde, ayların yazımında, kitap ve dergi ciltlerinde, kitapların ön bölümlerindeki sayfaların numaralandırılmasında ayrı
yazılır.
39. +DA hâl eki ile dA bağlacının yazımının doğru şekli nasıl olmaktadır?
Cevap: Türkçede bağlaç olarak kullanılan dA ile bulunma hâli (+DA) eki zaman zamankarışmaktadır. Bunları ayırmanın en
kolay yolu, cümleden çıkardığımızda anlambozuluyorsa bu ektir ve birleşik yazılmalıdır; anlam bozulmuyorsa bağlaçtır, ayrıyazılmalıdır
40. +ki aitlik eki, ki bağlacı ile ki pekiştirme ve şüphe edatının yazımı nasıl gerçekleşir?
Cevap: Türkçede sesteş olan üç ayrı ki vardır:Aitlik bildiren +ki ekinin yazımı: Bir ek olduğu için sözcüğe bitişik
yazılır.Elimizdeki imkânları kullanmamakta neden direniyoruz? (Haldun Taner, Koyma Akıl, Oyma Akıl)Bağlama işlevindeki
ki sözcüğünün yazımı: İki cümleyi bağlayan yani bağlaçolan ki ayrı yazılır.Bizim de işimiz bu! Onlar unutacak, biz
söyleyeceğiz ki cümle âlem duysun.(Feyza Hepçilingirler, Türkçe “OFF”)Pekiştirme veya şüphe görevinde kullanılan ki
sözcüğünün yazımı: Pekiştirme görevindeki ki sözü yüklemlerden sonra kullanılır ve ayrı yazılır.Sen zaten evde çalışıyorsun, senden önce gelebilmem mümkün değil ki! (AyşeKulin, Türkan)Türkçede özellikle ilk iki maddedekilerin karıştırıldığı, çok
defa ayrı yazılacakken bitişik yazıldığı görülmektedir. Bunu ayırt etmenin iki basit çözümü vardır:• Üzerine hâl eki getirmek
mümkünse bitişik, değilse ayrı yazılmalıdır: Evdekine, yoldakinden, seninkini vb. • ki cümleden çıkarıldığında anlam
bozuluyorsa bitişik; bozulmuyorsa ayrıyazılır.Derler ki binlerce işçi çalışmış bu köşkü yapmak için; şimdi hiçbirinin adı
bilinmez. (Murathan Mungan, Lal Masallar)
41. ile bağlacının / edatının yazımı nasıl gerçekleşir?
Cevap: Hem bağlaç hem de edat olarak kullanılan ile, bağımsız veya ekleştirilerek kullanılır.Fıkraları, romanları, öyküleri ile
tanıdığımız Oktay Akbal’ın özgün yanlarındanbiri de denemeciliğidir. (Doğan Hızlan, Düzyazı Ayracı)İle, ekleştiğinde, ünsüzle biten sözcüklere gelince baştaki /i/ sesi düşer; sonuünlüyle biten sözcüklerde ise /i/ > /y/ olur.Karısı, üç çocuğuyla
her akşam umutla açıyordu kapıyı.
42. Türkçe'de soru ekinin yazımı nasıl gerçekleşir?
Cevap: Soru eki, diğer eklerden farklı olarak daima ayrı yazılır ve sonuna “?” işareti konur. Kimi durumlarda soru ekinin
üzerine kişi ekleri de getirilebilir, ancak budurum ayrı yazılma kuralını değiştirmez.Hey Allah’ım, bu suali okumaktan
bıkmadın mı hâlâ? (Ayşe Kulin, Türkan)Güneş batıyor... Yarın, yine doğar. Ben, şu topraklarda yatan güneşin - bir günolsun
- doğduğunu görmeyecek miyim? (Namık Kemal, Gülnihal)Soru eki şu durumlarda soru anlamı taşımaz: 1) -DI mI zarf-fiil
yapısında 2)İyisi mi gibi kalıp ifadelerde 3) İkilemelerde pekiştirme amacıyla kullanıldığındasoru işareti kullanılmaz.1. Hayat
pahalılaştı mı dostluklar ucuzlar. (Haldun Taner, Koyma Akıl OymaAkıl)2. İyisi mi, yarından tezi yok, keşişin izini tutup
gidelim; kader, kısmetse bir günolur arkalarından yetişiriz. (Eflâtun Cem Güney, Kerem İle Aslı)3. Öyle ki, Yorgi bir gün: - Yahu çocuklar, demişti, ay ışığında futbol oynamakkıyak mı kıyak olacak! (Orhan Kemal, Baba Evi)
