Ana Sayfa

Reklam

Son İletiler

Sayfa: 1 2 3 4 5 6 ... 10
1
MÜTEVÂTİR
1. Mütevâtir hadis nedir?
Cevap: Mütevâtir sözlükte, araya zaman girmekle beraber
kesintiye uğramaksızın, devam etmek, birbiri ardınca
gelmek anlamındaki v-t-r kökünden gelmektedir. Bir hadis
terimi olarak mütevâtir şöyle tanımlanmıştır: “Yalan bir
haberi rivayet etme hususunda birleşmeleri aklın ve âdetin
kabul etmeyeceği kadar kalabalık râvîler topluluğunun
kendileri gibi bir topluluktan alıp naklettikleri, görülen ve
duyulan (his ve müşahedeye dayalı) bir olayla ilgili
hadislerdir”.

2. Mütevâtir hadis için başlıca şart nelerdir?

Cevap:
• Hadisin kalabalık bir topluluk tarafından rivayet
edilmesi ve bu topluluğun her nesilde tevatür
sayısının altına düşmemesi.
• Bu kalabalığın yalan üzerine birleşmelerinin
aklen ve âdeten mümkün olmaması.
• Haberi nakleden kişilerin o haberi bizzat
kaynağından işitmeleri veya olayı kendi
gözleriyle görmeleri.

3. Lafzî Mütevâtir hadis nedir?

Cevap: Bütün rivayetlerinde lafızları aynı olan yani, Hz.
Peygamber’in ağzından çıktığı şekilde bize ulaşan
hadislerdir.

4. Ma‘nevî mütevâtir hadis nedir?

Cevap: Râvîlerin, aralarında müşterek bir nokta olan
çeşitli hükümleri veya bilgileri ayrı ayrı lafızlarla
nakletmeleri şeklinde meydana gelen ortak manaya denir.
Yani aynı anlam değişik lafızlarla rivayet edilmiş
olmaktadır. Mesela Hz. Peygamber’in abdest alışını,
namaz kılışını, nasıl oruç tuttuğunu, nasıl haccettiğini
anlatan ibadetlere dair hadisler, Allah Resûlün’e Cennette
Kevser Havzı’nın verileceğine dair rivayetler ve insanlara
karşı davranışlarını bildiren farklı lafızlarla gelmiş pek çok
hadis mânen tevâtür dercesine ulaşmış rivayetlerdir.

5. Mütevâtir hadis’in bilgi değeri nedir?

Cevap: Mütevâtir haber, kesin olarak doğruluğu bilinen
haberdir. Dolayısıyla bir hadisin mütevâtir olması, onun
Hz. Peygamber’e ait olduğu hakkında bir şüphenin
bulunmaması demektir. Bu nedenle İslâm âlimlerinin
çoğunluğu, mütevâtir hadisin kesin bilgi ifade ettiği
görüşündedirler.

6. Mütevâtir hadisler konusunda eserler hangileridir?

Cevap: Mütevâtir hadisler konusunda ilk eser yazan
Suyûtî’dir (ö. 911/1505). O, elEzhâru’l-mütenâsire fi’lahbâri’l-mütevâtire
adındaki eserinde kendi şartlarına göre
mütevâtir kabul ettiği 113 hadis zikretmiştir. Daha sonra
bu kitabını Suyûtî, Katfü’l-Ezhâri’l-mütenâsire fi’lahbâri’l-mütevâtire
ismiyle özetlemiştir. Konuyla ilgili
şimdiye kadar yapılan en geniş çalışma ise Muhammed b.
Ca‘fer el-Kettânî’nin (ö. 1345/1929) Nazmü’l-mütenâsir
mine’l-hadîsi’l-mütevâtir adlı eseridir.

ÂHÂD HABER

7. Haber-i vâhid, nedir?

Cevap: Mütevâtir haberin şartlarını taşımayan veya
mütevâtir seviyesine ulaşmayan haber olarak
tanımlanmıştır.

8. İmam Şâfiî Âhâd haber konusunda meşhur eseri erRisâle’de
gösterdiği deliller bazıları nelerdir?

Cevap:
• İbn Ömer’den nakledildiğine göre Kubâ’da sabah
namazı kılınırken bir haberci gelir ve Hz.
Peygamber’e bir âyet indiğini, artık namazların
Kâbe’ye doğru kılınacağını bildirir. Önceden
Kudüs’e yönelerek namaz kılan Müslümanlar bu
haber üzerine Kâbe’ye yönelerek namaz kılmaya
başlarlar. Burada içlerinde Ensâr’ın fakihleri
bulunan Kubâ halkı Hz. Peygamber’den bizzat
duymadan bir kişinin getirdiği habere dayanarak
kıbleyi değiştirmişlerdir (Buhârî, “Ahbâru’lâhâd”,
1).

• Enes b. Mâlik şöyle rivayet etmiştir: Ben, Ebû
Talha, Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh ve Übey b.
Ka‘b’a hurmadan yapılmış şarap dağıtırdım. Bir
gün bir haberci geldi ve şarabın haram kılındığını
söyledi. Bunun üzerine Ebû Talha, Ey Enes! Kalk
ve şu şarap kabını kır, dedi. Ben de kalktım ve bir
taşla kabı kırdım.

• Hz. Peygamber pek çok sahâbîyi tek başına bir
yere elçi olarak göndermiş ve varacakları yere
ulaşınca onlara yaptığı tavsiyeleri tutmalarını
söylemesini istemiştir. Bu çerçevede Mus‘ab b.
Umeyr’i Medînelilere, Muâz b. Cebel’i Yemen’e,
Dıhye b. Halîfe’yi Rûm Meliki Herakleios’a,
Abdullah b. Huzâfe es-Sehmî’yi İran Kisrâ’sı II.
Hüsrev (Pervîz)’e, Amr b. Ümeyye ed-Damrî’yi
Habeş Meliki Necâşî’ye, Hâtıb b. Ebû Beltea’yı
İskenderiye Meliki Mukavkıs’a göndermiştir.

ZAYIF HADİS

9. Zayıf hadis nedir?

Cevap: Sahih ve hasen hadis için aranan şartlardan birini
ya da birkaçını taşımayan hadislere zayıf hadis denir.

10. Zayıf hadisle amel konusundaki görüşler nelerdir?

Cevap:
• Hiçbir şekilde zayıf hadisle amel edilmez.
• Mutlak olarak amel edilir.
• Bazı şartlarla amel edilir.

11. Zayıf hadisle amel konusundaki alimlerin görüşü
nedir?

Cevap: Yahya b. Ma‘în, Müslim, İbn Hazm, Ebû Bekir
İbnü’l-Arabî gibi âlimlere göre ne helal, ne haram, ne de
amellerin faziletiyle ilgili konularda zayıf hadisle amel
etmek caiz değildir. Ahmed b. Hanbel’in amellerin fazileti
dışında da, helal ve haram kapsamına giren konularda
zayıf hadisle amel edilebileceği görüşünde olduğu
nakledilmiştir.

MEVZÛ HADİS

12. Mevzû hadis nedir?

Cevap: Söylemediği veya yapmadığı halde
Hz.Peygamber’e -sallellahu aleyhi ve sellem- nispet edilen
söz ve işlerle ilgili haberdir. Bu tür bir habere hadîs
denmesinin sebebi, uydurma da olsa, şeklen bir sened ve
metne sahib olması ile uyduranın onun hadîs olduğunu
iddia etmesidir.

13. Hadis tarihinde görülen uydurma sebeplerinin
başlıcaları nelerdir?

Cevap:
• İslâm Düşmanlığı
• Irk ve Mezhep Yanlılığı
• Maddi Yarar Elde Etme Hırsı
• İslâm’a Hizmet Arzusu

14. Hadis uydurmanın başlıca yöntemleri nelerdir?

Cevap: Uyduranın bizzat kendisinin düzmesi veya
başkasının sözünü alıp hadis diye ortaya sürme. Bu
usullerden ikincisinde bilhassa filozof, sufi, tabip ve
hakîmlerin sözlerinden istifade edildiği görülmektedir.

15. Hadisin uydurma olduğunu gösteren bazı belirtiler
nelerdir?

Cevap:
• Râvîdeki Belirtiler
• Metindeki Belirtiler

16. Hadis uyduran râvîlerin tanınmasını sağlayan ilim
hangisidir?

Cevap: Cerh ve ta‘dîl ilmi adında hadis ilminin müstakil
bir dalı oluşmuştur.

17. Cerh ve ta‘dîl faaliyetleri ve mevzûat eserleri
çerçevesinde ortaya çıkan çalışma gurupları hangileridir?

Cevap:
• Genel olarak tenkide uğramış râvîleri, özel olarak
da hadis uyduran veya bununla suçlanan
kimseleri tespit edip tanıtmak. Bunun için yazılan
kitaplarda, tanıtılan kimselerin tenkide uğrayan
rivayetlerinden de örnekler verilir. İbn Hibbân’ın
Kitâbü’l-mecrûhîn’i ile İbn Adî’nin el-Kâmil
fi’ddu‘afâ’sı genel olarak tenkide uğramış
râvîlere dair yazılmış eserlerdir. Burhâneddîn elHalebî’nin
el-Keşfü’l-hasîs ammen rumiye bivaz’i’l-hadîs
isimli eseri ise sadece hadis
uyduranları tanıtmaktadır.
• Uydurma hadisleri tanıtmak. Bu maksatla da
değişik düzenlerde birçok kitap yazılmıştır. Hadis
tarihinde mevzû hadisleri müstakil eserlerde
toplama 273 faaliyetinin yaklaşık hicrî beşinci
asırdan itibaren başladığı söylenebilir. Mevzû
hadislerle ilgili eserlerin genel başlığı elMevzû‘ât’tır.
İslâm âlimleri mevzû hadisleri bir
araya getiren birçok eser telif etmişlerdir.
Aşağıda yaygın olarak kullanılan mevzûât
kitapları ele alınacaktır.

18. el-Mevzû‘ât kime aittir ,özelliği nedir ?

Cevap: Ebu’l-Ferec İbnü’l-Cevzî’nin (ö. 597/1201)
uydurma olduğu tespit edilen 1850 haberi fıkıh konularına
göre bir araya getirdiği eseridir. Giriş kısmında
uydurmacılar, uydurma sebepleri hakkında bilgi
verilmekte men kezebe hadisinin varyantları üzerinde
durulmaktadır. Eserde haberlerin önce senedi ve metni
verilmiş, ardından senedde yer alan râvilerden kusurlu
olanların durumu açıklanmış, yer yer metin tenkidi
yapılmıştır. Ancak müellif bazı zayıf, hasen hatta sahih
hadisleri de eserine almakla eleştirilmiştir. Suyûtî’ye göre
eserde mevzû sayılmaması gereken 300 kadar hadis
bulunmaktadır. Suyûtî el-Leâli’l-masnû‘a fi’l-ehâdîsi’lmevzû‘a
adlı kitabını İbnü’l-Cevzî’nin söz konusu
eserindeki yanlışlıkları ortaya koymak amacıyla kaleme
almıştır.

19. Tenzîhu’ş-şerî‘a kime aittir?

Cevap: İbn Arrâk (ö. 963/1556) tarafından telif edilen
eserin tam adı Tenzîhu’ş- şerîati’l-merfû‘a ani’l-ahbâri’ş-
şenî‘ati’l-mevzû‘a’dır.

20. Hangi maksatla ve hangi konuda uydurulmuş olursa
olsun mevzû hadisler dinin bünyesinde ve Müslümanların
hayatında birçok tahribat yapmıştır, bu tahribatlar
nelerdir?

Cevap:
• Hadis âlimleri daha faydalı bilgiler için
harcayacakları zamanı, uydurma hadisleri tespit
etmek ve onlarla mücadele etmek için
harcamışlardır.
• Bazı mevzû hadisler helali haram, haramı helal
göstermek suretiyle dini hükümleri tahrif
etmiştir.
• Uydurma hadisler Müslümanlar arasındaki
ayrılığı ve çatışmayı kö- rüklemiştir. Bu
parçalanma arttıkça her grup kendini haklı
gösterecek daha çok hadis uydurmuştur.
• İslâm dinini kabul etmeye eğilimli olanları ve
cahil Müslümanları dinden soğutmuştur.
• Sözde, Müslümanları dine teşvik etmek ve onları
kötülüklerden uzaklaştırmak maksadıyla
uydurulan sözler, ya yaptığı en küçük iyiliğe
güvenerek Müslümanları tembelliğe teşvik etmiş
ya da günahlarının affedilmeyeceği düşüncesiyle
onları ümitsizliğe düşürmüştür.
• Dünya sevgisi, kadın, mal, evlat aleyhinde
uydurulmuş hadislerin tesiriyle Müslümanlar,
dünyayı bir kenara bırakmışlar, Allah’a giden
yolda engel olur düşüncesiyle mal, mülk, evlat ve
aileyi terk ve ihmal etmişlerdir.
• Uydurma hadisleri vaaz ve nasihatlerine sermaye
yapan kıssacılar halkın, cahil, tembel ve
anlayışsız kalmasına büyük çapta sebep
olmuşlardır.
2
Giriş
Hadis usulü ilminin amacı bir hadisin Hz. Peygamber’e ait
olup olmadığını sorgulayan kuralları belirlemek ve söz
konusu hadise ya da habere bu kuralları uygulamaktır.
Bugüne kadar bu konuda birçok çalışma yapılmıştır. Bu
çalışmalara göre güvenilirlik derecesine göre
sıralandığında mütevâtir ilk, mevzu hadisler ise son sırada
yer almaktadırlar.

Mütevâtir

Bu hadisler şöyle tanımlanmaktadır: “Yalan bir haberi
rivayet etme hususunda birleşmeleri aklın ve âdetin kabul
etmeyeceği kadar kalabalık râvîler topluluğunun kendileri
gibi bir topluluktan alıp naklettikleri, görülen ve duyulan
(his ve müşahedeye dayalı) bir olayla ilgili hadislerdir”.

Bir hadisin olarak sayılabilmesi için üç temel şartı
sağlamış olması gerekmektedir. Bunlar:

1. Hadisin kalabalık bir topluluk tarafından rivayet
edilmesi ve bu topluluğun her nesilde tevatür
sayısının altına düşmemesi.

2. Bu kalabalığın yalan üzerine birleşmelerinin
aklen ve âdeten mümkün olmaması.

3. Haberi nakleden kişilerin o haberi bizzat
kaynağından işitmeleri veya olayı kendi
gözleriyle görmeleri.

Mütevâtir hadisler de kendi içlerinde çeşitlilik
göstermektedir. Bugünkü bilgilere göre tarihte bu
çeşitlerden bahseden ilk âlim İsa b. Ebân’dır (ö. 221/835).
Mütevâtir lafzî ve ma‘nevî olarak ikiye ayrılmaktadır.

• Lafzî Mütevâtir: Bütün rivayetlerinde lafızları
aynı olan yani, Hz. Peygamber’in ağzından
çıktığı halini koruyarak insanlara ve günümüze
ulaşan hadislerdir.

• Ma‘nevî mütevâtir: Râvîlerin, aralarında
müşterek bir nokta olan çeşitli hükümleri veya
bilgileri ayrı ayrı lafızlarla nakletmeleri şeklinde
meydana gelen ortak manaya denir.

Bir hadisin mütevâtir olması onun şüphesiz doğru bilgi
barındırdığı anlamına gelir. Mütevâtir hadisler konusunda
ilk eser Suyûtî’nin (ö. 911/1505) el- Ezhâru’l-mütenâsire
fi’l-ahbâri’l-mütevâtire adındaki eseridir. Bu eserde
mütevâtir kabul edilen 113 hadise yer verilmiştir.

Âhâd Haber

Mütevâtir haberin şartlarını taşımayan veya mütevâtir
seviyesine ulaşmayan haber anlamına gelmektedir.
senedin herhangi bir yerinde ya da tamamında tek bir
râvînin bir râvîden rivayet ettiği hadis, haber-i vâhiddir.

Haber-i vâhidle amel edilebileceğini gösteren Kur’ân ve
sünnette çeşitli deliller bulunmaktadır. Bunlar:

1. İbn Ömer’den nakledildiğine göre Kubâ’da sabah
namazı kılınırken bir haberci gelir ve Hz.
Peygamber’e bir âyet indiğini, artık namazların
Kâbe’ye doğru kılınacağını bildirir. Önceden
Kudüs’e yönelerek namaz kılan Müslümanlar bu
haber üzerine Kâbe’ye yönelerek namaz kılmaya
başlarlar. Burada içlerinde Ensâr’ın fakihleri
bulunan Kubâ halkı Hz. Peygamber’den bizzat
duymadan bir kişinin getirdiği habere dayanarak
kıbleyi değiştirmişlerdir (Buhârî, “Ahbâru’l-âhâd”,
1).

2. Enes b. Mâlik şöyle rivayet etmiştir: Ben, Ebû
Talha, Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh ve Übey b. Ka‘b’a
hurmadan yapılmış şarap dağıtırdım. Bir gün bir
haberci geldi ve şarabın haram kılındığını söyledi.
Bunun üzerine Ebû Talha, Ey Enes! Kalk ve şu
şarap kabını kır, dedi. Ben de kalktım ve bir taşla
kabı kırdım.

3. Hz. Peygamber pek çok sahâbîyi tek başına bir yere
elçi olarak göndermiş ve varacakları yere ulaşınca
onlara yaptığı tavsiyeleri tutmalarını söylemesini
istemiştir. Bu çerçevede Mus‘ab b. Umeyr’i
Medînelilere, Muâz b. Cebel’i Yemen’e, Dıhye b.
Halîfe’yi Rûm Meliki Herakleios’a, Abdullah b.
Huzâfe es-Sehmî’yi İran Kisrâ’sı II. Hüsrev
(Pervîz)’e, Amr b. Ümeyye ed-Damrî’yi Habeş
Meliki Necâşî’ye, Hâtıb b. Ebû Beltea’yı
İskenderiye Meliki Mukavkıs’a göndermiştir.

