Son İletiler

Sayfa: 1 2 [3] 4 5 6 7 8 ... 10
21
Duanın Tanımı
Dua sözlükte, "çağırmak, davet etmek, yardım istemek"
anlamlarına gelmektedir. Terim olarak dua, inanan kişinin
Allah'la iletişim kurması, O'na yalvarışı ve yakarışı ve
O'ndan yardım dilemesidir. Dolayısıyla duada bireyden
Allah'a doğru bir yöneliş ve insani durumunu ve talebini
Allah'a arz ve O'nun yardımını talep, temel unsurlardır.
Duada birey Allah'a yönelerek onunla iletişim kurar,
duygu ve düşüncelerini, arzu ve isteklerini, dertlerini ve
beklentilerini O'na arz eder. Bilir ki Allah onun
söylediklerini duymaktadır, durumunu görmekte,
bilmektedir. Kulunun kendisinden yardım istemesini
memnunlukla karşılamaktadır. Onun isteklerini mutlaka
dikkate alacaktır.

Dua Türleri

Dualar bireysel olarak da toplu olarak da (cemaat halinde)
yapılır. Bireysel dualarda daha çok bireyin duygu ve
düşünceleri ön plana çıkar. Toplu dualarda dua formu ve
içeriği dinlere ve toplumlara göre değişiklikler gösterir.
Bu dualarda daha çok cemaat bilinci ön plana çıkar.

Dua Güdüleri

Bireyi Allah'la iletişim kurarak O'na dua etmeye, O'ndan
yardım talebinde bulunmaya yönelten güdülerin çok
çeşitlilik gösterdiği görülmektedir. Bunlar bireyin yaşına,
cinsiyetine, eğitim, kültür ve ekonomik durumuna göre
farklı nedenlere bağlı ve farklı içeriklerde olabilmektedir.
Örneğin, 11-18 yaş arası öğrenciler üzerinde yapılan bir
araştırmada Allah'a dua etmelerine sebep olarak % 41'i
manevi sıkıntıları, % 15'i maddi sıkıntıları, % 11 'i
mutluluk anlarını, % 7'si de tabiatın güzelliğini
saymışlardır. (Vergote, 1999, s.47).

Genelde dua güdüleri olarak şunlar ön plana çıkmaktadır:
• Maddi ya da Manevi Bir Arzunun, Bir İsteğin
Gerçekleşmesi: İnsan arzu ve isteklerini
karşılamada kendisine yardım etmesi için Yüce
bir varlık olan Allah'a yönelir ve O'na dua eder.
Bu istekler mal, servet, şöhret, çocuk, başarı,
zafer gibi maddi; aşk, mutluluk, huzur, iyi bir
insan olma, ilahi inayet ve şefaate ulaşma gibi
psikolojik ve manevi türde olabilir.

• Bir Çaresizliğin, Mahrumiyetin, Sıkıntının
Giderilmesi: İçinde bulunduğu çaresizliği ve
mahrumiyeti gidermek için Allah'tan yardım
talebinde bulunmak duanın önemli bir
güdüsüdür. Dua ile çaresizlik ve sıkıntı arasında
çok yakın bir ilişki vardır. Hatta Allah'a
inanmadığını belirten kişilerin bile çok çaresiz
kaldıkları anlarda Allah'a dua ettiklerinin
gözlendiğini araştırmacılar ifade etmektedirler.

• Allah'ın Nimetlerine Şükrün İfadesi: Allah'a karşı
duyulan sevgi, saygı ve bağlılığın, O'nun
nimetlerine şükrün ifadesi olarak dualar
yapılmaktadır. Birey kendi varoluşunun nedeni
olan, kendini yaratan, ona birçok yetenek güç ve
imkânlar bahşeden Allah'a duasında teşekkür
eder, şükranlarını sunar.

• Günahlarının Bağışlanması: Allah'ın isteklerine,
emir ve yasaklarına uygun davranışlarda
bulunamadığı, hatalarının, günahlarının olduğu
bilinciyle birey, Allah'ın kendisini bağışlaması
için O'na dua eder, yalvarır. Allah'ın isteğine
aykırı hareket etmiş olmanın üzüntüsünü,
Allah'ın rızasını kaybetmenin endişesini yaşar.
Pişman olduğunu belirtir, tutum ve davranışlarını
düzelteceğine dair O'na söz verir, tövbe eder.

• Allah'ın Yüceliğine Duyulan Hayranlığın
Vurgulanması: Bazı insanlar belirgin bir ihtiyacı
olmadan, Allah'ın Yüceliğine duyduğu hayranlığı
belirtmek, sevgisini, saygısını, güvenini arz
etmek ve Allah'ın razı olduğu bir kul olabilmek
için dua ederler.

Duanın Şekli ve Kabulü

Dua sırasında uyulması gereken dinlerce belirlenmiş
şekiller vardır. Örneğin, ellerin havaya kaldırılması gibi.
Yine nasıl dua yapılacağına dair önceden hazırlanmış dua
sözleri de olabilmektedir. Ayrıca birey bir aracı ile ( bir
sembol veya put gibi) dileğini Allah'a iletmekte ya da
doğrudan doğruya Allah'tan taleplerde bulunmaktadır.
Çoğunlukla bireylerin ibadetler sırasında tekrar ettikleri,
ezberledikleri, önceden hazırlanmış dua metinlerinden dua
ettikleri görülmekle beraber, o an içinden geldiği şekilde
dua edenler de olmaktadır.

Duada Allah'a karşı duyulan samimi inanç, bağlılık ve
güven, içtenlik oldukça önemlidir. Sözlerin kalp
tarafından onayı gereklidir. Kur'an'da insanların tabii
özelliği olarak, başlarına bir sıkıntı geldiğinde, darda
kaldıklarında Allah'a yalvardıkları, kurtulup nimete
kavuştuklarında ise, Allah'ı unutarak kendi çabalarıyla
bunları elde ettikleri gibi çelişkili bir tutum
takındıklarından bahsedilmektedir. (Bkz. Zümer, 39/49,
Lokman, 31/32, Yûnus, 10/12). Bu ayetlerde, rahatlık ve
bolluk içindeyken Allah'ı unutup darlıkta hatırlayanlar
yerilirken, aslında insana yakışanın, hem darda hem de
rahatlıkta Allah'ı hatırlamak ve anmak olduğu
vurgulanmış olmaktadır.

Duanın Etkileri

Duanın insanın bütün psikolojik mekanizmaları, ruh ve
beden sağlığı üzerinde etkili olduğunu gözlem ve
araştırmalar göstermektedir. Dua insanın düşüncesini,
duygularını, algılarını, istek ve arzularını, tutum ve
davranışlarını, kısaca tüm kişiliğini etkilemektedir. Bu etki
bireyden bireye farklılık göstermekte, özellikle duadaki
samimiyet, içtenlik ve süreklilik etki gücünün tayininde
önemli rol oynamaktadır. Öncelikle dua bireyde sükûnet
ve huzur oluşturur, sinirlerini yatıştırır. Sıkıntılı ve gergin
durumda ise onda hafiflik ve rahatlık meydana getirir.
Ortaokul öğrencileri üzerinde yapılan bir araştırmada,
öğrencilerin % 93'ü dua ederken bir hafiflik hissettiklerini
ve huzur duyduklarını belirtmişlerdir. Dua eden kişi,
sıkıntısını, derdini Allah'a anlatarak, yaptıklarını ve
beklentilerini Allah'la paylaşarak ruhen rahatlar.
Dua aynı zamanda insana çalışma ve başarma gücü verir.
Zorluklarla, güçlüklerle baş etme, mücadele etme,
yılmama, dayanma, sabretme gücü kazandırır. Cesaret ve
güven verir. Duanın en önemli yararı, kişinin yalnız
olmadığını hissetmesidir. Dua ve ibadetle Allah'a sığınan
ve bu dünyada yalnız olmadığını bilen insan, çağımızda en
çok rastlanan bir hastalık olan depresyonun oluşturduğu
gerginlik, karamsarlık, endişe hali, dalgınlık, unutkanlık
ve yoğunlaşma güçlüğünden büyük oranda korunur.

İbadetin Tanımı

Sözlükte ibadet; "Tanrı buyruklarını yerine getirme,
Tanrı'ya yönelen saygı davranışı, tapınma, tapınış, kulluk"
gibi anlamlara gelmektedir. Terim olarak, Allah'a karşı
kulluk ve bağlılığı ifade eden sözler ve hareketler, O'na
yaklaşmak için yapılan dinî davranışlar diye tanımlanır.
İbadet, genel anlamda bireyin inanç, düşünce ve duygu
dünyasında kendisini hissettiren sübjektif olgular, diğer bir
deyimle kalplerin derinliklerindeki dinî yaşanış ve
tecrübelerin, davranış halinde dışa aksetmesinden ibarettir.
İbadet kelimesi günlük dilde, şekli belirlenmiş, yapılması
gereken belli dinî görevler olarak kullanılmaktadır.
Örneğin, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek gibi.
Ancak, Allah'ın buyruğuna uygun davranmak, O'nu
hatırlayıp anmak ve O'na bağlılığı ifade etmek için yapılan
her davranış ibadet tanımı içerisinde değerlendirilir.

İbadetin Psikolojik Etkileri

İbadetlerin insanın ruh ve beden sağlığı, düşünce, duygu,
davranış, kişilik, benlik ve iradi yönü üzerinde etkisi
vardır. Kuşkusuz ibadetlerin psikolojik etkileri, ibadetteki
niyete, samimiyete, dinî bilgi ve algılayışa bağlı olarak
ortaya çıkar. İşte burada bu gerçeği göz önünde tutarak ve
özellikle İslâm Dinince emredilen ibadetleri dikkate alarak
ibadetin psikolojik etkilerini ele alacağız. Genel bir
değerlendirme ile bu etkileri şu şekilde belirtmek
mümkündür:

• İbadet ve Düşünce: Kulluk bilincinin bir ifadesi
olan ibadetler, insanın zihin yapısını ve
düşüncesini bütünüyle etkiler, şekillendirir,
derinleştirir ve onu fizik alanından fizik ötesi
alana yükseltir.

• İbadet ve Duygu: Allah'la iletişim halinde insanın
bütün duygu potansiyelleri harekete geçer. Korku
sevgi ve saygı, minnettarlık, huzur ve sevinç,
ümit ve güven bunların başında gelir. İbadet eden
kişi, Allah'ın buyruğunu yerine getirdiğinden
dolayı sevinç duyar, rahatlar. Dinî yaşayış ve
uygulamalarındaki eksik ve kusurlardan dolayı
Allah'ın razı olduğu bir kul olamamanın
üzüntüsünü ve korkusunu duyar. Birey aynı
zamanda öldükten sonra Allah'ın mükâfatından
uzak kalma ve cezalandırılma endişesini ve
korkusunu da yaşar. Bu üzüntü, endişe ve
korkular, bir taraftan da bireyi ibadet etmeye,
Allah'ın emrine uygun davranışta bulunmaya iter.

• İbadet ve Davranış: Eğer kişi Allah'a kuvvetle
inanmış ve O'nun buyruklarını hiç kuşku
duymadan kabul etmişse, onları büyük oranda
yerine getirme çabası içerisinde olur. Çünkü
inançlar davranışlara yansır, davranış halinde
ortaya çıkarlar. Davranış halinde ortaya
çıkmayan inanç gittikçe zayıflar ve zamanla yok
olacak düzeye gelir. Bu nedenle ibadetler hem
dinî inancın gücünü gösterirler, hem de bu
inancın güçlü kalmasını sağlarlar. Bunu eski
bilim adamları "fener" örneğiyle açıklarlardı.
Şöyle ki, fenerin içinde yanan lamba inancı,
lambayı çevreleyen camlar ise ibadetleri temsil
eder. Nasıl ki camlar, dıştan gelen etkilere,
rüzgâra karşı lambayı sönmekten koruyorsa, aynı
şekilde ibadetler de, olumsuz etkilere, istek ve
arzulara karşı inancı korurlar, onun zayıflamasını
önlerler. Yani burada karşılıklı bir etkileşim söz
konusudur. İnancın kuvvetliliği insanı ibadette
bulunmaya iter, yaptığı ibadetler de inancını
korurlar.

• İbadet ve İrade: Dini inancı olan bir kişi, dinin
kendisinden yapmasını istediği davranışları
yapmak ister. Bunların başında da dinî bir görev
olan ibadetler gelir. Ancak insanın aynı anda
birbiriyle çelişen, çatışan arzu ve istekleri olur.
Bazı arzu ve istekler, diğerlerinin
gerçekleşmesini engellerler. İnsan bunu özellikle
dinî istekleriyle diğerleri arasında sık sık yaşar.
Dinî görevlerini yaparken bir takım arzu ve
istekleri, maddi zevkler buna karşı direnç
oluşturur. İşte o zaman bir çatışma yaşar. Dinin
istekleri ile diğer istekler çatışır. İşte burada, kişi
için daha önemli, daha güçlü, daha etkili olan
istek diğerlerini yener, ön plana geçer ve
kendisini gerçekleştirir.

• İbadet ve Kişilik: İnsanın toplumdaki diğer
kişiler üzerinde bıraktığı bir etki, diğerlerinin onu
değerlendirmesine neden olan bir takım belirgin
kişilik özellikleri vardır ki, bunlar daha çok onun
ahlâki yönünü oluşturur. Örneğin, dürüst,
adaletli, namuslu, onurlu, şeref ve haysiyetine
düşkün, cesaretli, kendisine güvenilir,
yardımsever veya yalancı, işine geldiği gibi
konuşan, hilekâr, çıkarına göre hareket eden,
bencil, korkak, güvenilmez vb. Hatta bütün bu
özellikler, halk arasında kişilikli kişiliksiz,
karakterli karaktersiz (karaktere ahlâki kişilik de
denmektedir) gibi nitelendirmelere de yol
açmaktadır. Burada kişilikli denilen insan,
kişiliği beğenilen, olumlu kişilik özelliklerine
sahip olan, kişiliksiz denilen insan da kişiliği
beğenilmeyen, olumsuz kişilik özelliklerine sahip
olan insandır.

• İbadet ve Benlik: İnsan zaman zaman kendisine
dışarıdan birisi gibi bakar ve kendini
değerlendirerek bütün özellikleriyle ilgili
hükümler verir. Bu hükümler olumlu da olabilir,
olumsuz da olabilir. Kişi kendinin bazı yönlerini
beğenip bazı yönlerini beğenmeyebilir. İdealinde
varmayı düşündüğü noktaya ne kadar yakınsa
kendini o kadar mutlu hisseder. Sahip olduğu
eksiklikler, yetersizlikler ve başarısızlıklar
kendini değersiz görmesine neden olabilir.

• İbadet ve Vicdan: İnsanın içinde doğuştan gelen,
gerek kendi gerekse başkalarının yaptığı
davranışları değerlendiren ve bunlar hakkında
iyi-kötü şeklinde hükümler veren bir kontrol ve
yargı gücü vardır ki, buna vicdan denilir. İnsan
vicdanı ile kendi kendini muhakeme eder,
yargılar. Bu nedenle vicdan adeta insanın içinde
kurulan bir mahkemedir ve insanın bu
mahkemenin yargılamasından kurtulması
mümkün değildir. Kişinin yaptığı iyi davranışlar
ve kötülüklerden uzak durması vicdanının
hassaslaşmasına ve küçük bir kötülükten bile
vicdan azabı duymasına, sık sık kötülük yapması
ve suç işlemesi ise vicdanının zayıflamasına ve
hassasiyetini kaybetmesine neden olur.

• İbadet ve Ruh Sağlığı: İnsan zihni günlük hayat
akışı içerisinde çoğunlukla olayların yoğun etkisi
altında bunalır, bunlardan sıyrılarak kendi iç
dünyasına, kendi özüne dikkatini çevirerek
rahatlama ihtiyacı duyar. İbadet insana gerginlik
ve stresten kurtulmada, ruh sağlığını korumada
yardımcı olur. İşte İslâm'da gün içerisinde
tekrarlanan namaz ibadeti insanı günlük
hayatındaki yoğun işlerden, zihnini rahatsız eden
problemlerden uzaklaştırarak kısa bir süre de olsa
dinlenmesini ve stres atmasını sağlar. Ona
psikolojik boşalım yaşatır. Namaz belli
aralıklarla sürekli devam ettiğinden bir süre sonra
birey, ruh sağlığını bozan düşüncelerden
tamamen kurtulabilir. Beş vakit kılınan namazı,
uzun yola çıkan ve saatlerce araç kullanan bir
şoförün, sağlıklı bir şekilde menziline
varabilmesi için belli aralıklarla yorgun bedenini
dinlendirmek, dağılan dikkatini toparlamak üzere
verdiği molalara benzetilebilir. Yorgun bedenin
bu molalara ne kadar ihtiyacı varsa, kalbin ve
ruhun da namazlarla rahatlamaya, sükûnete
ermeye o kadar muhtaç olduğu söylenebilir.

Dini Ritüel, Ayin ve Tören

Her toplumda özel zamanlarda ve mekânlarda sabit,
kalıplaşmış, sembolik anlamları da olan kutlama ve
törenler düzenlenir. Bunlar genel olarak toplumsal
yaşamın sembolik nitelikli ya da dar anlamda dinî nitelikli
eylemleri olabilir. Örneğin mezuniyet törenleri, doğum
günü kutlamaları, resmi bayram törenleri genel nitelikli
bir ritüel, Hz. Peygamber'in doğumunu kutlama, bir
sünnet merasimi, bir mevlit okutma merasimi, bir yağmur
duası dinî ritüellerdir. Dolayısıyla dinî ritüeller, dua ve
ibadetten farklı, içinde duanın da yer aldığı dini kutlama
ve uygulamalardır. Buna göre ritüeller salt ibadet ya da
dinî pratikle özdeşleştirilemeyecek kadar geniş bir
kavramsal içeriğe sahiptir.

Âyin kelimesi bazı tarikat törenleri dışında İslâm
kültüründe fazla yer tutmayan bir dinî uygulamayı ifade
eder. Buna karşılık meselâ Hıristiyanlık'taki vaftiz ayini
oldukça önemli bir dinî törendir.
İnanan insanlar, dinî inanç ve duygularını topluca, bir
arada törensel biçimde ortaya koyma eğilimi duyarlar.
Bunlar yıllarca uygulanarak, din görevlileri vasıtasıyla bir
tapınma biçimi tarzında belli zamanlarda tekrar edilerek
geleneksel hale gelmektedir.

Dinî Ritüel, Ayin ve Törenin Psikolojik Etkileri

Dinî ritüelin, ayin ve törenin, katılımcılar üzerinde önemli
psikolojik etkilerinin olduğu bir gerçektir. Öncelikle bu
törenler sırasında kişinin dinî duyguları yoğunluk
kazanmakta, coşkunluk yaşanmaktadır. Mevlit dinlerken
ağladığını belirten kişiler olmaktadır. Bu duygu
yoğunlaşması, bireyin düşüncesine ve davranışlarına da
yansır. Birey Allah'ı, Ahreti, yaptıklarını düşünür ve bütün
kişiliğiyle iyi olma arzusu ön plana geçer. Kendini kritik
eder ve sorumluluk duygusu güçlenir. Hatalarından,
yanlışlarından pişmanlık duyarak bunları tekrar etmeme
yönünde bir eğilim ortaya çıkar. Zihnindeki kötü
düşünceleri, kalbindeki kötü duyguları atar.
Dinî ritüeller, dinî inancı pekiştirir, kuvvetlendirirler.
Bireyler bu tür törenler sırasında kendilerini Allah'a daha
yakın hissederler.

Dinî ritüellerin önemli bir etkisi de sosyal dayanışma ve
kaynaşmanın, birlik ve bütünlük ruhunun canlı kalmasını
sağlamalarıdır. Aynı inanç ve duyguları paylaşan
insanların dinî bir törende bir araya gelmeleri, aralarında
daha samimi, daha sıcak duyguların oluşmasına,
kendilerini aynı bütünün parçaları olarak görmelerine
neden olur.
22
Tanrı Tasavvurları / Ünite 8: Tanrı Tasavvurları - Kısa Kısa
« Son İleti Gönderen: Ders Hocası 31 Aralık 2018, 16:51:25  »
- hangisi din dili kapsamında yer almaz?  Öneri

-  Rizzutto’ya göre Tanrı tasavvurun oluşumunda hangi imaj başat rolü oynar?
Ebeveyn imajı

- Günümüz dünyasının post – modern şartları Kadir’I Mutlak Tanrı tasavvurunun hangi olumsuz şekilini yansıtmaktadır? Her türlü sebeplilik bağının kaybolduğu tam bir pasif dünya anlayışına götürmek

-  Tanrı tasavvuru psikolojide neden sınırlı bir biçimde tanımlanmıştır?
 Freud’un Tanrı yaklaşımlarının olumsuz olduğundan

-  hangisi/hangileri Tanrı’nın farklı toplumlarda farklı şekilde tasavvur
edilmesinin sebepleri arasında sayılabilir?
I. Sosyo-kültürel ortam
 II. Kutsal kitaplar
 III. Peygamberler
 IV. Her kültürün kendi inanç gelenekleri
 V. Aile

- Tanrı tasavvurunun oluşumu konusundaki yaygın tezlerden biri,
Piaget’nin kuramını temel alan bilişsel tezdir.” Bu bilgi ışığında hangi bilişsel dönemde veya dönemlerde çocuğun Tanrı tasavvurunun tamamıyla
somut olduğu söylenebilir?  Duyusal-motor dönem

- Dinin ve Tanrı tasavvurunun kökleri hangi duyguda gizlidir?  Güven

-  Rizzuto’ya göre Tanrı tasavvurun oluşumunda hangi imaj başat rolü oynar?
Anne baba imajı

- hangisi vahiy kaynaklı dinlere mensup olan toplumlarda Tanrı tasavvuru ilgili ortak anlayışla uyuşmayan bir durumdur? Allah’ın babalık sembolüne büründürülmesi ve buna inanılması

- Yahudilikteki Tanrı tasavvuru aşağıdakilerden hangisinde verilmiştir?
Tanrı, sadece Yahudilerin Tanrısıdır.

-  “Tanrı’nın âlemin mimarı olduğu, onu harekete geçirdiği ancak artık ona karışmadığı” şeklindeki tasavvur aşağıdakilerden hangisidir? Deizm

-  Aşağıdakilerden hangisi dinî kavram, olay ve nesnelerin zihinde canlandırılmasıyla ilgilidir? Dinî tasavvur

-  “Tanrı” kavramı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır? Duygusal temellidir.

-  Yansıtma Kuramını ilk defa ortaya atan psikolog aşağıdakilerden hangisidir?
 Freud

- Aşağıdakilerden hangisi, negatif Tanrı tasavvuru içerisinde düşünülmelidir?
Cezalandırma
23
Tanrı Tasavvurları / Ünite 8: Tanrı Tasavvurları - Sorularla Öğrenelim
« Son İleti Gönderen: Ders Hocası 31 Aralık 2018, 16:42:36  »
1. Tasavvur kapasitesinin insana sağladıkları nelerdir?
Cevap: İnsanın tasavvur kapasitesi, onu biyolojik bir
makine, sırf bir algı kutusu olmaktan çıkarmış, tarih
yapan, kültür ve medeniyet kuran bir varlık haline
getirmiştir.

2. Tasavvurların gelişmesinin nedeni nedir?
Cevap: Tasavvur, anlama, kavrama, ilişki kurma gibi
bütünüyle insani bir çabadır. Mutlak Varlık ya da Nihaî
Hakikat tasavvuruna sahip olan dinî sistemler, insanın bu
çabasını dikkate alarak çeşitli tasavvurlar geliştirmiştir.
Ayrıca vahiy kaynaklı dinler, mensupları için inanıp
bağlanacakları Varlığın niteliklerini geniş kapsamlı bir
şekilde ortaya koyarak, bu çabayı genellikle teşvik edip
desteklemiş ve yönlendirmiştir.