43. Düzeltme işareti, yazı dilimizde nasıl kullanılır?
Cevap: Düzeltme işareti, yazı dilimizde iki nedenle kullanılır.1. Türkçede k, g, l, gibi ünsüzlerin art damak mı yoksa ön
damak mı olduğu esas olarak birlikte kullanıldığı ünlüye bağlıdır: kara, garip, alın,koku, gurbet, kol vb. sözcüklerde bu sesler
art damak; kürek, gülücük,el, yelek gibi sözcüklerde ise ön damak ünsüzüdür. Ancak yazı dilindekimi alıntı sözcüklerde, bu
sesi gösteren harflerden önce veya sonra artdamak ünlüleri - a ve u - geldiği halde, söz konusu ünsüzler ön damakünsüzü
olarak söylenir. Bu durumu yazıda belirtmek için, bu ünlülerinüzerine düzeltme işareti konur: â ve û.kâr, kâğıt, kâfir, bekâr, Hakkâri, Kâmil, dükkân, mezkûr, sükûn, mahkûm;karargâh, dergâh, rüzgâr; lâle, lâzım, İslâm, hilâl, Halûk vb.Biliyorsun ki, bizim Beşinci Ordu’nun karargâhı Saroz’dadır. (Tarık Buğra, Çanakkale Mahşeri)2. Bazı alıntı sözcüklerde, uzun ünlünün
gösterilmediği durumlarda anlamkarışıklığını gidermek için uzun ünlünün üzerine “^” işaretini konur.3. Arapçadan dilimize
geçen +î nispet ekinin belirtme (+i) hâl eki ve 3.tekil şahıs iyelik ekiyle karışmasını önlemek için düzeltme işareti kullanılır.
44. Türkçe'de eğer tek sözcük kısaltılacaksa küçük harf ve büyük harf kuralı nedir?
Cevap: Eğer tek sözcük kısaltılacaksa bu durumda bazen büyük harf, bazen de küçük harf kullanılabilmektedir: N (Azot), Ü
(üniversite), M (milâdî); m (metre), g(gram), l (litre) vb. Örneklerde (M ve m) görüldüğü gibi kısaltmanın büyük veyaküçük
harfle yapılması anlamı değiştirmektedir.Tek sözcüklük kısaltmalarda bazen sözcüğün ilk hecesi veya üç harfi; bazen de
ilkiki veya üç ünsüzü kullanılır ve sonuna nokta konur: Prof. (profesör), Bul. (bulvar),Sok. (sokak), haz. (hazırlayan), nö. (nöbetçi), Dr. (doktor), kr. (kuruş), Hz. (hazret) vb.
45. Birden çok sözcükten oluşan ülke, devlet, eser, kurum, varlık, kişi, hastalık vb. adların kısaltmasında kural nedir?
Cevap: Birden çok sözcükten oluşan ülke, devlet, eser, kurum, varlık, kişi, hastalık vb.adların kısaltması, bu sözcüklerin ilk
harflerin bir araya getirilmesiyle oluşturulabilir. Noktalama işaretleri ünitesinde de belirtildiği gibi, bu şekilde tamamı
büyükharflerden oluşan kısaltmalarda esasen nokta kullanılmaz. TBMM, AGİK, BM,OTDÜ, ASELSAN, DDY, THY, TDK vb. Ancak nadir de olsa T.C., T. gibi kısaltmalarda nokta işareti bulunmaktadır.