Zayıf Hadis

Sahih ve hasen hadis için aranan şartlardan birini ya da
birkaçını taşımayan hadislere zayıf hadis denir. En fazla
hadis çeşidinin zayıf hadislerde bulunduğu görülmektedir.

Bunun nedenleri şunlardır:
a. Râvînin tenkid edilmesindeki sebeplerin farklılığı
b. Senedde râvî düşmesinin az veya çok olması
c. Râvî eksikliğinin senedin değişik yerlerinde
olması
d. Hadisin metnindeki kusurun onun sahihliğine
zarar verme derecesindeki değişiklikler

Bir hadisin zayıf olduğu iddia edilmeden önce inşadı ve
metni ayrı ayrı ve dikkatlice değerlendirilmelidir. Bir
hadisin birden çok senedle rivayet edilerek zayıflıktan
çıkması mümkündür. Ancak bunun için hadisteki zayıflık
şiddetli olmamalı ve tekviye edilen senedler kuvvet
bakımından takviye edilen senedle aynı seviyede ya da
daha üstün olmalıdır.

Mevzu Hadis

Söyleyemediği ya da yapmadığı halde Hz. Peygamber’e
atfedilen söz ve işlerle ilgili hadislerdir. Bu tür bilgilerin
hadis adını almasının sebebi uydurma da olsa şeklen bir
sened ve metne sahip olması ve uyduran kişinin hadis
olduğunu iddia etmesidir.

Mevzû hadislerin tarihçesine bakacak olursak Hz.
Peygamber dönemine kadar inmek mümkündür. Dört
halife döneminde de devam eden iftira niteliğindeki bu
faaliyet maalesef ki hadis ilmi yaşadıkça varlığını
sürdürecektir.

Mevzû hadislerin uydurulma sebepleri şunlardır;

a. İslam düşmanlığı: Bunun temelinde yatan sebep
İslamiyet’in çok hızlı ilerlemesi ve bu süreçte
çevresindeki toplulukları maddi ve manevi zarar
uğratmasıdır.

b. Irk ve mezhep yanlılığı: Müslüman olan
toplulukların ırkını yermek ve kendi ırkını övmek
amacıyla bu yola başvuranlar olmuştur.

c. Maddi yarar elde etme hırsı: Bu konuda kâss adı
verilen hikâyeci vaizler oldukça etkili olmuştur.

d. İslam’a hizmet arzusu: Halkı kötülükten
uzaklaştırıp iyiliklere yöneltmek amacıyla bazı
cahil din adamları hadis uydurmuşlardır.

Hadis uydurmaları iki şekilde yapılmıştır. Bunlar
uyduranın bizzat kendisinin uydurması ve uyduran kişinin
bir başkasının sözünü alıp hadis olarak ortaya sürmesidir.
İkinci seçenekte özellikle fiozof, sufi, tabip ve hâkimlerin
kullanılmıştır.

Bazı hadislerin uydurma olduğu belli noktalarda
anlaşılmaktadır. Bunlar:

a. Ravideki belirtiler: Bazı raviler zamanında hadis
uydurup daha sonra bunun yanlış olduğunu
anlamışlardır. Bu nedenle itiraf edenler de
olmuştur. Ayrıca senedle ilgili bazı tutarsızlıklar
da hadisin uydurma olduğunu gösterir. Büyük
hadis âlimlerinden Abdurrahman b. Mehdî,
Meysere b. Abdirabbih isimli şahsa; Kim şu
(sureyi) okursa ona ‘şu verilecek’ şeklindeki bu
hadisleri nereden getirdin?” diye sormuş, o da;
“Halkı bu (sureleri okumaya) teşvik etmek için
bunları ben uydurdum!” cevabı vermişti

b. Metindeki belirtiler: Metinde görülen dil ve
anlam bozuklukları ve tutarsızlıklar hadisin
uydurma olduğu anlamına gelmektedir. İbnü’lCevzî’nin
(ö.597/1200) bu hususta verdiği örnek
şöyledir: “Kim bir gün oruç tutarsa o, bin hac ve
bin umre yapan kimsenin sevabı gibi sevap alır.
Ona Eyyûb sevabı da verilir!”.

Hadis uydurmalarına karşı mücadele hadis rivayet edene
hadisi kimden aldığını sormakla başlamıştır. İlk üç
yüzyılda bir isnad sisteminin oluşturulması büyük bir
gelişme olmuştur. İsnad sistemiyle hadislerin senedleri ile
birlikte metinleri de incelemişlerdir. Sahabe döneminin
ardından cerh ve tad’dil yöntemleri geliştirilmiş ve
kullanılmıştır. Cerh ve ta’dil faaliyetleri iki amaç için
uygulanmıştır. Genel olarak tenkide uğramış ravileri, özel
olarak da hadis uyduran veya bununla suçlanan kimseleri
tespit edip tanıtmak ve uydurma hadisleri tanıtmak.
Diğer taraftan hadis usûlü ölçülerine göre sağlam
senedlerle ümmete intikal etmiş ve Hz. Peygamber’e
aidiyeti konusunda galip bir kanaat oluşturan sahih
hadisleri müstakil kitaplarda toplamak da uydurmaların
ayıklanmasına destek sağlamıştır. Dolayısıyla daha önce
ifade edildiği gibi, herhangi bir hadisin muteber hadis
kitaplarında bulunmaması onun güvenilir
sayılamayacağına ve genellikle de uydurma ihtimalinin
yüksekliğine işaret eder. Buna göre sahih, hasen, zayıf ve
mevzû hadisleri ihtiva eden ayrı ayrı eserler kaleme
alınması uydurma hadislerin tespit edilmesine büyük
ölçüde yardımcı olmuştur.

Yaygın kullanılan mevzuat kitapları el-Mevzû‘ât ve
Tenzîhu’ş-şerî‘a dır. el-Mevzû‘ât Ebu’l-Ferec İbnü’lCevzî
tarafından yazılmıştır. Eser sahibi 1850 haberi fıkıh
konularına göre bir araya getirmiştir. Giriş kısmında
uydurma ve uydurmacılarla ilgili bilgi verilirken, haberler
de sened ve metinleriyle birlikte ele alınmıştır. Ancak bazı
zayıf, hasen ve sahih hadisleri de eserine almış ve bu
nedenle eleştirilmiştir. Tenzîhu’ş-şerî‘a ise İbn Arrâk
tarafından telif edilmiştir. Eserde İbnü’l-Cevzî ve
Suyûtî’nin kitaplarını ihtisar edip o kitaplarda
bulunmayanlar ilave edilerek fıkıh konularına göre bir
araya getirilmiştir. Bu nedenle kendinden önce yazılmış
eserlere olan gereksinimi ortadan kaldıracak öneme
sahiptir. Eserin girişinde uydurma hadislerin alametleri ve
ortaya çıkış sebepleri anlatılmış, men kezebe hadisinin
varyantları üzerinde durulmuştur.

Hangi sebeple ve hangi konuda uydurulursa uydurulsun
uydurma hadisler İslamiyet için olumsuz etkiler
yaratmıştır. Bunlar:

• Hadis âlimleri daha faydalı bilgiler için
harcayacakları zamanı, uydurma hadisleri tespit
etmek ve onlarla mücadele etmek için
harcamışlardır.

• Bazı mevzu hadisler helali haram, haramı da
helal ederek dini hükümleri tahrif etmişlerdir.

• Uydurma hadisler Müslümanlar arasındaki
ayrışmayı ve çatışmayı körüklemiştir. Bu
parçalanma arttıkça her grup kendini haklı
gösterecek daha çok hadis uydurmuştur.

• İslam dinini kabul etmeye eğilimli olanları ve
cahil Müslümanları dinden soğutmuştur.

• Sözde Müslümanları dine teşvik etmek ve onları
kötülüklerden uzaklaştırmak amacıyla uydurulan
sözler, ya yaptığı en küçük iyiliğe güvenerek
Müslümanları tembelliğe teşvik etmiş ya da
günahlarının affedilmeyeceği düşüncesiyle onları
ümitsizliğe düşürmüştür.

• Dünya sevgisi, kadın, mal, evlat aleyhinde
uydurulmuş hadislerin tesiriyle Müslümanlar,
dünyayı bir kenara bırakmışlar, Allah’a giden
yolda engel olur düşüncesiyle mal, mülk, evlat ve
aileyi terk ve ihmal etmişlerdir.

• Uydurma hadisleri vaaz ve nasihatlerine sermaye
yapan kıssacılar halkın cahil, tembel ve anlayışsız
kalmasına büyük ölçüde sebep olmuşlardır.

3
MÜTEVÂTİR
1. Mütevâtir hadîs nedir?
Cevap: Başından sonuna kadar her tabakada, yalan
söylemek üzere anlaşmaları aklen ve âdeten mümkün
olmayacak kadar çok râvînin rivayet ettiği hadîstir.

HABER-İ VÂHİD

2. Haber-i vâhid nedir?

Cevap: Herhangi bir tabakada râvî sayısı, mutevatir
hadîsin râvî sayısına ulaşamayan hadîstir. Buna göre her
tabakada râvî sayısı üç-dört olan bir hadîs de haber-i
vâhiddir. Hadis usûlünün asıl konusu bu tür hadislerdir.
Bunlar da Hz. Peygamber’e ait olup olmama ihtimaline
göre başlıca iki kısma ayrılırlar: Makbûl Hadisler, Merdûd
Hadisler. Hz. Peygamber’e ait olma ihtimali fazla olan
hadislere makbûl, az olanlara ise merdûd denilir.

3. Makbûl hadîsler kaça ayrılır?

Cevap: Sahîh ve hasen diye ikiye ayrılırlar.

4. Sahîh Hadîs nedir?

Cevap: Sahîh hadîs, en meşhur tarifine göre, senedinin
başından sonuna kadar sika (adâlet ve zabt sahibi) râvînin
sika râvîden rivayet ettiği, şâzz ve muallel olmayan
hadîstir. Bu tarife göre sahih hadisin dört özelliği
bulunmaktadır: Râvîlerinin sika olması, râvîleri arasında
kopukluk olmaması yani senedin muttasıl olması, şâzz
yani diğer sika râvîlerin rivayetlerine aykırı olmaması ve
muallel yani sahihliğine zarar verecek gizli bir kusurunun
olmaması.

5. Sahih li-zâtihi hadis nedir?

Cevap: Sahih hadis tanımındaki sahihlik özelliklerini
bizzat taşıyan hadis demektir.

6. Sahih li-gayrih hadis nedir?

Cevap: Sahihlik niteliğini, zikredilen özellikler
kendisinde bizzat bulunmadığı için, başka bir hadisin
desteğiyle kazanan hadistir.

7. Hasen Hadîs nedir?

Cevap: Hasen, Arapça’da güzel anlamına gelir. Hadis
ilminde hasen hadisin birçok tanımı yapılmıştır. Bunların
en meşhuruna göre hasen hadis, sahih hadisin bütün
niteliklerini taşıdığı halde râvîlerinden birinin veya bir
kaçının zabt sıfatı tam olmayan hadistir. Ağır zabt
kusurları hadîsi zayıf derecesine düşürür.

8. Hasen li-zatih nedir?

Cevap: Hasenlik özelliklerini bizzat taşıyan hadise denir.

9. Hasen li-gayrih nedir?

Cevap: Aslında zayıf olan fakat başka bir hadisin
desteğiyle hasen niteliğini kazanan hadise denir.

10. Merdûd hadîs nedir?

Cevap: Merdûd hadîsler zayıf hadislerdir.

11. Mürsel hadis nedir?

Cevap: Mürsel Arapça’da ipi ve bağı çözülmüş, serbest
bırakılmış, salıverilmiş, gönderilmiş gibi anlamlara gelir.
Hadis ilmindeki anlamı sözlük anlamı ile yakından
ilişkilidir. Tâbiînin doğrudan Hz. Peygamber’den -
sallellahu aleyhi ve sellem- naklettiği hadis demektir.

12. Munkatı’ hadis nedir?

Cevap: Munkatı’ Arapçada, kesik ve kopuk anlamına
gelir. Hadis ilminde, senedinde sahabeden sonra bir veya
peşpeşe olmayarak, birkaç râvî atlanmış olan hadîse denir.
Senedde ismi verilmeden “bir adam”, “bir kadın”, “bir
hoca” gibi kapalı bir ifadeyle yani mübhem olarak
zikredilen râvî de atlanmış sayılır.

13. Mu‘dal hadis nedir?

Cevap: Mu‘dal Arapça’da zor iş, çözümü zor problem
gibi anlamlara gelir. Hadis ilminde, senedinde peş peşe iki
veya daha fazla râvî atlanmış olan hadîs demektir.

14. Mu’allak hadis nedir?

Cevap: Senedinin müellif tarafı, bir veya birkaç râvîsi
atlanmış gibi eksik olan hadîstir.

15. Müdelles hadis nedir?

Cevap: Müdelles Arapça’da alaca karanlık anlamına
gelen d-l-s kökünden gelir. Karartılmış, kusuru gizlenmiş,
üzeri örtülmüş gibi anlamlara gelir. Hadis ilminde, bir
kusuru veya ekseriya hoş görülmeyen bir özelliği
gizlenerek onun bulunmadığını zannettirecek şekilde
rivayet edilmiş olan hadîs demektir. Hadisi bu şekilde
rivayet etmeye ise tedlîs denir.

16. Sahih li-zâtihi hadis’e örnek hadislerden biri
hangisidir?

Cevap: Bize Abdullah b. Yûsuf rivayet edip dedi ki, bize
Mâlik, Nâfi’den, (o da) Abdullah b. Ömer’den (naklen)
haber verdi ki, Resûlullah –sallellahu aleyhi ve sellem-,
özel olarak hazırlatılmış atlar arasında el-Hafya’dan
(başlayıp) sonu Seniyyetu’l-Vedâ olan bir yarış, özel
olarak hazırlatılmamış atlar arasında ise bu Seniyye’den
Benû Zureyk Mescidi’ne kadar bir yarış düzenlemişti. İbn
Ömer de yarışa katılanlar arasında idi (Buhârî, “Salât 41).

17. Sahih li-gayrih hadis ‘e örnek hadislerden biri
hangisidir?

Cevap: Bize Ebû Kureyb (166-247) rivayet edip (dedi ki),
bize Abde b. Süleyman (ö.187), Muhammed b. Amr’dan
(ö.145), o, Ebû Seleme’den (ö.94) o da Ebû Hüreyre’den
(ö.58) (naklen) rivayet etti ki, o şöyle demiş: Resûlullah –
sallellahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu: Ümmetime
zorluk verecek olmasaydım, onlara her namazın yanında
diş fırçalamayı /misvak kullanmayı emrederdim! (Tirmizî,
“Tahâret”, 18).

18. Hasen li-zatih hadise’e örnek hadislerden biri
hangisidir?

Cevap: Bize Muhammed b. Beşşar rivayet edip (dedi ki),
Bize Yahya b. Saîd haber verip (dedi ki), bize Behz b.
Hakîm haber verip (dedi ki), bana babam, dedemden
(naklen) rivayet etti ki, o şöyle demiş: Ben; “Ya
Resûlellah” dedim, “Kime iyilikte bulunayım?”,
“Annene!” buyurdu. “Sonra kime?” dedim, “Annene!”
buyurdu. “Sonra kime?” dedim, “Annene!” buyurdu.
“Sonra kime?” dedim, “Sonra babana, sonra da sırasıyla
en yakınlarına!” buyurdu (Tirmizî, “Birr”, 1).

19. Hasen li-gayrih hadise’e örnek hadislerden biri
hangisidir?

Cevap: Bana Yahya b. Eyyûb, Ubeydullah ibnü’lMuğîre’den,
o, Surâka’nın âzâdlısı Munkız’dan, o da
Osman b. Affân’dan (naklen) rivayet etti ki, Resûlullah –
sallellahu aleyhi ve sellem-Osman’a şöyle buyurmuş:
“Satın aldığında ölçerek al, sattığında ölçerek sat!”
(Dârekutnî, Sünen, III, 8)

20. Mürsel hadis’e örnek hadislerden biri hangisidir?

Cevap: Bize Saîd rivayet edip dedi ki, bize Huşeym,
Câbir’den, o da, eş-Şa‘bî’den (naklen rivayet etti ki), o
şöyle demiş: Resûlullah –sallellahu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurmuş: (İnsanlar) en büyük şerefin Müslümanlığa ait
olduğunu bilsinler diye Zeyd b. Hârise’yi Zeyneb bint
Cahş’la evlendirdim, el-Mikdad’ı da Dubâa bint ezZübeyr
b. Abdilmuttalib’le evlendirdim! (Saîd b. Mansûr,
Sünen, I, 161).

21. Mu‘allel hadis nedir?

Cevap: Muallel kelimesi Arapça’da hasta, kusurlu, sakat,
özürlü gibi olumsuz anlamlar taşır. Hadis ilminde, ancak
işin uzmanı âlimlerin fark edebileceği ve sahihliğe zarar
veren gizli bir kusuru (illeti) bulunan hadîse denir.

22. Mu‘allel hadis’e örnek hadislerden biri hangisidir?

Cevap: Abdullah b. Mesûd demiş ki, Resûlullah –
sallellahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuş: “Uğursuzluk
anlayışı şirkten bir çeşittir. Bizden hiç kimse yoktur ki (bu
anlayış ona bulaşmış olmasın!). Ancak Allah bunu
tevekkülle giderir!” (Ebû Dâvud, “Tıbb”, 23).

23. Muzdarib hadis nedir?

Cevap: Muzdarib Arapaça’da, problemli olup çözüme
kavuşturulamayan, farklı şıklar arasında karara
bağlanamayan, çelişkisi giderilemeyen, uzlaştırı- lamayan
gibi anlamlar taşır. Hadis ilminde, birbirlerine zıt olmakla
beraber birini diğerine tercih imkânı bulunmayan
hadîslerden her birine verilen isimdir.