3. Tanrı’ya inanan insanlar bile, birbirinden farklı
tasavvurlara sahip olabilmektedir. Bunun nedeni nedir?
Cevap: Çünkü “Tanrı’ya inanan insanlar, yalnızca O’na
imanın gücünde değil, O’nun mahiyetinin nasıllığında da
birbirlerinden çok farklıdırlar.” Bu farklılığın Tanrı’dan
değil insandan kaynaklandığı açıktır. Çünkü farklılık
aslında insanın algılarına bağlı olarak var olmaktadır.
İnsan Tanrı’yı, Tanrı’nın olduğu gibi değil, sadece insanî
terimlerle düşünüldüğü veya tecrübe edildiği gibi
tanımlayabilmektedir.

4. İnsanın bütün psikolojik özellikleri nasıl doğar?
Cevap: İnsanın bütün psikolojik özellikleri, ondaki
tasavvur dünyasına imkân veren sembolik düşünme
kapasitesinden doğar. Bu kapasiteyle kurulan tasavvur
dünyası, insanın fizik ötesini tasavvur etmesine de imkân
sağlar.

5. İnsanın Nihai Hakikat tasavvurunu besleyen birincil
kaynak nedir?
Cevap: İnsanın Nihaî Hakikat tasavvurunu besleyen ve
şekillendiren birincil kaynak, mensup olduğu dindir ve
tasavvurları bu kaynak çerçevesinde bir anlam ifade eder.

6. Dinin en vazgeçilmez unsuru olan Tanrı kavramından
söz ettiğimizde neden söz etmiş oluruz?
Cevap: Dinin en vazgeçilmez unsuru olan Tanrı
kavramından söz ettiğimizde, bireyin üzerinde, ötesinde,
ondan farklı ama onunla irtibatlı bir yaratıcı hissi ve
düşüncesinden söz ediyoruz demektir. Bu varlığa inanma,
bağlanma ve onu tasavvur etme, insanın kendi iç
dinamikleriyle bağlantılı olduğu gibi, mensubu bulunduğu
din ve kültür ile de yakından alakalıdır. Dolayısıyla, Tanrı
tasavvuru, hem insanın hem de bağlı bulunduğu din,
gelenek ve değerlerin tanınıp anlaşılması bakımından
büyük önem taşımaktadır.

7. Din psikolojisinin görevi nedir?
Cevap: Din Psikolojisi’nin görevi, Tanrı’yı ispat etmek,
tanımlamak, tavsif veya tasvir etmek ya da insanın bu
konudaki yeterliliğini iddia etmek değil; Tanrı-insan
ilişkisi çerçevesinde, insanın inanıp bağlandığı Tanrı
tasavvurunu anlamaya çalışmaktan ibarettir. Din
Psikolojisi’nde tanrı tasavvurunun oluşumu, gelişimi ve
şekillenmesinde etkisi ve katkısı bulunduğu düşünülen
bütün etkenler dikkate alınmakta; bu çerçevede ana baba
imajlarının etkisi, Tanrı tasavvurundaki kültürel
farklılıklar ve bu tasavvurun psikolojik yansımaları da
incelenmektedir.

TANRI KAVRAMI VE TANRI TASAVVURU

8. Düşünme nedir?
Cevap: Düşünme, nesne ve olayları temsil eden
imajların, sembollerin, kavramların belli bir amaca
yönelik olarak işletilmesi, idare edilmesi veya
kendiliğinden gelişmesiyle tanımlanan, açık ve sembolik
veya örtülü her türlü bilişsel etkinlik olarak
tanımlanmaktadır.

9. Düşünmeyi ifade eden bilişsel etkinlikler neler
olabilir?
Cevap: Bu etkinlikler arasında kavram oluşturma, akıl
yürütme, tasavvur etme, tahayyül etme, sorun çözme,
öğrenme, hatırlama, tasarlama ve benzerleri
sayılabilmektedir.

10. Düşüncenin ortaya çıkmasında öncelikle neden
yararlanılır?
Cevap: Düşüncenin ortaya çıkmasında, en başta
kavramlardan yararlanılır. Düşünce kavramların birbirine
anlamlı bir şekilde bağlanmasıdır Ancak düşünme,
kavrama ve öğrenmeyi aşan üst seviyede psikolojik bir
faaliyettir.

11. Dini kavramlar nedir, nasıl elde edilir?
Cevap: Bütün diğer kavramlar gibi doğrudan duyusal
verilere dayanmazlar, tecrübe edilen diğer algı ve
kavramlardan elde edilirler.

12. Dini düşünce nasıl gerçekleşir?
Cevap: Dinî düşünce, çeşitli tecrübelerin, önceki algıların
ve hâlihazırda kazanılmış olan kavramların kutsal alana
aktarılmasıyla gerçekleşir.

13. Tanrı kavramı nasıl oluşmaktadır?
Cevap: Tanrı kavramı da diğer dini kavramlar gibi aynı
süreci izlemektedir. İnsan, Tanrı’yı, bildiği kavramlar
aracılığıyla kavramlaştırabilir. Ancak bu kavramlaştırma
benzetme yoluyla yapılabilmektedir. Allah’ın, kendisini
hakikate uygun olarak, fakat insanların anlayabileceği
tarzda tanıttığını ifade etmek mümkündür. Çünkü insan
aklı sınırlı özellikleri nedeniyle her türlü işleminde
soyutlama mekanizmasına başvurduğu için, Allah
hakkında ancak benzetme (teşbih; temsil; kıyas) yoluyla,
görüp bildiği varlıklara bakarak fikir sahibi
olabilmektedir.

14. Tasavvur nedir?
Cevap: “Ruhsal güçler veya duyusal uyarılarla zihinde
önceden oluşan herhangi bir nesnenin, olayın, fiilin ya da
bir kavramın istekli olarak yeniden özel bir biçimde
şekillenmesi, canlanması, anlam kazanması veya
hatırlanmasıdır.

15. Dini tasavvur nedir?
Cevap: Dinî kavramların, dinî olayların ve nesnelerin
zihinde canlandırılması, şekillendirilmesidir.

16. Tanrı tasavvuru nedir?
Cevap: Bireylerin küçük yaşlarından itibaren zekâ
gelişimlerine, edinmiş oldukları bilgi ve yaşantılarına,
yetişme ve düşünüş tarzlarına ve bağlı oldukları dinin
inanç esaslarına göre Tanrı’yı zihinlerinde
canlandırmaları, biçimlendirmeleri ve anlamlandırmaları
olarak tanımlanabilir.

17. Dini kavramları anlama nasıl gerçekleşmektedir?
Cevap: Dinî kavramları anlama, yorumlama ve tasavvur
etme din dili ile gerçekleşmektedir.

18. Din dili çerçevesinde kullanılan ifadelere örnekler
veriniz?
Cevap: İbadet anında yapılan dualar, tövbeler,
temenniler, yakarışlar, hamd, şükür, öğüt niteliğinde dile
getirilmiş ifadeler, kıssalar, kâinat ile ilgili açıklamalar,
peygamber sözleri, dinî tecrübeler, dinî davranışlar ve
ahlâk kuralları din dili çerçevesinde kullanılan bazı
ifadelere örnektir.

19. Bireyin tanrı tasavvurunu şekillendiren faktörler
nelerdir?
Cevap: Bireyin Tanrı tasavvurunu şekillendiren beş
faktör bulunduğu öne sürülmüştür.
1) Ana-baba ile ilişkiler.
2) Diğer önemli kişi ve gruplarla ilişkiler.
3) Kendilik kavramı veya öz-saygıya ilişkin
duygular.
4) Tanrı konusundaki öğrenim ve Tanrı’nın
insanlıkla ilişkisi.
5) Dini uygulama, dua, ibadet, kutsal metin okuma,
dini tartışmalar ve kişinin kendi düşünceleri.
(Grom 1981).

20. Tanrı kavramı ile Tanrı tasavvuru arasındaki ayırım
nedir?
Cevap: Psikolojik düşüncede, Tanrı kavramı (god
concept) ile Tanrı tasavvuru (god image: god
representation) arasında ayırım yapma yönünde güçlü bir
eğilim bulunduğu görülmektedir. Tanrı kavramı, bilişsel
veya teolojik Tanrı anlayışına göndermede bulunurken;
Tanrı tasavvuru, bireyin Tanrı’yı duygusal olarak tecrübe
etmesidir.

21. Tanrı tasavvuru konusundaki araştırmalarıyla tanınan
Rizzuto’ya göre Tanrı tasavvuru ile Tanrı kavramı neden
birbirinden farklıdır?
Cevap: Çünkü Tanrı kavramı, teologların düşüncelerine
dayanır, varlığı veya yokluğu metafiziksel muhakeme
yoluyla tartışılır. Fakat bu Tanrı insana tesir etmeyebilir.
Filozof ve mistikler bunu herkesten daha iyi bilirler. Tanrı
tasavvurunda ise, insanın duygusal olarak kabullendiği bir
tasarım söz konusudur. Tasavvur edilen Tanrı, daha önce
çocukluktaki Tanrı tasavvurunun ayrıntılarını, bu
tasavvurun daha sonraki ayrıntılarıyla bağlantılandıran
birçok duygu, tasavvur ve hatıra sağlar ve uyandırır.

22. Tanrı tasavvuru neyi belirler?
Cevap: Tanrı tasavvuru, büyük ölçüde dinî ilişkinin
mahiyetini belirler. Bununla beraber, kendi dinlerinin
Tanrı’sının tasvirini teşkil eden vasıfların bütünü içinde
inanan kişiler; kendi psikolojilerinin, eğitimlerinin ve
kültürel çevrelerinin onların hayatında bütünleştirme
imkânı verdiği şeyi vurgularlar.

23. Tanrı kavramının Tanrı tasavvurunun oluşumunda
oynadığı roller nelerdir?
Cevap: Tanrı kavramı, Tanrı tasavvurunun oluşumunda
çeşitli roller oynar. Bunlardan ilki, soyut mantıkîmatematiksel kavramlaştırma kapasitesi ortaya çıktığında,
Tanrı hakkındaki yaygın dilin anlamını ayrıntılarıyla
kavramak için bir yöntem sağlamasıdır. İkincisi ise,
tasavvurlarımız bizi dehşete düşürdüğünde ya da
mükellefiyetimizi aşan bir şey olduğunda düzenleyici
olmasıdır.

24. İnsanın Tanrı kavramının gelişimi nasıl oluşur?
Cevap: Tanrı kavramının gelişimi doğrudandır. Tanrı
kavramı büyük oranda kişinin Tanrı hakkında ne
düşündüğü ve ne öğrendiği sayesinde gelişir, bilişseldir.

25. Psikolojide tanrı tasavvuru nasıl yorumlanmaktadır?
Cevap: Tanrı tasavvuru, Tanrı kelimesine dair duygusal
tepkilerle yakından ilişkili bireysel tecrübelere işaret
etmesi dolayısıyla psikolojide, düzenleyici ilke veya
hayat-anlamı sistemi olarak da yorumlanmaktadır.
Düzenleyici ilke, bilinçdışı dünya görüşlerini düzenleyen,
dolayısıyla onların ilişkisel epistemolojilerini yapılandıran
veya yorumlayan, insanın temel ilişki modelinin parçası
olarak tanımlanmaktadır. Hayat-anlamı sistemi ise, hem
biyolojimizi ve hem de değer ve tutumlarıyla birlikte
psikolojimizi kapsayan bütün diğer ortak sistemlerin içsel
uyumu demektir (Manock, 2003). Dolayısıyla Tanrı
tasavvuru, sadece duygusal nitelikli bireysel bir tecrübe
değil, kavramlar arasındaki ilişki bağını kuran, dünya
görüşlerini yapılandıran, hayata dair anlamlar üreten ve
bütün bunları tutarlı ve uyumlu bir halde düzenleyen daha
üst bir yapılanmadır.

26. Psikolojide Tanrı tasavvurunun genellikle çok sınırlı
bir biçimde tanımlanmasının nedeni nedir?
Cevap: Psikolojide Tanrı tasavvurunun, genellikle çok
sınırlı bir biçimde tanımlandığı görülmektedir. Bunun
nedenlerinden biri Freud’un dine ve Tanrı’ya yönelik
yaklaşımlarının olumsuz içeriklerle yüklü olması ve
sonraki psikologların bu yaklaşımı aşma yönündeki
çabalarının yetersizliğidir. Özellikle psikanalitik
düşünürlerin çoğu bu konudaki düşüncelerini Freud’un
yaklaşımıyla sınırlandırmış, Tanrı tasavvurunun farklı
bakış açıları ve alternatif yaklaşımlar içerisinde ele
alınmasından kaçınmıştır.

27. İnsanın Tanrı hakkındaki bilgisinin temel kaynağı
nedir?
Cevap: Tanrı, gözlenebilir ve algılanabilir bir nesne
değildir. O’na benzeyen hiçbir şey yoktur (Şûrâ, 42/11).
Bu nedenle, insanın Tanrı hakkındaki bilgisinin birincil
kaynakları kutsal kitaplardır. İnsan kutsal kitaplardaki
Tanrı bilgilerini, kendi donanımlarını ve toplumsal
kalıpları kullanarak, bir Tanrı kavramına ulaşır.

TANRI TASAVVURUNUN OLUŞUMU

28. Din psikolojisi’nde, insanların gerekli ve yeterli bir
derûni Tanrı tasavvuru oluşturmak için izledikleri yollar
konusunda esasa ilişkin birtakım tezler ileri sürülmüştür.
Bunlar nelerdir?
Cevap: Tanrı tasavvurunun oluşumu konusundaki yaygın
tezlerden biri, Piaget’nin kuramını temel alan bilişsel
tezdir. Bu tezlerden diğeri, insanların temelde ilişkisel
varlıklar oldukları düşüncesinden hareketle ortaya atılan
ilişkisellik tezidir.

29. Piaget’in bilişsel tezi nedir?
Cevap: Zihinsel faaliyetlerin bütününü anlatmak için
kullanılan biliş kavramı, Piaget (2005) tarafından
gelişimle bağlantılandırılmış ve insanın kalıtımsal olarak
getirdiği ve tüm gelişimi süresince değişmeden kalan bir
kısım biyolojik kökenli işlevlere dayandırılmıştır.
Doğumla başlayıp ergenlik dönemine kadar devam eden
dört ardışık temel dönemde, bu işlevlerin ve bunlara bağlı
birtakım süreçlerin yaşanmasıyla daha üst bilişsel yapılara
ulaşılmakta ve bu yapılar niteliksel özellikler
göstermektedir.

30. Bilişsel Psikolojide Piaget tarafından tanımlanan ve
Din Psikolojisinde dini düşünce ve kavram gelişimi
konusunda sık sık başvurulan dört ardışık temel dönem
hangileridir?
Cevap: Duyusal-motor dönem (0-2 yaş), işlem-öncesi
dönem (2-7 yaş), somut işlemler dönemi (7-12 yaş) ve
soyut işlemler dönemi (12 yaş ve üzeri) olarak
adlandırılmaktadır. Dini kavramlar, çoğunlukla soyut
oldukları için bunlar ancak en son dönemde tam olarak
kavranabilmektedir.

31. Din Psikolojisinde dini düşünce ve kavram gelişimi
konusunda sık sık başvurulan dört ardışık temel dönemin
özellikleri nedir?
Cevap: Bu dönemlerin ilkinde insanbiçimci
(antropomorfik) ve somut özellikler gösteren Tanrı
tasavvuru, sonraki iki dönemde somut ve soyut düzey
arasında geçişli bir özellik arz etmekte, son dönemde ise
somut özelliklerinden sıyrılan Tanrı kavramı ile birlikte
artık soyut bir karaktere bürünmektedir. Bu son dönem
çocuğun, nesne ve olayı görmeden kavram geliştirebildiği,
kendi düşüncelerini eleştirebildiği, somut varlık ve
olaylara ilişkin kavramlarını soyut davranışlara
dönüştürebildiği evredir.

32. Tanrı tasavvurunun oluşumu konusundaki yaygın
tezlerden bir diğeri olan ilişkisellik tezi nedir?
Cevap: İnsanların temelde ilişkisel varlıklar oldukları
düşüncesinden hareketle ortaya atılan ilişkisellik tezine
göre (Hall ve Brokaw, 1995) Tanrı, gerçekte insanları
kendisiyle ilişki kurmaya çağırır. Dolayısıyla Tanrı
tasavvuru, tabiatı itibariyle temelde ilişkiseldir. Bu
yüzden, ilişkisellik, Tanrı tasavvurunu ve onun oluşum ve
gelişimini anlama girişimimizde temel bir anahtar
varsayımdır. Bu ilişkide iki saha mevcuttur. İlki, insanı
Tanrıya çağıran dikey saha; diğeri de ötekilere çağıran
yatay sahadır.

33. İslam düşünce ekollerinden Kelâm’ın, Allah ile ilgili
olarak geliştirdiği en temel tasavvur nedir?
Cevap: İslam düşünce ekollerinden Kelâm’ın, Allah ile
ilgili olarak geliştirdiği en temel tasavvur, Allah ile diğer
varlıklar arasındaki ilişkinin kişisellik taşıdığı şeklindedir.
Bu kök tasavvur, yaratıklarıyla ilişki içinde olan, onları
duyan, cevap veren bir Varlık’tan hareket etmektedir. Bu
tasavvur, bağışlayan bağışlanan, seven-sevilen gibi
kişiselliği çağrıştıran modellemeler yanında, kişisel
olmayan tabiî bir çerçevede sunulmaktadır. Allah
tasavvurunun temellendirilmesinde, varlık ve aktiflik
kavramlarının yanı sıra karşılıklı bağlılık/bağımlılık
kavramı da yer almaktadır (Düzgün, 2005). Karşılıklı
bağlılık/bağımlılık kavramı ise, içerisinde ilişkiselliği
barındırması açısından, Allah tasavvurunun oluşumu için
önemli bir rol oynamaktadır.

ANA BABA İMAJLARI VE TANRI TASAVVURU

34. Çocukta Tanrı tasarrufu nasıl oluşmaktadır?
Cevap: Çocuğun tasavvurlarının oluşumuna kaynaklık
eden anne ve baba, onun ilk Tanrı tasavvurlarının da en
derin ve en önemli kaynağıdır. Her ihtiyacı olduğunda
annesini yanında bulması, çocukta temel güven duygusu
geliştirir Dinin ve Tanrı tasavvurunun kökleri bu duyguda
gizlidir. Tanrı tasavvuru, bu dönem boyunca anneyle
yaşanan ilişkinin bütün niteliklerini taşır. Bu, belki de
çoğu insanın niçin Tanrı’ya gerçek bir güven duyduğunu
ve önemli imtihan ve sıkıntı anlarında ondan yardım
dilediğini açıklayabilir. Temel güven duygusu, sağlıklı
gelişim için gereklidir ve daha sonraki bütün dinî/manevî
deneyimler için destek sağlar.

35. Din Psikolojisi alanında Tanrı tasavvuruyla alakalı
olarak gerçekleştirilen Batılı araştırmaların pek çoğu ne
ile bağlantılıdır?
Cevap: Din Psikolojisi alanında Tanrı tasavvuruyla
alakalı olarak gerçekleştirilen Batılı araştırmaların pek
çoğu, bu tasavvurun altyapısını ana baba imajlarının
oluşturduğunu varsayan Freudyen kuramlarla bağlantılıdır.
Dinle ilgili yorumunu baba fikri üzerine yoğunlaştırmış
olan Freud (1997, 1999), bütün insanların erken çocukluk
tasavvurlarını, hayatın belirsizlikleri karşısında var oluşsal
çaresizlik duygusunun bir hafifletilmesi olarak evrensel
Tanrı tasavvurları içerisinde yansıtmış olduklarına
inanmış; Tanrı inancının bir “evrensel saplantısal nevroz”,
Tanrı’nın da basitçe “yüceltilmiş bir baba” yansıtması
olduğunu varsaymıştır.

36. Yansıtma hipotezi nedir?
Cevap: Yansıtma hipotezi, psikolojide, Tanrı
tasavvurlarının araştırılması konusundaki temel fikirlerden
biri haline gelmiş, Batı’da bu hipoteze dayalı olarak
gerçekleştirilen araştırmaların sonuçları, çocukların
Tanrı’yı genelde insani özellikler taşıyan bir erkek olarak
tasavvur ettiklerini göstermiştir.

37. Freud’un din ve Tanrı ile ilgili görüşlerini inceleyen ve
bunların savunulamaz olanlarını reddeden Rizzuto’nun
ileri sürdüğü tezler nelerdir?
Cevap: Freud’un din ve Tanrı ile ilgili görüşlerini
inceleyen ve bunların savunulamaz olanlarını reddeden
Rizzuto, Tanrı tasavvuru alanında önemli ve kabul
edilebilir tezler ileri sürmüştür. Ona göre, Tanrı
tasavvurunun oluşumunda ana baba imajları başat rol
oynar, çünkü çocuğun ilişki kurduğu ilk insanlar annesi ve
babasıdır, zira Tanrı görülmezdir. Dolayısıyla Tanrı’dan
bahsedilerek büyütülen çocuğun duygularının tümü,
Tanrı’nın güçlü, saygın, her şeyi yöneten ve her yerde
olduğu şeklindedir. Çocuk, edindiği deneyimlerin neticesi
olarak bu niteliklere sahip sadece iki insan tanır: annesi ve
babası. Bu nedenle çocuğun Tanrı tasavvuru, uygun anda
en önemli ebeveyn imajını kullanır ve malzemenin
tümünü veya çoğunu resmeder. Ancak birden fazla
malzeme kaynağı mevcutsa, Tanrı tasavvuru daha zengin
hale gelecektir. Tanrı tasavvuru süreci yaratıcı bir süreçtir.
Geçiş nesnesi, gözlenebilir özel bir nesneye bizzat uymaya
zorlanmadığı için, çocuk, Tanrı tasavvuru sürecinde hayli
özgürdür. Ana baba imajlarını Tanrı tasavvurunu
oluşturmak için birkaç şekilde kullanabilir: Ya tasavvurlar
arasında doğrudan devamlılık veya karşıtlık kurar ya da
tasavvurların benzer ve karşıt niteliklerini birleştirir.
Sonuçta kendi ruhsal gücüne katkıda bulunur. Arzular,
savunmalar ve korkular, Tanrı tasavvurunun hamurunu
biçimlendirir. Rizzuto’ya göre, Tanrı tasavvurunun
izlenebilir ilk bileşeni anne yüzüdür. Tanrı tasavvuru,
çocuklukta sürekli olarak gelişir. Entelektüel olgunluk
arttıkça ebeveynlerle ve dış dünyayla kurulan ilişkiler ve
kazanılan deneyimler Tanrı hakkında düşünmek için
bireye imkân verir ve onun Tanrı tasavvurunu
dönüştürebilir. Bu değişim bir kaç şekilde gerçekleşebilir.
Mesela, birey daha önce kurduğu ilişkileri yeni bir anlayış
içerisinde değerlendirebilir. Bazı değişimler, Tanrı
tasavvurunu şekillendirmek üzere kullandığı kişi ya da
kişilerle ilişkisindeki güncel değişikliklerle (mesela ana
babadan birinin ölümü) alakalı olabilir. Ayrıca dini
öğretilere dair yeni bir anlayış, daha önceki Tanrı
tasavvurunda bazı değişiklikler yapmasına katkıda
bulunabilir. Bu dönüşüm, bireyin Tanrı ile ilgili duygusal
yaşantısının ve ona bilinçli veya bilinçdışı bir şekilde
atfettiği niteliklerin değişimine imkân tanıyan öznel bir
değişikliktir. Tanrı tasavvuru oluşturma ve biçimlendirme
süreci, devam eden, sona ermeyen bir süreçtir. Rizzuto,
çoğu insanın nihaî Tanrı tasavvuruna karar verme
fırsatının, kendi ölümlerini geciktirmeyi tasarladıklarında
geldiğini belirtir. İnsanların oluşturdukları Tanrı tasavvuru
dinamiktir. Tanrı tasavvuru gerçekte “yaşayan bir
Tanrı’nın” canlı bir tasavvurudur (Rizzuto, 1974, 1979,
1980).