46. Türkçe'de ses uyumları ve yazım kuralları hakkında bilgi veriniz?
Cevap: Türkçede seslerin dizilişi, özellikle eklerin kullanılışı belli bir düzen içerisindegerçekleşir. Bu da ünlü ve ünsüz
uyumlarının doğmasına yol açmıştır. Türkçedeiki ünlü uyumu (büyük ve küçük ünlü uyumları), bir de ünsüz uyumu
vardır.Türkçede asıl olan büyük ünlü uyumudur. Bilinen ilk metinlerde günümüze kadar bir iki istisna dışında hemen bütün
Türk dil ve lehçelerinde büyük ünlü uyumugörülür. Bu uyum, ekler geldiği zaman da değişmez, yani ekler de bu kurala
uyar.el+ler+i+n+de+ki+ler+den > ellerindekilerdenoku-t-tur-u-l-acak-sın > okutturulacaksın. Küçük ünlü uyumunun tarihi
geçmişine baktığımızda, Türkçede büyük ünlü uyumu kadar yaygın olmadığı görülür. Ancak bugün Türkçede eklerin ünlüsü, sözcüğünün son hecesinin ünlüsü dikkate alınarak ve küçük ünlü uyumuna göre getirilir.el+ler+i+n+de+ki+ler+den >
ellerindekilerden; oku-t-tur-u-l-acak-sın > okutturulacaksın. Bilindiği gibi Türkçede bir de ünsüz uyumu bulunmaktadır. Ünsüzler ötümlüve ötümsüz diye ikiye ayrılırlar. Bu ünsüzlerin bir kısmı, ünsüz uyumu dediğimizkural gereği birbiriyle
nöbetleşen çiftleri teşkil ederler: c ~ ç, d ~ t, k ~ g.Bu durum, yazımda aşağıdaki uygulamalara yol açar:• Sözcük ötümsüz
ünsüzle bitiyorsa ötümsüz ünsüzle başlayan ek gelir:Türk+çe > Türkçe, kayık+çık > kayıkçık, saç+tan > saçtan, iş+te > işte;
bit-kin >bitkin, at-kı > atkı, kaç-tı > kaçtı, bak-tık+ça > baktıkça, iç+tik+i > içtiği vb.• Sözcüğün sonu ötümlü ünsüz veya ünlü
ile bitiyorsa ekin ötümlü ünsüzlebaşlayan biçimi getirilir:yol+cu > yolcu, güzel+ce > güzelce, yavru+cak > yavrucak, yol+da >
yolda,yer+den > yerden, yor-gun > yorgun, dal-gıç > dalgıç, del-gi > delgi, sol-du > soldu,al-dık+ça > aldıkça, bekle-dik+i+m
> beklediğim, yüz-dük+ü > yüzdüğü vb.
47. Sözcük sonunda ç / c, t /d, p / b ve k / g nöbetleşmesi kuralı nasıl gerçekleşir?
Cevap: Dilimizde sonu /ç/, /t/, /p/ veya /k/ ile biten birtakım sözcükler, ünlüyle başlayanek aldığında veya ünlüyle başlayan
sözcüklerle kullanıldığında, bu seslerin geçiciolarak, sırasıyla /c/, /d/, /b/ ve /g/ olduğu görülür.
86
SORU: Eklendiği cümlede üzüntü, sevinç, kızma, korku gibi anlamları pekiştiren bu işaret okura yazıda yanında bulunduğu yazı biriminin yüksek sesle anlama uygun bir tonda okunması gerektiğini gösteren noktalama işareti nedir?

Eklendiği cümlede üzüntü, sevinç, kızma, korku gibi anlamları pekiştiren bu işaret okura yazıda yanında bulunduğu yazı biriminin yüksek sesle anlama uygun bir tonda okunması gerektiğini gösteren noktalama işareti ünlem işaretidir.
87
Noktalama İşaretleri / Uzun çizgi(-) için hangi kavramlar kullanılır?
« Son İleti Gönderen: Ders Hocası 24 Temmuz 2019, 13:13:05  »
Uzun çizgi 42,3 mm'dir. uzun çizgi için konuşma çizgisi, büyük çizgi, tire gibi farklı kavramlar da kullanılmaktadır.
88
Tarih bildiren iki rakamın arasına konunca arasında, ve, ile, ilâ, ...den ...e anlamı katar.
89
SORU: Cümledeki kelime öbekleri veya ara cümleleri belirginleştirmek için hangi noktalama işareti konur?

Cümledeki kelime öbekleri veya ara cümleleri belirginleştirmek için başla­rına ve sonlarına konur.
90
Noktalama İşaretleri / Kısa çizginin(-) diğer adı nedir?
« Son İleti Gönderen: Ders Hocası 24 Temmuz 2019, 13:11:36  »
Tire olarak da adlandırılan işaret, kelimeleri bölmek için ya da birleştirmek için kullanılır.
Sayfa: 1 ... 4 5 6 7 8 [9] 10