24. Muzdarib hadis’e örnek hadislerden biri hangisidir?

Cevap: Şeybân’dan, o, Ebû İshak’dan, o, İkrime’den, o da
İbn Abbas’dan naklen rivayet etti ki, o şöyle demiş: Ebû
Bekr es-Sıddîk –Allah ondan razı olsun!-, Resûlullah’a –
sallellahu aleyhi ve sellem- demiş ki; “İhtiyarladığını
görüyorum?”. Şöyle buyurmuş: “Beni Hûd, Vâkıa, Amme
yetesâelûn ve İze’ş-şemsu küvviret sureleri ihtiyarlattı!”
(Hâkim, Müstedrek, II, 374).

25. Maklûb hadis nedir?

Cevap: Maklûb Arapça’da ters çevirilmiş, içi dışına
çevirilmiş, yeri değiştirilmiş, bir şekilden başka bir şekle
döndürülmüş gibi anlamlara gelir. Hadis ilminde, sened
veya metnindeki kelime veya cümleler arasında yer
değişikliği yapılmış olan hadîse denir.

26. Maklûb hadis’e örnek hadislerden biri hangisidir?

Cevap: Size bir şeyi yasakladığımda ise, gücünüz
yettiğince ondan uzak durun (Taberânî, el-Mu‘cemu’levsat,
III, 135). Maklûb olan bu hadisin makbul şekli
şöyledir: Dolayısıyla size emrettiğim şeyi gücünüz
yettiğince yapın (Taberânî, elMu‘cemu’l-evsat, III, 135).
Size bir iş emrettiğimde ise onu gücünüz yettiğince yapın!
(Buhârî, “İ‘tisâm”, 2).

27. Münker-Ma‘rûf hadis nedir?

Cevap: Zayıf bir râvînin kendisinden daha iyi durumda
olan râvîye aykırı bir şekilde rivayet ettiği hadîs demektir.
Mukabilindeki hadîs yani râvîsi daha kuvvetli olan hadis
ma‘rûf ismini alır.

28. Münker-Ma‘rûf hadis’e örnek hadislerden biri
hangisidir?

Cevap: Hubeyyib b. Habîb, Ebû İshak’dan, o, el-Ayzâr b.
Hureys’den, o, İbn Abbas’dan, o da Hz. Peygamber’den –
sallellahu aleyhi ve sellem- naklen rivayet etti ki, o şöyle
buyurmuş: “Kim namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir,
hacca gider, oruç tutar ve misafiri ağırlarsa cennete girer!”
(Taberânî, elMu’cemu’l-kebîr, XII, 136).

29. Metrûk hadis nedir?

Cevap: Hz. Peygamber’e -sallellahu aleyhi ve sellemyalan
isnadda bulunmakla itham edilen (muttehem bi'lkizb),
veya çok hata yapan (fâhışu'l-ğalat) yahut çok
dalgın olan (fartu'l-gaflet) râvînin rivayet ettiği hadîse
denir.

30. Metrûk hadis’e örnek hadislerden biri hangisidir?

Cevap: Kuteybe b. Sa’îd dedi ki, bize Câbir b. Merzûk,
Abdullah b. Abdilazîz el- Ömerî’den, o, Ebû Tuvâle elEnsârî’den,
o da Enes b. Mâlik’den naklen rivâyet etti ki,
o şöyle demiş: Resûlullah –sallellahu aleyhi ve selemşöyle
buyurmuş: “Kim bir günah işler de, Allah’ın –azze
ve celle- kendisine azab etmeyi dilerse azab edeceğini,
kendisini bağışlamayı dilerse bağışlayacağını bilirse
Allah’a onu bağışlaması vacip olur!” (Taberânî, elMu’cemü’l-evsat,
IV, 202).

31. Kudsî hadis nedir?

Cevap: Yüce Allah’a, Kur’an olmayarak nispet edilen söz
ve işle ilgili hadis demektir. Kudsî hadîs yerine rabbânî
hadîs veya ilâhî hadîs de denir.

32. Kudsî hadis’e örnek hadislerden biri hangisidir?

Cevap: Allah –azze ve celle- şöyle buyurdu: Rahmetim
gazabımı geçti! (Müslim, “Tevbe”, 15).

33. Merfû hadis nedir?

Cevap: Merfû Arapça’da yükseğe çıkarılmış, yukarı
kaldırılmış gibi anlamlara gelir. Hadis ilminde Hz.
Peygamber’e -sallellahu aleyhi ve sellem- ait olduğu
söylenen söz, iş veya herhangi bir durumla ilgili hadis
demektir.

34. Merkûf hadis nedir?

Cevap: Bir sahabiye ait olduğu söylenen söz ve işle ilgili
hadise denir. Bu ıstılah ilave bir kelimeyle (mukayyed
olarak) sahabilerden sonraki insanların söz ve işleri için de
kullanılır.

35. Merkûf hadis’e örnek hadislerden biri hangisidir?

Cevap: Ebû Zerr şöyle demiş: “Keskin kılıcı –ensesini
göstererek- şuraya dayasanız, ben de Hz. Peygamber’den
–sallellahu aleyhi ve sellem- duymuş olduğum bir sözü,
işimi bitirmenizden önce nakledebileceğimi zannetsem,
onu muhakkak naklederdim!” (Buhârî, “İlm”, 10).

36. Maktû hadis nedir?

Cevap: Tâbiûndan birine ait olduğu söylenen söz ve işle
ilgili hadis demektir. İlk asırlarda İmam Şâfiî (ö.204),
Humeydî (ö.219), Taberânî (260-360) ve Dârekutnî (306-
385) gibi bazı âlimler bu ıstılahı, “senedinden râvî düşmüş
olan hadis” yani munkatı manasına kullanmışlardır.

37. Maktû hadis’e örnek hadislerden biri hangisidir?

Cevap: Muhammed b. Sîrîn (ö.110) şöyle demiş:
“Şüphesiz bu (hadis) ilmi dindir. Öyleyse dininizi kimden
aldığınıza iyi bakın!” (Müslim, “Mukaddime”, 5).

38. Muhkem hadis nedir?

Cevap: Hadis ilminde, kendisine zıt mânâda sağlam bir
hadîs veya şer’î bir delil bulunmayan yani diğer dînî
delillerle çelişmeyen hadîs demektir. Hadislerin büyük
çoğunluğu böyledir.

39. Muhtelifu’l-Hadîs nedir?

Cevap: Başka bir hadise veya dinen makbul bir
delile/bilgiye zıt olan, çelişen hadise denir.

40. Muttasıl hadis nedir?

Cevap: Senedinde başından sonuna kadar râvî düşmesi
bulunmayan, isnad zinciri kesintisiz olarak devam eden
hadîs demektir.

41. Mu‘an‘an hadis nedir?

Cevap: Senedindeki bir veya birden çok râvî ile hadisi
aldıkları hocalara arasında edatı bulunan hadislerdir.

42. Mu‘an‘an hadis’e örnek hadislerden biri hangisidir?

Cevap: ...eş-Şa’bi’den. o. Abdullah b. Amr’dan –Allah
onların iki sinden de razı olsun!-, o da Hz. Peygamber’den
–sallellahu aleyhi ve sellem- naklen rivayet edilir ki
(Buhârî, “Îmân”, 4).

43. Muennen hadis nedir?

Cevap: Senedindeki iki veya daha çok râvî arasında
bulunan hadistir.

44. Haber-i Vâhid hadis nedir?

Cevap: Haber-i vâhid, mütevâtir olmayan hadis demektir.

45. Meşhûr ve Müştehir hadis nedir?

Cevap: Her nesilde (tabakada) asgarî üç râvî tarafından
rivayet edilmiş olan hadîse denir. İleride garîb kısmında
garîb-i nisbîye örnek verilecek hadis, bu çeşit hadise de
uygun düşmektedir.

46. Azîz hadis nedir?

Cevap: Azîz Arapça’da, kıymetli, değerli, üstün, güçlü,
nâdir, az bulunan gibi anlamlara gelir. Hadis için
kullanıldığında her nesilde (tabakada) en az iki râvî
tarafından rivayet edilmiş olan hadîs demektir.

47. Azîz hadis’e örnek hadislerden biri hangisidir?

Cevap: Bize Kuteybe b. Saîd rivayet edip dedi ki, bize
Leys, Ukayl’dan, o, ezZührî’den, o, İbnü’l-Museyyeb’den,
o, Ebû Hüreyre’den, o da Hz. Peygamber’den –sallellahu
aleyhi ve sellem- naklen rivayet etti ki, o şöyle buyurmuş:
Mümin bir yılan deliğinden iki defa ısırılmaz! (Müslim
“Zühd”, 63).

48. Ferd hadis nedir?

Cevap: Ferd, Arapça’da tek, yalnız anlamına gelir. Hadis
Usûlünde ferd, senedinin bir veya bir kaç yerinde
(tabakasında) râvî sayısı bire düşen hadîs demektir.

49. Mutlak ferd hadîse örnek hadislerden biri hangisidir?

Cevap: Bize Sufyân rivayet edip dedi ki, Bize Vâil b.
Dâvûd, oğlu Bekr b. Vâil’den, o, ez-Zührî’den, o da Enes
b. Mâlik’den naklen rivayet etti ki Resûlullah –sallellahu
aleyhi ve sellem- Safiyye’nin düğününde kavut ve
hurmadan düğün yemeği verdi (Humeydî, Müsned, II,
500).

50. Garîb hadis nedir?

Cevap: Garîb Arapça’da herhangi bir yönden farklılık
gösteren veya tek kalan demektir. Garîb hadîs ise aynı
şekilde herhangi bir yönden farklılık gösteren veya tek
kalan hadîs demektir.

51. Âlî hadis nedir?

Cevap: Arapça’da âlî, üstün, yüksek, değerli anlamlarına
gelirken; nâzil bunun zıt anlamlısıdır ve düşük, değersiz,
alçak gibi anlamlara gelir. Bir hadisin farklı senedleri
arasında, râvî sayısı diğerlerine göre hakikaten veya
hükmen az olanına âlî, râvî sayısı çok olanına nâzil denir.

52. Müsned hadis nedir?

Cevap: Hz.Peygamber’e -sallellahu aleyhi ve sellemkesintisiz
(muttasıl) bir senedle nispet edilen hadise
(merfû ve muttasıl hadîse) denir.

53. Müdrec hadis nedir?

Cevap: Sened veya metnine, aslında bulunmayan bir şey
eklenmiş olan hadîse denir.

54. Musahhaf ve Muharref hadis nedir?

Cevap: Sened veya metninde noktalama ve harekeleme
hatası yapılmış olan hadise musahhaf, harf hatası yapılmış
olan hadise ise muharref denir.

55. Musahhaf ve Muharref hadis’e örnek hadislerden biri
hangisidir?

Cevap: “İki zayıftan yani yetim ile kadından (kul borcu
olmaksızın) çıkmaya bakın!” (Deylemî, Firdevs, I, 103).
Bu hadisin ilk kelimelerinde tashif yapılmıştır. Hadisin
doğru şekli şöyle olmalıdır: Allahım, gerçekten ben iki
zayıfın, yetim ile kadının hakkının (yenmesini)
yasaklarım! (İbn Mâce, “Edeb”, 6).
4
Giriş
Hadisler tarih boyunca kazandıkları değişik özelliklere
göre sınıflandırılmışlardır. Bu özelliklerine göre
sınıflandırılmaları da incelenmeleri açısından kolaylık
sağlamıştır. Bu ünitede Hz. Peygamber’e ait oluşu kesin
olanlar ve olmayanlar şeklinde sınıflandırılmış olan
hadisler incelenecektir. Kaynağı Hz. Peygamber’e kesin
olarak dayandırılan hadisler mütevâtir, ihtimalli olanlar ise
haber-i vâhid olarak bilinmektedir.

Mütevâtir

Başından sonuna kadar her tabakada yalan söylemek üzere
anlaşmaları aklen ve adeten mümkün olmayacak kadar
çok ravinin rivayet ettiği hadislere mütevâtir hadis denir.

Haber-İ Vâhid

Herhangi bir tabakada ravi sayısı mütevatir hadisin ravi
sayısına ulaşmayan hadistir. Bu tip hadisler Hz.
Peygamber’e ait olma ihtimali yüksekse makbul, düşükse
merdûd hadis olarak adlandırılırlar.

Makbûl hadisler: Bu hadisler sahîh ve hasen hadisler
olmak üzere ikiye ayrılırlar.
1. Sahih hadis: en meşhur tarifine göre, senedinin
başından sonuna kadar sika (adâlet ve zabt
sahibi) râvînin sika râvîden rivayet ettiği, şâzz ve
muallel olmayan hadîstir. Sahih hadisin dört
özelliği bulunmaktadır: Râvîlerinin sika olması,
râvîleri arasında kopukluk olmaması yani senedin
muttasıl olması, şâzz yani diğer sika râvîlerin
rivayetlerine aykırı olmaması ve muallel yani
sahihliğine zarar verecek gizli bir kusurunun
olmaması.

Sahih hadislerde bir hadisin söz konusu
özellikleri bizzat taşımasına veya dolaylı olarak
taşıdığının kabul edilmesine göre iki gruba
ayrılır. Sahih hadis tanımındaki sahihlik
özelliklerini bizzat taşıyan hadislere “Sahih li
zâtih”i; Sahihlik niteliğini, zikredilen özellikler
kendisinde bizzat bulunmadığı için, başka bir
hadisin desteğiyle kazanan hadislere ise “Sahih
li-gayrih” hadisler denilmektedir.

2. Hasen hadis: Bu tür hadisin birçok tanımı
yapılmıştır. Bunların en meşhuruna göre hasen
hadis, sahih hadisin bütün niteliklerini taşıdığı
halde râvîlerinden birinin veya bir kaçının zabt
sıfatı tam olmayan hadistir. Ağır zabt kusurları
hadîsi zayıf derecesine düşürür. Hadis tarihinde
bu terimi meşhur eden alım Tirmizî (ö.279)
olmuştur. Tirmizî hasen hadisleri “Senedinde Hz.
Peygamber’e iftira etmekle itham edilen kimse
bulunmayan, şazz da olmayan ve başka bir
yönden benzeri rivayet edilen hadis bize göre
hasendir” şeklinde tanımlamıştır.

Hasen hadisler de Hasen li-zatih ve Hasen ligayrih
olmak üzere iki gruba ayrılmaktadırlar.
Hasenlik özelliklerini bizzat taşıyan hadise
“Hasen li-zatih”, aslında zayıf olan ancak başka
bir hadisin desteğiyle hasen niteliği kazanan
hadislere “Hasen li-gayrih” hadisler
denilmektedir. Bu hadislerin zayıflık sebebi
muhtelif yollarla giderilip başka rivayetlerin
desteğiyle hasen seviyesine yükseltilir.

Merdûd hadisler: Bu gruptaki hadisler zayıf hadislerdir.

Zayıf hadis sahih hadis niteliklerinden bir veya birkaçını
taşımayan hadistir ve taşımadığı niteliğe göre isimler alır.
1. Mürsel: Tâbiûndan olan râvînin doğrudan Hz.
Peygamber’den naklettiği hadistir. Tâbiûndan olan
râvî, Hz. Peygamberle kendi arasındaki sahabeyi
atlayarak hadisin kendisi ile Peygamber arasındaki
bağını, bağlantısını ortadan kaldırdığı için bu
şekilde isimlendirilmiştir.

2. Munkatı’: Hadis ilminde, senedinde sahabeden
sonra bir veya peş peşe olmayarak, birkaç râvî
atlanmış olan hadîse denir. Senedde ismi
verilmeden “bir adam”, “bir kadın”, “bir hoca” gibi
kapalı bir ifadeyle yani mübhem olarak zikredilen
râvî de atlanmış sayılır. Bu ıstılah ilk zamanlarda,
senedinde râvî düşmesi bulunan her hadis için
kullanılmaktaydı. Zikredilmeyen, atlanan bu râvî
veya râvîlerin durumu bilinmediği için munkatı’
hadis zayıftır.

3. Mu‘dal: Senedinde peş peşe iki veya daha fazla
râvî atlanmış olan hadîs anlamına gelmektedir.
Bunun çözümü ve aradaki iki raviyi bulmak tek
raviyi bulmaktan daha zordur. Sorunun ravinin
eksikliğinden kaynaklanması yönüyle munkatı’ ile
benzerlik gösterir.

4. Mu’allak: Senedinin müellif tarafı, bir veya birkaç
râvîsi atlanmış gibi eksik olan hadîstir.

5. Müdelles: Bir kusuru veya ekseriya hoş
görülmeyen bir özelliği gizlenerek onun
bulunmadığını zannettirecek şekilde rivayet edilmiş
olan hadîs demektir. Hadisi bu şekilde rivayet
etmeye ise tedlîs denir.

6. Mu‘allel: ancak işin uzmanı âlimlerin fark
edebileceği ve sahihliğe zarar veren gizli bir kusuru
(illeti) bulunan hadîse denir. Bu hadislerde, mevkûf
olanın merfû, munkatı’/mürsel olanın muttasıl
olarak veya bunların tersi şeklinde ya da merfû ve
mevkûfların ya da farklı merfûların birbirleriyle
karıştırılarak rivayetleri gibi kusurlar
bulunabilmektedir.

7. Muzdarib: Birbirlerine zıt olmakla beraber birini
diğerine tercih imkânı bulunmayan hadîslerden her
birine verilen isimdir. Hadisler arasında görülebilen
bu zıtlık, onların senedleri arasında ortaya
çıkabildiği gibi metinleri arasında da
görülebilmektedir. Ancak metinler arasında bu tür
zıtlıklar ya çok nadir görülür veya hiç görülmez.
Hadisler arasında görülen bu zıtlıklar, onlardan
birinin hatalı olduğunu, dolayısıyla râvîsinin, en
azından zabt eksikliğini gösterir. Bunlardan hatalı
olanı tespit imkânı bulunamayınca, iki hadis de
zayıf sayılmıştır. Bununla beraber, iki tarafın
râvîlerinin de sika olması durumunda olduğu gibi,
senedde görülebilen bu tür zıtlıklardan bazısı
hadisin sahihliğine zarar vermeyebilir.