38. Psikolojik düşüncede, Tanrı kavramı ve Tanrı
tasavvuru konusunda birçok psikoloji ekolünün ve
kuramın etkisi bulunmaktadır.Bunlar nasıl sıralanabilir?
Cevap: Psikanaliz-den başlayarak, Nesne İlişkileri
kuramı, Bağlanma kuramı, Yapısal-Gelişimsel kuramlar,
Analitik Psikoloji, Bilişsel Psikoloji, Sosyal Psikoloji ve
Kültürel Psikoloji olarak sıralanabilir.

39. Ülkemizde anne baba imajları ile Allah tasavvurları
arasında nasıl bir ilişki vardır?
Cevap: Ülkemizde ise, anne baba imajları ile Allah
tasavvurları arasındaki ilişki üzerine doğrudan değil,
genellikle Allah’ın isimleri ve temel sıfatlarından
hareketle birtakım araştırmalar gerçekleştirilmiş ve
insanımızın Allah’ı daha çok hangi isim ve sıfatlarıyla
tasavvur ettikleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Ancak bu
araştırmalarda elde edilen sonuçlar dolaylı olarak bazı
yorumlar yapmamıza imkân verebilmektedir. Mesela
kadınlar, Allah’ın sevgi, şefkat, merhamet gibi daha çok
anne imajını çağrıştıran isim ve sıfatlarını; buna karşılık
erkekler, Allah’ın güç, kudret, otorite ve ceza gibi daha
çok baba imajını çağrıştıran isim ve sıfatlarını tercih
etmektedir (Kuşat, 2006; Mehmedoğlu, 2007). Diğer
taraftan, anne ve baba imajlarının, Allah tasavvuru
üzerindeki etkilerinin farklı olduğu; anne imajı nasıl olursa
olsun genelde benzer etkilerde bulunduğu ve Allah
tasavvurlarında farklılık oluşturmadığı; buna karşılık baba
imajlarının farklı Allah tasavvurlarına yol açtıkları
bulunmuştur (Mehmedoğlu, 2007).

TANRI TASAVVURU VE KÜLTÜREL
FARKLILIKLAR

40. Herhangi bir sosyo-kültürel ortamda kişinin Tanrı ile
ilişkisini tanımlayan ve düzenleyen birincil kaynaklar
nelerdir?
Cevap: Hiç şüphe yok ki, herhangi bir sosyo-kültürel
ortamda kişinin Tanrı ile ilişkisini tanımlayan ve
düzenleyen birincil kaynaklar kutsal kitaplar ve bu
kitapları o topluma ulaştıran elçiler, bunların sözleri ve
bütün yapıp ettikleridir. Diğer kaynaklar bunların anlaşılıp
açıklanmasını ve yorumunu içerir. Dolayısıyla her toplum
ve her kültür, öncelikle kendi inanç gelenekleri içerisinde
kaydedilmiş ve kutsanmış olan bu kaynaklardaki bilgi ve
değerlerle çerçevelenmiştir. Bu açıdan bakılınca, kültürler
arasında din bakımından ortaya çıkan farklılaşmanın,
Tanrı tasavvurları konusunda da mevcut olacağı
söylenebilir.

41. Vahiy kaynaklı dinlerde Tanrı nedir?
Cevap: Vahiy kaynaklı dinlerde Tanrı, insanla ve evrenle
ilişkili, bilinçli ve faal bir varlıktır. Çeşitli sıfatları ve
isimleri mevcuttur. Ezeli ve ebedidir. Her şeye kadirdir.
Her şeyi bilir. Evreni ve evrenin içerdiği her şeyi yaratan,
her yerde hâzır ve nâzır, hayatı ihsan eden, merhametli ve
bağışlayıcıdır. Aşkın ama aynı zamanda içkindir. Hesap
gününde tüm insanlığın adil yargıcı, ebedi mükâfatı veya
cezayı veren tek varlıktır.

42. Çeşitli dinlerde, Tanrı mefhumu konusunda tercih
edilen yöntemler nelere yol açmıştır?
Cevap: Çeşitli dinlerde, Tanrı mefhumu konusunda
tercih edilen yöntemler, zamanla çeşitli mezhep, ekol veya
anlayışların ortaya çıkmasına yol açmış, buna bağlı olarak
farklı Tanrı tasavvurları ortaya çıkmıştır. Mesela İslam
düşünce ekollerinden Kelam ve Tasavvuf, aynı kaynaklara
dayanmakla birlikte, yöntem bakımından farklı tercihlerde
bulunmuşlar; Kelam, “aklî istidlal, zihnî tecrîd ve mantıkî
kıyas”ı kullanırken; Tasavvuf daha çok “keşf ve marifet”i
tercih etmiştir.

43. Tanrı tasavvurunda yaş faktörünün ne gibi etkileri
vardır?
Cevap: Tanrı tasavvurlarında yaş ta önemli bir etkendir.
7-16 yaş arasındaki çocuk ve gençlerin Tanrı
tasavvurlarını da içeren bir araştırma sonuçlarına göre, 9-
10 yaşındaki çocuklar Tanrı’yı nesnel sıfatları bağlamında
tasavvur etmektedirler. 12-13 yaşlarındaki çocuklarda
Tanrı’nın özellikleri iyilik ve adalet olarak düşünülmekte;
Tanrı’nın hâkimiyeti, bağışlayıcılığı ve Baba oluşuna
vurguda bulunulmaktadır. 15-16 yaşlarındaki çocuklarda
ise, Tanrı’nın güç ve güzellik sıfatları baskın
görünmektedir. Bu dönem Tanrı tasavvurlarında sevgi,
dua, bağlılık, güven, diyalog, şüphe, terk etme ve korku ön
plana çıkmaktadır.

44. Ülkemizde yapılan araştırmalardan birine göre 7-12
yaş arasındaki çocukların tanrı tasavvuru nasıldır?
Cevap: Ülkemizde de Tanrı tasavvurunu konu edinen
çeşitli araştırmalar yapılmıştır. Bunlardan birisinde 7–12
yaş arasındaki ilköğretim çağı çocuklarının Allah’ı, ilahî
bir varlık, her şeyin yaratıcısı, kişisel hayatın devam
ettiricisi, fiilde bulunan, kişi ve toplum hayatını
düzenleyen ve iyiliği emreden, kötülüğü yasaklayan olarak
tasavvur ettikleri anlaşılmaktadır. Bu sonuçlar, çocukların,
“Allah’ı, O’nun temel nitelikleriyle ilişki kurarak tasavvur
ettikleri”nin göstergesidir. Dolayısıyla çocukların
tasavvurları Kur’an kaynaklıdır ve soyut Allah
tasavvuruna yöneldiklerini göstermektedir (Yavuz, 1983).

45. Okul öncesi ve ilköğretim çağı (4-10 yaş) çocuklarının
Allah tasavvuru nasıldır?
Cevap: Okul öncesi ve ilköğretim çağı (4–10 yaş)
çocuklarının Allah tasavvurlarına ilişkin bir başka
araştırmada ise, çocukların 4 yaşlarında Allah’ı çok büyük
olarak algıladıkları ve zaman zaman da ifade edemedikleri
bulgulanmıştır. Allah’ın 5 yaş çocukları tarafından büyük
bir insan gibi, gökyüzünde oturan aksakallı bir dede gibi
tasarlandığı ve ebeveyn ilişkilerine göre bazen nûranî ve
güler yüzlü, bazen de öfkeli ve asık suratlı, kızgın bir
varlık olarak anlaşıldığı gözlemlenmiştir. 6 yaş grubunda
ise Allah’ı yine insana benzetme devam etmekle birlikte
tasvirlerin saygı uyandıran bir biçime dönüştüğü; 7
yaşında kendisini ve yakınlarını yaratan olarak
tanımladıkları ve daha ilişkisel ifadeler kullandıkları
görülmektedir. Bu dönemde Tanrı hâlâ iyilik ve güzellik
ifadeleri ile tanımlanmaktadır. 8 yaş çocuklarında Allah’ın
görülemezliği tartışılır hale gelirken; 9 yaşındaki çocuklar
Allah’ı maddî/somut biçimde tanımlamaktan en azından
görünürde vazgeçmiş gözükmektedirler. 10 yaşında ise
artık Allah’ın sıfatlarına atıflarda bulunma becerisinin
geliştiği anlaşılmaktadır.

46. 14-18 yaş arasındaki ergenlerin Tanrı tasavvuru
nasıldır?
Cevap: 14–18 yaş arasındaki ergenlerin Tanrı
tasavvurları konusundaki bir araştırmada, genel olarak
ergenlerin Allah’ın “yaratıcı, bağışlayıcı ve yerin göğün
sahibi oluşu” sıfatlarını en baskın vasıflar olarak öne
çıkardıkları; buna karşılık “öç alıcı, istediğini yapan
istemediğini yapmayan, her şeyden sorumlu” sıfatlarının
ise en az tercih edilen sıfatlar olduğu bulgulanmıştır.
Cinsiyet açısından bakıldığında kızların daha çok Allah’ın
“yakınlığını, koruyuculuğunu, sevgisini”; buna karşılık
erkeklerin “gücünü ve cezalandırıcı” özelliğini
vurguladıkları görülmüştür.

47. Üniversiteli gençlerin Tanrı kavramına bakışları
nasıldır?
Cevap: Üniversiteli gençlerin Tanrı
kavramlarının/anlayışlarının belli başlı yönelim ve
özelliklerini ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilen bir
araştırmada ise, “affedici-merhametli” sıfatının gençlerin
bütünü tarafından; “yaratıcı, güvenilir, güçlü, cömert,
hoşgörülü, doğru sözlü, ferasetli, mütehakkim, bel
bağlanabilir, şefkatli ve ileriyi gören” sıfatlarının
yarısından fazlası tarafından tercih edildiği bulgulanmıştır.
Buna karşılık Tanrı’nın “cezalandırıcı” özellikleriyle ilgili
herhangi bir sıfatının gençlerin hiçbiri tarafından
işaretlenmemiş olduğu görülmüştür. Araştırmacıya göre
bu bulgular, gençlerin Tanrı hakkında konuşmaktan
çekindiklerine ve genel olarak Tanrıyı “korkulası” değil
“sevilesi” olarak gördüklerine işaret etmektedir (Bacanlı,
2002).

TANRI TASAVVURUNUN PSİKOLOJİK YANSIMALARI

48. Bir Tanrı tasavvuruna sahip olmak neler kazandırır?
Cevap: Bir Tanrı tasavvuruna sahip olmak, insanın din
ve Tanrı ile ilişkisini belirlediği gibi, kendisiyle, diğer
insanlarla, toplumla, doğayla ve evrenle ilişkisini de
belirlemekte, bunlara ilişkin bir bakış açısı
kazandırmaktadır. Hatta insanın bilim, sanat, siyaset, tarih,
kültür, ekonomi, spor ve benzeri diğer bütün alanlardaki
düşünce ve yorumları, bu tasavvurun oluşturduğu bakış
açısının etkisiyle şekillenebilmektedir. Tanrı tasavvurları,
öncelikle iç ve dış gerçeklikler arasında köprü görevi
yapar. Olumlu veya yardımsever bir Tanrı tasavvuru,
derûni gerçekliği desteklemek suretiyle dış gerçeklikle
daha fazla ilişki kurabilmeyi sağlayan benlik duygusunu
güçlendirir. Yardımsever Tanrı tasavvuru, endişeyi
dindirerek, yalnız başına var olmaya katlanma yeteneğini
geliştirip, daha büyük ve daha güçlü bir varlığa bağlanma
duygusu temin eder ve temel güveni destekler.

49. Olumsuz Tanrı tasavvurunun insana ne gibi zararları
vardır?
Cevap: Olumsuz bir Tanrı tasavvuru, endişeyi tahrik
edip, temel güvensizliği besleyebilir. Mesela, eleştirel
veya talep edici bir Tanrı, yetersizlik hissi uyandırabilir.
Olumsuz Tanrı tasavvurları, olumsuz yansıtmada
bulunmaya neden olur ve genellikle olumsuz sonuçlara yol
açar. Tanrı tasavvurları ile ruh sağlığı arasındaki ilişkileri
konu edinen birçok araştırmada, olumsuz Tanrı
tasavvurlarının ruh sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri
açıkça görülmüştür. Olumsuz Tanrı tasavvurları, ruh
sağlığı ile doğrudan ilişki içerisindedir. Yani, Tanrı
tasavvurları ne kadar olumsuzsa, ruh sağlığı da o kadar
bozuktur (Murken, 1998).

50. Tanrı tasavvurlarının öz-kavramı ile ilişkisi nedir?
Cevap: Tanrı tasavvurlarının, düşünce ve duyguların
oluşmasında, başkalarının ve sosyal çevredeki olayların
yorumlanmasında temel ve vazgeçilmez bir etkisi olduğu
yaygın şekilde kabul edilen ve öz-tutum, öz-değer, özgüven, öz-saygı (izzet-i nefs) gibi isimlendirmelerle ifade
edilen öz-kavramı ile yakın bir ilişkisi vardır. Özkavramına yüklenen anlam ve değer, Tanrı tasavvurları
üzerinde de etkili olmaktadır. Hıristiyan kültüründe
yetişmiş gençler arasında yapılan araştırmaların
birçoğunda, yüksek öz-saygı ile olumlu (koruyan,
kollayan) Tanrı tasavvuru arasında; düşük öz-saygı ile de
olumsuz (cezalandıran, öç alan) Tanrı tasavvuru arasında
doğru orantılı bir ilişki olduğu belirtilmektedir.

51. Tanrı tasavvuru ile işbirliği ve uyum arasında nasıl bir
ilişki vardır?
Cevap: Tanrı tasavvuru, işbirliği ve uyum ile de
irtibatlıdır. Gençler üzerinde yapılan bir araştırmanın
sonuçlarına göre, “yardımsever, güçlü, koruyan, sağlam,
kararlı, ölümsüz” gibi niteliklerden oluşan olumlu bir
Tanrı tasavvuruna sahip bireylerin, problemlerini çözme
konusunda Tanrıyla işbirliği içerisinde ve psikolojik
olarak daha uyumlu oldukları bulunmuştur. Buna karşılık,
olumsuz bir Tanrı tasavvuruna sahip olan ve problemlerini
çözme konusunda başına buyruk davranan bireylerin katı,
asabi, endişeli oldukları ve psikolojik olarak uyum
bozuklukları sergiledikleri tespit edilmiştir. (Schaefer ve
Gorsuch, 1991).

52. Tanrı tasavvuru birden fazla ise ne gibi sonuçlar
doğurabilir?
Cevap: Tanrı tasavvuru birden fazla ise, ya herhangi biri
hayatın farklı bir noktasında, tutarlı bir dünya görüşüne
katkıda bulunarak ağır basabilir ya da başka bir zamanda
çatışan tasavvurlar kendiliğinden harekete geçip
karmaşaya yol açabilir. Tanrı tasavvuru da dâhil derûnî
tasarımlar, ilişkisel bakış açısının ana temellerinden
biçimlenir. Tanrı tasavvuru, Tanrı ve dünya ile bir barış ve
uyum halinden; öfke, yalnızlık ve âleme karşı olunan bir
hale yayılan temel yönelimleri hem etkiler hem de
bunlardan etkilenebilir.

53. Yetkin veya Kadir-i Mutlak bir Tanrı tasavvuru neler
sağlar?
Cevap: Yetkin veya Kadir-i Mutlak bir Tanrı tasavvuru,
her şeyin nedenini açıklamak için güçlü bir referans
kaynağı sağlar. Sebeplilik zinciri, O’nun sonsuz kudretinin
tasarrufunda bir anlam ifade eder (Zümer 39/62–63). Her
şey onunla izah edilir (Necm 53/42). Tanrı’yı her şeyi
yaratan, her şeye gücü yeten, her şeyi bilen, her şeyi gören
gibi yetkin vasıflarla tasavvur eden insan, böylece varlığın
bütününü açıklayıp anlamlandırabilir. Çünkü “insan, kendi
güvenliği için, reelin bütüncül açıklamasının mümkün
olduğuna inanmaya muhtaçtır.” (Gusdorf, 2000) Bu
tasavvur, ahlakî değelerin de kaynağıdır. İnsanın, böyle bir
tasavvur sahibi olmadan kendi içindeki, insanlararası
ilişkilerdeki ve dünyadaki düzeni sağlaması güç
gözükmektedir.

54. Kadir-i Mutlak Tanrı anlayışının olumsuz tarafları
nedir?
Cevap: Kadir-i Mutlak Tanrı tasavvuru, olumsuz
anlamda ikili bir anlayışın oluşmasına yol açabilir. Bu
tasavvur, bir taraftan insanın her türlü müdahalesini boş
kılan bir kaderciliğe, diğer taraftan her türlü sebeplilik
bağının kaybolduğu tam bir pasif dünya anlayışına
götürebilir. Günümüz dünyasının post-modern şartları,
Kadir-i Mutlak Tanrı tasavvurunun olumsuz şekillerinden,
daha çok ikincisini yansıtmaktadır. Çünkü inanç, estetik
ve etiğin pozitivist ve kapitalist değerler tarafından sürekli
aşındırıldığı, geleneksel değer ve bağların koparıldığı
günümüz dünyasında insan, geçmişinden habersiz,
hâlihazırda endişe, kaygı ve stres yüklü ve geleceğinden
umutsuz bir haldedir.

55. Esmaü’l-hüsna nedir?
Cevap: Esmâü’l-hüsnâ, Allah’ın güzel isimleri demektir.
Bu tabir, Allah’a mahsus olan bütün isimleri ifade eder.
Kur’an’ın çeşitli ayetlerinde ve hadislerde geçen bütün
ilahî isimleri kapsar. İslam geleneğinde bu isimler ve
anlamları önemli bir yer tutar. Bu isimler, gündelik
hayatta çeşitli işlevler icra eder. Müslüman birey için
bunlar, sevgi, güven, emniyet, merhamet, şefkat, adalet
gibi birtakım psikolojik ihtiyaçların giderilmesine imkân
sağlayan bağlantı noktalarıdır. Allah tasavvuru genelde bu
isimlerle şekillenen müslüman bir bireyin, başta kendisiyle
olmak üzere bütün ilişkileri bu farkındalık doğrultusunda
gerçekleşir.
24
Tanrı Tasavvurları / Ünite 8: Tanrı Tasavvurları - Konu Özeti
« Son İleti Gönderen: Ders Hocası 31 Aralık 2018, 16:36:04  »
Tanrı Kavramı ve Tanrı Tasavvuru
Tanrı kavramı ve Tanrı tasavvuru, her ne kadar çok
eskilere giden bir tarihe sahip iseler de, Psikoloji ve Din
Psikolojisi alanındaki kullanımları oldukça yeni
sayılabilir. Bu kavramları daha iyi anlayabilmek için
öncelikle düşünme, kavram ve tasavvurun ne ifade ettiğini
açıklamak gerekir.

• Düşünme, nesne ve olayları temsil eden
imajların, sembollerin, kavramların belli bir
amaca yönelik olarak işletilmesi, idare edilmesi
veya kendiliğinden gelişmesiyle tanımlanan, açık
ve sembolik veya örtülü her türlü bilişsel etkinlik
olarak tanımlanmaktadır. Bu etkinlikler arasında
kavram oluşturma, akıl yürütme, tasavvur etme,
tahayyül etme, sorun çözme, öğrenme, hatırlama,
tasarlama ve benzerleri sayılabilmektedir.
Düşüncenin ortaya çıkmasında, en başta
kavramlardan yararlanılır. Düşünce kavramların
birbirine anlamlı bir şekilde bağlanmasıdır Ancak
düşünme, kavrama ve öğrenmeyi aşan üst
seviyede psikolojik bir faaliyettir.

• Dinî kavramlar, bütün diğer kavramlar gibi
doğrudan duyusal verilere dayanmazlar, tecrübe
edilen diğer algı ve kavramlardan elde edilirler.
Doğumdan sonraki ilk yıllarda din, hayatın
içindedir, ama ayırt edilemez. Çocuğun, dünyaya
ilişkin ilk duyusal tecrübesinde nesne ve insanlar
ayrımlaşmamıştır, ancak daha sonra algı süreci
devreye girer ve ilgili kavramları edinir.

• Tanrı kavramı da diğer dini kavramlar gibi aynı
süreci izlemektedir. İnsan, Tanrı'yı, bildiği
kavramlar aracılığıyla kavramlaştırabilir. Ancak
bu kavramlaştırma benzetme yoluyla
yapılabilmektedir. Allah'ın, kendisini hakikate
uygun olarak, fakat insanların anlayabileceği
tarzda tanıttığını ifade etmek mümkündür. Çünkü
insan aklı sınırlı özellikleri nedeniyle her türlü
işleminde soyutlama mekanizmasına başvurduğu
için, Allah hakkında ancak benzetme (teşbih; temsil;
kıyas) yoluyla, görüp bildiği varlıklara bakarak
fikir sahibi olabilmektedir.

• Tasavvur, "ruhsal güçler veya duyusal uyarılarla
zihinde önceden oluşan herhangi bir nesnenin,
olayın, fiilin ya da bir kavramın istekli olarak
yeniden özel bir biçimde şekillenmesi,
canlanması, anlam kazanması veya
hatırlanmasıdır" (Yavuz, 1983, s. 159). Bu haliyle
tasavvur öznel bir süreçtir ve bireysel tecrübeye
dayalı olarak toplumsal bir bağlamda şekillenir.
Ancak insan, herhangi bir obje hakkında sahip
olduğu bilgiler çerçevesinde ve objenin
özellikleri doğrultusunda da zihninde onu
canlandırmaya çalışır, onun imajını zihninde
oluşturur.

• Dinî tasavvur ise, dinî kavramların, dinî olayların
ve nesnelerin zihinde canlandırılması,
şekillendirilmesidir.
Bireyin Tanrı tasavvurunu şekillendiren beş faktör
bulunduğu öne sürülmüştür. Bu faktörler şunlardır: 1)
Ana-baba ile ilişkiler. 2) Diğer önemli kişi ve gruplarla
ilişkiler. 3) Kendilik kavramı veya öz-saygıya ilişkin
duygular. 4) Tanrı konusundaki öğrenim ve Tanrı'nın
insanlıkla ilişkisi. 5) Dini uygulama, dua, ibadet, kutsal
metin okuma, dini tartışmalar ve kişinin kendi
düşünceleri. (Grom 1981).

Tanrı kavramının, Tanrı kelimesine dair entelektüel içeriği
yansıttığını; Tanrı tasavvurunun ise, duygusal tepkilerle
yakından ilişkili bireysel tecrübelere işaret ettiğini ifade
edebiliriz. Ancak Tanrı kavramı, Tanrı tasavvurunun
oluşumunda çeşitli roller oynar. Bunlardan ilki, soyut
mantıkî-matematiksel kavramlaştırma kapasitesi ortaya
çıktığında, Tanrı hakkındaki yaygın dilin anlamını
ayrıntılarıyla kavramak için bir yöntem sağlamasıdır.
İkincisi ise, tasavvurlarımız bizi dehşete düşürdüğünde ya
da mükellefiyetimizi aşan bir şey olduğunda düzenleyici
olmasıdır (Lawrence, 1991).

Tanrı Tasavvurunun Oluşumu

Din psikolojisi'nde, insanların gerekli ve yeterli bir derûni
Tanrı tasavvuru oluşturmak için izledikleri yollar
konusunda esasa ilişkin birtakım tezler ileri sürülmüştür.
• Tanrı tasavvurunun oluşumu konusundaki yaygın
tezlerden biri, Piaget'nin kuramını temel alan
bilişsel tezdir. . Doğumla başlayıp ergenlik
dönemine kadar devam eden dört ardışık temel
dönemin ilkinde insanbiçimci (antropomorfik) ve
somut özellikler gösteren Tanrı tasavvuru,
sonraki iki dönemde somut ve soyut düzey
arasında geçişli bir özellik arzetmekte, son
dönemde ise somut özelliklerinden sıyrılan Tanrı
kavramı ile birlikte artık soyut bir karaktere
bürünmektedir. Bu son dönem çocuğun, nesne ve
olayı görmeden kavram geliştirebildiği, kendi
düşüncelerini eleştirebildiği, somut varlık ve
olaylara ilişkin kavramlarını soyut davranışlara
dönüştürebildiği evredir (Piaget, 1988).