8. Maklûb: Sened veya metnindeki kelime veya
cümleler arasında yer değişikliği yapılmış olan
hadîslere verilen isimdir. Bu değişiklikler bilerek
yapılmış olabildiği gibi yanlışlıkla da yapılmış
olabilir. Bilerek yapma râvînin adalet sıfatını,
yanlışlıkla yapma zabt sıfatını cerhe sebep olur.

9. Şâzz- Mahfûz: Hadis ilminde, sika bir râvînin
kendisinden daha sika olan bir râvîye veya râvîlere
zıt olarak rivayet ettiği hadîs demektir.
Mukabilindeki hadîse yani sika râvîlerin hadisine
ise mahfûz denir. Şazz terimi, sadece bir senedi
bulunan, tek bir râvî tarafından rivayet edilen hadis
için de kullanılmıştır. Bu kullanımıyla ileride
tanımları verilecek olan ferd veya ğarîb hadisle eş
anlamlıdır. Tek bir râvîsi veya senedi bulunan
hadis, râvîsi sika ise makbûl, değilse münker adını
alıp merdûd olur.

10. Münker-Ma‘rûf: Hadis ilminde ise zayıf bir râvînin
kendisinden daha iyi durumda olan râvîye aykırı bir
şekilde rivayet ettiği hadîs demektir. Mukabilindeki
hadîs yani râvîsi daha kuvvetli olan hadis ma‘rûf
ismini alır. Sadece zayıf bir râvî tarafından rivayet
edilen hadis de, sika râvîlerin rivayetine aykırı
olmasa bile, münker adını alır.

11. Metrûk: Hz. Peygamber’e yalan isnadda
bulunmakla itham edilen veya çok hata yapan
yahut çok dalgın olan râvînin rivayet ettiği hadîse
denir. Bu terim aynı zamanda ilk dönemlerde kabul
edilmeyen tüm hadisler için de kullanılmıştır.

Hadisler Makbûllük ve Merdûdlük özellikleri dışında da
sınıflandırılabilmektedirler. Bunlara örnek olarak metin
özelliklerine göre hadisler aşağıdaki gibi sınıflanmışlardır.

1. Kudsî: Allah’a, Kur’an olmayarak nispet edilen
söz ve işle ilgili hadis demektir. Bunlara rabbânî
hadîs veya ilâhî hadîs de denir.

2. Merfû: Hz. Peygamber’e ait olduğu söylenen söz,
iş veya herhangi bir durumla ilgili hadis
demektir.

3. Mevkûf: Bir sahabiye ait olduğu söylenen söz ve
işle ilgili hadislerdir.

4. Maktû’: Tâbiûndan birine ait olduğu söylenen
söz ve işle ilgili hadis demektir.

5. Muhkem: Kendisine zıt mânâda sağlam bir hadîs
veya şer’î bir delil bulunmayan yani diğer dînî
delillerle çelişmeyen hadîs demektir.

6. Muhtelifu’l-Hadîs: Başka bir hadise veya dinen
makbul bir delile/bilgiye zıt olan, çelişen hadise
denir.

Bunlar dışında sened özelliklerine göre sınıflandırılan
hadisler de vardır. Onlar da aşağıdaki gibidir:

1. Muttasıl: Senedinde başından sonuna kadar râvî
düşmesi bulunmayan, isnad zinciri kesintisiz olarak
devam eden hadîs demektir.

2. Mu‘an‘an: Senedindeki bir veya birden çok râvî ile
hadisi aldıkları hocalara arasında 240 (عن (edatı
bulunan hadislerdir.

3. Muennen: Senedindeki iki veya daha çok râvî
arasında (ان ( ّ◌ bulunan hadistir.

4. Haber-i Vâhid: Haber-i vâhid, mütevâtir olmayan
hadis demektir. Haber-i vâhid olan hadisler kendi
içinde meşhûr, azîz, ferd ve ğarîb şeklinde
kısımlara ayrılırlar.

a. Meşhûr ve Müştehir: Her tabakada asgarî üç
râvî tarafından rivayet edilmiş olan hadîse
denir.

b. Azîz: Her tabakada en az iki râvî tarafından
rivayet edilmiş olan hadîs demektir.

c. Ferd: Senedinin bir veya bir kaç yerinde
(tabakasında) râvî sayısı bire düşen hadîs
demektir.

d. Garîb: Herhangi bir yönden farklılık gösteren
veya tek kalan hadîs demektir.

5. Âlî/Nâzil: Bir hadisin farklı senedleri arasında, râvî
sayısı diğerlerine göre hakikaten veya hükmen az
olanına âlî, râvî sayısı çok olanına nâzil denir.
Sened ve/veya metnin ortak özelliklerine göre
sınıflandırılan hadisler de aşağıdaki gibidir.

1. Müsned: Hz.Peygamber’e kesintisiz (muttasıl) bir
senedle nispet edilen hadise (merfû ve muttasıl
hadîse) denir.

2. Müdrec: Sened veya metnine, aslında bulunmayan
bir şey eklenmiş olan hadîse denir.

3. Musahhaf ve Muharref: Sened veya metninde
noktalama ve harekeleme hatası yapılmış olan
hadise musahhaf, harf hatası yapılmış olan hadise
ise muharref denir.

4. Mutâbi‘-Şâhid: Hadislerin sahabeden itibaren farklı
rivayetlerinin araştırılması sonucunda o hadisi
senedin her bir halkasındaki râvî dışında aynı
lafızlarla rivayet eden başka râvîler varsa bunların
rivayetine mütâbi‘ denir. İtibâr denilen, hadîsin
başka kanallardan gelen rivayetlerini araştırma
sonucu lafzı aynı olmayıp mânâ bakımından benzer
veya yakın rivayetler bulunursa bunlara da şâhid
denir.
5
HADİS ÖĞRENİM VE ÖĞRETİM
YÖNTEMLERİNİN TARİHSEL ARKA PLANI

1. Sahâbe hadisleri nasıl öğrenmiştir?
Cevap: Bizzat Hz. Peygamber’den işiterek (müşâfehe),
onun davranışlarını görerek (müşahede) veya diğer
sahâbîler vasıtasıyla öğrenmekteydi.

2. Sahâbe hadisleri nasıl muhafaza ediyordu?

Cevap: Öğrendiklerini genellikle ezberleme (hıfz) yoluyla
muhafaza ediyor ve bunu pekiştirmek amacıyla da bazen
aralarında müzakere ediyorlardı. Müzâkere, karşılıklı
konuşma suretiyle hâfızadaki bilgilerin tazelenmesi,
kontrol edilmesi, hataların ve yanlış anlamaların
düzeltilmesi, fikir alışverişi anlamına gelir. Ancak birinci
asırda sahâbe ve tabiîler arasında unuttuklarında
hatırlamak amacıyla hadisleri yazanlar da bulunmaktaydı.

3. Hadislerin yazıya geçirilmesi hangi olumlu ve olumsuz
sonuçlar doğurmuştur?

Cevap: Hadislerin yazıya geçirilmesi bir taraftan
kaybolmalarını önlerken diğer taraftan ehil olmayanların
da ona el atması gibi olumsuz bir sonuca yol açmıştır.

4. Arap yazısının yazılı metinlerden doğrudan nakil
yapmak için yetersiz olduğu bu dönemde muhaddisler,
hadislerin hatasız naklini temin etmek amacıyla hangi
tedbirleri almışlardır?

Cevap:
• Sahîfelerden yapılan istinsahlarda hatalar
olacağına dikkat çekmek.
• Sem⒠ve Kırâat Metotlarını Geliştirmek.

HADİS ÖĞRENİM VE ÖĞRETİM
YÖNTEMLERİ


5. Hadis öğrenme yöntemlerinden Semâ’ve Kırâat yöntemi
nedir?

Cevap: Hadis hocasının (şeyh) hadislerini okuması,
talebenin veya talebelerin de bizzat ondan işiterek
hadisleri alması anlamındadır. Sem⒠yönteminde hadisi
hoca okuyup anlatmakta, öğrenci ise dinlemektedir.

6. İml⒠yöntemi nedir?

Cevap: Hocanın hadisi talebeye yazdırmasıdır. Bu
yöntemde hoca ezberinden veya kitaptan okumakta, talebe
ise okunan metni yazmaktadır. İmlâ’da hoca yazdıracağı
şeyi dikkatli bir şekilde yazdırmakta, talebe de aynı
şekilde söylenenleri dikkatle yazmaktadır. Bu durum
yanılma ihtimalini azaltmaktaydı. Ayrıca gerektiğinde
açıklama yapılabilmekte ve soru sorulabilmekteydi. Bu
ise, hadisi anlama ve aslına uygun tespit etme imkânını
artırmaktaydı. Bu sebeple iml⒠hadis almanın en güvenilir
usûlü kabul edilmiştir.

7. Kırâat töntemi nedir?

Cevap: Talebenin hadisleri bizzat hadis hocasına okuması
veya başkasının okuduğunu işitmesi suretiyle hadisi
almasıdır. Bu metotta talebenin kitaptan veya ezberinden
okuması, hocanın da söz konusu hadisi ezberinden veya
elindeki yazılı nüshadan takip etmesi arasında fark yoktur.

8. Sem⒠ve kırâat metotlarının amaçları nedir?

Cevap: Metinlerdeki yazı hatalarını düzeltmek amacıyla
geliştirip kullanmışlardır. Söz konusu metotlar hadisin
yorumunu, rivâyet edene aidiyetini ve sıhhatini öğretmek
için de kullanılmıştır.

9. İcâzet yöntemi nedir?

Cevap: Sem⒠ve kırâat olmaksızın hadis âliminin belirli
şartlar dahilinde bütün veya bir kısım rivâyetlerini öğ-
rencisinin rivâyet etmesine izin vermesidir. Bu izin sözlü
veya yazılı olabilir. İlk dönemlerde icâzet sözlü olarak
verilmekteydi. Yaklaşık V. (XI.) yüzyılda medreselerin
kuruluşundan sonra ise icâzet yazılı olarak verilmeye
başlandı.

10. Muayyen (belirli) icâzet nedir?

Cevap: Hocanın, talebesine rivâyetlerinin yazılı olduğu
belli bir kitabı rivâyet etmesi için izin vermesidir. İslâm
âlimlerinin büyük çoğunluğu bu tür icâzeti kabul
etmektedir.

11. Kitap belirtmeden verilen icâzet nedir?

Cevap: İcâzet veren âlimin belli bir kitap belirtmeden,
“Rivâyet hakkına sahip olduğum bütün kitaplarımı rivâyet
etmene icâzet verdim” şeklinde verilen icâzettir.

12. Umumî icâzet nedir?

Cevap: İcâzeti verilen kitabın, “zamanımda yaşayanlara,
Müslümanlara, icâzet isteyen herkese icâzet verdim”
şeklinde rivâyetine izin verilen kişi veya kişiler
belirtilmeden verilmesidir. Bu tür icâzet bazı âlimler
tarafından uygulanmıştır. Ancak önde gelen hadis
âlimlerinin çoğunluğu ise bu tür icâzetin doğru
olmayacağı görüşündedir.

13. Şarta bağlı icâzet nedir?

Cevap: Belirlenen veya bilenmeyen bir kimsenin
arzusuna bağlanan icâzettir. Bu türde âlim, “Falanın
istediğine icâzet verdim” veya “Arzu edene icâzet verdim”
diyerek icâzet verir. Bu tür icâzet belirsizlik bulunduğu ve
şarta bağlı olduğu için kabul edilmemiştir.

14. Münâvele nedir?

Cevap: Münâvele sözlükte, bir nesneyi eliyle vermek
mânasına gelmektedir. Terim olarak, hadis hocasının
hadislerini ihtiva eden kitabını rivâyet etmesi için
talebesine elden vermesi veya kitabın kendisine ait
olduğunu ifade etmesi demektir. Münâvelenin icâzetli ve
icâzetsiz olmak üzere iki türü vardır.

15. Mükâtebe nedir?

Cevap: Mükâtebe sözlükte, yazışmak, mektuplaşmak
mânasına gelmektedir. Terim olarak ise, hadis hocasının
rivâyet hakkı bulunan hadislerinin tamamını veya bir
kısmını yakında ya da uzakta bulunan bir kimseye yazıp
göndermesidir. Hoca göndermek istediği metni bizzat
kendisi yazabileceği gibi başkasına da yazdırabilir.

16. İ’lâm nedir?

Cevap: İ’lâm sözlükte, öğretmek, bildirmek, kişinin
savaşta kendisine yiğitlik nişanı takması gibi mânalara
gelmektedir. Terim olarak ise, hadis hocasının hadis veya
hadis kitabını rivâyeti için herhangi bir açıklamada
bulunmadan öğrenciye göstererek bunları sem⒠yoluyla
aldığını ifade etmesidir. Öğrencinin hocaya rivâyetlerini
hatırlatması karşısında hocanın buna itiraz etmemesi de
i’lâm olarak kabul edilmiştir.

17. Vasıyyet nedir?

Cevap: Vasıyyet sözlükte, vasiyet etmek, sipariş vermek
anlamına gelmektedir. Terim olarak, hadis hocasının
rivâyet ettiği bir kitabı, ölümünden veya seyahate
çıkmadan önce birisine vasıyyet etmesi mânasında
kullanılmaktadır.

18. Vicâde nedir?

Cevap: Vicâde, bulmak ve elde etmek demektir. Hadis
terimi olarak, bir kişinin herhangi bir râvînin, hadis kitabı
müellifinin el yazısı ile yazılmış kitabını veya bazı
hadislerini bulup ele geçirmesine denir. Söz konusu
müellif veya râvinin çağdaş olup olmaması, çağdaş ise
görüşüp görüşmemeleri, gö- rüşmüşse ondan semâ’ı
bulunup bulunmaması önemli değildir. Bu durumların
hepsinde yazılı metni ele geçirmeye vicâde denmektedir.

19. Hadisin hangi metotla rivâyet edildiğini belirtmek
üzere isnadda kullanılan lafızlara ne denir?

Cevap: Rivâyet lafızları veya edâ siğaları denir.

20. câzet metoduna delâlet etmek üzere en çok kullanılan
lafız hangisidir?

Cevap: Ecâze lî: bana icâzet verdi siğasıdır.

21. Münâveleye delâlet etmek üzere kullanılan rivâyet
lafızları nelerdir?

Cevap: A’tânî: bana rivâyetlerini verdi, faa ileyye
kitâbehu: falan bana kitabını verdi lafızlarıdır.

22. Mükâtebe metoduna delâlet etmek üzere kullanılan
rivâyet lafzı hangisidir?

Cevap: Ketebe ileyye fülân: falan kimse bana yazdı lafzı .

23. Vasıyyet metoduna delâlet etmek üzere kullanılan
rivâyet lafzı hangisidir?

Cevap: Evsâ ileyye: bana vasıyyet etti lafzı.

HADİS ÖĞRENMEK AMACIYLA YAPILAN
YOLCULUKLAR


24. Rahhâle nedir?

Cevap: Hadis öğrenmek amacıyla yapılan bu yolculuklara
errihle fî talebi’l-hadîs bu maksatla çok yolculuk yapanlar
ise çok seyahat eden anlamlarına gelen, rahhâle cevvâle
,tavvâfü’l-ekâlîm gibi ifadelerle anılmaktaydı.

KİTAPLARIN NAKLİNDE UYGULANAN
KURALLAR


25. Hadis kitaplarındaki hatalar ister asıl nüshadan
kaynaklansın, isterse yazım hatası olsun düzeltilme
şekilleriyle ilgili farklı uygulamalar söz konusu olmuştur ,
bunlar nelerdir?

Cevap:
• Hata düzeltilmeden hatalı kısım üzerine dikkat
çekmek için sah (صح) işareti konulur.
• (صح) işareti konulur ve kenara doğrusu yazılır.
• Hatalı kısmın üstüne yazıya temas etmeyecek
şekilde çizgi çekilir.
• Hatalı kısmın üzeri çizilerek iptal edilir.
• Hatalı kısmın başına ve sonuna sıfır (o o)
şeklinde boş daire konulur.
• Hatalı kısma yan yana noktalar (…) konululur.
• Hatalı kısma < > şeklinde işaret edilir.
• Hata yapılan kısma سهو ve kelimesi yazılır.

HADİS KİTABI OKUMA USULLERİ

26. Hadis rivâyetinin sona ermesiyle hangi dönem
başlamıştır?

Cevap: Nakil Dönemi başlamıştır.

27. Nakil Döneminde hadis kitaplarının okunmasında
hangi usuller takip edilmiştir?


Cevap:
• Okuyup geçme yöntemi
• Açıklama ve araştırma yöntemi
• Geniş açıklamalı yöntemi

28. Okuyup geçme yöntemi nedir?

Cevap: Genellikle bir hadis kitabının sahanın uzmanı
âlimler arasında okunması durumunda uygulanan bir
usuldür. Bu yöntemde genellikle hadisler hızlı bir şekilde
okunur. Bu yöntemde amaç sahanın uzmanı olan âlimlerin
birbirlerinden istifade etmeleridir. Sadece ihtiyaç duyulan
yerlerde açıklamalar yapılmakta ve anlaşılmayan hususlar
üzerinde durulmaktadır. Sahanın uzmanı olmaları
sebebiyle buna da fazla başvurulmamaktadır. Dolayısıyla
bu yöntemde hâkim olan husus hadislerin okunup
geçilmesidir. Bu sebeple de serd yöntemi olarak
isimlendirilmiştir.

29. Açıklama ve araştırma yöntemi nedir?

Cevap: Bir hadis kitabının talebelere okutulması
durumunda uygulanan bir usuldür. Bu yöntemde hoca
talebelerin anlayamadıkları hususları açıklar, ihtiyaç
duyduğu hususlarda ise araştırma yapar. Dolayısıyla bu
yöntem genellikle ders esnasında uygulanan ve hocanın
açıklama ve araştırmalarının hâkim olduğu bir usuldür.

30. Geniş açıklamalı yöntemi nedir?

Cevap: Genellikle bir hadis kitabının halka yönelik
okutulması durumunda uygulanan bir usuldür. Amaç halkı
bilgilendirmek olduğu için bu yöntemde hadisle ilgili
birçok bilgi verilir. Bu yöntemde uzaktan yakından bir
alaka kurup hoşa gidecek kıssalar, garip hikâyeler de
anlatılabilmektedir. Bu sebeple yöntem daha çok
kıssacıların başvurduğu bir usul olarak kabul edilir.
6
Giriş
Bir hadisi belli kurallar çerçevesinde öğrenmeye
tahammül, bir hadisi ezberden ya da bir kitaptan usulüne
uygun olarak rivayet etmeye de eda denmektedir. İkisi
birlikte tahammülü’l-ilm kavramıyla ifade edilmektedir.

Hadis Öğrenim ve Öğretim Yöntemlerinin
Tarihsel Arka Planı


Başlangıcından Hicri 3.yüzyılda temel hadis kitaplarının
yazılmasına kadarki süreçte hadislerin tedvin ve tasnifi
için ihtiyaçlara göre kurallar geliştirilmiş ve
uygulanmıştır.

Sahabeler hadisleri bizzat Hz. Peygamber’den işiterek
(müşafehe), onun davranışlarını görerek (müşahade) ve
diğer sahabelerden duyarak öğrenmekteydi.
Öğrendiklerini genellikle hıfz yoluyla ezberleyip
unutmamak için de aralarında müzakere etmekteydiler.
Ancak unutmamak için yazmaya başlayan sahabelerle
birlikte Hicri 2.yüzyılın başında yazma geleneği oluşmaya
başlamıştır. Bununla beraber bazı sorunlar gelişmiştir.
Arap dili harekeler olmadığı için yazıya uygun değildi.
Ayrıca İslam toprakları da genişlemekte olduğu için Arap
olmayan Müslümanlar hadis metinlerini okuma ve
yazmada büyük sorun yaşıyorlardı. Bu ve bunlar gibi
sorunları öğrenmek amacıyla hadis öğrenim ve öğretim
metotları geliştirilmiştir.

Hadis öğrenim ve öğretiminde ortaya çıkan bu sorunlara
karşı iki ana tedbir alınmıştır. Bunlar sahifelerden yapılan
istinsahlarda hatalar olacağına dikkat çekmek ve sema ve
kıraat metotlarını geliştirmektir.

O dönemde ayırt edici noktalama işaretleri olmadığı için
muhaddisler sahifelerden yapılacak istinsahlarda hatalar
bulunabileceğine dikkat çekmiştir. Bu konuda Haccac b.
Ertat (ö.149/766) “(Doğrudan) kitaptan rivayet edenlerden
sakının, zira onların Amr’ı Ömer yapma gibi hataları her
zaman mümkündür” demiştir. Böyle durumlarda
metinlerin hadis ehillerine arz edilmesi uyarıları
bulunmaktadır.

Doğrudan sayfadan rivayet edenler sahafî olarak
tanımlanmaktadırlar. Bu kimselerin rivayetleri geçersiz
sayılmıştır. Hadis âlimleri “Kur’an’ı doğrudan mushaftan
öğrenenlerden, hadisi de yazılı rivayet eden sahafîlerden
almayın” diyerek uyarılarda bulunmuşlardır. Sema ve
kıraat metotları hadis rivayetinde uyulması gereken bir
zorunluluk haline getirilmiştir.

Hadis Öğrenim ve Öğretim Yöntemleri

1. Sem⒠ve Kıraât: Bir terim olarak sema, hadis
hocasının hadisleri okuması, öğrencilerin de bizzat
dinlemesidir. İmla yöntemi de sema içerisinde
sayılmaktadır. Anlam olarak imla da hocanın okuduğu
hadisi öğrencisine yazdırmasıdır. Kıraat ise
öğrencinin hadisleri bizzat hocasına okuması ve
başkasının okuduğunu işitmesi yoluyla hadis
almasıdır. Hadislerin hocalardan sema ve kıraat
yoluyla öğrenildiği oturumlara sema ve kıraat
meclisleri adı verilmiştir. Bu meclislerde bir kitabın
tamamını veya bir kısmı alan öğrenciye hocası
tarafından bitiriliş tarihi ve yeri belirtilen diploma
anlamında bir yetki verilirdi. Sema ve kıraat metotları
istinsah edilmiş metinlerdeki yazı hatalarını düzeltme
amacı taşımaktadır.

2. İcâzet, Münâvele ve Mükâtebe: İcazet terimi hocanın
sema ve kıraat olmaksızın öğrencisine bütün veya bir
kısım rivayetlerini rivayet etmesine izin vermesi
demektir. Bu izin sözlü ya da yazılı olabilmektedir.
Tartışmalara sebep olan bu yöntem hadis öğrenimini
kolaylaştırmak ve hadis kültürünü yaymak amacıyla
kullanılmıştır. İcazet veren hocaya mücîz, isteyen
öğrenciye müstecîz veya mecâzün leh denilmektedir.

İcazet dokuz farklı şekilde verilebilmektedir. Bunlar:
• Muayyen (belirli) icazet
• Kitap belirtilmeden verilen icazet
• Umumi icazet
• Belirsiz bir kitap için veya belirsiz bir şahsa
verilen icazet
• Şarta bağlı icazet
• Doğmamış çocuğa verilen icazet
• Mümeyyiz olmayan çocuğa verilen icazet
• İleride elde edilecek rivayetlere verilen
icazet
• İcazetle elde edilen bazı hadisleri veya kitabı
rivayet etmeye verilen icazet
Münavele hadis hocasının hadislerini içeren kitabını
rivayet etmesi için öğrencisine elden vermesi ve
kitabın kendisine ait olduğunu ifade etmesi demektir.
Münavele icazetli ve icazetsiz olmak üzere iki
şekilde verilmektedir.

Mükatebe ise hadis hocasının rivayet hakkı bulunan
hadislerinin tamamını ve bir kısmını yakınında veya
uzağında bulunan bir öğrencisine yazarak iletmesidir.
Tüm bu yöntemler ancak sema ve kıraat yöntemleri
mümkün olmadığında kullanılma şartına
bağlanmıştır.

3. İ’lâm, Vasıyyet, Vicâde: İ’lam hadis hocasının hadis
kitabını veya hadisi rivayeti için herhangi bir
açıklamada bulunmadan öğrenciye göstererek sema
yoluyla aldığını söylemesidir. Vasıyyet, hadis
hocasının rivayet ettiği bir kitabı seyahat veya
ölümünden önce birine vasiyet etmesi anlamındadır.
Vicade ise bir kişinin herhangi bir ravinin bazi
hadislerini ya da el yazısı ile yazılmış kitabını bulup
ele geçirmesidir.

İlk asırlarda i’lam ve vasıyyet metodlarının
kullanıldığına dair örnekler bulunmaktadır. Ancak bu
dönemde vicade yoluyla rivayetlere izin
verilmemiştir.

Hadis rivayetlerinde en güvenilir yöntemler sema ve kıraat
olmuştur. İlk dönemlerde bunlar arasında farklılık
görülmemişse de daha sonraki dönemlerde sema
yönteminin daha güvenilir olduğu kabul edilmiştir. Diğer
yöntemlerin de ancak ve ancak sema ve kıraat
yöntemlerinin kullanılması mümkün olmadığında
kullanılması uygun bulunmuştur. Çünkü Sem⒠ve kırâat
metotlarında, rivâyet hakkı istenen yazılı metnin, hoca ve
talebe tarafından birlikte gözden geçirilip, hataların
düzeltilmesi mümkün olmaktadır. Ancak icâzet ve
münâvele yöntemlerinde genelde hadis öğrencisinin elde
ettiği nüshayı hocadan rivâyet hakkı istemesi şeklinde
olmaktaydı. Bu durumda yazılı metindeki hataların
düzeltilmeden nakledilmesi ihtimali vardı.

Hadis öğrenim ve öğretim yöntemlerinde tüm metotlar
aynı şekilde güvenilir değildi. Bu konudaki değerlendirme
rivayet lafızlarının göreviydi. Rivayet lafızları hadisin
hangi metotla rivayet edildiğini belirten lafızlardır.
Rivâyet lafızları masdarlarıyla anılırlar. İsnadda yer alan
rivâyet lafızları hakkında bilgi verilirken ( حدثنا
:haddesenâ) için tahdîs, ( اخبرنا : ahberenâ) için ihbâr, (
عن: an) için an’ane şeklinde masdarları kullanılır. Örneğin,
“Falan bu rivayeti tahdîs ya da an’ane ifadesiyle nakletti”
denir.

Hadis Öğrenmek Amacıyla Yapılan Yolculuklar

Sema ve kıraat metotları öğrencileri hadis öğrenmek
amacıyla yolculuklara yönlendirmiştir. Bu yolculuklara
rihle fi talebi’l hadis, yolculuk yapan kişilere de rehhale,
cevvale ve tavvafü’l-ekalim denmiştir. Bu yolculuklar
sahabe döneminde başlamış ancak zamanla yazım
kurallarının gelişmesiyle azalmıştır. 5. (11.) yüzyılda
medreselerin, 6. (12.) yüzyılda da darülhadislerin
açılmasıyla hadis amacıyla yapılan yolculuklar sona
ermiştir.

Kitapların Naklinde Uygulanan Kurallar

İlk beş yüzyılda çoğunlukla sema ve kırat yöntemlerinin
kullanılmasından dolayı rivayetler güvenilirliğini
korumaktaydı. Beşinci yüzyıldan sonraki nakil döneminde
ise nüshaların güvenilirliğinden tereddüt edildiği için
yazım kuralları, nüshaları karşılaştırma ve tashih usulleri
geliştirilmiştir.

Bir kitabın rivayet edilmesi için öncelikle rivayet edilenin
el yazısıyla yazdığı asıl eser ve nüsha karşılaştırılmıştır.

Bu sırada asılda ya da nüshada otaya çıkan hatalar
aşağıdaki gibi düzeltilmiştir:
1. Hata düzeltilmeden hatalı kısım üzerine dikkat
çekmek için sah işareti konulur.
2. Sah işareti konulur ve yanına doğrusu yazılır.
3. Hatalı kısmın üstüne yazıya temas etmeyecek
şekilde çizgi çekilir.
4. Hatalı kısmın üzeri çizilerek iptal edilir.
5. Hatalı kısmın başına ve sonuna sıfır (o o)
şeklinde boş daire konulur.
6. Hatalı kısma yan yana noktalar (…) konulur.
7. Hatalı kısma < > şeklinde işaret edilir.
8. Hata yapılan kısma سهو ve kelimesi yazılır.

Bunların dışında kullanılan yazının keskin bir aletle
kazınması veya mürekkebin ıslak bir bez ya da parmakla
silinmesi gibi yöntemlere şiddetle karşı çıkılmıştır.
Metin içinde tespit edilen eksiklikler yazının akışını
engellememek amacıyla kitabın kenarına yazılır. Bu
yönteme lâhak denilmektedir.

Yazılı metinlerde her bir kopyalama bozulma riskini
artırmaktadır. Bu nedenle yukarıda bahsedilen kurallar
geliştirilmiş ve beşinci yüzyıldan sonraki yazmalarda
oldukça işe yaramıştır. Bunlar dışında arapça’daki benzer
harf ve kelimelerin yanlış okunmasını önlemek amacıyla
kitaplar da yazılmıştır. Askerî olarak bilinen Hasan b.
Abdullah ve Hattâbi olarak bilinen Hamd b. Muhammed
bu konuda eser vermiş önemli âlimlerdir. Askerî’nin
Tashîfâtü’l-muhaddisîn isimli eseri bu alandaki en önemli
eser olarak kabul edilirken, ikinci sırada Hattâbî’nin Islâhu
ğalati’l-muhaddisîn adlı eseri bulunmaktadır.

Müttefik ve müfterik başlığını taşıyan kitaplar isimleri
aynı olduğu için karıştırılan ravileri ayırt etmek için
yazılmıştır. Mü’telif ve muhtelif başlıklı kitaplar da
yazılışları aynı okunuşları farklı isimlerin karıştırılmasını
önlemek için yazılmıştır. Mübhemât isimli eserler ise
isnadlarda kimliği tam olarak belirtilmeyen râvilerin
kimliklerini ortaya koymak amacı taşımaktadırlar.

Hadis Kitabı Okuma Stilleri

Hadis tarihine genel olarak bakıldığında İslamiyet’in
doğuşundan sonraki ilk beş yüzyılda öğrenci ve hocalar
arasında birebir ilişki yoluyla rivayet yöntemi
kullanılmıştır. Beşinci yüzyıldan sonra Nakil Dönemi
olarak bilinen dönem başlamıştır. 5. (11.) ve 6. (12.)
yüzyıllardan sonra medrese ve darülhadislerin
kurulmasıyla birlikte hadislerin rivayetinden öte hadis
kitaplarının nakli ve okunması söz konusu olmuştur. Hadis
kitaplarının okunması ve nakledilmesi de yine belli
kurallar çerçevesinde olmuştur. Bunlar: okuyup geçme,
açıklama ve araştırma ve geniş açıklamalı yöntemdir.

• Okuyup geçme yöntemi: Serd yöntemi de denilen
bu yöntemde konunun uzmanları tarafından
hadisler hızlıca okunup geçilmekte, ancak gerekli
durumlarda ara verilip açıklama yapılmaktadır.

• Açıklama ve araştırma yöntemi: Hadis kitabının
öğrencilere okutulması ve anlayamadıkları
yerlerde hocanın açıklama yapması yöntemidir.
Bu yöntem genellikle ders sırasında başvurulan
bir yöntemdir.

• Geniş açıklamalı yöntem: Bu yöntem genellikle
bir hadis kitabının halkı bilgilendirilmek
amacıyla kullanıldığı durumlarda başvurulan bir
yöntemdir. Bu yöntemde halkın ilgisini çekecek
kıssalar ya da kısa hikâyelere yer verilmektedir.
7
Râvî / Ünite 7: Râvî - Sorularla Öğrenelim
« Son İleti Gönderen: Ders Hocası 23 Nisan 2018, 17:44:20  »
RÂVÎ
1. Râvî ne demektir?
Cevap: Arapça’da revâ-yervî fiilinden ism-i fâil olan râvî
kelimesi, sözlükte sulamak, taşımak, nakletmek, iletmek
gibi anlamlara gelir. Kavram olarak Râvî 170 geniş
anlamıyla rivâyet eden demektir. Hadis ilmi’nde, belli
usullere göre hadisi alıp (tahammül), bu usullere uygun
rivâyet lâfızları kullanarak başkalarına nakleden (eda)
kimseye denir. Çoğulu “ruvât”tır. Nâkil (çoğ. “nekale”) ve
racül (çoğ. “ricâl”) kelimeleri de aynı anlamda kullanılır.

RÂVÎLERİN TABAKALARI

2. Tabaka nedir?

Cevap: Sözlükte, bir şeyi benzeriyle örtmek, kaplamak,
konum, katman, aynı veya benzer özelliklere sahip insan
grubu gibi anlamlara gelen tabaka, hadiste yaş ve
öğrenim/isnad veya sadece öğrenim bakımından birbirine
yakın râvîler grubu demektir. Çoğulu tabakâttır.

3. Râvî tabakaları denildiğinde ne anlaşılır?

Cevap: Daha çok rivâyet asırları olarak bilinen ilk üç
asırdaki râvîler anlaşılır.

4. Sahâbe nedir?

Cevap: Sahâbe kelimesi, sözlükte bir arada bulunmak,
dost ve arkadaş olmak anlamına gelen suhbet kökünden
türetilmiş bir isim-i mensûb olup sahâbî kelimesinin
çoğuludur. Kavram olarak, Hz. Peygamber’i, ona iman
etmiş olarak gören (ru’yet) veya onunla karşılaşan (lika)
ve müslüman olarak ölen kimse demektir. Aynı kökten
gelen sâhib (çoğulu: ashâb veya sahb) kelimesi ile eş
anlamlıdır.

5. Bir kimsenin sahâbî olup olmadığı hangi yollarla
belirlenir?

Cevap:
• Tevâtür: Aralarında ilk dört halîfenin de (hulefâ-i
râşidîn) bulunduğu dünyada cennetle
müjdelenmiş on sahâbî (aşere-i mübeşşere) başta
olmak üzere, önde gelen birçok sahâbînin
sahâbîliği tevâtür ile sabittir.
• Şöhret: Dımâm b. Sa’lebe ve Ukkâşe b. Mihsan
gibilerin sahâbilikleri, tevâtür derecesinde olmasa
bile, sahâbî olduklarına dair yaygın/meşhur
bilgiye dayanır.
• Şâhitlik: Meşhûr bir sahâbî’nin başka birinin
sahâbî olduğuna dair şahitlik etmesi demektir.
Hamâme ed-Devsî’nin sahâbîliği Ebû Mûsa
elEş’arî’nin şahitliği ile sabittir.
• İkrâr: Âdil bir kimsenin, kendisinin sahâbî
olduğunu söylemesidir. Ancak böyle bir ikrarın
dikkate alınabilmesi için ikrarda bulunan kişinin
en geç hicrî 110 tarihinde ölmüş olması gerekir.