• Bu tezlerden diğeri, insanların temelde ilişkisel
varlıklar oldukları düşüncesinden hareketle
ortaya atılan ilişkisellik tezidir (Hall ve Brokaw,
1995). Bu teze göre Tanrı, gerçekte insanları
kendisiyle ilişki kurmaya çağırır. Dolayısıyla
Tanrı tasavvuru, tabiatı itibariyle temelde
ilişkiseldir. Bu yüzden, ilişkisellik, Tanrı
tasavvurunu ve onun oluşum ve gelişimini
anlama girişimimizde temel bir anahtar
varsayımdır.

Ana Baba İmajları ve Tanrı Tasavvuru

Pek çok toplumda anne figürü, sevgi, şefkat ve güveni
temsil eder. Toplumumuzda da anne hiç tartışmasız bu
niteliklerle özdeşleştirilmiştir. Anneye atfedilen diğer
nitelikler her zaman bunlardan sonra gelir.
Baba ise, toplumumuzda, ailenin reisi ve ailenin başıdır.
Kutsal bir müessese olan aile, her şeyden önce bir "baba
ocağı"dır. Ailenin statüsünü toplumda genellikle baba
temsil eder. Eş ve çocuklar babanın statüsünü yansıtırlar.
Babanın statüsünün değeri, çocuğun veya diğer aile
üyelerinin aynı statüde değerlendirilmesine neden olur.
Güç, otorite ve kontrol babanın elindedir.
Çocuğun tasavvurlarının oluşumuna kaynaklık eden anne
ve baba, onun ilk Tanrı tasavvurlarının da en derin ve en
önemli kaynağıdır. Her ihtiyacı olduğunda annesini
yanında bulması, çocukta temel güven duygusu geliştirir
Dinin ve Tanrı tasavvurunun kökleri bu duyguda gizlidir.
Tanrı tasavvuru, bu dönem boyunca anneyle yaşanan
ilişkinin bütün niteliklerini taşır. Bu, belki de çoğu insanın
niçin Tanrı'ya gerçek bir güven duyduğunu ve önemli
imtihan ve sıkıntı anlarında ondan yardım dilediğini
açıklayabilir. Temel güven duygusu, sağlıklı gelişim için
gereklidir ve daha sonraki bütün dinî/manevî deneyimler
için destek sağlar.

Din Psikolojisi alanında Tanrı tasavvuruyla alakalı olarak
gerçekleştirilen Batılı araştırmaların pek çoğu, bu
tasavvurun altyapısını ana baba imajlarının oluşturduğunu
varsayan Freudyen kuramlarla bağlantılıdır. Dinle ilgili
yorumunu baba fikri üzerine yoğunlaştırmış olan Freud
(1997, 1999), bütün insanların erken çocukluk
tasavvurlarını, hayatın belirsizlikleri karşısında var oluşsal
çaresizlik duygusunun bir hafifletilmesi olarak evrensel
Tanrı tasavvurları içerisinde yansıtmış olduklarına
inanmış; Tanrı inancının bir "evrensel saplantısal nevroz",
Tanrı'nın da basitçe "yüceltilmiş bir baba" yansıtması
olduğunu varsaymıştır.

Yansıtma hipotezi, psikolojide, Tanrı tasavvurlarının
araştırılması konusundaki temel fikirlerden biri haline
gelmiş, Batı'da bu hipoteze dayalı olarak gerçekleştirilen
araştırmaların sonuçları, çocukların Tanrı'yı genelde
insani özellikler taşıyan bir erkek olarak tasavvur
ettiklerini göstermiştir. (Beit-HAllahmi ve Argyle, 1975).
Buna karşılık, Müslüman çocukların Allah tasavvurları,
insanbiçimli (antropomorfik) özelliklerden çok onun
temel sıfatlarıyla ilişkilidir (Yavuz, 1983; Yıldız, 2007).
Ancak Allah tasavvurunun oluşum ve gelişiminin belki de
dünyanın her yerindeki çocuklar için ailesi ve ailevî
yaşantısıyla bağlantılı olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır.
Freud'un din ve Tanrı ile ilgili görüşlerini inceleyen ve
bunların savunulamaz olanlarını reddeden Rizzuto, Tanrı
tasavvuru alanında önemli ve kabul edilebilir tezler ileri
sürmüştür. Ona göre, Tanrı tasavvurunun oluşumunda ana
baba imajları başat rol oynar, çünkü çocuğun ilişki
kurduğu ilk insanlar annesi ve babasıdır, zira Tanrı
görülmezdir. Dolayısıyla Tanrı'dan bahsedilerek
büyütülen çocuğun duygularının tümü, Tanrı'nın güçlü,
saygın, her şeyi yöneten ve her yerde olduğu şeklindedir.
Tanrı Tasavvuru ve Kültürel Farklılıklar
Psikolojik bir inşa olarak Tanrı tasavvurunun
şekillenmesinde, din kadar, bireyin mensup olduğu
toplumun ve kültürün de etkisi ve işlevleri gözönünde
bulundurulmalıdır. Çünkü birey, hayatını sosyo-kültürel
bir çevrede sürdürür. Bu çevre, bireyin tutum ve
davranışlarının anlaşılıp açıklanmasına yardım eden
önemli ve etkili bir bağlamdır. Bireyin kişisel Tanrı
tasavvuru ne olursa olsun, bu tasavvur onun sosyokültürel bağlamında anlaşılmak durumundadır.

Hiç şüphe yok ki, herhangi bir sosyo-kültürel ortamda
kişinin Tanrı ile ilişkisini tanımlayan ve düzenleyen
birincil kaynaklar kutsal kitaplar ve bu kitapları o topluma
ulaştıran elçiler, bunların sözleri ve bütün yapıpettikleridir. Diğer kaynaklar bunların anlaşılıp
açıklanmasını ve yorumunu içerir. Dolayısıyla her toplum
ve her kültür, öncelikle kendi inanç gelenekleri içerisinde
kaydedilmiş ve kutsanmış olan bu kaynaklardaki bilgi ve
değerlerle çerçevelenmiştir. Bu açıdan bakılınca, kültürler
arasında din bakımından ortaya çıkan farklılaşmanın,
Tanrı tasavvurları konusunda da mevcut olacağı
söylenebilir.

Tanrı tasavvuru bir toplumun farklı kesimlerinde, farklı
zamanlar içerisinde de değişiklikler gösterebilir. Nitekim
Batı'da yapılan ilk araştırmalarda Tanrı'nın babadan
ziyade annenin özelliklerine benzer özellikler ile
nitelendirildiği bulgulanmıştır. (Nelson ve Jones, 1957).
Bu araştırmadan iki yıl sonra başka bir araştırmacı
(Strunk, 1959), Tanrı'nın, anneden ziyade babanın
özellikleriyle nitelendirildiğini gösteren tam aksi sonuçlar
elde etmiştir. Vergote ve arkadaşları (1969), Tanrı, anne
ve baba tasavvurları arasındaki ilişkileri belirlemek üzere
çok daha sistematik bir yaklaşımla araştırmaya
girişmişler, Tanrı tasavvurunun anneye ait bazı özellikler
sunsa da, araştırmaya katılanların büyük çoğunluğu için,
anne imajından ziyade baba imajına daha çok benzediğini
bulmuşlardır.

Tanrı tasavvurlarında yaş ta önemli bir etkendir. 7-16 yaş
arasındaki çocuk ve gençlerin Tanrı tasavvurlarını da
içeren bir araştırma sonuçlarına göre, 9-10 yaşındaki
çocuklar Tanrı'yı nesnel sıfatları bağlamında tasavvur
etmektedirler. 12-13 yaşlarındaki çocuklarda Tanrı'nın
özellikleri iyilik ve adalet olarak düşünülmekte; Tanrı'nın
hâkimiyeti, bağışlayıcılığı ve Baba oluşuna vurguda
bulunulmaktadır. 15-16 yaşlarındaki çocuklarda ise,
Tanrı'nın güç ve güzellik sıfatları baskın görünmektedir.
Bu dönem Tanrı tasavvurlarında sevgi, dua, bağlılık,
güven, diyalog, şüphe, terketme ve korku ön plana
çıkmaktadır. (Deconchy 1964).

Tanrı Tasavvurunun Psikolojik Yansımaları

Bir Tanrı tasavvuruna sahip olmak, insanın din ve Tanrı
ile ilişkisini belirlediği gibi, kendisiyle, diğer insanlarla,
toplumla, doğayla ve evrenle ilişkisini de belirlemekte,
bunlara ilişkin bir bakış açısı kazandırmaktadır. Hatta
insanın bilim, sanat, siyaset, tarih, kültür, ekonomi, spor
ve benzeri diğer bütün alanlardaki düşünce ve yorumları,
bu tasavvurun oluşturduğu bakış açısının etkisiyle
şekillenebilmektedir.

Tanrı tasavvurları, öncelikle iç ve dış gerçeklikler
arasında köprü görevi yapar. Olumlu veya yardımsever bir
Tanrı tasavvuru, derûni gerçekliği desteklemek suretiyle
dış gerçeklikle daha fazla ilişki kurabilmeyi sağlayan
benlik duygusunu güçlendirir. Yardımsever Tanrı
tasavvuru, endişeyi dindirerek, yalnız başına var olmaya
katlanma yeteneğini geliştirip, daha büyük ve daha güçlü
bir varlığa bağlanma duygusu temin eder ve temel güveni
destekler. Olumsuz bir Tanrı tasavvuru ise endişeyi tahrik
edip, temel güvensizliği besleyebilir. Mesela, eleştirel
veya talep edici bir Tanrı, yetersizlik hissi uyandırabilir.
Olumsuz Tanrı tasavvurları, olumsuz yansıtmada
bulunmaya neden olur ve genellikle olumsuz sonuçlara
yol açar.

Tanrı tasavvurlarının, düşünce ve duyguların oluşmasında,
başkalarının ve sosyal çevredeki olayların
yorumlanmasında temel ve vazgeçilmez bir etkisi olduğu
yaygın şekilde kabul edilen ve öz-tutum, öz-değer, özgüven, öz-saygı (izzet-i nefs) gibi isimlendirmelerle ifade
edilen öz-kavramı ile yakın bir ilişkisi vardır. Özkavramına yüklenen anlam ve değer, Tanrı tasavvurları
üzerinde de etkili olmaktadır. Hıristiyan kültüründe
yetişmiş gençler arasında yapılan araştırmaların
birçoğunda, yüksek öz-saygı ile olumlu (koruyan,
kollayan) Tanrı tasavvuru arasında; düşük öz-saygı ile de
olumsuz (cezalandıran, öç alan) Tanrı tasavvuru arasında
doğru orantılı bir ilişki olduğu belirtilmektedir.
25
İnanç Psikolojisi / Ünite 7: İnanç Psikolojisi - Kısa Kısa
« Son İleti Gönderen: Ders Hocası 31 Aralık 2018, 14:09:42  »
-  İnsanoğlunun hangi özelliği, insanın kendini aşarak özünü aramaya ve o öze ulaşmak için çabalamaya mecbur bırakır?  Farkında olduğunun farkında olması

- İman sözcüğünün Arapçadan türediği kökünün Türkçe karşılığı: Güvenmek

-  hangisi imanda iradi yapı çerçevesinde değerlendirilir?  İtaat

-  Fowler’a göre birey hangi aşamaya ulaştıktan sonra adalet ve sevgiyi etkinleştirip, baskı ve işkenceyi alt etmek için, hayatın anlamı ve Tanrı’nın
gücü ile birleşme sürecini yaşar?  Evrensel İnanç

- hangisi/hangileri dini inkâra sebep olan etkenler arasında yer alır?
 I. Küçük yaştan beri yakın çevrenin inançsız olması
 II. Yaşanan hayal kırıklıkları
III. Dünyada mevcut kötülükler

-  “Bu dönemde birey, artık hayatını kurguladığı ve şekillendirdiği inanç ve değerleri sorgulamak, tecrübe etmek ve yeniden yapılandırmak zorundadır. Bu
değer ve inançlar, artık düşünülmeden, irdelenmeden ve eleştiriye tabi tutulup sorgulanmaksızın kabul edilmeden daha çok, açık ve kesin bir şekilde bilinçli
olarak seçilmiş ve eleştiri süzgecinden geçirilmiş bağlılıklar anlamına gelmektedir.” Yukarıda ifade edilen tanım Fowler’ın inanç aşamalarından hangisini açıklamaktadır? Bireysel-Düşünceye dayalı inanç

- Kişinin dinin istekleri ve yasakları doğrultusunda davranışlarını ayarlama gücü olarak tanımlanan kavram nedir?  İrade

-  Din Psikolojisinin inanca yaklaşımı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur? İnançlı bir bireyin psikolojisini anlamaya çalışır

-  Kur’an’daki kullanımı dikkate alındığında aşağıdaki seçeneklerden hangisinde iman sözcüğüne dair tanımlardan birisi belirtilmektedir?  Tasdik etmek

-  hangisi imanda iradi yapı çerçevesinde değerlendirilir?
 İtaat

-  İnanç ve iman kavramlarıyla ilgili olarak aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır? İnanç özel, iman geneldir.

-  hangisi imanın psikolojik kaynakları konusunda ileri sürülen görüşlerden
birisidir?  I-İnanç geni   II-Sonsuzluk idraki  III-Sonluluk idraki  IV-Varlık idraki

-  İmanın duygusal boyutunda, aşağıdakilerden hangisi diğerlerine göre daha öncelikli olmalıdır?  Güven

-  “Dinin nihai gayesini anlamayan kimseler, dini inanç ve esasların ifadesinde kullanılan kelime tasvir ve sembollerle zihinlerini meşgul etmeleri sonucu
bazı şüphe ve tereddütler yaşayabilirler.” Bu açıklama aşağıdaki şüphe çeşitlerinden hangisine örnek olabilir?  Kavramsal şüphe

- Dinin kaynağı ile ilgili olarak ileri sürülen “yanılsama/illüzyon teorisi” aşağıdaki psikologlardan hangisine aittir?  Freud
26
İnanç Psikolojisi / Ünite 7: İnanç Psikolojisi - Sorularla Öğrenelim
« Son İleti Gönderen: Ders Hocası 31 Aralık 2018, 13:53:42  »
1. İnsanlar için inanç nedir?
Cevap: İnsan inanan bir varlıktır. Bu yeti onu, kendini
aşarak özünü aramaya, ulaşmak için çabalamaya mecbur
bırakır. Belirsizliğe yer yoktur. Bu yüzden inanma, insanın
varlık yapısında yer alan en temel niteliklerden ve en derin
duygulardan biridir. En genel anlamıyla inanmayan bir
insan ne vardır, ne de düşünülebilir. Dini gelişimin
insanda yarattığı mana nasıldır?

2. Soyut bir kavram olan dini insanlar nasıl algılarlar?
Cevap: İnsanlar farklılıkları nedeniyle kavrama değişik
anlamlar yükleyebilir. Dini inançlar söz konusu
olduğunda, bu inançların, doğruluğu kabul edilen
hükümler ve doğruluk iddiaları oldukları belirtilmektedir.
Buna göre, her din inançlar üzerine kurulmuştur, bütün
dinler kendi iman ve inanç tanımlarını yapmaktadır.

3. İnanç esasları ne demektir?
Cevap: Bir dine mensup olabilmek için asgari düzeyde
kabul edilmesi ve benimsenmesi gereken ilkelerdir.

4. Dinler arasındaki ortak alanlar nelerdir?
Cevap:
 İnsanlar kendilerini bir çıkmazda bulurlar (günah
ve ölümlülük gibi).
 Bu çıkmazdan kurtulmak için bir yola ihtiyaç
duyarlar (kurtuluş ve özgürleşme gibi).
 İnsandan aşkın olan ve insana yardım eden bir
şey vardır (Tanrı, Mutlak Gerçeklik, Brahman,
Nirvana gibi) veya varoluşumuzun bir amacı
vardır.
 Bu şey belirli bir tarzda bilinebilir veya ona
yaklaşılabilir (Kutsal Kitaplarla).
 Kurtuluşa ya da özgürleşmeye erişebilmek için
insan da bir şeyler yapmak zorundadır (inanmak,
benliği imha etmek, inanç esaslarına uymak gibi).

İMAN VE İNANÇ KAVRAMLARI

5. Dini literatürde iman kavramının tanımı ne şekilde
yapılır?
Cevap: Dini, felsefi, psikolojik, sosyo-kültürel ve siyasi
anlayışları yansıtacak şekilde çok boyutlu olarak
tanımlandığı gözlenmektedir.

6. İman’ın kelime anlamı nedir?
Cevap: Karşısındakine güven vermek, güven duymak,
tasdik etmek ve gönülden benimsemek anlamları
verilmektedir. Bunun yanı sıra sağlamlaştırmak, kesin
karar vermek, tasdik etmek manasındaki akd kökünden
türeyen itikad da iman karşılığında kullanılmaktadır.

7. İnanç’ın kelime anlamı nedir?
Cevap: İnanç (itikad) ise, bir düşünceye gönülden bağlı
bulunma; Tanrı’ya, bir dine inanma, iman, itikat; birine
duyulan güven, inanma duygusu; inanılan şey, görüş ve
öğreti olarak tanımlanmaktadır.

8. İnanç ve iman kelimesi arasındaki anlam farkı nedir?
Cevap: İnanç kelimesi tanımlarda imanı da kapsayacak
şekilde daha genel bir anlam ifade ederken; iman, bir dine
yönelme olarak, daha özel manada kullanılmaktadır.

9. Kur’an’da inanç nasıl ifade edilir?
Cevap: İman, İslam ve tasdik gibi olumlu ve yalanlama,
inkar etme, ortak koşma, terk etme, inatla inkar etme,
kalbinde olmayanı söyleme, şüphe etme gibi olumsuz
nitelemeler bulunmaktadır.

10. Kur’an’da iman nasıl ifade edilir?
Cevap: Genellikle doğrulama (tasdik) ve tahsis etme,
teslim olma (İslam) anlamları verilmiş; daha sonra terim
olarak, Allah’tan tebliğ ettiği kesin olarak bilinen
hususların bütününde peygamberi tereddütsüz olarak
tasdik etmek şeklinde tanımlanmıştır.

11. Smith’e göre iman nedir?
Cevap: İman ve inanç kavramları arasında bir ayırım
yaparak, imanın temel bir insani nitelik olduğunu belirtir.
Ona göre iman, kişinin kendisine, diğerlerine ve evrene
karşı yönelimi veya toplam cevabıdır.

12. Allport’a göre inanç ve iman nedir?
Cevap: Güven olarak adlandırdığı iman kavramını, daha
az emin olduğumuz inançları ifade etmek üzere
kullandığımızı; buna karşılık inancı daha kesin konularda
kullanmaya eğilimli olduğumuzu ileri sürer. Ona göre
inanç, son aşamada iman haline gelir.

13. Clark’ın inaç ve iman konusundaki görüşü nedir?
Cevap: Aradaki farkın büyük ölçüde psikolojik olduğunu,
inancın daha durağan, imanın ise dinamik ve canlı
olduğunu belirtir.

14. Vergote’nin inanç ve iman görüşü nedir?
Cevap: İnanmak eyleminin karşılığının inanç değil iman
olduğunu, dolayısıyla imanın inançtan ayrı tutulması
gerektiğini belirtir. İmandaki “güven” üzerinde duran
Vergote, inancın bir anlamda içte yaşanan iman olduğunu
ifade eder.

15. Ülkemizdeki din psikologlarının inanç ve iman
konusundaki görüşü nasıldır?
Cevap: Genelde iman ve inanç kavramlarını birbirinden
ayırırlar. Onların tanımlamalarında, imanın inanca nazaran
daha özel bir anlam ifade ettiği hususu öne çıkmaktadır.
Her ikisinin zaman zaman birbirlerinin yerine kullanılsalar
da birbirleriyle ilişkili ancak ayrı kavramlar oldukları,
inancın kapsam itibariyle iman dâhil muhtemel bütün
düzeyleri içerecek şekilde daha genel olduğu, imanın ise
inanca göre daha özel bir anlam ifade ettiğini
görülmektedir.

DİNİ İNANCIN PSİKOLOJİK YAPISI VE TABİATI

16. Vahye dayalı inanç sistemleri nasıldır?
Cevap: İnsanlara neye inanacakları konusunda bilgi
sunarlar; dünyaya, varoluşa, kutsal ve aşkın olana dair bir
tasavvurlar bütünü teklif ederler. Birey bu teklifi kabul
edip etmemekte özgürdür. Kur’an’ın göre dinde zorlama
yoktur ve dileyen iman eder, dileyen inkar eder. Yani
inançlar, sonuçta bir iman ahdi/sözleşmesi üzerine
oturtulurlar.

17. İnanma nasıl bir eylemdir?
Cevap: İnsanın bütününü ilgilendiren, bu yönüyle birçok
boyutu bulunan bir eylemdir. Bunlar, bilişsel, duygusal ve
iradi boyutlardır. İman, bireye teklif edilen kabullerin sırf
bilişsel bir süreç olarak yaşanması ile tamamlanmaz;
bunun yanısıra bu tekliflerin bireyin benliği ile uyuşması
ve bireyi kendi özgür iradesiyle teslim alması gerekir.

18. Tillich’e göre iman eylemi nedir?
Cevap: İman eylemi, hem bunların toplamını hem de her
özel etkiyi aşar ve bizzat bu eylem her birinin üzerinde
belirleyici bir etkiye sahiptir. İman, bireyin bilinçaltının
bir hareketi olmadığı gibi, herhangi bir bilinç işlevinin
eylemi de değildir. İman, her ikisinin öğelerinin de aşıldığı
bir eylemdir. Aynı şey imandaki duygu ve irade boyutları
için de geçerlidir. Ne tek başına duygu ve ne de tek başına
irade, imanı oluşturamaz.

19. Biliş nedir?
Cevap: Algı, hafıza, akıl yürütme, düşünme ve kavrama
gibi zihinsel faaliyetlerin bütününü anlatmak için
kullanılan bir kavramdır. Bireyin imanla ilgili bilişsel bir
faaliyette bulunabilmesi için, öncelikle iman edilecek
varlık alanı hakkında bir ön bilgiye sahip olması gerekir.
Bilişe konu olan bu bilgi, deneyle elde edilebilecek
nitelikte değildir. Vahye dayalıdır ve değişime açık
değildir. Vahiyle gelen bilgiler değer hükmü taşırlar ve
bireysel tutumları oluşturup şekillendirirler.

20. İrade ve dini irade nedir?
Cevap: Sözlük anlamı dilemek olan irade, en kısa
tanımıyla düşüncenin ortaya koyduğu bir gayeye doğru
gitme hareketi demektir. Dini irade ise bireyin, dinin
istekleri ve yasakları doğrultusunda davranışlarını
ayarlama gücü olarak tanımlanmaktadır.

21. İmanda kabul ve tasdikin oluşabilmesi için gerekli
olan nedir?
Cevap: İradenin katılımı ve imana göre şekillenmesi
gerekir. Allah’ın varlığını kabul ve tasdik eden insan,
hayatına O’nun emir ve yasakları çerçevesinde istikamet
vermek üzere kendini O’nun iradesine teslim eder.

22. Allah rızasını kazanmak nasıl olur?
Cevap: İtaat ve teslimiyet, körü körüne bir boyun eğme
değildir. Allah’ın adalet, merhamet, iyilik ve ahlakın
kaynağı olduğuna inanma ve güven duymadır. Allah
rızasını kazanmak için gösterilen sabır ve sebat iradeyle
ilgilidir ve birtakım arzu ve istekler bu irade sonucunda
feda edilir.