6. Hadis rivâyeti ile uğraşan sahâbe sayısı kaçtir?

Cevap: Müsned müellifi Bakî b. Mahled (ö. 276/889),
Kitâbü’l-a’dâd adlı risâlesinde toplam 1013 sahâbînin
adını vermektedir. Bazı kaynaklarda bu rakam 1300’e
kadar farklılık gösterse de, konu açısından dikkat çekici
nokta, bu sahâbîlerin sadece 38’inin 100’ün üzerinde
rivâyetinin bulunması, bunların da yalnız 7’sinin 1000’den
fazla hadis rivâyet etmiş olmasıdır.

7. Müksirûn nedir?

Cevap: Bir şeyi çok yapanlar anlamına gelen müksirûn
kelimesi (tekili: müksir), binden fazla hadis rivâyet etmiş
sahâbîler için kullanılan bir terimdir. Rivâyeti 1000’e
ulaşmayan sahâbîlere de mukıllûn denir.

8. Sahâbe 172 içinde müksirûn diye bilinen yedi sahâbî
kimdir?

Cevap: Ebû Hureyre: 5374 hadis Abdullah b. Ömer: 2630
hadis Enes b. Mâlik: 2286 hadis Hz. Âişe: 2210 hadis
Abdullah b. Abbâs: 1660 hadis Câbir b. Abdullah: 1540
hadis Ebû Saîd el-Hudrî: 1170 hadis.

9. İlk müslüman sahâbîler kimlerdir?

Cevap: Hür erkeklerden Hz. Ebû Bekr, hür hanımlardan
Hz. Hatice, çocuk ve gençlerden Hz. Ali, âzadlı kölelerden
Zeyd b. Hârise ve kölelerden Bilâl-i Habeşî ilk müslüman
sahâbîlerdir.

10. Sahâbe genelinde en son vefat eden kimdir?

Cevap: 110/728 yılında Mekke’de vefat eden Ebu’tTufeyl
Âmir b. Vâsile el-Leysî’dir.

11. Sahâbenin adâletine delil getirilen âyet ve hadislerden
bazıları hangileridir?

Cevap: “İşte böylece, insanlar üzerinde şâhitler olmanız,
Resûl de sizin üzerinizde bir şâhit olması için sizi orta/âdil
bir ümmet kıldık.” (2Bakara, 143)
“Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı
ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder, Allah’a
iman edersiniz.” (3Âl-i İmrân, 111)
“Ashabıma sövüp saymayın. Sizden biri, hayır yolunda
Uhud dağı kadar altın harcasa, onlardan birinin bir avuç,
hatta yarım avuç altın infakına bile yetişemez.” (Buhârî,
Fadâilü ashâbi’n-Nebî, 6)
“Nesillerin en hayırlısı, benim de içinde bulunduğum
nesildir. Sonra onları takip edenler, sonra onların ardından
gelenlerdir.” (Buhârî, Fadâilü ashâbi’nNebî, 1)

12. Tâbiûn kime denir?

Cevap: Sözlükte, uymak, peşinden gitmek, tâbi olmak
anlamına gelen teb’ kökünden ism-i fâil olan tâbi’
kelimesinin çoğuludur. Hadis ilminde, mümin olarak bir
veya daha fazla sahâbi ile karşılaşan ve müslüman olarak
ölen kimseye tâbiî denir.

13. İlim ve dindarlık yönüyle öne çıkmış Medîneli yedi
tâbiîn kimdir?

Cevap: Saîd b. el-Müseyyeb, Kâsım b. Muhammed, Urve
b. Zübeyr, Hârice b. Zeyd, Ebû Seleme b. Abdurrahman,
Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe ve Süleyman b. Yesâr’dır.
Genelde Saîd b. el-Müseyyeb, tâbiîn tabakasının en
faziletlisi kabul edilir.

14. Muhadramûn kime denir?

Cevap: Hadrame fiilinden türemiş bir ism-i mefûl olan
muhadram kelimesi Arapça’da, kulak ucu kesik deve,
sünnet olmamış erkek, babası beyaz kendisi siyah kimse,
nesebi karışık kişi gibi anlamlara gelir. Hadiste, Câhiliyye
ve İslâm devirlerine yetişip Hz. Peygamber zamanında
müslüman olduğu halde onu görememiş kimselere denir.
Bunlar, Hz. Peygamber zamanında yaşamış olmaları
bakımından sahâbeye, O’nu değil de sahâbeyi görmüş
olmaları bakımından tâbiîne benzerler. Sayıları konusunda
yirmiden yüzelli küsüre kadar muhtelif rakamlar verilen
muhadramlar arasında Üveys el-Karanî, Ebû Osman enNehdî
ve Alkame b. Kays sayılabilir.

15. Etbâu’t- tâbiîn kime denir?

Cevap: Tâbiîne tâbi olanlar anlamındaki bu terkip,
ıstılahta, mümin olarak tâbiînden bir veya birkaç kişiyle
karşılaşan ve müslüman olarak ölen kimse demektir.

RÂVÎLERİN CERH-TA’DÎLİ

16. Cerh ve ta’dîl nedir?

Cevap: Sözlükte, maddî veya manevî olarak yaralamak
anlamına gelen cerh, gerekli tenkid şartlarını taşıyan
güvenilir bir âlimin, bir râvîyi kendisinde veya rivâyetinde
tesbit ettiği geçerli bir kusurdan dolayı tenkid etmesidir.
Düzeltmek, doğrultmak, dengeye getirmek manasına gelen
ta’dîl, bir râvinin kendisine veya rivâyetine bakarak
güvenilir olduğunu açıklamaktır.

17. Muhaddisler, cerh-ta’dîlin geçerli olabilmesi için
belirlediği şartlar nelerdir?

Cevap: Öncelikle münekkidin kendisi cerhedilmiş
olmamalı, doğru sözlü, ilim ve takva sahibi, iyi niyetli,
tarafsız ve insaflı olmalı, cerh-ta’dîl sebepleri ile
lâfızlarının anlamını iyi bilmelidir. Ayrıca, cerh-ta’dil
âdâbına uyarak tenkidde ılımlı olmalı, râvînin kusurları
yanında iyiliklerinden de bahsetmeli, gerektiğinde ve
gereği kadar cerhetmelidir.

18. Bir hadisin kabul edilebilmesi için râvîsinde hangi
özellikler bulunmalıdır?

Cevap: Adâlet ve zabt denilen iki temel özelliğinin
bulunması gerekir.

19. Hadis ilminde Adâlet nedir?

Cevap: Sözlükte, doğruluk ve dürüstlük anlamına gelen
adâlet kelimesi, hadis ilminde genel anlamıyla râvîde
bulunması gereken rivâyet ehliyetini ifade eder. Bu ise,
râvînin kişisel ve toplumsal hayatta dinî ve ahlâkî ölçülere
uygun davranması, ayrıca saygınlığını koruması ile
gerçekleşir. Böyle bir kimseye, rivâyeti makbul ve geçerli
anlamında “adl” veya “âdil” (çoğulu: udûl) denir.

20. Adâletin unsurları nelerdir?

Cevap:
• İslâm
• Bülûğ
• Akıl
• Fısktan Uzak Durmak/Takva
• Mürüvvet

21. Hadis ilminde mürüvvet nedir?

Cevap: Sözlükte mertlik, yiğitlik, insanlık, olgunluk ve
iffet gibi anlamlara gelir. Istılahta, onurlu yaşama, genel
ahlâk ve âdâba uyma ve dinin hoş gördüğü geleneklere
saygılı gösterme olgunluğudur.

22. Muhaddisler, bir râvînin adâletini genel olarak hangi
yöntemle belirlemeye çalışmışlardır?

Cevap:
• Şöhret
• Tezkiye

23. Bir râvînin adâletini belirlemeye çalışılan
yöntemlerden şöhret nedir?

Cevap: Bir râvînin adâletinin belirlenmesinde en muteber
ve kestirme yol, yaşadığı toplumda âdil bir kimse olarak
ün yapmasıdır. Hadis ve fıkıh usûlünde genel kabul gören
ve istifada olarak da adlandırılan bu tesbit yöntemi, özde
ve sözde güvenilirliği herkesçe bilinen ve kabul edilen bir
râvînin ayrıca ta’dîle ihtiyacı bulunmadığı düşüncesine
dayanır.

24. Bir râvînin adâletini belirlemeye çalışılan
yöntemlerden tezkiye nedir?

Cevap: Kendisi âdil olan bir kimsenin, âdil olup olmadığı
bilinmeyen bir şahsı temize çıkarması anlamına gelen
tezkiye, ta’dîl kelimesi ile eş anlamlıdır. Tezkiyede
bulunan kimseye müzekkî denir.

25. Hadis ilminde Zapt nedir?

Cevap: Sözlükte yakalamak, sağlam tutmak, iyice
ezberlemek anlamına gelen zabt, râvînin ezberden rivâyet
ediyorsa hadisi iyice ezberlemesi, kitaptan rivâyet
ediyorsa kitabını her türlü değişikliğe karşı koruması,
hadisi mana olarak rivâyet ediyorsa kullandığı lâfızların ne
anlama geldiğini bilmesi, kısaca rivâyet konusunda
duyarlı, dikkatli ve bilgili olmasıdır. Böyle bir râvîye zabt
sahibi veya zâbıt denir.

26. Zabtın unsurları nelerdir?

Cevap:
• Teyakkuz
• Hıfz
• Kitabı Korumak
• Mana ile Rivâyette Lâfızların Anlamını Bilmek

27. Bir râvînin zabt sahibi olup olmadığını anlamanın
başlıca yollarından Mukayese nedir?

Cevap: Bir hadisin farklı rivâyetlerinin bir araya getirilip
birbirleriyle kar- şılaştırılması demek olan mukayese, o
hadisin sıhhat derecesinin tesbitinde olduğu gibi râvî veya
râvîlerinin zabt seviyelerinin belirlenmesinde de son
derece önemlidir. Kullanımı Hz. Peygamber ve sahâbeye
dayanan bu usûl, zamanla geliştirilerek esaslı bir yöntem
haline gelmiştir. İbnü’l-Mübârek, “Hadis(ler)inin sahîh
olmasını istersen onları birbiriyle mukayese et” sözüyle;
İmam şâfiî de haber-i vâhid’in delil olma şartlarını
sıralarken “râvî, hadis hâfızlarının rivâyet etmiş olduğu bir
hadisi nakledecekse, rivâyeti onlarınkine uygun olmalıdır
(…) Rivâyetlerin bir araya toplanıp birbirleriyle
karşılaştırılması sayesinde sahîh olanlar olmayanlardan,
zayıf râvîler hıfzı güçlü olanlardan ayrılır” ifadesiyle buna
dikkat çekmiştir. Şu’be, Süfyân b. Uyeyne, Yahya elKattân
ve İbn Mehdî gibi ünlü hadis imamları, râvî ve
rivâyetler hakkında hüküm verirken bu usûlü sıkça
kullanmışlardır.

28. Bir râvînin zabt sahibi olup olmadığını anlamanın
başlıca yollarından İmtihan nedir?

Cevap: Zabtın tesbitinde kullanılan metodlardan biri de,
râvîlerin rivâyet bilgilerini haberli veya habersiz olarak
yoklamaktır. Hatîb el-Bağdâdî elinde rivâyetlerinin yazılı
olduğu bir kitap bulunmadığı halde ezberinden rivâyet
eden kimsenin zabt durumu, hadislerin sened ve metinleri
karıştırılmış (maklûb) olarak kendisine arz edilmesiyle
anlaşılabileceğini söyler. Bu amaçla Hammâd b. Seleme
(ö. 127/745), Sâbit el-Bünânî ve Ebân b. Ebî Ayy⺒a (ö.
138/755) hadislerin sened ve metinlerini birbirine
karıştırarak sorardı. Sâbit, durumu farkedip değişikliği
düzeltir fakat Ebân farkına bile varmazdı. Bu yöntemin en
meşhur örneği, Buhârî’nin tabi tutulduğu zabt imtihanıdır.
Bağdad’a geldiğinde yörenin önde gelen muhaddisleri
tarafından sened ve metinleri birbirine karıştırılmış yüz
kadar hadis kendisine arz edildiğinde, herbir senedi ait
olduğu metne yerleştirerek rivâyetleri düzeltmiş, böylece
çevresinin takdirini kazanmıştır.

29. Hadis münekkidleri, râvîleri zabt derecelerine göre
kaça ayırmışlardır?

Cevap:
• Hıfz ve itkan sahibi olanlar. Bu kısımdaki
râvîlerin rivâyet ettiği hadislerin dinde delil
olduğunda görüş birliği vardır.
• Bazen yanılmakla birlikte hadisleri genellikle
sahîh olanlar. Bunların hadisleri de alınır. Çünkü
böyle râvîlerin hadisleri terkedilecek olsaydı, pek
çoklarının hadisini terketmek gerekirdi.
• Genellikle hata yapan ve yanılanlar. Bunların
hadisleri alınmaz.

30. Zabtı bozan haller nelerdir?

Cevap: Hadis öğrenim veya öğretimi esnasında
uyuklamak, sahîh bir nüsha ile karşılaştırılmamış kitaptan
hadis rivâyet etmek, telkine açık olmak, çokça şâz ve
münker hadis rivâyet etmek ve rivâyet hatalarında inadına
direnmek diye özetlenebilir.

31. Râvîde görülen adâlet sıfatıyla ilgili kusurlar
nelerdir?

Cevap:
• Kizbü’r-râvî (Yalancılık)
• İttihâmu’r-râvî bi’l-kizb (yalancılıkla itham)
• Fısku’r-râvî (fâsıklık)
• Bid’atü’r-râvî (Bid’atçılık)
• Cehâlet (Bilinmezlik)

32. Râvîler, şahısları ve vasıfları bilinip bilinmeme
yönünden kaça ayrılır?

Cevap: Şahısları ve vasıfları bilinenler, ya âdildir veya
mecruh. Şahısları ve vasıfları bilinmeyenler ise mechûl
râvîlerdir.

33. Mechûlü’l-hâl nedir?

Cevap: Kendisinden iki veya daha fazla kimse adını
vererek hadis rivâyet ettiği halde hakkında cerh veya ta’dîl
hükmü verilmediği için âdil olup olmadığı bilenmeyen
râvîler için kullanılır.

34. Hali mechûl anlamına gelen mechûlü’l-hâl kaç
kısımdır?

Cevap:
• Adâleti zâhiren ve bâtınen mechûl olanlar.
Cumhura göre bunların rivâyetleri reddedilir.
Çünkü râvîde adâlet şarttır; adâleti bilinmeyenin
rivâyeti makbul değildir.
• Adâleti zâhiren var olup bâtınen mechûl olanlar.
Bunlar, haklarında müzekkîlerin tezkiyesine
başvurulan râvîler olup rivâyetleri bazı
muhaddisler tarafından makbul sayılmıştır.

35. Râvîde görülen Zabt sıfatıyla ilgili kusurlar nelerdir?

Cevap:
• Kesretü’l-ğalat (Çok hata yapmak)
• Fartu’l-ğafle (Çok yanılmak)
• Vehim(Yanılma)
• Muhâlefetü’s-sikât (Sika râvîlere muhalefet)
• Sûü’l-hıfz (Kötü hâfıza)

36. Cerh-Ta’dîl edenlerin sayısı kaç olmalıdır?

Cevap: Sahîh kabul edilen görüşe göre haber-i vâhid ile
amel etmenin gerekliliği prensibine dayanılarak bir kişinin
cerh-ta’dîli yeterli görülmüş, ancak iki kişi olması ihtiyata
daha uygun bulunmuştur.

37. Cerh-ta’dîl ilminde teâruz, nedir?

Cevap: Farklı münekkidlerden kaynaklanan teâruzdur. Bu
durumda, en muteber görüşe göre, râvîyi ta’dîl edenler
sayıca çok olsa da gerekçesi açıklanan cerh geçerli sayılır.

38. Cerh-ta’dîlin sınırlandırıldığı başlıca unsurlar
nelerdir?

Cevap: Zaman, mekân, hoca, talebe, konu ve rivâyet lâfzı
sayılabilir.

39. Cerh-ta’dîl lâfızları nedir?

Cevap: Hadis münekkidleri, cerh-ta’dîl kurallarına göre
tenkid ettikleri râvîleri güvenilirlik durumlarına göre
sınıflandırmışlar ve herbirinin güvenilirlik derecesini bazı
ifadelerle belirtmişlerdir. Râvîler hakkında birer hüküm
niteliği taşıyan bu ifadelere cerh-ta’dîl lâfızları denir.

40. Ta’dîl Lâfızları nelerdir?

Cevap:
• Derece: Lâfız veya mana yönüyle mübalâğa ifade
eden lâfızlar:(insanların en güveniliri), (insanların
en sağlamı), gibisinden falanca ,(nokta son
sağlamlıkta sorulur mu hiç), (dünyada bir
benzerini bilmiyorum).
• Derece: Aynı veya farklı ta’dîl lâfızlarının
tekrarıyla râvînin tam güvenilirliğini gösteren
lâfızlar ,(huccettir, sa ٌ ğlamdır ُ(sikadır, hâfızdır), ٌ
(sikadır, sikadır )ِ .
• Derece: Tekrar edilmeksizin güvenilirliği
gösteren lâfızlar.
• Derece: Râvînin zabtında biraz eksiklik olduğunu
gösteren lâfızlar .
• Derece: Dördüncü derecenin altında yer alan
lâfızlar .ِ
• Derece: En düşük ta’dîl lâfızları.