23. İmanda duygusal yapının göstergesi nedir?
Cevap: Anlamı içerisinde güvenin bulunması, imandaki
duygusal yapının en önemli göstergesidir. Ancak güven
imanda tek duygu değildir. İmanın duygusal yapısı
içerisinde sabır, tevekkül, rıza, sevgi, korku ve fedakarlık
gibi diğer duygular da en az güven kadar etkindir.

24. Olumsuz durumlarda imanın katkısı nedir?
Cevap: İman, olumsuz olaylara karşı mü’mine dayanma
gücü verir; korkuya, ümitsizliğe ve hüzne kapılmasını
engeller. Rabbine olan teslimiyet ve güveni, başına
gelenler karşısında isyan etmeyip rıza göstermesini,
sabretmesini ve ona tevekkül etmesini temin eder.

25. İmanın psikolojik kaynakları nelerdir?
Cevap: Batı düşüncesinde, imanın psikolojik kaynakları
konusunda birbirinden farklı bazı görüşler yer almaktadır.
Bunlar:
 Biyolojik temeli esas alan görüşte, imanın bir içgüdü olduğu ileri sürülmektedir. Bu görüşü
savunanların geldiği son nokta inanç genidir.
 İmanın, iç-güdülerin yönlendirilip
olgunlaştırılması sonucu ulaşılan insani bir
gelişim olduğu yolundaki varsayımdır.
 İmanı, insanın sonsuz olanla karşılaşmasının
sonucu olarak gören ve onu sonsuzluk duygusuna
dayandıran görüş.
 Önceki görüşün tam tersi bir iddiayı savunarak,
imanın aslında sonlu olanı idrak olduğu görüşü.
Buna göre, insanın sonsuzu idrak etmesi için
öncelikle kendi sonluluğunun farkında olması
gerekir.
 Sonuncusu ise, imanın, varlığı idrak olduğu
yönündeki görüştür.

26. Dini inançların insanlara sağladıkları nelerdir?
Cevap: Dini inançlar, pek çok insanın kimlik, kişilik ve
benlik oluşumundaki düzenleyici ve yönlendirici
işlevlerinin yanı sıra; insanın kendisiyle, diğer insanlarla,
tabiatla ve Tanrıyla ilişkilerinde de önemli roller
oynamakta ve hayatın anlamına ilişkin bütüncül cevaplar
sunarak bir dünya görüşü sağlamaktadırlar.

27. Dini inançların insanlar üzerindeki etkileri nelerdir?
Cevap: Dini inançların birey üzerindeki etkileri ve bireyin
bunlara bağlı olarak oluşturduğu hayat tarzı, kişisel
bağlanma, anlama ve yaşama tarzının yanı sıra toplumsal
ve kültürel unsurlardan ve coğrafi, sosyo-politik ve
ekonomik faktörlerden de fazlasıyla etkilenebilmektedir.
İnancın etkisi kişiye, kişinin bağlandığı dine, ait olduğu
mezhebe veya cemaate, dinle bütünleşme düzeyine,
çevreye, duruma, kişinin fiziksel ve zihinsel sağlık ve
mutluluğu gibi birtakım faktörlere bağlı olarak değişiklik
gösterebilmektedir.

İNANÇ GELİŞİMİ

28. İnanç gelişimi nedir?
Cevap: İnsan gelişimi düşüncesiyle bağlantılı olan ve
inancı, gelişim dönemleri içerisinde inceleme amacı
taşıyan bütün girişimleri ifade etmek üzere oluşturulmuş
özel bir kavramdır. Bunların genel adı ise dini gelişimdir.

29. İnanç gelişimi kuramları nelerdir?
Cevap: Basamak, evre ya da aşama kuramları olarak
adlandırılmaktadır.

30. İnanç gelişimi kuramları hangi amacı taşır?
Cevap: Daha önce mevcut olan genel gelişim
kuramlarında çok az yer verilen veya hiç bahsedilmeyen,
genelde din özelde ise inanç boyutunu ortaya çıkarma
amacı taşımaktadırlar.

31. Fowler’a göre inanç gelişimi kuramı nedir?
Cevap: Fowler, inanç kavramını, insanın temel dinamik
güven tecrübesi olarak tanımlayıp yorumlar. İnanç, güven
ve bağlılığımızı bir ya da birçok değer merkezine, güç
imge ve gerçekliklerine odaklanmak suretiyle yorumlama
ve bağlanmanın dinamik sürecidir. İnanç, paylaşılan
güven ve bağlılıklar içinde bizi ötekine, paylaşılan
değerlere, anlam ve gücün aşkın çatısına bağlayan ve
başkalarıyla ilişkilerimiz içerisinde şekillenen varoluşsal
bir yönelimdir.

32. İnanç kavramının kapsamı nedir?
Cevap: İnanç kavramı, kurumlaşmış dinleri aşar ve
bireysel değer noktalarını, hayalleri, gerçek tecrübeleri ve
insanın içinde kendisini dini geleneklere, aileye, ulusa,
güce, paraya, cinselliğe ve benzerlerine bağladığı ana
hikayeleri kapsar. Bu, bireyin hayatının anlaşılmasında
uygun bir yol sunar.

33. Fowler’ın ilişki olarak inanç ve bilgi olarak inanç
arasındaki ayırımı nedir?
Cevap: İnanç doğumla birlikte ilişkilerden oluşur ve temel
olarak kendi grubuna ve sosyal çevreye, hem de aşkın
olana ilişkindir. Aynı zamanda inanç, dünyaya bakış ve
dünyayı anlama ve anlamlandırma tarzıdır. Böylece inanç
bütün kişiliği kapsamaktadır. Çünkü onun hem ahlakiliği
ve sosyal farkındalığı, hem de ruhi kabiliyetleri, benlik
tasarımı inancı içine almaktadır. Burada inanç, insani bir
arzu ve talep haline gelir.

34. Fowler’a göre aşama nedir?
Cevap: Bireyin düşüncelerini oluşturan işlevsel yapıların
birbirine geçtiği, etkileşimsel ahenkli bir tarz bütünlüğü
içinde devam ettiği sürecin adına aşama denir.

35. İnanç aşamaları nelerdir?
Cevap:
1. Sezgisel–Yansıtıcı İnanç: Birey, çevresindeki
insanların inançla ilgili hikaye ve eylemlerini
pratik bir tarz içinde taklit eder. Bu bağlamda
taklide dayalı bir inanç özelliği söz konusudur.
2. Öyküsel–Lafzi İnanç: Birey, mantıklı düşünme
yeteneğinin gelişmeye başlamasıyla birlikte,
dünyadaki işleyişi anlama çabasına girer. Kendi
inanç toplumuna ait olmayı sembolize eden
hikâye, inanç ve uygulamaları kendine mal eder.
3. Yapay–Geleneksel İnanç: Birey, ergenlikle
beraber, formel işlemler ve kişilik bunalımlarının
ortaya çıkmasıyla, muhtemelen inancın üçüncü
aşamasını göstermeye başlayacaktır. Tanrıyla
daha çok kişisel ilişki ve biçimsel ameli
düşünceyle ilgili soyut fikirlere bir güven söz
konusudur.
4. Bireysel–Düşünceye Dayalı İnanç: Bu dönemde
birey, artık hayatını kurguladığı ve şekillendirdiği
inanç ve değerleri sorgulamak, tecrübe etmek ve
yeniden yapılandırmak zorundadır.
5. Birleştirici İnanç: Bu aşamadaki kişi, zihindeki
ve yaşantıdaki zıtlıkları bütünleştirmeye
çabalayarak çelişkileri birleştirmeye başlar.
Birey, bir önceki basamak içinde gelişen inanç
sınırlarını aşarak, gerçeğin hem çok boyutlu hem
de kaynağı itibariyle birbiriyle uyumlu ve
bağlantılı bir yetenek geliştirir.
6. Evrensel İnanç: Bu aşama, olgun inancın
zirvesidir. Çok az insan inancın bu aşamasına
çıkabilir. Bu aşamaya ulaşan birey, adalet ve
sevgiyi etkinleştirip, baskı ve işkenceyi alt etmek
için, hayatın anlamı ve Tanrı’nın gücü ile
birleşme sürecini yaşar.

DİNİ ŞÜPHE

36. Şüphe nedir?
Cevap: Şüphe, günlük dilde, hakkında olumlu veya
olumsuz kesin bir hüküm bulunmayan herhangi bir
konudaki kararsızlık durumunu anlatmak için kullanılır.
Din Psikolojisinde ise, apaçıklık ve kesinlik arzusunun
önceki inançla ya da sebepleri karşılıklı olan iki inancın
birbiriyle çatışması sonucunda ortaya çıkan kararsız, sabit
olmayan ruh hali olarak tanımlanmaktadır.

37. Bireyde şüphe durumunu nasıl çözümler?
Cevap: iki muhtemel gelişme çizgisi söz konusudur:
Birey, şartlara ve duruma göre, ya şüpheden şuurlu imana
ya da kararlı inançsızlığa geçiş yapacaktır. Din diliyle
ifadelendirirsek, ya tasdik edecek ya da inkâr edecektir.
Bu iki gelişme çizgisi psikolojik olarak aynı sonucu
doğuracaktır. Yani, ne imanı tercih edenin ve ne de kararlı
inançsızlığı seçenin zihninde şüpheye yer kalmayacaktır.

38. İmanda şüphe nedir?
Cevap: İman, dinamiktir, yani bir anda şekillenmez ve her
zaman aynı yoğunlukta kalmaz. Bilişsel, duygusal ve iradi
süreçlerden geçer. Birey bu süreçlerde birtakım şüpheler
yaşayabilir. Burada şüphe, olumlu anlamda, bir farkındalık
durumunun başlangıcı olarak nitelendirilebilir. Çünkü
şüphe duymaya başlayan birey, zihnini, bulunduğu
düzeyden daha ileri bir aşamaya taşıma kararlılığındadır.

Ayrıca, kararlarında özgür olmalıdır. Bu süreçte bireyin
şüphelerini sonuçlandırması, belirsizlikten kurtulması, hür
iradesini kullanması psikolojik bütünlüğü için gereklidir.

39. Dini şüphe çeşitleri nelerdir?
Cevap:
1. Arayış Şüphesi: Eleştiri ve itiraz niyeti
olmaksızın, dini bilgi ve kavramların gerçekliğini
ve sebeplerini araştırma ve tatminkar cevaplar
bulma arzusuyla ortaya çıkan ve daha çok
çocukluk döneminde görülen bir şüphedir.
2. Bencillik Şüphesi: Bireyin, inancı, yüce ilgi ve
değerlerden çok kendi çıkarına hizmet eden bir
araç olarak görmesinden ve bu yüzden kişisel
ilgi, arzu ve ihtiyaçlarına beklediği karşılığı
bulamamasından kaynaklanan şüphedir.
3. Sadakat Şüphesi: İnancın gereklerinin yerine
getirilip getirilmediğiyle ilgili bir şüphedir. Başka
bir ifadeyle, insanın, Allah’ın kendisinden
istediklerini ne düzeyde yerine getirdiğini
sorgulamasıdır. Burada iman edenin, inandığı
değerlerden değil, imanındaki samimiyetinden ve
imana karşı sadakatinden şüphe etmesi söz
konusudur.
4. Bilimsel Şüphe: İnancın ve dini inanç sisteminin
kabul edilip onaylanabilmesi için bilimsel
yöntemlerle araştırılması, yani inancın
doğruluğunun ispatlanabilirliğinin bilimsel
açıdan mümkün olması ve bilimsel verilerle
çelişmemesi gerektiği varsayımına dayanan
şüphe türüdür.
5. Kavramsal Şüphe: Dini öğretilerin içeriklerinde
yer alan bazı kavramlara itiraz ve tepki şeklinde
ortaya çıkan şüphedir.
6. İnkarcı Şüphe: Herhangi bir dini niyet ve amaç
taşımaksızın sırf dini reddetmek veya kendi
inançsızlıklarının haklılığını ispat etmek için dini
konularda olumsuz görüş bildiren veya dini
gerçeklikleri değil de sadece kendi kuruntularını
sistemleştirmeye yönelik araştırma yapan bazı
kötü niyetli veya inançsız (ateist) kişilerde
rastlanan şüphe çeşididir.

DİNİ İLGİSİZLİK, DİNİ İNKAR VE DİN KARŞITLIĞI

40. Birey için dini hayatın olumsuzlaşması nedir?
Cevap: Dini hayat, her birey için her zaman olumlu bir
seyir takip etmeyebilir. İçerisinde zaman zaman
gerilimlerin, çatışmaların ve beklenmedik olayların
görüldüğü anlamlı kişisel tarih teşkil eden din, bir taraftan
sorunlara çözümler sunarken, diğer taraftan bazı insani
eğilim ve tutkulara karşı çıkarak birtakım çatışmalar
doğurabilir. O andan itibaren de bazı insanlar için dinin
gelişmesi, değişken bir biçim alabilir. Objektif olarak
onaylanmış dini bir tavra, taahhüdü kısmen askıya alan ve
bölünmüş bırakan bir şüpheye ya da geçici veya kesin bir
redde yol açabilir.

41. Dini ilgisizlik nedir?
Cevap: İnsanların bilfiil modern ve seküler bir dünyada
yaşadıkları, dolayısıyla dine ayıracak fazla vakitleri
bulunmadığı ve dini hayatı sürekli olarak erteledikleri de
aynı şekilde dillendirilmektedir. Bunun doğal bir sonucu
olarak insanlarda dine karşı ilgisiz ve kayıtsız bir tutumun
gelişmekte olduğu ve dinin, hayatın tamamından olmasa
bile, büyük bir kısmından çıkarıldığı görülmektedir.

42. Bireylerin dine karşı ilgisiz ve kayıtsız kalması birey
için ne gibi sonuçlar doğurur?
Cevap: Dine karşı ilgisiz, kayıtsız bir tutum geliştirmenin,
bütün dinler için bir sorun teşkil etse de, bu tutumu
geliştiren bireyler açısından olumsuz sonuçlar doğurduğu
anlaşılmaktadır. Mesela Jung, varoluşu anlamlı kılan dini,
insan için en önemli konu olarak düşünmüş, dine
ilgisizliğin, dinin yokluğunun toplumda zihinsel
hastalıkları arttıracağını ileri sürmüştür. Bu konuda tespiti
şöyledir: Hastalarım arasında, otuz beş yaşını aşmış
olanların problemlerinin kökeninde, hayata ilişkin dini bir
bakış açısı kazanamamış olmaları yatıyordu. Her birinin,
her çağın yaşayan dinlerinin bağlılarına verdikleri şeyi
kaybettikleri için hastalığa yakalandıkları ve hiçbirinin
kendi dini bakış açısını tekrar kazanmadan gerçekten şifa
bulamayacaklarını söylemek yerinde olur. Öyleyse insan,
öncelikle din ile ve daha sonra da kendisi ile barışmalıdır.

43. Bağlanmadan inanma nedir?
Cevap: Kurumsal bir dine ve beraberinde getirdiği
taleplere iltifat etmeden ve bunları dikkate almadan
inanmak anlamına gelmektedir. Daha çok geleneksel din
anlayışının yerleşik olduğu ülkemizde ise, benzer bir
süreçten çok, dini hayat içerisinde daha farklı problemler
söz konusu olabilmektedir. Bunlar, dinin kendisinden
değil, yaşanan dinden kaynaklanan sorunlardır.

44. Dini inkar ve inançsızlık nedir?
Cevap: En kısa tanımıyla, yaratıcı ve aşkın bir varlık
olduğunu kabul etmemektir. İnkar iki şekilde olabilir: İlki,
bir başka varlığı Allah’ın yerine koymak; ikincisi ise,
Tanrı fikrini bütün düşünce ve hayatından çıkarmak veya
ona yer vermemektir. İnançsızlığın ilk şekli inkar ve şirk
kavramları ile ifade edilirken; ikinci şekli tanrıtanımazlık
(küfür;ateizm) olarak adlandırılmıştır.

45. Dini inkar etmenin nedenleri neler olabilir?
Cevap: Dini inkar, küçük yaştan itibaren yakın çevrenin
inançsız olmasından kaynaklanabileceği gibi, yaşanan
hayal kırıklıkları, dünyada mevcut kötülükler, kendinin
yeterli ve güçlü olduğunu düşünme, bağımsızlık arzusu,
inancın ve dinin bir yararının olmadığını düşünme ve
inanmak için yeterli delil bulamama gibi sebeplerden
kaynaklanabilmektedir.

46. Ateizm nedir?
Cevap: Ateizm, teorik ve pratik olarak ikiye
ayrılmaktadır. Teorik ateizm, zihinsel olarak Tanrı’nın
mevcut olmadığını varsaymak, bu yönde düşünce
üretmektir. Ateistlere göre Tanrı’nın somut bir gerçekliği
yoktur; insanların uydurduğu bir şeydir. Freud’un dinle
ilgili olarak öne sürdüğü yanılsama
(illüzyon) teorisinin
temelinde bu fikir yatmaktadır. Ona göre din, tabiatın ve
kaderin tehlikelerini savuşturmak için insanların icat ve
inşa ettiği bir şeydir. Diğer yandan inançsızlık taraftarları,
kimi zaman insan tabiatındaki inanmayı reddetmekte,
insanın tabiatı itibariyle inançsız olduğunu iddia
etmektedir.

47. Küfür kavramı nedir?
Cevap: Gerçeği gizlemeyi, Allah’a karşı yapılan
nankörlüğü ve inkarı ifade eden bu kavramın, Kur’an’ın
anlam örgüsü içerisinde bir bütün olarak ele alındığında,
Allah’a ve dine yönelik tepkisel tutumların bütününü
tasvir etmek üzere kullanıldığı görülmektedir.

48. Kur’an’a göre inançsızlık nedir?
Cevap: İnançsızlık, bütün hastalıklı davranışların
kaynağıdır. Çünkü insan inanmayarak en başta varlıklar
düzenindeki yerini kaybetmekte ve kendine zulmetmenin
başlangıcını oluşturmaktadır. Adeta kendini unutmaktadır.

49. İnançsızlık şekillerinin incelenmesinde çıkan sonuç
nedir?
Cevap: Bunların arkasında yatan çatışma veya
engellenme güdülerinin, her türlü aşkınlığı dışlayan ve her
şeyi doğaya, topluma ve insana indirgeyen yanılsamalı bir
karakter taşıdıkları görülmektedir. Çünkü inançsızlığın
bütün şekillerinde belirleyici olan tutum objektiflik değil,
bireyin subjektif tutumudur. Dolayısıyla gerçekte varlığını
dinden alarak kendini konumlandıran inançsızlığın ve din
karşıtlığının, bu tür tartışmalı ve sağlam olmayan teorilere
dayanılarak yapılmasının anlamsızlığı ortadadır. Ayrıca
din ve insan psikolojisine yönelik tek boyutlu, indirgemeci
veya tümüyle rasyonel bir tavır, hakikatin yorumlanması
açısından yeterli olmadığı gibi mantıklı da değildir.

50. Dine kayıtsız kalan bireyleri bekleyen tehlikeler nelerdir?
Cevap:
Dünyaya ve kendisine ait her şeyin
sorumluluğunun sadece kendi omuzlarında olduğunu
hissettiren yalnızlık ve huzursuzluk hali, boşluk ve
terkedilmişlik psikolojisidir. Jung’un ifadesiyle, sosyal bir
varlık olan insan uzun süre toplumla bağı olmadan
yaşayamazsa, birey de dış faktörlerin yıkıcı etkisini
göreceli olarak azaltabilen dünya ötesi bir prensip
olmadan hiçbir zaman varoluşu ve ruhi ve ahlaki özerkliği
için gerçek bir sebep bulamaz. Tanrı’ya bağlanmayan bir
birey, dünyanın fiziksel ve ahlaki kışkırtıcılığına kendi
kaynakları ile direnemez. Bunu yapabilmek için onu
kitlelerin içinde boğulmaktan koruyan içsel ve fizik ötesi
bir deneyimin varlığına ihtiyacı vardır.
27
İnanç Psikolojisi / Ünite 7: İnanç Psikolojisi - Konu Özeti
« Son İleti Gönderen: Ders Hocası 31 Aralık 2018, 13:48:26  »
İman ve İnanç Kavramları
Dilimize Arapça'dan geçen ve "güvenmek" anlamına
gelen "emn" kökünden türeyen iman kelimesine
sözlüklerde, "karşısındakine güven vermek, güven
duymak, tasdik etmek ve gönülden benimsemek"
anlamları verilmektedir. Bunun yanısıra "sağlamlaştırmak,
kesin karar vermek, tasdik etmek" manasındaki "akd"
kökünden türeyen itikad da iman karşılığında
kullanılmaktadır (el-İsfahani, 1961; İbn Manzur, 1299-
1308). İnan (iman); "inanmak işi; bir kimse veya bir şeyin
doğruluğunu, büyüklüğünü ve gücünü sarsılmaz bir duygu
ile benimseme;" İnanç (itikad) ise, bir düşünceye gönülden
bağlı bulunma; Tanrı'ya, bir dine inanma, iman, itikat;
birine duyulan güven, inanma duygusu; inanılan şey,
görüş ve öğreti" olarak tanımlanmaktadır (TDK, 1988).
Görüldüğü gibi inanç kelimesi tanımlarda imanı da
kapsayacak şekilde daha genel bir anlam ifade ederken;
iman, bir dine yönelme olarak, daha özel manada
kullanılmaktadır.

Kur'an'daki kullanımı dikkate alınarak iman kelimesine,
genellikle doğrulama (tasdik) ve tahsis etme, teslim olma
(İslam) anlamları verilmiş; daha sonra terim olarak,
"Allah'tan tebliğ ettiği kesin olarak bilinen hususların
bütününde peygamberi tereddütsüz olarak tasdik etmek"
şeklinde tanımlanmıştır.

Smith (1979), iman ve inanç kavramları arasında bir
ayırım yaparak, imanın "temel bir insani nitelik" olduğunu
belirtir. Ona göre iman, kişinin kendisine, diğerlerine ve
evrene karşı yönelimi veya toplam cevabıdır. Fowler
(1981) da Smith'in bu ayrımını aynen kabul eder. Ona
göre iman, inancı ifade etme ve iletmenin önemli
tarzlarından biridir. İnanç, imandan daha derindir,
bilinçdışı güdülerimizi kapsadığı gibi, bilinçli iman ve
fiillerimizi de içerir.

Acaba imanın ifade ettiği bu özel anlam nedir, nereden
kaynaklanmaktadır? Bu özel anlama ve alana ulaşmak için
öncelikle dinlere ve onların kutsal metinlerine başvurmak
gerekmektedir. Bu metinlere göre bu alan, gayb'dır, yani
insanın algı ve kavrayış alanının ötesinde bulunan, duyu
ve akıl yoluyla hakkında bilgi edinilemeyen ve onu aşan
gerçekliklerdir; görünenler âleminin dışında görünmeyen
varlık âlemidir. İman, bu gerçekliklerin ve bu âlemin
varlığının kabul edilmesidir. Gayba iman, imanı özel kılan
ve diğer bütün beşerî inanç çeşitlerinden ayıran temel
özelliktir. Gaybı oluşturan iman objeleri, çeşitlilik
göstermekle birlikte, bütün dinlerde bulunabilmektedir.
Dini İnancın Psikolojik Yapısı ve Tabiatı
Dinî olguların analizinin, yapı ve tabiat itibariyle
genellikle zor oldukları, imanın da bunların en
karmaşıklarından biri olduğu zaman zaman ileri
sürülmüştür. Çünkü genel olarak inanma hadisesinde,
birbiriyle içiçe geçmiş birtakım psikolojik süreçler rol
oynamaktadır. Bu nedenle Din Psikolojisi, kendi sınırları
çerçevesinde inanma veya iman eyleminin bu psikolojik
süreçlerin bütünlüğü içerisinde nasıl yapılandığını ve bu
yapılanmanın hangi içeriklerden oluştuğunu aydınlatmaya
çalışmaktadır.

İmanın asıl konusu, diğer bütün dinî inançların olmazsa
olmazı durumundaki Allah'a imandır. İman, tabiatı
itibariyle, inanan bireyin Allah ile sürekli ve dinamik
ilişkisidir. Çünkü mü'min, Allah'ın kendisini vahiy yoluyla
bildirdiğinin ve kendisinden "ben" olarak bahsettiğinin
farkındadır. O halde iman, bir ben'in bir başka ben ile
ilişkisidir. (Buber, 2003). Ancak bu ilişki her zaman çok
kolay kurulamamakta, çatışma, bunalım ve gerginlikler
boy gösterebilmektedir. Bazen "ben" hazır olamamakta,
bazen "sen" ötekine dönüşebilmektedir. Bu yüzden iman,
"kabul ve tasdik", "itaat ve teslimiyet" ve "güven ve sevgi"
bağı olmadan tam olarak gerçekleşememektedir. İmanın
yapısını ve boyutlarını oluşturan bu psikolojik süreçler,
imanın tabiatının anlaşılabilmesine de katkıda
bulunmaktadır.

İmanda Bilişsel Yapı: Kabul ve Tasdik

Biliş (kognisyon), algı, hafıza, akıl yürütme, düşünme ve
kavrama gibi zihinsel faaliyetlerin bütününü anlatmak için
kullanılan bir kavramdır. Bireyin imanla ilgili bilişsel bir
faaliyette bulunabilmesi için, öncelikle iman edilecek
varlık alanı hakkında bir ön bilgiye sahip olması gerekir.
Bilişe konu olan bu bilgi, deneyle elde edilebilecek
nitelikte değildir. Vahye dayalıdır ve değişime açık
değildir. Vahiyle gelen bilgiler değer hükmü taşırlar ve
bireysel tutumları oluşturup şekillendirirler. Bunlar aynı
zamanda varlığı ve oluşu idrak etme ve anlamlandırma
konusunda etkilidirler.

İmanda, vahiyle bildirilenler kesin ve doğru kabul edilir.
İmanın konusunu oluşturan bilgilerin çoğu, insanın
kavrayış alanını aşan gayb ile alakalıdır. İnsan gayb
karşısında öncelikle inanma eylemi (Bakara, 2/3) içinde
olmalıdır. Bunların doğruluğunun onaylanması için, ayrıca
bir ön psikolojik hazırlık gereklidir. İnsan ancak derûnî bir
hazırlık sonucunda aşkın gerçekliği kabul etme kıvamına
gelir. Tasdikin sadece dil ile ifadesi yeterli olmayabilir.
Bunun kalben de gerçekleşmesi gerekir (Hucurât, 49/14).
İçinde Allah'ı hissetmeye başlayan insan, kendiliğinden
O'na doğru yönelir, varlığını ve iradesini kavrar ve rıza ile
O'na karşılık verir. Bu deruni tecrübe sözle dışarı taşar
(ikrar) ve Allah ile insan arasındaki ilişkinin tabiatını dile
getirir.

İmanda İradî Yapı: İtaat ve Teslimiyet

Sözlük anlamı dilemek olan irade, en kısa tanımıyla
"düşüncenin ortaya koyduğu bir gayeye doğru gitme
hareketi" demektir. Dinî irade ise bireyin, "dinin istekleri
ve yasakları doğrultusunda davranışlarını ayarlama gücü"
(Peker, 2003) olarak tanımlanmaktadır. Din Psikolojisi'nin
öncülerinden William James, İnanma İradesi (1979) adlı
eserinde insanın psikolojik bütünlüğü içerisinde imanın
kaynağını iradeye bağlamakta ve insanın, imanı
gerçekleştiren bir "irade eden tabiat"a sahip olduğuna
işaret etmektedir.

İmanda Duygusal Yapı: Güven, Sevgi ve Fedakârlık

Anlamı içerisinde güvenin bulunması, imandaki duygusal
yapının en önemli göstergesidir. Bu yüzden birçok teolog
ve filozof, imanı, bağlılık ve güven duygusuna
indirgemişlerdir. Ancak güven imanda tek duygu değildir.
İmanın duygusal yapısı içerisinde sabır, tevekkül, rıza,
sevgi, korku ve fedakârlık gibi diğer duygular da en az
güven kadar etkindir.

İman, olumsuz olaylara karşı mü'mine dayanma gücü
verir; korkuya, ümitsizliğe ve hüzne kapılmasını engeller.
Rabbine olan teslimiyet ve güveni, başına gelenler
karşısında isyan etmeyip rıza göstermesini, sabretmesini
ve ona tevekkül etmesini temin eder. Mü'min, Allah'ın
kendisinin velisi/dostu olduğunu (Bakara, 2/256) bilir ve
bütün olumsuzlukları bu bilinç içerisinde değerlendirir.
İmanın Psikolojik Kaynakları
Batı düşüncesinde, imanın psikolojik kaynaklan
konusunda birbirinden farklı bazı görüşler yer almaktadır.
Bunlardan başlıcaları şunlardır:

• Biyolojik temeli esas alan görüşte, imanın bir içgüdü olduğu ileri sürülmektedir. Bu görüşü
savunanların geldiği son nokta "inanç geni"dir.

• İmanın, iç-güdülerin yönlendirilip
olgunlaştırılması sonucu ulaşılan insani bir
gelişim olduğu yolundaki varsayımdır.

• İmanı, insanın sonsuz olanla karşılaşmasının
sonucu olarak gören ve onu sonsuzluk duygusuna
dayandıran görüş.

• Önceki görüşün tam tersi bir iddiayı savunarak,
imanın aslında sonlu olanı idrak olduğu görüşü.
Buna göre, insanın sonsuzu idrak etmesi için
öncelikle kendi sonluluğunun farkında olması
gerekir.

• Sonuncusu ise, imanın, varlığı idrak olduğu
yönündeki görüştür (Oates, 1973).

İmanın Psikolojik Etkileri

Genelde dinî inançlar, özelde ise iman, bireyler için
sadece ayırıcı birer özellik değildirler, bunlar aynı
zamanda hayatın ve kişiliğin özünü oluşturmakta,
bireylerin hayatlarında ve kişiliklerinde, az ya da çok,
düzenleyici ve yönlendirici işlevler icra etmektedirler.
Dinî inançlar, pek çok insanın kimlik, kişilik ve benlik
oluşumundaki düzenleyici ve yönlendirici işlevlerinin
yanı sıra; insanın kendisiyle, diğer insanlarla, tabiatla ve
Tanrıyla ilişkilerinde de önemli roller oynamakta ve
hayatın anlamına ilişkin bütüncül cevaplar sunarak bir
dünya görüşü sağlamaktadırlar.

İnanç Gelişimi

İnanç gelişimi, insan gelişimi düşüncesiyle bağlantılı olan
ve inancı, gelişim dönemleri içerisinde inceleme amacı
taşıyan bütün girişimleri ifade etmek üzere oluşturulmuş
özel bir kavramdır. Bunların genel adı ise dinî gelişimdir.
İnancın hayat boyu gelişimiyle alakalı olarak birtakım
kuramlar geliştirilmiştir. Bu kuramlar, "basamak", "evre"
ya da "aşama" kuramları olarak adlandırılmaktadır.
İnancın gelişime dayalı yörüngesine ışık tutan bu
kuramlar, Din Psikolojisi'ne, inanç gelişimini anlama ve
değerlendirme konusunda önemli katkılarda
bulunmaktadır.

İnanç Gelişimi Kuramı

Fowler'ın inanç gelişimi kuramı, bir yanıyla genel gelişim
kuramlarına, diğer yanıyla da teolojiye dayanmaktadır.
İnanç gelişimi kuramının temel teorik köklerinin Erikson
ve Levinson'un piko-sosyal teorilerinin yanı sıra Piaget ve
Kohlberg'in yapısal-bilişsel gelenekleri içerisinde
bulunduğu bir gerçektir. Kuramın temel teolojik kökleri
ise, Niebuhr ve Tillich'in görüşlerine dayanmaktadır.
Dinler tarihçisi Smith'in de, din, inanç (faith) ve iman
(belief) kavramları arasındaki farklılıkların belirgin bir
şekilde birbirinden ayrılması fikri ile kuram üzerinde
büyük etkisi vardır.

Fowler, çoğunlukla dinî geleneklere bağlı olarak tarif
edilen ve içeriği kutsal metinlere göre belirlenen inanç
kavramını, insanın temel dinamik güven tecrübesi olarak
tanımlayıp yorumlar. Yani güven, dinî duygu ve
düşüncenin temeli olarak kabul edilir. Fowler'a göre inanç
ahde dayalı bir yapıdadır. Ahit, güven ve bağlılıktır.
Dolayısıyla inanç sadece bireyde olup biten bir olgu
değildir. O, başkalarına güven ve bağlılığı içermektedir.
Başkalarına güven ve bağlılık, bizi aşkınlaştıran, bizi
birbirimize bağlayan değer merkezlerine, güç imgelerine
ve hikâyelere olan ortak güven ve bağlılığımız tarafından
doğrulanır ve derinleştirilir. Sonuç olarak inanç, güven ve
bağlılığımızı bir ya da birçok değer merkezine, güç imge
ve gerçekliklerine odaklanmak suretiyle yorumlama ve
bağlanmanın dinamik sürecidir. İnanç, paylaşılan güven
ve bağlılıklar içinde bizi ötekine, paylaşılan değerlere,
anlam ve gücün aşkın çatısına bağlayan ve başkalarıyla
ilişkilerimiz içerisinde şekillenen varoluşsal bir yönelimdir
(Fowler, 2000).

İnanç Aşamaları

Fowler'ın inanç aşamaları, ana hatlarıyla şöyledir:
• Aşama Öncesi Dönem veya Temel İnanç
(yaklaşık 0-3/4 yaşlar): Konuşma öncesi
duygusal ilişkiler ile sınırlı bir aşama olması ve
deneysel olarak araştırılmasının güçlüğüne
rağmen bu dönemde daha sonradan inancın
üzerine temelleneceği otonomi, güven, ümit ve
cesaretin tohumları atılır.

• Aşama 1. Sezgisel-Yansıtıcı İnanç (yaklaşık 3/4-
7/8 yaşlar): Bu aşamada birey, çevresindeki
insanların inançla ilgili hikâye ve eylemlerini
pratik bir tarz içinde taklit eder. Bu bağlamda
taklide dayalı bir inanç özelliği söz konusudur.
İlk kez ölümün, cinselliğin ve diğer katı tabuların
bilincine varılmaya başlanır.

• Aşama 2. Öyküsel-Lafzî İnanç (yaklaşık 6/7-
11/12 yaşlar): Birey, mantıklı düşünme
yeteneğinin gelişmeye başlamasıyla birlikte,
dünyadaki işleyişi anlama çabasına girer. Kendi
inanç toplumuna ait olmayı sembolize eden
hikâye, inanç ve uygulamaları kendine mal eder.

• Aşama 3. Yapay-Geleneksel İnanç (yaklaşık
11/12-17/18 yaşlar): Birey, ergenlikle beraber,
formel işlemler ve kişilik bunalımlarının ortaya
çıkmasıyla, muhtemelen inancın üçüncü
aşamasını göstermeye başlayacaktır. Tanrıyla
daha çok kişisel ilişki ve biçimsel amelî
düşünceyle ilgili soyut fikirlere bir güven söz
konusudur.

• Aşama 4. Bireysel-Düşünceye Dayalı İnanç
(yaklaşık 17/18 yaş ve sonrası): Bu dönemde
birey, artık hayatını kurguladığı ve şekillendirdiği
inanç ve değerleri sorgulamak, tecrübe etmek ve
yeniden yapılandırmak zorundadır. Bu değer ve
inançlar, artık düşünülmeden, irdelenmeden ve
eleştiriye tabi tutulup sorgulanmaksızın kabul
edilmeden daha çok, açık ve kesin bir şekilde
bilinçli olarak seçilmiş ve eleştiri süzgecinden
geçirilmiş bağlılıklar anlamına gelmektedir.

• Aşama 5. Birleştirici İnanç (30 yaş sonrası): Bu
aşamadaki kişi, "zihindeki ve yaşantıdaki
zıtlıkları bütünleştirmeye" çabalayarak çelişkileri
birleştirmeye başlar. Birey, bir önceki basamak
içinde gelişen inanç sınırlarını aşarak, gerçeğin
hem çok boyutlu hem de kaynağı itibariyle
birbiriyle uyumlu ve bağlantılı olduğuna dair bir
yetenek geliştirir.

• Aşama 6. Evrensel İnanç (belirli bir yaş yok, 30
yaş öncesi nadir): Bu aşama, olgun inancın
zirvesidir. Çok az insan inancın bu aşamasına
çıkabilir. Bu aşamaya ulaşan birey, adalet ve
sevgiyi etkinleştirip, baskı ve işkenceyi alt etmek
için, hayatın anlamı ve Tanrı'nın gücü ile
birleşme sürecini yaşar.

Dini Şüphe

Şüphe, insanca bir tutumdur. Her insan, çeşitli durum ve
zamanlarda belirsizlik ve kararsızlık içinde kalabilir. Pek
çok şeyi, şüphe konusu edebilir, seçimlerinde tereddütler
yaşayabilir. Buna inanç da dâhildir. İnsanın sahip olduğu
bilgilerin bütününün, bir anlamda inanç niteliği
taşıdıklarını varsayarsak; bu bilgiler arasındaki fark,
bireyin hangi ölçüte dayanarak bunları inanç ya da
inançsızlık, iman ya da inkâr haline getirdiği noktasında
düğümlenmektedir. İşte şüphe burada devreye girmekte ve
bireye karar verme sürecinde başvuracağı ölçütleri, akıl,
duygu ve irade süzgecinden geçirme imkânı
sağlamaktadır. Ancak şüphe, uzun da sürse, geçici
olmalıdır, çünkü sürekli olarak şüphe içerisinde yaşamak,
olumsuz psikolojik durumlara yol açabilir. Bu yüzden
karar vermek de şüphe duymak kadar insancadır.
İman, durağan değil dinamiktir, yani bir anda şekillenmez
ve her zaman aynı yoğunlukta kalmaz. Bilişsel, duygusal
ve iradi süreçlerden geçer. Birey bu süreçlerde birtakım
şüpheler yaşayabilir. Burada şüphe, olumlu anlamda, bir
farkındalık durumunun başlangıcı olarak nitelendirilebilir.
Çünkü şüphe duymaya başlayan birey, zihnini, bulunduğu
düzeyden daha ileri bir aşamaya taşıma kararlılığındadır.

Mesela, kişi bağlı olduğu dinin öğretilerinin veya inanç
esaslarının kesinlikle doğru olup olmadıklarını veya ne
anlama geldiklerini bilmek isteyebilir. Aynı şekilde,
duygusal açıdan, inanılana hangi gerekçelerle güven
duymak ve kayıtsız şartsız teslim olmak zorunda olduğunu
sorgulayabilir, bunların temellendirilmesini isteyebilir.

Ayrıca, iradesini kullanma imkânına sahip ve kararlarında
özgür olmalıdır. Bu süreçte bireyin, inancına yönelik
şüphelerini başarılı ve olumlu bir şekilde sonuçlandırması,
belirsizlikten ve tereddütlü ruh halinden kurtulması, aklını
ve kalbini tatmine ulaştırması ve bütün bunları yaparken
hür iradesini kullanabilmesi, psikolojik bütünlüğü için
gereklidir.

Dinî Şüphe Çeşitleri

• Arayış Şüphesi. Eleştiri ve itiraz niyeti
olmaksızın, dinî bilgi ve kavramların gerçekliğini
ve sebeplerini araştırma ve tatminkâr cevaplar
bulma arzusuyla ortaya çıkan ve daha çok
çocukluk döneminde görülen bir şüphedir.

• Bencillik Şüphesi. Bireyin, inancı, yüce ilgi ve
değerlerden çok kendi çıkarına hizmet eden bir
araç olarak görmesinden ve bu yüzden kişisel
ilgi, arzu ve ihtiyaçlarına beklediği karşılığı
bulamamasından kaynaklanan şüphedir.

• Sadakat Şüphesi: İnancın gereklerinin yerine
getirilip getirilmediğiyle ilgili bir şüphedir. Başka
bir ifadeyle, insanın, Allah'ın kendisinden
istediklerini ne düzeyde yerine getirdiğini
sorgulamasıdır.

• Bilimsel Şüphe: İnancın ve dinî inanç sisteminin
kabul edilip onaylanabilmesi için bilimsel
yöntemlerle araştırılması, yani inancın
doğruluğunun ispatlanabilirliğinin bilimsel
açıdan mümkün olması ve bilimsel verilerle
çelişmemesi gerektiği varsayımına dayanan
şüphe türüdür.

• Kavramsal Şüphe. Dini öğretilerin içeriklerinde
yer alan bazı kavramlara itiraz ve tepki şeklinde
ortaya çıkan şüphedir.

• İnkârcı Şüphe: Herhangi bir dinî niyet ve amaç
taşımaksızın sırf dini reddetmek veya kendi
inançsızlıklarının haklılığını ispat etmek için dinî
konularda olumsuz görüş bildiren veya dinî
gerçeklikleri değil de sadece kendi kuruntularını
sistemleştirmeye yönelik araştırma yapan bazı
kötü niyetli veya inançsız (ateist) kişilerde
rastlanan şüphe çeşididir.

Dini İlgisizlik, Dini İnkar ve Din Karşıtlığı

İnsan hayatında kimi zaman bazı soru ve şüphelerin ortaya
çıkması kaçınılmazdır. Bunlar zihinsel bakımdan olduğu
kadar psikolojik ve dinî bakımdan da teşvik edilmişlerdir.
Ancak bu soruların yol açtığı tercihler farklı şekiller
alabilmekte, bazen dinî anlamda bir kaygısızlığa,
ilgisizliğe, dinî inkâra veya din karşıtlığına
dönüşebilmektedir.

Modern zamanlar dünyeviliğin merkezde olduğu, dinin
toplumsal etkilerinin en aza indirildiği, ancak özel ve
öznel bir yaşama biçimi olarak varlığını koruduğu bir
süreç olarak yaşanmaktadır. Bu durum din sosyologları
tarafından sekülerleşme teorilerine temel oluşturmuştur.
Fakat günümüzde, sekülerleşme teorilerinin iflas ettiği ve
yeni süreçlerin ortaya çıktığı yüksek sesle dile
getirilmektedir. Ancak insanların bilfiil modern ve seküler
bir dünyada yaşadıkları, dolayısıyla dine ayıracak fazla
vakitleri bulunmadığı ve dinî hayatı sürekli olarak
erteledikleri de aynı şekilde dillendirilmektedir. Bunun
doğal bir sonucu olarak insanlarda dine karşı ilgisiz ve
kayıtsız bir tutumun gelişmekte olduğu ve dinin, hayatın
tamamından olmasa bile, büyük bir kısmından çıkarıldığı
görülmektedir.

Dini inkâr vaya inançsızlık, en kısa tanımıyla, yaratıcı ve
aşkın bir varlık olduğunu kabul etmemektir. İnkâr iki
şekilde olabilir: İlki, bir başka varlığı Allah'ın yerine
koymak; ikincisi ise, Tanrı fikrini bütün düşünce ve
hayatından çıkarmak veya ona yer vermemektir.
İnançsızlığın ilk şekli inkâr ve şirk kavramları ile ifade
edilirken; ikinci şekli tanrıtanımazlık (küfür; ateizm)
olarak adlandırılmıştır.

Kur'anda, bütün olumlu tutum ve davranışların merkezi
olan iman kavramının karşısında, bütün olumsuz tutum ve
davranışların merkezi olarak küfür kavramı
bulunmaktadır. Gerçeği gizlemeyi, Allah'a karşı yapılan
nankörlüğü ve inkârı ifade eden bu kavramın, Kur'an'ın
anlam örgüsü içerisinde bir bütün olarak ele alındığında,
Allah'a ve dine yönelik tepkisel tutumların bütününü tasvir
etmek üzere kullanıldığı görülmektedir (Mesela, Bakara,
2/28; İbrahim, 14/28; Kehf, 18/37; Zuhrûf, 43/ 15; İnsan,
76/3).

Kur'an'a göre inançsızlık, bütün hastalıklı
davranışların kaynağıdır. Çünkü insan inanmayarak en
başta varlıklar düzenindeki yerini kaybetmekte ve kendine
zulmetmenin başlangıcını oluşturmaktadır. Adeta kendini
unutmaktadır (Haşr, 59/19).

Sonuç olarak, dine kayıtsız kalan, onu yok sayan veya ona
karşı olan insanı bekleyen muhtemel tehlike, gerek
dünyaya ve gerekse kendisine ait herşeyin
sorumluluğunun sadece kendi omuzlarında olduğunu
hissettiren mutlak bir yalnızlık ve huzursuzluk hali, boşluk
ve terkedilmişlik psikolojisidir. Zira Jung'un ifadesiyle,
"nasıl ki sosyal bir varlık olarak insan uzun vadede
toplumla bağı olmadan yaşayamazsa, birey de dış
faktörlerin yıkıcı etkisini göreceli olarak azaltabilen dünya
ötesi bir prensip olmadan hiçbir zaman varoluşu ve ruhî ve
ahlakî özerkliği için gerçek bir sebep bulamaz. Tanrı'ya
bağlanmayan bir birey, dünyanın fiziksel ve ahlaki
kışkırtıcılığına kendi kaynakları ile direnemez. Bunu
yapabilmek için onu kitlelerin içinde boğulmaktan
koruyan içsel ve fizikötesi bir deneyimin varlığına ihtiyacı
vardır." (1999, s. 60-61).
28
Dindarlığın Gelişimi / Ünite 6: Dindarlığın Gelişimi - Kısa Kısa
« Son İleti Gönderen: Ders Hocası 31 Aralık 2018, 09:01:43  »
- Sosyal öğrenme teorisine göre, çocukta tabii bir duygu olarak ortaya çıkan din duygusunun gelişmesinde ve şekillenmesinde faktörlerden hangisi etkili değildir?
  İçselleştirme

- Bilişsel gelişim teorisini ortaya atan ve geliştiren psikolog aşağıdakilerden hangisidir? Piaget

-  hangisi yaşlılık dönemi dini gelişiminin ayırıcı özelliklerinden biridir?
 Ölüm korkusu

-  hangisi ergenlik döneminde tam bir dini bağlanmaya engel olabilen durumların dışında kalır? Maddiyat

-  İnsan hayatında dini hayatta bir dengelenme, yeniden yapılanma, eski inanç ve alışkanlıkları gözden geçirip düzenleme yönünde gelişmeler genellikle hangi dönemde yaşanır? Genç yetişkinlik dönemi

- ....... döneminin en karakteristik özelliklerinden biri olan düşünmeden kabul, din konusunda da geçerlidir. : Çocukluk

- ....... döneminde şehvani duygular, kızgınlık, ahlaki infial, kendini beğenmişlik, hırs, kendine ilgi gösterilmesi ve inançlarda dogmatizm gibi konularda zayıflamalar olabilmektedir. Orta yaş dönemi

- Ödül, ceza, pekiştirme, model alma gibi öğrenme ilkeleri hangi teorinin unsurlarındandır?  Sosyal öğrenme teorisi

- Bilişsel gelişim modeli kim tarafından öne sürülmüştür? J. Piaget

- Çocuklarda dini düşünce ve davranış; ilk olarak hangi yaş düzeyinden itibaren ortaya çıkar? 3

-  Çocukluk dönemi dindarlığının en karakteristik özelliği aşağıdakilerden hangisidir? Düşünmeden kabul

- Nesne sürekliliği kavramı hangi dinî gelişim teorisinde önemli bir yer işgal eder?  Elkind teorisi

-  hangisi ergenlik dönemi dinî gelişiminde en karakteristik unsurlardan biridir?
 Dinî şüphe ve tereddütler

- Din ve dinî konularla uğraşmaktan rahatlık hissedilen, dinî inançlarla daha çok özdeşleşilen, dini bir hayat yaşamaya daha fazla gayret gösterilen
gelişim dönemi : Yaşlılık

- Ergenlik döneminde ergenlerin çözümünde en çok güçlük yaşadığı problem aşağıdakilerden hangisi olabilir? Kimlik problemi


29
1. İnsanların dini algılama durumları nasıldır?
Cevap: İnsanların yaratılıştan gelen dini yatkınlıkları
arasında önemli farklar olmasa da, herhangi iki insanın
kişilikleri aynı olmayacağı gibi, Allah’ı algılama ve
tasavvur biçimleri, ona yakınlaşma stratejileri, dini gelişim
hızları aynı olamayacağından, dindarlık düzeylerinin de
birbirine eşit olması mümkün değildir.