41. Ta’dîl lâfızlarının hükmü nedir?

Cevap: Birinci ve ikinci dereceki ta’dîl lâfızları, râvînin
mükemmel bir adâlet ve zabta sahip olduğunu gösterir.
Bunların hadisleri en sahîh olup daha çok Sahîhayn’da
bulunurlar. Üçüncü derece lâfızları da râvînin âdil, zâbıt
ve hadisinin sahîh olduğuna delâlet eder. Bu râvîlerin
rivâyetleri Sahîhayn’da, ayrıca İbn Huzeyme ve İbn
Hibbân gibilerin Sahihlerinde bulunur. Dördüncü
derecedeki lâfızlar, râvîde adâletin tam fakat zabtın eksik
olduğunu gösterir. Böyle râvîlerin hadislerine hasen
lizâtihî denir ve daha çok sünenlerde bulunurlar. Bunlar,
mütâbi’ ve şâhid rivâyetler yardımıyla sahîh ligayrihî
derecesine çıkabilirler. Beşinci derecedeki lâfızlarla ta’dîl
edilen râvîler, zabtı zayıf olar râvîlerdir. Hadisleri, hasen
lizâtihî veya hasen ligayrihî adını alır ve sünenlerle
birlikte müsnedlerde yer alırlar. Altıncı derece lâfızları,
râvînin adâlet ve zabt yönünden cerh durumuna
yaklaştığını gösterir. Böyle bir râvînin hadisine hasen
ligayrihî denir ve doğruluğu araştırılmak üzere benzer
rivâyetlerle karşılaştırılmak (i’tibâr) için yazılır. Mütâbi’
veya şâhidi yoksa kabul edilmez. Genellikle sünenlerde,
müsnedlerde ve terğîb-terhîb türü eserlerde bulunur.

42. Cerh Lâfızları nelerdir?

Cevap:
• Derece: Hafîf cerh lâfızları
• Derece: Orta dereceli cerh lâfızları
• Derece: Kuvvetli cerh lâfızları
• Derece: Ağır cerh lâfızları
• Derece: Çok ağır cerh lâfızları
• Derece: En ağır cerh lâfızlar

43. Cerh Lâfızlarının hükmü nedir?

Cevap: İlk iki derecedeki lâfızlarla cerhedilen râvîlerin
hadisleri, doğrulukları araştırılmak üzere benzer hadislerle
karşılaştırılmak (itbar) için yazılır. Son dört derecedeki
lâfızlarla tenkid edilen hiçbir râvînin hadisi delil olmaz;
itibar için yazılmaz, şâhid olarak kullanılmaz.

RÂVÎ BİYOGRAFİLERİ

44. Râvîlerle ilgili kapsamlı biyografi çalışmaları, hangi
eserleri meydana getirmiştir?

Cevap: Târih, Tabakât, İlel, Esmâ, Vefeyât, Ricâl, Sikât,
Duafâ, Cerh-ta’dîl vb. adlar altında irili-ufaklı yüzlerce
eserden oluşan muazzam bir biyografi edebiyatı meydana
getirilmiştir.

45. İsim, künye,lâkab, ensab ve büldan kitapları
hangileridir?

Cevap: Bunlar arasında, Ali b. el-Medînî ve Ahmed b.
Hanbel’in el-Esâmî ve’lKünâ’sı, Buhârî ve Müslim’in elKünâ’sı,
Ebû Bişr ed-Dûlâbî’nin el-Künâ ve’l-esmâ’sı, İbn
Mâkûlâ’nın el-İkmâl fî ref’i’l-irtiyâb’ı, Sem’ânî’nin
elEnsâb’ı, Yâkût el-Hamevî’nin Mu’cemü’l-büldân’ı
meşhurdur.
8
Râvî / Ünite 7: Râvî - Konu Özeti
« Son İleti Gönderen: Ders Hocası 23 Nisan 2018, 17:37:48  »
Giriş
İsnad sistemiyle birlikte hadis sened ve metin olmak üzere
iki kısımda incelenmeye başlanmıştır. Burada belirtilen
sened hadisin kaynağı ve güvenilirliği ile ilgili bilgiyi
içerir. Hadisi rivayet eden kişi (Râvî) hadis
incelemelerinde önemli bir yere sahiptir. Bu ünitede râvî
kavramı tanımlanacak; kendi içlerinde tabakaları, isimleri,
özellikleri, kusurları ve güvenilirlikleri hakkında bilgi
verildikten sonra râvî biyografilerine de değinilecektir.

Râvî

Sözlükte sulamak, taşımak, nakletmek gibi anlamlara
gelen râvî sözcüğü, kavram olarak rivayet eden anlamına
gelmektedir. Hadis ilminde belli usuller çerçevesinde
hadisi alıp yine belli usullere göre nakleden kimseye râvî
denmektedir.

Râvîlerin Tabakaları

Hadis ilminde tabaka kavramı yaş ve öğrenim/isnad veya
sadece öğrenim bakımından birbirine yakın râvîler grubu
demektir. Benzer özellikleri yönünden karıştırılan râvîleri
birbirine karıştırmamak için tabaka oldukça önemli bir
role sahiptir.

İlk râvî tabakaları Sahâbe, Tâbiûn, Mahadramûn ve
Etbâu’t-tabiîn olarak ayrılmaktadır.
Sahâbe: Bu kelime kavram olarak Hz. Peygamber’i ona
iman etmiş olarak gören (ru’yet) veya onunla karşılaşan
(lika) ve Müslüman olarak ölen kimse anlamına
gelmektedir. Bu sözcük cinsiyet ve statü gözetmeksizin
herkesi kapsar. Hz. Peygamber’in damağına hurma ya da
benzeri bir madde sürerek (tahnik) tebrik ve dua ettiği
bebekler de bilinçli olarak görmüş sayılmasalar bu şerefe
ulaşmaları bakımından sahabe, rivayetleri sahabeleri
dayanması bakımından da büyük tabiin tabakasından
sayılmaktadırlar.

Bir kimsenin sahabe olup olmadığını şu
yollarla anlamak mümkündür:
1. Tevatür
2. Şöhret
3. Şahitlik
4. İkrar

Kaynaklara göre Hz. Peygamber vefat ettiğinde İslam
coğraftasında 100bini aşkın sahabe bulunmaktadır. Ancak
bu sahabeler içinde hadis rivayetiyle uğraşanların sayıları
oldukça azdır. Kaynaklarda râvî sahabelerin sayısı 1000
ile 1300 arasında farklılık gösterse de bunların sadece
38inin yüzün üzerinde hadisi bulunmaktadır.
Bir şeyi çok yapanlar anlamına gelen müksirün kelimesi
binden fazla hadis rivayet etmiş sahabeler için
kullanılmaktadır. Rivayeti bine ulaşmayan sahabeler de
mukıllün denmektedir.

Muksirün diye tabir edilen yedi
sahabe şunlardır:
1. Ebu Hureyre: 5374 hadis
2. Abdullah b. Ömer: 2630 hadis
3. Enes b. Malik: 2286 hadis
4. Hz. Aişe: 2210 hadis
5. Abdullah b. Abbas: 1660 hadis
6. Cabir b. Abdullah: 1540 hadis
7. Ebu Said el-Hudri: 1170 hadis

İlk Müslüman sahabeler hür erkeklerden Hz. Ebu Bekr,
hür hanımlardan Hz. Hatice, çocuk ve gençlerden Hz. Ali,
azadlı kölelerden Zeyd b. Harise ve kölelerden Bilal-i
Habeşi’dir.

• Tâbiûn: Hadis ilminde mümin olarak bir veya
birden fazla sahabeyle karşılaşan ve Müslüman
olarak ölen kimseye denir. Bu tabaka Hz.
Peygamber’in ölümüyle başlamış ve
sahabelerden sonra önemli bir yere sahip
olmuştur. Tabiiler de kendi içlerinde büyükler,
orta yaşlılar ve gençler olarak üç gruba
ayrılmaktadırlar.

• Mahadramûn: Bu grup Hz. Muhammed
döneminde yaşamış ve Müslüman olduğu halde
onu görememiş kimseleri kapsamaktadır. Hz.
Peygamber döneminde yaşamış olmaları
bakımından sahabeye, onunla ilgili hadisleri
sahabeden edindikleri için tabiin tabakasına
benzemektedirler. Üveys el-Karani, Ebu Osman
en-Nehdi ve Alkame b. Kays önemli
muhadramunlardandır.

• Etbâu’t-tabiîn: hicri 110’dan sonra başlayan etba
tabakası tabiinden bir veya birkaç kişiyle mümin
olarak karşılaşan ve Müslüman olarak ölen
kişileri temsil etmektedir. Bu neslin muhaddsileri
hadislerin korunup, rivayet kurallarının
geliştirilip hadislerin bu kurallara göre
aktarılmasına büyük katkı sağlamışlardır.

Râvîlerin Cerh –Ta’dili

Cerh, gerekli tenkid şartlarını taşıyan güvenilir bir alimin
bir râvîyi kendisinde veya rivayetinde tespit ettiği bir
kusurdan dolayı tenkid etmesidir. Ta’dil ise bir râvînin
kendisine ve rivayetine bakılarak güvenilir olduğunu
açıklamaktır. Cerh-ta-dîli ise rivayetlerinin kabulü veya
reddi açısından râvîleri inceleyip özel lafızlar kullanarak
durumlarını açıklayan bir hadis ilmidir.

Cerh-ta-dîli hem Allah hem de kul hakkını ilgilendirdiği
için oldukça dikkat gerektiren bir iştir. Bu yüzden bu işin
geçerli sayılabilmesi için belirlenmiş bazı şartlar
bulunmaktadır:
• Münekkidin cerhedilmemiş, doğru sözlü, tarafsız,
iyi niteli, ilim ve takva sahibi olması
• Münekkidin cerh-ta-dîl sebepleri ile lafızların
anlamlarını iyi bilmesi
• Münekkidin cerh-ta-dîl adabına uyarak tenkidde
ılımlı olması, râvînin kusurlarının yanı sıra
iyiliklerinden de bahsetmesi.

Bir hadisin kabul edilebilmesi için adalet ve zabt denilen
iki temel özelliğinin bulunması gerekmektedir. Adaletin
beş unsuru vardır. Bunlar; İslam, bulûğ, akıl, fısktan uzak
durmak/takva ve mürüvvettir. Muhaddisler bir râvînin
adaletini genel olarak şöhret ve tezkiyesine bakarak tespit
etmeye çalışmışlardır.

Zabt kavramı ezberden rivayet eden râvînin hadisi iyice
ezberlemesi ya da kitaptan rivayet eden râvînin kitabını
her türlü değişikliğe karşı koruması anlamına gelmektedir.
Yani kısaca rivayet konusunda bilgili, duyarlı ve dikkatli
olmasıdır. Zabtın da dört unsuru vardır. Bunlar; teyakkuz,
hıfz, kitabı korumak ve mana ile rivayette lafızların
anlamını bilmektir. Zabtın tespit yolları mukayese ve
imtihandır.

Zabt derecelerine göre râvîler üçe
ayrılmışlardır:
1. Hıfz ve itkan sahibi olanlar
2. Bazen yanılmakla birlikte hadisleri genellikle
sahih olanlar
3. Genellikle hata yapan ve yanılanlar.
Hadis öğrenimi veya öğretimi sırasında uyuklamak, sahih
bir nüsha ile karşılaştırılmamış kitaptan hadis rivayet
etmek, telkine açık olmak gibi kusurlar zabtı bozan
hallerdir.

Râvîlerde cerh sebebi olan kusurlar adalet ve zabt olmak
üzere ili başlık altında toplanmıştır.
Adalet sıfatıyla ilgili kusurlar:
1. Kizbü’r-râvî (yalancılık): Kasıtlı olarak bir söz
fiil, takrir veya sıfat uydurarak Hz. Peygamber’e
isnad etmektir.
2. İttihamu’r-râvî bi’l-kizb (yalancılıkla itham): Hz.
Peygamber’e yalan isnad ettiği bilinmese de
günlük hayatta konuştuğu yalanlar nedeniyle
râvînin rivayette de yalancılık ithamına maruz
kalmasıdır.
3. Fısku’r-râvî (fasıklık): Bilerek fıskını açığa
vuranların rivayetleri reddedilmektedir.
4. Bid’atu’r-râvî (Bid’atçılık): Hz. Peygamber’in
vefatından sonra onun zamanında olmayan bir
şeyi din adına ortaya çıkarmaktır.
5. Cehalet (bilinmezlik): Râvînin zatının veya
durumunun bilinmemesi demektir.

Zabt sıfatıyla ilgili kusurlar:
1. Kesterü’l-ğalat (çok hata yapmak)
2. Fartu’l-ğafle (çok yanılmak)
3. Vehim (yanılma): Râvînin rivayet kurallarını
bilmemesi sebebiyle doğru zannederek yanlış
hadis rivayet etmesidir.
4. Muhafetü’s-sikat (sika rivayetlere muhalefet):
Zayıf bir râvînin kendisinden daha güvenilir bir
râvînin rivayetlerine aykırı hadis nakletmesi
demektir.
5. Sûü’l-hıfz (kötü hafıza)

Cerh-ta’dil eden kişi sayısı olarak sahih kabul edilen
görüşe göre bir yeterli görülmüş ancak iki kişi olması
ihtiyata uygun bulunmuştur.
Hadis rivayeti karşılığında ücret almak konusu
tartışmalıdır. Hediye ve hibe bile olsa rivayet hizmeti
karşılığında menfaat elde edilmesine şiddetle karşı
çıkanlar vardır. Ancak maddi ihtiyaçların giderilmesi göz
önüne alındığında ücret almayı belli koşullarda ya da
koşulsuz şekilde caiz görenler de vardır.

Hadis münekkidlerin tenkidleri sonucunda râvîleri
güvenilirlik derecelerine göre sınıflamışlar ve bunları bazı
ifadelerle belirtmişlerdir. Raviler hakkında birer hüküm
niteliği taşıyan bu ifadelere cerh-ta’dil lafızları denir.

Ta’dil Lafızları

1. Derece: Lafız veya mana yönüyle mübalağa ifade
eden lafızlar.
2. Derece: Aynı veya farklı ta’dil lafızlarının tekrarıyla
râvînin tam güvenilirliğini gösteren lafızlar
3. Derece: Tekrar edilmeksizin güvenilirliği gösteren
lafızlar
4. Derece: Râvî’nin zabtında biraz eksiklik olduğunu
gösteren lafızlar
5. Derece: Dördüncü derecenin altında yer alan
lafızlar.
6. Derece: En düşük ta’dil lafızları

Cerh Lafızları

1. Derece: Hafif cerh lafızları
2. Derece: Orta dereceli cerh lafızları
3. Derece: Kuvvetli cerh lafızları
4. Derece: Ağır cerh lafızları
5. Derece: Çok ağır cerh lafızları
6. Derece: En ağır cerh lafızları

Râvî Biyografileri

Etbau’t-tabiin döneminde tedvin edilmeye başlanan
râvîlere dair bilgiler başlangıçta süâlât denilen eserlerde
bir araya getirilmiştir. Bu eserler aynı zamanda rical
edebiyatının da ilk örnekleridir. Râvîlerle ilgili kapsamlı
biyografi çalışmaları erken dönemlerde meyvelerini
vermeye başlamıştır. Bir kısmı günümüze ulaşabilen bu
eserlerden en önemlileri; Muhammed b. Sa’d, Halife b.
Hayyat ve İmam Müslim’in Tabakât; Yahya b. Main,
İbnü’l-Medini, Buhari, İbn Ebi Heyseme ve Zehebi’nin
Tarih ve Ahmed b. Hanbel ile Darekutni’nin İlel adlı
eserleridir.

Sahabe biyografileri; İbn Kani’nin Mu’cemü’s-sahabe’si,
Ebu Nuaym el-İsbahani’nin Ma’rifetü’s-sahab’si, İbn
Abdilberr’in el-İstiab fi ma’rifeti’l-ashab’ı, İbnü’l-Esir’in
Üstü’l-ğabe fi ma’rifeti’s-sahabe’si.
Sika râvîleri ihtiva eden kitaplar: İcli’nin ve İbn
Hibban’ın Sikat’ları, İbn Hibban’ın Meşahiru ulemai’lemsar’ı,
İbn Şahin’in Tarihu esami’s-sikat’ı ve Zehebi’nin
Tezkiretü’l-huffaz’ı.

Zayıf râvîleri ihtiva edenler: Buhârî, Ebû Zür’a er-Râzî,
Ebû Hâtim er-Râzî, Nesâî, Ebû Zekeriyya es-Sâcî, Ebû
Bişr ed-Dûlâbî, İbn Huzeyme, Ebû Ca’fer el-Ukaylî,
İbnü’s-Seken, İbn Adî, Ebu’l-Feth el-Ezdî, Dârekutnî, İbn
Şâhin, Ebû Nuaym el-İsbahânî ve İbnü’l-Cevzî’nin
Duafâ’ları, İbn Hibbân’ın Mecrûhîn’i Zehebî’nin
Mîzânü’li’tidâl’i ve el-Muğnî fi’d-duafâ’sı ile İbn
Hacer’in Lisânü’l-Mîzân’ı.

Sika ve zayıf zâvîleri ihtiva eden (karma) eserler: İbn
Sa’d’ın et-Tabakât’ı, İbn Maîn et-Târih’i, Buhârî ve İbn
Ebî Hayseme’nin et-Târihu’l-kebîr’leri, Fesevî’nin el
Ma’rife ve’t-târih’i İbn Ebî Hâtim er-Râzî’nin el-Cerh
ve’t-ta’dîl’i karma ricâl kitaplarıdır.