2. Dini gelişimin insanda yarattığı mana nasıldır?
Cevap: En karakteristik nokta, dinin veya Tanrının insan
için ifade etmiş olduğu manadır. Bir birey için dinin 5
yaşında ifade ettiği mana ile 50 yaşında ifade ettiği mana
aynı değildir.

ÇOCUKLUK DÖNEMİ DİNDARLIĞI

3. Çocuklarda dini gelişim nasıl başlar?
Cevap: Çocukta kendiliğinden, tabii bir duygu olarak
varlığını gösteren din, taklit, özdeşleşme, örnek alma ve
öğrenme gibi psikolojik süreçlerle şekillenmekte gelişmeye
başlamaktadır.

4. Çocukta temel güven duygusu nasıl kazanılır?
Cevap: Temel güdülerden biri olan ve az çok insanın
bütün hayatı boyunca devam eden bu eğilim, dinî
yaşayışın çekirdeğini teşkil eden, Allah'ın yardımına
sığınma ve O'na bağlanma duygusuna oldukça benzer
özellikler taşımakta, başlangıçta ana-babanın varlığı
tarafından sağlanan temel güven duygusu, çocukta
Allah'la ilgili bilgi ve inancın gelişmesine bağlı olarak güç
ve süreklilik kazanmaktadır.

5. Çocuktaki ben duygusu din ile nasıl bağlantı kurar?
Cevap: Allah çocuğun yaratıcısıdır, ona anne-baba ve
kardeş vermiştir. İsteklerini ve dileklerini her zaman
yerine getirmeye hazırdır; yani Allah çocukla, onun istek
ve ihtiyaçlarıyla, korku ve ümitleriyle, beklenti ve
sorunlarıyla bir aradadır. Çocuk Allah'ı kendinden
uzaklaştırmaz, O, daima kendisinin yanında, kendi
yönelişleriyle iç içedir.

6. Çocuklar tanrı kavramını nasıl algılarlar?
Cevap: Tanrı kavramını diğer insanlarla olan
ilişkilerinden yaptıkları çıkarsamalarla algılamaya
çalışırlar. Allah onlar için genellikle büyük bir insan
şeklinde tasavvur edilir. Çocuklarda Allah tasavvuru 6
yaşından 11 yaşına kadar gittikçe ruhanileşmeye devam
eder. 8 yaşından itibaren çocuklar Allah'ı diğer
insanlardan farklı, onlara benzemeyen çok büyük ve çok
yüce bir insanın tezahürleri altında tasavvur ederler. 12
yaşında ruhanileşmiş bir Allah inancı kesinleşmeye başlar.
O her yerdedir, görünmez, resmi çizilemez.

7. Okul öncesi çocuklarda ailenin din üzerindeki etkisi
nasıldır?
Cevap: Okul öncesi çocukların dinî sembollere, öğretilere
ve pratiklerin etkisine açık bırakılması, hemen hemen
tamamen ailenin denetimi altındadır. Bu yüzden anne
babalar, çocuklarının dinden ne anlayacaklarını
belirlemede büyük etkiye sahiptir.

8. Dini gelişimde sosyal çevrenin etkisi nasıldır?
Cevap: Sosyal çevresinin, çocuğun dinî gelişimini
destekleyerek hızlandırması veya desteklemeyerek
geciktirmesi ya da yavaşlatması mümkündür. Aile ve dini
kurumların etkisi açık bir şekilde destekleyicidir. Fakat
büyük çocukların okula gittikleri zaman, kendi
tecrübelerinden farklı kişi ve fikirlerin etkisine daha açık
olma ihtimalleri yüksektir. Bu dönemde çocuklar ailesi
tarafından icra edilen pratiklere ilave olarak değişik
seçeneklerin mevcut olduğunu fark etmeye başlamaktadır.

9. okul öncesi çocuklar da duanın anlamı nedir?
Cevap: Duanın manası basittir. Dua sıklıkla, diğer
alternatiflerin işe yaramadığı zaman kullanılabilecek
yedek bir plan gibi herhangi bir şeyi elde etmek için
kullanılan bir araç şeklinde anlaşılmaktadır.

10. Piaget teorisinin temel görüşü nedir?
Cevap: Çocukların her biri bir öncekinden daha karmaşık
ve nitelik olarak birbirinden farklı olmak üzere birbirini
izleyen bilişsel evrelerden geçerek gelişmeleri ile ilgilidir.

11. Teorideki duyuşsal devimsel evre nedir?
Cevap: 0-2 yaş aralığıdır. Çocuklar henüz bir yaşına
erişmeden nesne sürekliliği kavramını kazanamamakta ve
herhangi bir nesnenin sadece kendisini gördükleri zaman
varmış gibi davranmaktadırlar. Sadece somut şeyleri ve
eylemleri anlayabilmektedir.

12. İşlem öncesi evre nedir?
Cevap: Bu dönem boyunca çocukların zihni soyut,
mantıksal açıdan düşünemez. Çocuğun algıladığı her şey
realiteye eşittir.

13. Somut işlem evresi nedir?
Cevap: Çocuklar, mantıksal kuralları ve sınıflandırmaları
kullanabilmektedir. Ancak bunlar sadece somut olay ve
objelere uygulanabilir.

14. Formal işlem evresi nedir?
Cevap: Zihinsel kabiliyetlerin tam olarak gelişmesi ise, 11
yaşından sonra ortaya çıkmaktadır. Bireylerin, soyutlama
ve kavramsallaştırma kabiliyeti gelişir.

15. Bu evreler dine uyarlandığında sonuçlar nasıldır?
Cevap: Bireylerin gelişimi boyunca dinin daha derin
manalarını anlayabilme, din adına daha önceden öğrenmiş
oldukları şeylerin gerçek değerini takdir edebilme ve din
hakkındaki kendi kararlarını bağımsız verebilme
konusunda daha kabiliyetli oldukları görünmektedir.
Küçük çocuklar ise, dini somut terimlerle yorumlayıp,
oldukları şeylerin gerçek değerini takdir edebilme ve din
hakkındaki kendi kararlarını bağımsız bir şekilde
verebilme konusunda daha kabiliyetli oldukları
görünmektedir. Daha büyük çocuklar ise, dinin manasını
ahlaki değerlendirmelerde olduğu gibi daha soyut
seviyede kavrayabilirler.

16. Çocukların 9-10 yaşına kadar ölümü algısı nasıldır?
Cevap: Çocuklar ölümü bir tatil olarak düşünmektedir.
Zira onlar daha ziyade ölüme, ceza, hastalık, olağanüstü
bir hadise, uyku, yolculuk vb. gibi manalar atfederek
genellikle hayatın sürüp gideceğinden şüphe etmezler.

17. Sosyal öğrenme teorisi nedir?
Cevap: Bu teoriye göre sosyal öğrenme ilkeleri, ödül,
ceza, pekiştirme, taklit ve model alma fikirlerine
dayanmaktadır. Basit bir şekilde çocuklar herhangi bir
ödül kazandıkları davranışları hatırlamaları veya onları
tekrarlamaları kuvvetle muhtemelken, cezalandırıldıkları
davranışları tekrarlama ihtimalleri azdır.

18. Duygusal ilişki veya bağlanma teorisi nedir?
Cevap: Çocukluk dönemi dindarlığını anlamayı
kolaylaştıran bir teoridir. Çocuk ve ailesi arasındaki
ilişkinin doğasını ve bu ilişkinin çocuğun dindarlığını nasıl
etkilediğini ortaya koymaya çalışan bu teori, dindarlıktaki
bireysel farklılıkları daha iyi anlamaya katkıda
bulunabilecek önemli teorilerden biridir.

19. Bu teoriye göre çocuk anne arasındaki bağlanma
sonucu nedir?
Cevap: Herhangi bir tehdit anında, üzüntü anında
başvurabileceği rahatlama ve güvenlik limanı ve tehlike
zamanlarının dışında çevrenin keşfedilmesi konusunda
güvenlik üssü.

20. Çocuk anne arasındaki üç türlü bağlanma nedir?
Cevap: Güvenli, güvensiz ve gerilimli/kaçınılımlı
bağlanma.

21. Kirkpatrick’e göre din psikolojisine uygulaması
nasıldır?
Cevap: Tanrı lafzi ya da ruhsal manada olsun, insanı her
zaman tehlikelerden koruyan, ona güvenlik hissi veren bir
baba gibidir. Bütün dini geleneklerde Tanrı güvenilir bir
bağlanma figürüdür ve din stres ve güçlüklerle başa
çıkmaya yardımcı bir faktördür ve bireye bir tür güvenlik
hissi sağlamaktadır.

22. Baldwin Teorisi nedir?
Cevap: Ana teması, bağılılık ve gizem vasıtasıyla Tanrı
anlayışının değişmesi ve gelişmesidir.

23. Baldwin Teorisinin evreleri nelerdir?
Cevap:
1. Evre: Fiziksel kendiliğindelik,
2. Evre: Entelektüel (zihinsel) aşama.
3. Evre: Ahlaki aşama.
4. Evre: Estetik deneyim.

24. Harms Teorisi nedir?
Cevap: Tanrı konusundaki düşüncelerini belirlemek için
3-18 arasında değişen 5000’den fazla çocuk üzerinde
yapılan araştırma sonunda çıkan aşamalardır.

25. Bu aşamalar nelerdir?
Cevap:
 Peri masalları evresi.
 Gerçekçi evre.
 Bireysel evre.

26. Elkind Teorisi nedir?
Cevap: Genel psikolojik gelişim sürecinde meydana gelen
değişimleri dikkate alarak çocukluk dönemi dinî
gelişiminde gözlemlenen karakteristik özellikleri
belirleyerek, Piaget teorisini ilk olarak dinî gelişime
uygulamıştır. Elkind, bebeklikten ergenlik dönemine kadar
dini gelişimle ilgili aynı zamanda kendiliğinden ortaya
çıkan dört bilişsel ihtiyaca karşılık gelen dört aşama teklif
etmiştir. Bu aşamaların her birinde dinin farklı bir yönü bu
ihtiyaçları karşılamakta ve bu şekilde dini sistem bireyin
zihninde adım adım daha karmaşık bir hale gelmektedir.

27. Elkind Teorisinin evreleri nelerdir?
Cevap:
 Evre: Korunma/himaye arayışı
 Evre: Temsil arayışı
 Evre: İlişki arayışı
 Evre: İdrak arayışı

28. Goldman’nın dini düşünce gelişimi teorisi nedir?
Cevap: Goldman teorisi, Piaget’nin bilişsel gelişim
teorisini dinî düşünceye uyarlayarak, dinî düşüncenin
biçim ve gelişim sırası itibariyle dinî olmayan düşünceden
farklı olmadığını ileri sürmüştür.

29. Dini düşünce gelişimi nedir?
Cevap: İkisi geçiş evresi olmak üzere toplam beş aşamada
gerçekleşmektedir.
 Evre: Sezgisel Dini Düşünce
 Evre: Birinci Geçiş Aşaması
 Evre: Somut Dini Düşünce Aşaması
 Evre: İkinci Geçiş Aşaması
 Evre: Soyut Dini Düşünce aşaması

30. Goldman dini düşüncelerde bireysel farklılıklara nasıl
değinmiştir?
Cevap: Öncelikle öğrenme hızını ele almıştır. Bazı
çocuklar yavaş bir gelişim gösterirken bazıları da
yaşıtlarına oranla çok hızlı bir gelişim gösterebilmektedir.
Bu dini düşünce gelişimine uyarlandığında, daha zeki
çocukların birçok alanda olduğu gibi daha hızlı bir dini
düşünce gelişimi gösterebilir. Ancak dini gelişimin bilişsel
güç de dahil olmak üzere birçok faktörün bir araya
gelmesiyle oluşan bir örüntüden beslendiği düşünülürse,
zeka itibariyle daha düşük düzeyde olan çocukların
kendilerinden çok daha zeki olan çocukları geçebilecekleri
düşünülebilir.

31. Tamminen’in araştırmalarının sonucu nelerdir?
Cevap: Sonuçların tanıtılan evre modelleriyle uyumlu
olduğunu ifade ederek, erinlik ve ergenlik dönemindeki
gençlerin dini deneyimlerinin çoğunlukla cemaatsel
ilişkilerle, çocukluk dönemi dini deneyimlerinin ise
günlük dualar gibi günlük etkinliklerle ilişkili olduğunu
belirtmiştir.

ERGENLİK DÖNEMİ DİNDARLIĞI

32. Ergenlikte dini gelişimde oluşan olumsuzluk nedir?
Cevap: Araştırmalar, ergenlerin bazen çocukluk
döneminden daha dindar, bazen de dine karşı daha
mesafeli davrandıklarını göstermektedir. Bu dönemde
ergenler, dini ilgi, pratik ve tartışma konusunda yüksek
düzey göstermelerine rağmen, daha fazla şüphe,
geleneksel veya lafzi dini öğretileri daha az kabul eğilimi
göstermektedir. Bu eğilimler sonucunda bazı ergenler,
dinin anlamsız olduğu sonucuna ulaşabilmekte, dinin
önemini inkar ederek eski inançlarını reddedebilmektedir.
Ergenlerden bazıları daha derin bir şekilde yüzleşmek
durumunda olacağı din sorunlardan kaçınmak için kör bir
şekilde dine yapışabilmekte, bazıları sorun ve şüphelerle
boğuşmak zorunda kalmakta, bazıları ise geniş bir şekilde
düşünmeyi ve alternatifleri değerlendirmeyi, alternatiflerin
öngördüğü yeni tecrübeleri denemeyi ve sonunda dini
sorunlarla ilgili tatmin edici bir sonuca ulaşmayı
denemektedir.

33. Ergenlikte şüphe nedir?
Cevap: Ergenlik döneminde yaşanan bu tipik şüphelerin
özel bir öğretiyi reddetmekten ziyade, bu dönemde ortaya
çıkan sorgulamaya yönelik genel eğilimin bir ifadesi
olmalarıdır. Ergenler daha çok öğrendikleri şeyleri ve
alternatif durumları sorgulamaktadırlar. Neyin doğru
neyin yanlış olduğunun nasıl bilineceği belki de en kritik
sorunlardan biridir. Dini konularla ilgili soru ve şüpheler,
bu gelişim döneminin bir yansıması niteliğindedir. Bazı
ergenlerde bu şüpheler açıkça ifade edilebildiği gibi,
muhtemelen bağımlı bir kişilik özelliğine sahip ve
muhafazakâr eğilimli olanlarda, insanlarla asla
paylaşmadıkları gizli şüpheler tespit edilmektedir.

34. Ergenlikte şüphe ne zaman biter?
Cevap: Dini şüpheler genellikle 17-18 yaşlarına doğru
yatışmaya başlamaktadır. Daha ileri yaşlara sarkan
şüpheler ise duygusal arka plandan çok düşünsel temele
dayalı özelliklerle ön plana çıkmaktadır.

35. Ergenler dini şüpheyi nasıl çözümler?
Cevap: Dinî şüphelerini çözüme kavuşturmak amacıyla
ergenlerin en fazla tercih ettikleri çözüm yolları Allah’a
sığınma ve O’ndan yardım dileme, bilgisine güvenilen
şahıslara açılma, ilgili kitap, kaset vb. teknik araçlardan
faydalanma olarak karşımıza çıkmaktadır.

36. Bu evreler dine uyarlandığında sonuçlar nasıldır?
Cevap: Bireylerin gelişimi boyunca dinin daha derin
manalarını anlayabilme, din adına daha önceden öğrenmiş
oldukları şeylerin gerçek değerini takdir edebilme ve din
hakkındaki kendi kararlarını bağımsız verebilme
konusunda daha kabiliyetli oldukları görünmektedir.
Küçük çocuklar ise, dini somut terimlerle yorumlayıp,
oldukları şeylerin gerçek değerini takdir edebilme ve din
hakkındaki kendi kararlarını bağımsız bir şekilde
verebilme konusunda daha kabiliyetli oldukları
görünmektedir. Daha büyük çocuklar ise, dinin manasını
ahlaki değerlendirmelerde olduğu gibi daha soyut
seviyede kavrayabilirler.

37. Ergenlerde çelişki nedir?
Cevap: Ergenler, dini gelişim boyunca bazı dönemlerde
güncel din, düşünce tarzlarıyla çözümledikleri çelişkilerle
karşılaşmaktadır. Dengesizlik ve gerilik dahil bu
yüzleşmeler, bir yandan hala şüphe içinde sorgulanıyorken
dinle ilgili kendiliğinden ortaya çıkan daha genel dini
çelişkileri beslerler. Bununla birlikte, bu uyumsuzluk,
ergenlik yıllarının genel çelişki eğiliminin bir örneği
olarak anlaşılabilir. Bu çelişkiler, örneğin hala onlara
bağımlı iken ana babadan bağımsız olma ihtiyacı, Allah’a
inanmak ve ilahi kuralları dikkate almak ile kendi arzu ve
heveslerine göre yaşamak eğilimi, daha yüksek bir ahlaki
prensibe inanmak ve ahlaki görelilik gibi çelişkileri içerir.

38. Ergende kendini ifade etme güdüsü ne şekilde ortaya
çıkar?
Cevap: Kendini ifade etme güdüsünün yoğunluk
kazanması, ebeveynle ilişkileri çatışmalı bir duruma
getirir. Genellikle ergenin dini bunalımının başlangıcı, ana
babasıyla olan bu çatışmadan beslenir. Ergenin kendi
benliğini en üstün tutma eğilimi, tam bir dini bağlanmaya
engel olabilmekte, böylece ergenler dini bakış açısına
kapalı kalabilmektedir.

39. Ergenler neden cinsel çatışma yaşar?
Cevap: Cinsel olgunluğa ulaşılmış olmakla birlikte,
hayatın sosyal ve ekonomik gereklilikleri bazı ergenler
için bu ihtiyacın meşru tatminini engellemekte veya
ertelemektedir. Arzuları tahrik eden sosyal ya da ticari
nitelikli uyarıcılar bu çatışmayı daha da
alevlendirmektedir. Cinselliği sınırsız bir şekilde göz
önüne seren çağdaş kültüre rağmen cinsi davranışın hiçbir
kayıt altına alınmadan icra edilmesi birçok toplumda
yasaklarla kuşatılmıştır. Dinin yasaklayıcı faktör olarak
algılanmasına neden olduğundan çoğu zaman çatışmayı
dinin aleyhine çevirmektedir. Böylece, gençlerin önemli
bir bölümü, dini ve cinsel eğilimler arasındaki çatışmadan
doğan suçluluk ve günahkarlık duygusundan rahatsız
olmaktadırlar.

40. Ergen dönemde yaşanılan olumsuzluklar nasıl yoluna
girer?
Cevap: Ergenlerin yaşadığı çatışma, şüphe, kararsızlık
hatta geçici inkâr durumunun yaşandığı olumsuz devreden
sonra, yeniden dine dönüş yapmasını hazırlamaları
bakımından olumlu sonuçlar üretmesi de mümkündür.
Çocukluk döneminde sağlıklı bir dini gelişim gösteren
gençlerin, geçici bunalım devresinden sonra, dini inanç ve
değerlerini bilinçli olarak yeniden keşfetmeleri ve
kuvvetle bağlanmaları, sıklıkla karşılaşılan
durumlardandır.

41. Ergenlik sonunda yaşanılan değişiklikler nelerdir?
Cevap: Çatışmaların şiddetinde azalma ve kişilik değişimi
gözlemlenir. Ergen, çocukluktan beri kendisi için huzur
kaynağı olan dini inançlarına yeniden sarılır. Dine dönüş,
farklı eğilimler arasında kararsız olan ergene kendi
birliğini ve Allah'da var olmanın delilini verirken, aynı
zamanda şiddetli sevgi, mükemmellik ve yorum ihtiyacını
tatmin etmeye imkan verir. Böylece, derin bir sezişle
varlığını hissettiği Allah, ergenin iç fırtınasını dindirir.

42. Ergenlik döneminde dinin karşıladığı üç ihtiyaç nedir?
Cevap: Günahkarlık duygusunun hafifletilmesi ve ahlak.
Dua, itiraf ve din adamlarıyla konuşmakla gençler,
affedilme, gerginliğin azalması duygularını hissederler ve
daha iyi uyum geliştirirler.
Güvenlik. Dini inanç ve pratikler, gençlerin bu sayede
ölümün bile üstesinden gelen dışşal büyük bir güce
bağlandıkları hissi verdiğinden, güvenlik hissi
üretebilirler. Gencin kendini (dini) bir gruba ait hissetmesi
ve kabul edilmesi de güvenlik hissi uyandırır.
Hayat felsefesi. Ergen, dini sayesinde hayatındaki
öncelikler, yanlışlar ve doğruluklar gibi konularda bir
yönlenme kazanır. Ergenlik hayatının diğer yüzleri de dine
ilave olarak bu başa çıkma mekanizmalarının içindedir.

43. Dini uyanış ve gelişim nedir?
Cevap: Bazı kültürel farklar olmakla birlikte yetişkinlik
dönemine benzer bir dini hayat 12-13 yaşlarında
görülmeye başlar ve bu yaşlar, dini uyanış ve gelişim
yaşları olarak değerlendirilir.

44. Dini şuurun uyanışında bilişsel gelişimin yeri nedir?
Cevap: Dini şuurun uyanışı yalnızca bilişsel gelişimle
sınırlı bir olgu olmayıp, bütün ruhsal yapının işleyişine
bağlıdır. Başlangıçta dini gelişme duygusal bir yoğunlukta
kendisini gösterirken, ergen ruhsal uyanış sebebiyle
kendini yeni bir dünyanın eşiğinde bulur. Kendisini
sıkıştıran bir tür deruni kararsızlık içine düşen ergen bu
kararsızlık ve şaşkınlık ortamında, içgüdüsel olarak
Allah'a yönelebilir. Dini inanç ve değerler bir anda onun
için büyük bir önem kazanmaya başlar.

45. Çocukluk ve ergenlik döneminde hangi sosyal
faktörler dini inancı etkiler?
Cevap: Çocukluk döneminde, iki temel faktör olan aile ve
dini kurumlar dine yönelik olarak çocuğu farklı derecede
etkiler. Ergenlikte ise ilk faktör akranların etkisi, ikincisi
de okuldur.

46. Kişisel faktörler nelerdir?
Cevap: Bireyselleşme ve kimlik kavramları.

47. Ergenliğe kadar bireyselleşmeyi destekleyen fikir
nedir?
Cevap: Ben kendime özgü diğer varlıklardan ayrı ve
farklı bir varlığım. O halde kendime özgü bir kimliğim
olmalıdır.

48. Bireyselleşme sürecinin psikolojik sonuçları nelerdir?
Cevap: Ben kimim? Niçin buradayım? Hayatın amacı
nedir? Neye inanabilirim? Neye değer verebilirim? Nasıl
yaşamalıyım? Kimlik krizi, sadece dini bir arayış değildir.
O, hayatın birçok cephesini ilgilendiren bütün bir boyutlar
dizisinin bir parçasıdır. Kimlik krizinin doğal bir sonucu
olarak, ergenler ayrı bir birey olma ve sorumluluk
duygusu geliştirmeye başlarlar.

YETİŞKİNLİK VE YAŞLILIK DÖNEMİ
DİNDARLIĞI

49. Genç yetişkinlik döneminde dinsel inanç nasıldır?
Cevap: Yirmili yılların başında başlayan ve kırklı yaşların
ortasına kadar devam ettiği kabul edilen genç yetişkinlik
döneminde dini kesin tercihler ve kararlar ortaya
çıkmaktadır. Dini hayatta dengelenme, yeniden
yapılanma, eski inanç ve alışkanlıkları gözden geçirip
düzenleme yönünde gelişmeler yaşanan bu dönemde birey
genellikle ya din şüphelerini çözümleyerek kendisi
açısından tatmin edici bir dini hayat şekline kavuşmakta,
yeterince anlamlı bulmadığı, çok az bir öneme sahip
olduğunu düşünerek ailesinin dinini reddetmektedir. Bazı
bireyler dinin inanç yönünü alıp ibadet yönünü
erteleyebilmektedir.

50. Genç yetişkinlik dönemini diğer dönemlerden ayıran
psikolojik özellikler nelerdir?
Cevap: Bağımsızlık, kişilik, yakın ilişki ve dostluktur.

51. Orta yaş dönemi hangi yaşlardır?
Cevap: Genellikle 35-45 yaşlarında başlayıp 20 yıl
sürdüğü dönemdir.

52. Orta yaşlarda dindarlık ne durumdadır?
Cevap: Önceki dönemdeki ilgi alanları zayıflayarak yerini
dine bırakabilmektedir. Ölümden sonraki hayat, cennet,
cehennem gibi konularda daha net yargılara ulaşan orta
yaş yetişkinleri, din konusunda önemli huzursuzluklar
yaşamamakta, takip eden dönemde ise dine ilgi daha üst
noktalara ulaşabilmektedir.

53. Yetişkinlik döneminde dini motivasyon hayatın her
boyutunda aynı mıdır?
Cevap: Çalışmalar, insanların dini motivasyonlarını dini
hayatlarının her boyutunda eşit derecede ifade
etmediklerini ortaya koymaktadır. Bu ayrıklık, geleneksel
manada dindar olanların önemli bir kısmına ilaveten
önemli bir kısmın geleneksel olmayan bir tarzda
ruhsallık/maneviyat üzerine yoğunlaşma ve dindar
olmama ihtimaliyle yükselmektedir.

54. Bireyin orta yaş döneminde hayatın zorluklarından
dine yönelişi nasıl olur?
Cevap: Yüksek başarı beklentileri ve aşırı derecede hırslı
olanlar, çocuklarının çok başarılı olması beklentisi içine
girenler, orta yaş döneminde beklentilerinden farklı bir
durumla karşılaşınca depresyona girebilmektedir. Bireyin
orta yaşa uyumu, meydana gelen değişikliklere hazır
olmama, bedeni rahatsızlıkların boy göstermesi, öğrenme
güçlüğü ve en önemlisi motivasyon eksikliği gibi
sebeplerle daha da güçleşmektedir. Orta yaş yetişkinleri
bunalım, kararsızlık ve gerilimden kurtulmak ve
izleyeceği yeni yolu belirlemek için dine
yönelebilmektedir.

55. Orta yaş döneminde bireyin Allah ve dine yaklaşımı
nasıldır?
Cevap: Özellikle Allah’a ve ölümden sonraki hayata
gittikçe artan dini inanç söz konusudur. Bu dönemde
mistik eğilimler güçlenir, tasavvufi hayata yönelme ve
manevi olgunluğa ulaşma daha fazladır, geleneksel dinî
hayattan, daha içten manevi bir hayata geçilir.

56. Yaşlılık olarak kabul edilen dönem hangi yaştadır?
Cevap: 60-65 yaşlarında başlayıp hayatın geri kalan
kısmının tamamına yayılan bir dönem olarak kabul
edilmektedir.

57. Yaşlılık dönemi psikolojisi nedir?
Cevap: Bir yandan devam eden gelişimle birlikte diğer
yandan gerileme ve yaklaşmakta olan ölümle burun
buruna olan bir dönemdir. Yaşlılıktaki en duygusal sarsıntı
ayrılık kayıplarıdır. Kendi gençlik imajını kaybetmesi,
hastalıklar, akraba, dost ve yakınlar, hatta kendi çocukları
arasında meydana gelen ölümler, gençlerin evden
ayrılmaları yaşlılarda yalnızlık ve soyutlanma duygularına
yol açmaktadır.

58. Yaşlılarda dini ilgi ne durumdadır?
Cevap: İnancı kuvvetli yaşlılarda dini ilgi oldukça yoğun
hale gelebilmektedir. Yaşlıların özellikle ahiret inancına
daha çok önem vermeleri, dini onlar için diğer yaş
gruplarından daha önemli hale getirmekte, ibadetlerin en
olgun şekillerine ulaşabilmektedir. Yaşlılar din ve dini
konularla uğraşmaktan rahatlık hissetmekte, inançlarıyla
daha çok özdeşleşerek dini bir hayat yaşamaya daha fazla
gayret göstermektedir. Yaşlılık döneminde dua, ibadet ve
dini uygulamadaki artış, geçmişi onarma ve telafi etme
çabası olarak yorumlanmaktadır.

59. Bu dönemde insanı dine yakınlaştıran nedir?
Cevap: Hangi dönemde olursa olsun, insanın ölümü
kendine yakın hissetmesi ve kendine acı ve ıstırap veren
hayat olayları ile karşı karşıya kalması, o kimseyi dine ve
dinin sağladığı anlam arayışına yakın bir duruma
getirebilmektedir.

60. Araştırmalara göre yaşlı-din ilişkisi nasıldır?
Cevap: Yaşlılarda Allah inancının daha kesin ve kararlı
bir şekil aldığını, ölüm sonrası hayata, ilahi mahkemeye,
cennet ve cehennemin varlığına olan inancın bu
dönemdeki bireylerde artış gösterdiğini ortaya koymuştur.
Bununla birlikte yaşlılık döneminde bireylerin genel
olarak dine yöneldiklerini ileri sürmek tam olarak doğru
değildir. Bu durumun aksini ortaya koyan araştırmalar
bulunmaktadır. Yine de düzenli bir dini geçmişe sahip
olmayan birçok kişi, hayatın zevklerinin sona erdiği, ölüm
gerçeğinin varlığını kuvvetle hissettirdiği bu dönemde dini
değerlere, hayatlarına anlam ve amaç sağladığı için
kolaylıkla bağlanabilmektedir.

61. İleri sürülen teorilere göre yaş ve inanç ilişkisi
nasıldır?
Cevap: Teoriler bütün inanç türlerinin yaşla birlikte
arttığı, yaş yükseldikçe daha yüksek düzeyde bir
bütünleşmeye yönelik bir artış meydana geldiği ve
bütünleşmiş inancın daha ziyade 70’li yaşlarda ortaya
çıktığını öngörmektedir. Ancak 40’lı yaşlardan sonra
dindarlıkta bir kararlılığın oluştuğu ve dini tutumların
kararlılıklarını korudukları ve yaşın gerektirdiği uyum
konusunda artan bir öneme sahip olduklarını ortaya koyan
araştırmalar da vardır.
30
Dindarlığın Gelişimi / Ünite 6: Dindarlığın Gelişimi - Konu Özeti
« Son İleti Gönderen: Ders Hocası 31 Aralık 2018, 08:48:47  »
Çocukluk Dönemi Dindarlığı
Çocukta tabii bir dinî kabiliyet ve eğilimin varlığı, dinî
referanslar yanında bugün artık bilim çevrelerince de
kabul edilmektedir. Çocukta kendiliğinden, tabiî bir duygu
olarak varlığını gösteren din, taklit, özdeşleşme, örnek
alma ve öğrenme gibi psikolojik süreçlerle şekillenmekte
ve gelişmeye başlamaktadır. Çocuklar ancak 3 yaşından
itibaren dinî mahiyette söz, duygu ve davranışla
ilgilenmeye başlamaktadır. Başlangıçta dinî kavramların
muhtevasını anlayamasa da, çocukların dualara ve
ibadetlere karşı ilgisi oldukça yüksektir. İlk olarak aile
büyüklerinin icra etmiş olduğu dinî pratikleri gözlemleyen
çocuklardaki dinî ilgi, taklit ve özdeşleşme yoluyla
kendini göstermeye başlamakta, zamanla sosyal çevrenin
dinî ortamı ve kendi ferdi kabiliyetine göre yavaş yavaş
gelişip derinleşerek kişiliğe mal olmaktadır.

Çocukluk (ve Ergenlik) Dönemi Dinî Gelişimiyle İlgili Teoriler

Çok boyutlu bir olgu olan gelişimin farklı yönlerini
açıklamak üzere birçok teori geliştirilmiştir. Bunlar kısaca
şu şekilde belirtilmiştir:
• Bilişsel Gelişim Teorisi: Piaget teorisinin temel
görüşü, çocukların her biri bir öncekinden daha
karmaşık ve nitelik olarak birbirinden farklı
olmak üzere birbirini izleyen bilişsel evrelerden
geçerek gelişmeleri ile ilgilidir. Bu bakış
açısından yapılan araştırmalar, çocukların
geçirmiş olduğu ahlaki yargı ve dinî gelişim
aşamalarının genel bilişsel aşamalarla paralel
gittiğini öne sürerler. Bu yaklaşımdan beslenen
araştırmalar, çocuk gelişirken, onun algısında,
sosyal çevresinde, sembolleri anlamlandırma
kabiliyetinde, dilinde ve kavramsal düşünme
kabiliyetinde kritik değişikliklerin meydana
geldiğini dile getirirler.

• Sosyal Öğrenme Teorisi: Çocukluk dönemi dinî
gelişimini daha iyi anlamamızı sağlayan
teorilerden birisi sosyal öğrenme teorisidir. Bu
teoriye göre sosyal öğrenme ilkeleri, ödül, ceza,
pekiştirme, taklit ve model alma fikirlerine
dayanmaktadır. Basit bir şekilde çocuklar
herhangi bir ödül kazandıkları davranışları
hatırlamaları veya onları tekrarlamaları kuvvetle
muhtemelken, cezalandırıldıkları davranışları
tekrarlama ihtimalleri azdır. Bu teorinin daha
yeni sürümüne göre, pekiştirilen davranışlar,
daha sonradan bu hatıraları yeniden üretsin ve
onlarla temsil edilen davranışlar yasalaşsın ve
yeniden üretilebilsin diye, bilişsel dönüşüm
sisteminde bellek parçacıkları olarak
kaydedilmektedir. Taklit ve model alma süreçleri
de aynı şekilde işlemektedir. Çocuk yetişkin
birini herhangi bir davranışı yaptığını
gördüğünde, bu algının kısmi bir temsili,
çocuğun bilişsel sisteminde bellek parçacıkları
olarak kaydedilmekte ve daha sonra çocuk
yeterince motive olduğu zaman bu davranış
yeniden üretilmekte ve uygulanmaktadır.

• Duygusal İlişki veya Bağlanma Teorisi:
Çocukluk dönemi dindarlığını anlamayı
kolaylaştıran diğer bir teori "duygusal ilişki veya
bağlanma teorisi"dir. Çocuk ve ailesi arasındaki
duygusal ilişkinin doğasını ve bu ilişkinin
çocuğun dindarlığını nasıl etkilediğini ortaya
koymaya çalışan bu teori, dindarlıktaki bireysel
farklılık¬ları daha iyi anlamaya katkıda
bulunabilecek önemli teorilerden biridir.
Bağlanma teorisinin temel fikri, çocuk
yaratılıştan (tabii olarak) ana babaya veya temel
bakıcısına fiziksel olarak yakınlık hissetmesini
sağlayan biososyal bir sisteme sahiptir.

• Baldwin Teorisi: Baldwin'in dinî gelişim
teorisinin ana teması, bağıldık ve gizem
vasıtasıyla Tanrı anlayışının değişmesi ve
gelişmesidir. Bu eşzamanlı ve zıt kutuplu
boyutlar, dindarlığı Tanrı karşısında hissedildiği
varsayılan olumlu veya olumsuz tutumlardan
daha iyi karakterize etmektedir.

• Harms Teorisi: Tanrı konusundaki düşüncelerini
belirlemek amacıyla yaşları 3 ile 18 arasında
değişen 5000'den fazla çocuk üzerinde bir
araştırma yapan Harms'ın teklif ettiği teorinin
aşamaları şöyledir: 1. Peri masalları evresi: (3-6
yaş), 2. Gerçekçi evre: (7-12 yaş), 3. Bireysel
evre (13-18 yaş).

• Elkind Teorisi: D. Elkind, genel psikolojik
gelişim süreçleri içinde meydana gelen
değişimleri dikkate alarak çocukluk dönemi dinî
gelişiminde gözlemlenen karakteristik özellikleri
belirleyerek, Piaget teorisini ilk olarak dinî
gelişime uygulamış ve bu konuda önemli
teorilerden birini geliştirmiştir. Elkind,
bebeklikten ergenlik dönemine kadar dinî
gelişimle ilgili aynı zamanda kendiliğinden
ortaya çıkan dört bilişsel ihtiyaca karşılık gelen
dört aşama teklif etmiştir. Bu aşamaların her
birinde dinin farklı bir yönü bu ihtiyaçları
karşılamakta ve bu şekilde dinî sistem bireyin
zihninde adım adım daha karmaşık bir hale
gelmektedir.

• Goldman ve Dinî Düşünce Gelişimi Teorisi:
Harms'ın ileri sürdüğü evrelere son derece yakın,
ancak ondan farklı bir şekilde Piaget'nin
terminolojisiyle ifade edilen Goldman teorisi,
Piaget'nin bilişsel gelişim teorisini dinî
düşünceye uyarlayarak, dinî düşüncenin biçim ve
gelişim sırası itibariyle dinî olmayan düşünceden
farklı olmadığını ileri sürmüştür.

Ergenlik dönemi dindarlığı
Çocukluk dönemi dini, ergenlik dönemi duygusal ve
entelektüel ihtiyaçlarını tatmin edebilecek durumda
değildir. Bunun nedeni, bilişsel gelişim başta
olmak üzere ergenin gelişen diğer özellikleri ve değişen
çevresidir. Dinî gelişim konusunda en çok bilimsel
araştırma ergenlik dönemi üzerinde yapılmıştır. Yapılan
araştırmalar, ergenlerin bazı açılardan çocukluk
döneminden daha dindar, bazı açılardan ise dine karşı
daha mesafeli davranmaya başladıklarını göstermektedir.
Zira bu dönemde ergenler, bir taraftan dinî ilgi, pratik,
diyalog ve tartışma konusunda yüksek düzey
göstermelerine rağmen diğer taraftan aynı zamanda daha
fazla şüphe, geleneksel veya lâfzî dinî öğretileri daha az
kabul eğilimi göstermektedir. Bu eğilimler sonucunda bazı
ergenler, dinin anlamsız olduğu sonucuna ulaşabilmekte
veya dinin önemini inkâr ederek eski inançlarını
reddedebilmektedirler. Ergenlerden bazıları daha derin bir
şekilde yüzleşmek durumunda olacağı dinî sorunlardan
kaçınmak için kör bir şekilde dine yapışabilmekte, bazıları
yeni sorun ve şüphelerle boğuşmak zorunda kalmakta,
bazıları ise geniş bir şekilde düşünmeyi ve alternatifleri
değerlendirmeyi, alternatiflerin öngördüğü yeni tecrübeleri
denemeyi ve sonunda dinî sorunlarla ilgili tatmin edici bir
sonuca ulaşmayı denemektedir.

Ergenlik Dönemi Dinî Gelişiminde Ayırıcı Özellikler:

• Şüphe: Ergenlik döneminde dinî ilgi ve tecrübeye
ilave olarak yüksek düzeyde dinî şüphe ve
sorgulama da ortaya çıkma eğilimindedir. Bu
dönemde ortaya çıkan dinî şüphe ve tereddütlerin
birçok nedeni olabilir. Ancak bu konuda belki de
en temel olan şey, ergenlik döneminde yaşanan
bu tipik şüphelerin özel bir öğretiyi reddetmekten
ziyade, bu dönemde ortaya çıkan sorgulamaya
yönelik genel eğilimin bir ifadesi olmalarıdır.
Ergenler daha çok öğrendikleri şeyleri ve
alternatif durumları sorgulamaktadırlar. Özel
doktrinlerle ilgili sorular, büyük bir ihtimalle
ergenlerin çoğunluğu için önemli bir sorun
değildir. Ancak neyin doğru neyin yanlış
olduğunun nasıl bilineceği belki de en kritik
sorunlardan biridir. Öğrenmenin arka planında
yatan bütün süreçler ve bireyin kendi öğrenme
kabiliyeti bu sorunun kapsamında bulunmaktadır.
Dini konularla ilgili soru ve şüpheler, bu gelişim
döneminin genel çizgisinin bir yansıması
niteliğindedir. Bazı ergenlerde bu şüpheler açıkça
ifade edilebildiği gibi, muhtemelen bağımlı bir
kişilik özelliğine sahip ve muhafazakâr eğilimli
olanlarda, insanlarla asla paylaşmadıkları gizli
şüpheler tespit edilmektedir.( Paloutzian 1996, s.
110-111). Dinî şüpheler, bu tecrübeyi yaşayan
ergenlerin hepsinin imanı üzerinde olumsuz bir
etki de meydana getirmezler. Uygun şartlar
altında bu şüphelerin, dinî inançları rafine edici
ve daha şuurlu bir dindarlığı besleyici etkileri
bulunmaktadır.

• Çelişki ve Çatışmalar: Ergenler, dinî gelişimleri
boyunca bazı dönemlerde güncel dinî düşünce
tarzlarıyla çözümledikleri çelişkilerle
karşılaşmaktadır. Dengesizlik ve gerilik dâhil bu
yüzleşmeler, bir yandan hala şüphe içinde
sorgulanıyorken dinle ilgili kendiliğinden ortaya
çıkan daha genel dinî çelişkileri beslerler.
Bununla birlikte, bu uyumsuzluk, ergenlik
yıllarının genel çelişki eğiliminin bir örneği
olarak anlaşılabilir. Bu çelişkiler, örneğin hala
onlara bağımlı iken ana babadan bağımsız olma
ihtiyacı, Allah'a inanmak ve ilahi kuralları
dikkate almak ile kendi arzu ve heveslerine göre
yaşamak eğilimi, daha yüksek bir ahlaki prensibe
inanmak ve ahlaki görelilik gibi çelişkileri içerir.
Yetişkinleri hayatları boyunca rahatsız eden bu
temel sorunlar, ergenlik dönemi boyunca
kuvvetlenmeye başlar.

Ergenlik Dönemi Dinî Gelişiminde Belirleyici
Faktörler

• Bilişsel Faktörler: Ergenlik dönemi boyunca
gençler, dinî meseleleri düşünebilmek için
zorunlu olan soyut kavramsallaştırma yeterliğine
erişirler. Bazı kültürel farklar olmakla birlikte
yetişkinlik dönemine benzer bir dinî hayat 12-13
yaşlarında görülmeye başlar ve bu yaşlar, "dinî
uyanış ve gelişim" yaşları olarak değerlendirilir.

• Sosyal Faktörler: Çocukluk dönemi boyunca, iki
temel faktör olan aile ve dinî kurumlar dine
yönelik olarak (dindar olmayan ailelerde dine
karşı) çocuğu farklı derecelerde etkilerler. Diğer
taraftan ergenlik döneminde ise resme yeni
sosyal faktörler girer ve bu faktörler eskilerle
karşı karşıya gelir.

• Kişisel Faktörler: Kişisel faktörler, bireyselleşme
ve kimlik kavramlarıyla özetlenebilir.
Bireyselleşme, farklı, ayrı bir birey olma
sürecine, kimlik ise kararlı bir kendilik tanımı
geliştirmeye referansta bulunmaktadır. Bu üç
faktörün birbiriyle etkileşimi bir taraftan ergeni
dinî bir arayışa iterken diğer taraftan onu arayışı
doğrultusunda hareket etmeye muktedir kılar.
Diğer taraftan bilişsel kabiliyetler, ergene olgun
bir bakış açısıyla sorunları düşünüp
değerlendirme gücü verirken, aynı zamanda yeni
bir bilgi kaynağı durumunda olan sosyal çevre
zorunlu bir meydan okuma da üretir.
Bireyselleşme ve kimlik geliştirme süreci,
sorunlarla ilgili bireyi tatmin edici çözümler
üretmeyi teşvik eden kişisel bir güdü üretir. Bu
süreç boyunca tamamen dinî kökenli olan sorular
da tabii bir şekilde sorulur. Bu olgunlaşma süreci
genci, hem dini hem de diğer konularda kendi
başına bağımsız karar vermeye yönledirir.
Yetişkinlik ve Yaşlılık Dönemi Dindarlığı
Bireyin ruhsal işlev ve süreçlerinde hayatın sonuna kadar
değişimler yaşanmakta, bunlar çeşitli hayat devrelerinde
karşılaşılan değişik sorunlarla tetiklenebilmektedir.
Psikolojik açıdan hepsinden önemlisi, yaşlandıkça
insanların hayat algılarının gelecek yönelimli olmaktan
geçmiş yönelimli olmaya yönelik değişmesidir.

Genç Yetişkinlik Dönemi

Ergenliğin son döneminde genel olarak dinî arayışlar,
bocalamalar, şüphe ve kararsızlıklar yatışmakta ve bir
sonuca ulaşılmaktadır. Zira genç artık din konusunda
kendi tutumunu tam olarak belirleyebilecek zihnî ve
duygusal olgunluğa ulaşmıştır. Genellikle yirmili yılların
başında başlayan ve kırklı yaşların ortalarına kadar devam
ettiği kabul edilen genç yetişkinlik döneminde din ile ilgili
kesin tercihler ve kararlar ortaya çıkmaktadır. Dinî hayatta
bir dengelenme, yeniden yapılanma, eski inanç ve
alışkanlıkları gözden geçirip düzenleme yönünde
gelişmeler yaşanan bu dönemde birey genellikle ya dinî
şüphelerini çözümleyerek kendisi açısından tatmin edici
bir dinî hayat şekline kavuşmakta veya yeterince anlamlı
bulmadığı ya da çok az bir öneme sahip olduğunu
düşünerek ailesinin dinini reddetmektedir. Bu dönemde
mevcut dinin hepsi olduğu gibi kabul edilebileceği gibi
bazı noktaların benimsenip bazılarının reddedilmesi de
mümkündür. Örneğin bazı bireyler dinin inanç yönünü
alıp ibadet yönünü erteleyebilmektedir.

Orta Yaş Dönemi

Evrensel olarak başlangıç ve bitiş noktalarını kesin bir
şekilde belirlemek mümkün değilse de, orta yaşın
genellikle 35-45 yaşlarında başlayıp yaklaşık 20 yıl
sürdüğü kabul edilmektedir. Orta yaşta bulunan
yetişkinler, fizyolojik değişim ve farklılaşma yanında
önemli psikolojik değişiklikler yaşamaktadır. Orta yaş
döneminde şehvani duygular, kızgınlık, ahlaki infial,
kendini beğenmişlik, hırs, kendine ilgi gösterilmesi ve
inançlarda dogmatizm gibi konularda gençlik dönemine
göre zayıflamalar olabilmektedir.

Yaşlılık Dönemi Dindarlığı

Yaşlılık dönemi, 60-65 yaşlarında başlayıp hayatın geri
kalan kısmının tamamına yayılan bir dönem olarak kabul
edilmektedir. Yaşlılıkta gelişim potansiyeli sınırlı olmakla
birlikte, yine de bazı değişimlerin olması kaçınılmaz gibi
görülmektedir. Zira diğer dönemlerde olduğu gibi hayat
olayları yaşlıların dinî bütünlüğe olan bağlılığını
değiştirme potansiyeli taşımaktadır. Nitekim ileri
yetişkinlik olarak da isimlendirilen yaşlılık dâhil bir bütün
olarak yetişkinlik dönemi dinî gelişimi, organizmada
meydana gelen değişimlerden çok, hayat tecrübelerini
anlamlandırma biçimine göre şekillenmektedir. Bu yüzden
yaş ve dindarlık çizgisindeki araştırmalar, kronolojik
yaştan ziyade hayat olayları konusuna odaklanmaktadır.
Sayfa: 1 2 [3] 4 5 6 7 8 ... 10