İsim, Künye, Lâkab, Ensab ve Büldan Kitapları: Ali b.
El Medînî ve Ahmed b. Hanbel’in el-Esâmî ve’l- Künâ’sı,
Buhârî ve Müslim’in el-Künâ’sı, Ebû Bişr ed-Dûlâbî’nin
el-Künâ ve’l-esmâ’sı, İbn Mâkûlâ’nın el-İkmâl fî ref’i’lirtiyâb’ı,
Sem’ânî’nin el- Ensâb’ı, Yâkût el-Hamevî’nin
Mu’cemü’l-büldân’ı.
9
İLK DÖNEMDE HADİS ÖĞRENİM VE
ÖĞRETİMİ


1. Hz. Peygamber de, ashabını ilim öğrenmeye ve
öğretmeye teşvik eden bazı hadisleri hangileridir?

Cevap:
“Allah, kim için hayır dilerse, onu dinde fakîh (ince
anlayış sahibi) yapar” (Buhârî, İlim, 14)
“Her kim ilim öğrenmek üzere yola koyulursa, Allah ona
cennete giden yolu kolaylaştırır” (Buhârî, İlim, 10)
“Şu üç zümre kıyamet gününde şefaat eder: Peygamberler,
âlimler ve şehitler” (İbn Mâce, Zühd, 38)
“Şu iki kimseden başkasına gıpta edilmez: Allah’ın mal
verip hak yolda harcamayı nasip ettiği kimse ve hikmet
verip onunla hükmetmeye ve onu öğretmeye muvaffak
kıldığı kimse” (Buhârî, İlim, 15)

2. Dâru’l-erkam’ın (Erkam’ın evi) ilk İslâm toplumundaki
yeri ve önemi ne idi?

Cevap: Mekke’de gözden uzak bir yerde bulunan Dâru’lerkam
(Erkam’ın evi), İslâmın ilk zamanlarında belli bir
gizlilik içerisinde yürütülen Müslümanları eğitme
faaliyetinde önemli bir buluşma noktası idi. Hz.
Peygamber, müslüman olmuş az sayıdaki sahâbîleriyle
burada buluşur, inen âyetleri onlara tebliğ edip gerekli
bilgileri verir, onlar da bu bilgileri aralarında müzakere
ederlerdi.

3. Mescid-i Nebevî’nin ilk İslâm toplumundaki yeri ve
önemi ne idi?

Cevap: Mescid-i Nebevî, sadece bir ibadet yeri değil,
başta eğitim-öğretimolmak üzere, idarî, hukukî ve askerî
işler olmak üzere İslâm ve müslümanlarla ilgili her türlü
konunun konuşulup tartışıldığı ve karar bağlandığı çok
amaçlı bir merkez olarak kullanılıyordu. Bu yapısıyla
Mescid-i Nebevî, İslâm’ın ilk kurumsal binası olmak
yanında ilk örgün eğitim kurumu niteliği taşır. Hz.
Peygamber, ashâbı ile birlikte burada sık sık ilim ve
sohbet meclisleri oluşturur; gerekli gördüğünde onları
toplar ve çeşitli konularda bilgilendirirdi. Özellikle sabah
namazından sonra halkalar halinde mescidde oturur,
Kur’an okur, dinin farzlarını ve sünnetlerini öğrenmeye
çalışırlardı.

4. Hz. Peygamber’in öğretiminde dikkat çekici nokta
neydi?

Cevap: Hz. Peygamber, muhataplarının bilgi ve anlayış
seviyelerini dikkate almasıdır.

5. Hz. Peygamber’in öğretimi, ne faaliyetidir?

Cevap: Hz. Peygamber’in öğretimi, aslında bir hadis
öğretme faaliyetidir. Zira onun dine ve hayata dair
söylediği ve yaptığı her şey, hadis kapsamında
değerlendirilir.

6. Sahâbîlerin hadis öğrenme metotları nelerdi?

Cevap: Hz. Peygamber’in ilim ve sohbet meclislerini
ensarlı bir komşusu ile nöbetleşe takip eden Hz. Ömer, bu
konudaki yöntemini şöyle anlatır: “Resûlüllah’ın
meclislerini komşumla nöbetleşe takip ederdik. Bir gün o
giderdi, bir gün de ben. Ben gittiğim zaman o günün vahiy
ve diğer konularla ilgili haberlerini ona getirirdim; o da
gittiğinde bana getirirdi.” (Buhârî, İlim, 27) Uzaktan gelen
bazı sahâbîler ise, Hz. Peygamber’in yanında günlerce
kalıp gerekli dinî bilgileri alır, ibadet şekillerini görüp
öğrenirlerdi. Sahâbenin hadis öğrenme metodlarından biri
de öğrendiklerini kendi aralarında müzakere yani tekrar
etmek, iyice anlayıp hafızalarına yerleştirmekti.

7. Hadis/sünnet mirasını asırlar ötesinden günümüze
taşıyan asıl sır, nedir?

Cevap: Hz. Peygamber’in huzurundayken ve onu
dinlerken bir sahabînin ifadesiyle “başlarına kuş
konmuşçasına” sessiz, sâkin, dikkat ve ciddiyet içinde
olmalarıdır.

8. Sahâbenin Hz. Peygamber’e ve Sünnete bağlılıklarına
dört halifeden bazı örnekler nelerdir?

Cevap: Hz. Ebû Bekir, halife seçildiğinde ilk iş olarak Hz.
Peygamber’in Şam’a göndermek üzere hazırladığı Üsâme
komutasındaki orduyu, “Peygamber’in bağladığı bir
sancağı çözmek bana yakışmaz” diyerek Şam’a
göndermekte tereddüt etmemiştir.
Hz. Ömer, bir defasında Kâbeyi tavaf ederken Haceru’lesved’in
karşısına geçti ve şöyle dedi: “İyi biliyorum ki,
sen bir taşsın; senden ne zarar gelir, ne de fayda. Şayet
Resûlüllah’ın seni öpüp selâmladığını görmüş
olmasaydım, seni ne öper ne de selâmlardım.”
Hz. Osman, bir gün Mescid-i Nebevî’de otururken
getirilen yemeği yeyip namaz kıldıktan sonra şöyle dedi:
“Aynen Resûlüllah’ın oturduğu yerde oturdum, yediği
yemeği yedim ve kıldığı namazı kıldım.”
Hz. Ali de, ayakta su içmesine pek anlam veremeyenlere
şöyle demişti. “Ayakta su içmişsem, Resûlüllah’ın da
ayakta su içtiğini gördüğüm içindir. Oturarak su içmişsem
yine Resûlüllah’ın otururken su içtiğini gördüğüm
içindir.”

9. Sahâbîleri hadis konusunda titiz davranmaya, hatta
önde gelen bazı sahâbîleri hadis rivâyetine karşı
çekingenliğe, duydukları rivâyetleri kabulde ise sıkı
kontrol mekanizmaları kullanmaya sevk eden hadis
hangisidir?

Cevap: Hz. Peygamber’in “Kasıtlı olarak bana yalan
isnad eden cehennemdeki yerine hazırlansın.” Hadisi.

10. Sahâbe döneminde hadis öğrenim ve öğretiminin
özelliği ne idi?

Cevap: Şifâhî usulle yapılmasıdır. Yazı geleneğinin pek
bulunmadığı bu dönemde hadisler ezberlenmekte,
ezberlenen hadisler müzâkere yoluyla korunup hâfızada
kalıcı hale getirilmekteydi.

11. Hicrî 150’li yıllardan itibaren daha önce tedvin edilen
hadisler konularına göre tasnîf edilmeye başlamıştır ,
bunun ilk örneği hangi eserdir?

Cevap: Ma’mer b. Râşid’in el-Câmi’ adlı eseri bunun ilk
örneği sayılır.

HADİSİN COĞRAFÎ MERKEZLERİ

12. İslâm’da ilk eğitim-öğretim müessesesi neresidir?
Cevap: Mescid-i Nebevî (Peygamber Mescidi).

13. Mescid-i Nebevî ‘nin bitişiğinde bulunan Suffe nedir?

Cevap: Suffe, aslında yoksul sahâbîlerin barınması için
mescidin inşası esnasında Hz. Peygamber tarafından
yaptırılan bir barınaktır. Fakat orada kalanlar, vakitlerini
Resûlüllah’ı dinleyip ondan İslâm’ın esaslarına ilişkin
bilgiler öğrenerek geçirmeleri sebebiyle zamanla yatılı bir
eğitim kurumu haline dönüşmüştür. Hz. Peygamber’in
sürekli yakınında bulunmaları sebebiyle, Kur’an’ın inişi
dâhil olmak üzere onunla ilgili pek çok olaya şahit olan
Suffe mensupları, değişik konularda Resûlüllah’a
sordukları sorularla birçok konunun aydınlatılmasına
vesile olmuşlardır. Eğitim-öğretim işleriyle bizzat
ilgilenen Hz. Peygamber, ayrıca onlara Suffe’de ders
veriyordu. En fazla hadis rivâyet eden sahâbî olan Ebû
Hureyre, Suffe ehlinin meşhurlarndandır. O, diğer
sahâbîlerin neden kendisi kadar hadis rivâyet
etmediklerini soranlara, muhâcirler çarşıda pazarda, ensar
da malları ve mülkleriyle meşgulken ehl-i Suffe’den biri
olarak Resûlüllah’ın yanından ayrılmadığını, diğer
sahâbîlerin bulunmadığı meclislere katılıp onların Hz.
Peygamber’den duymadığı hadisleri duyup ezberlediğini
söyleyerek cevap vermiştir. Ayrıca Suffeli’ler, dinledikleri
hadisleri diğer sahâbîlere de naklederek hadislerin
yayılmasına önemli katkıda bulunmuşlardır.

14. Fetihten sonra ilim ve kültür faaliyetlerini organize
etmek üzere vahyin beşiği olan Mekke’ye kim gönderildi?

Cevap: Muaz b. Cebel.

15. Şam’a Hz. Ömer, buradaki müslümanları din
konusunda aydınlatmak üzere başta hangi Sahâbîleri
gönderdi?

Cevap: Muâz b. Cebel, Ubâde b. Sâmit, Ebu’d-Derdâ ve
Abdurrahman b. Ğanem .

16. Hicaz merkezli İslâm coğrafyası fetihlerle dört yöne
alabildiğince genişlemiştir ,İlim Merkezleri veya Hadisin
Coğrafî Merkezleri olarak adlandırılan bu yerlerin
başlıcaları nerelerdir?

Cevap: Medine, Mekke, Şam’a Dımaşk da denir, Kûfe,
Basra, Bağdâd, Cezîre, Yemen, Mısır, Mağrib ve Endülüs,
Horasan ve Mâverâünnehir.

17. Kûfe nasıl ilim ve kültür merkezi haline geldi?

Cevap: Hz. Ömer döneminde fethedilen Kûfe, birçok
sahâbînin yerleşip vatan edindiği yer olmuştur. Hz. Ali’nin
hilâfetinde Medîne yerine hilâfet merkezi yapılınca kısa
sürede bir ilim ve kültür merkezi haline geldi.

18. Basra’nın önemli bir ilim şehri olarak ün yapmasının
önemli sebepleri nelerdir?

Cevap: Hilâfet merkezinin Kûfe’ye nakledilmesiyle
bölgenin ikinci ana merkezi haline gelmiştir, Müksirûn
(binden fazla hadis rivâyet etmiş yedi sahâbî) arasında
üçüncü sırada yer alan Enes b. Mâlik buraya yerleşmiş ve
yüz üç yıllık bereketli ömrünün büyük bir kısmını burada
geçirip vefat etmiştir. Bu durum, hadis öğrenimi ve
öğretimi açısından Basra’ya bir ayrıcalık kazandırır.

İLİM YOLCULUKLARI

19. Rihle nedir?

Cevap: Hz. Peygamber’in hadislerini birinci ağızdan
dinleyip öğrenmek, ashâbın ilim ve irfanından
faydalanmak üzere yapılan ilim yolculuklarına denir.

MEDRESELER VE DÂRULHADÎSLER

20. Hadise yaraşır şekilde öğretimini sistemli hale
getirmek üzere kurulan ilk özel hadis öğretim merkezi
neresidir?

Cevap: Ebû Bekir b. Ahmed es-Sıbğî (ö. 342/954)
tarafından Nîşâbur’da kurulan Dârussünne (sünnet evi) bu
merkezlerin ilki sayılır.

21. Hicrî VI. asrın ikinci yarısında hadis öğretimi
konusunda kurulan ilk okul hangisidir , kim kurmuştur?

Cevap: Dârulhadîs (Hadis evi) denilen bu merkezlerin
ilki, Selçuklu Atabeylerinden Nûreddin Mahmud Zengî (ö.
569/1173) tarafından Dımaşk’ta (bugünkü Şam’da)
kurulan Dâru’l-hadîsi’n-Nûriyye’dir.

22. Selçuklular’ın en dikkat çekici icraatlarından biri
nedir?

Cevap: Hâkimiyetleri altındaki topraklardaki imar
faaliyetleri çerçevesinde medreseler inşa etmeleridir.

23. 13. asırda Anadolu’da kurulan ilk dârulhadîs
neresidir?

Cevap: Günümüzde Taşmescid diye bilinen Çankırı
Dârulhadîsi’dir.

24. Osmanlı döneminde ilk dârulhadîs hangisidir?

Cevap: I. Murat devrinde (1360-1389) Çandarlı Hayrettin
Paşa tarafından İznik’te yapılmıştır.

HADİS ÖĞRENİM VE ÖĞRETİM ÂDÂBI

25. Hadis ilminde de uyulması gereken kurallara ne
denir?

Cevap: Bu kuralların olmazsa olmazlarına rivâyet
teknikleri, olmazsa onmazlarına rivâyet âdâbı denir. Güzel
ahlâk, hayâ, nezâket, zerâfet, yol, yordam gibi anlamlara
gelen edep kelimesinin çoğulu olan âdâb, hadis öğrenim
ve öğretiminde ahlâk ve terbiye kurallarına göre uyulması
gereken yerleşik esaslar, günümüz tabiriyle bilimsel etik
kuralları demektir.

26. Hadis öğrenmede öğrencinin uyması gerekenler
kurallar nelerdir?

Cevap:
• İhlâs ve İyi Niyet
• Öğrendiğiyle Amel Etmek
• Hadisi Ehlinden Almaya Çalışmak
• Hocaya Saygı Göstermek
• Arkadaşlarıyla Bilgi Paylaşmak
• İlmî ve Tedricî Bir Metod Takip Etmek
• Hadis Usûlüne Önem Vermek

27. Hadis öğrenmede hocanın uyması gerekenler kurallar
nelerdir?

Cevap:
• İhlâs ve İyi Niyet
• Üstün ahlâka sahip olmak
• Hocalık Ehliyetine Riâyet
• Bunama Halinde Hocalığı Bırakmak
• Kendisinden Üstün Olanlara Öncelik Vermek
• Hadise Saygı ve Hadis Meclisine Özen Göstermek
• Eser Yazmak ve Bilimsel Faaliyette Bulunmak
10
Giriş
Hz. Peygamber’e Kur’an’daki bazı ayetlerle tebliğ, beyan
ve tezkiye görevleri verilmiştir. O, Allah’tan aldığı vahyi
insanlara tebliğ etmenin yanı sıra bu vahiyleri örnek
yaşam biçimiyle (üsve-i hasene) de somutlaştırmıştır. Hz.
Muhammed’in ölümünün ardından “Âlimler
peygamberlerinin varisleridir.” (Buhari, İlim,10) hadisine
dayanarak kendilerini ilim varisi olarak kabul eden sahabe
ve onları takip edenler sünnet bilgisini aktarma konusunda
kendilerini sorumlu kılmışlardır.

İlk Dönemde Hadis Öğrenim ve Öğretimi

Hz. Peygamber ashabına eğitim ve öğretim konusundaki
rehberliğini Mekke ve Medine’de gösterdiği faaliyetlerle
ortaya koymuştur. “Allah’a karşı ancak âlim kulları gerçek
anlamda saygı duyar” (35Fatır, 28) ve “De ki: Hiç
bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (39Zümer, 9)
meallerindeki ayetlerden anlaşıldığı gibi Allah ilmin
önemini vurgulamış ve Hz. Peygamber de ashabını ilim
öğrenmeye ve öğretmeye teşvik etmiştir.
Hz. Peygamber dönemindeki ilk dini eğitim yerlerinden
biri Daru’l-erkam (Erkam’ın evi) olarak bilinen mekândır.
Bu mekân Mekke’de gözden uzak bir yerlerde bulunur ve
eğitim belli bir gizlilik içerisinde yürütülürdü. Daha sonra
Hz. Peygamber’in evi, İslam eğitim merkezlerinden biri
haline gelmiştir.

Medine’ye hicretten sonra Hz. Peygamber’in yaptığı ilk iş
bir mescit inşa etmek olmuştur. Mescid-i Nebevi olarak
bilinen İslam’ın ilk kurumsal binası olma özelliği taşır.
Burada sadece ibadet yapılmaz aynı zamanda başta
eğitim-öğretim olmak üzere, idari, hukuki ve askeri işler
de konuşulup karara bağlanırdı. Ancak Hz. Peygamber’in
dini öğretme faaliyetleri mekânlar ve zamanlarla sınırlı
değildi. Evde, çarşıda, pazarda, mescitte kısacası her
zaman ve her yerde ashabını eğitirdi. Ancak insanların
bundan sıkılacağını düşünerek eğitimi haftanın belli
günlerine yayardı. Bu durum günümüzde eğitimde
süreklilik adı altında ifade edilen yaygın eğitim
politikasını izlediğini göstermektedir.
Hz. Peygamber’in hadis öğretme metodu da oldukça
önemlidir. Bu konuda anlattığı kişilerin bilgi ve anlayış
seviyelerini dikkate almaktadır. Ayrıca bazı soyut
sorularda da somutlaştırma yaparak konuyu daha anlaşılır
hale getirmektedir.

Hz. Peygamber’in dine ve hayata dair yaptığı ve söylediği
her şey hadis kapsamında değerlendirilmektedir. Onun
davranışlarını sünnet olarak gören ve ondan ders alan
kişiler de sahabelerdir. Sahabeler ilim öğrenme ve
öğretme konusunda büyük bir duyarlılık göstermişlerdir.
Ancak elbette ki sahabeler her zaman onunla beraber olma
fırsatı bulamıyorlardı. Bu durumda dersleri takip
edebilmek adına kendi içlerinde yöntemler
geliştirmişlerdi. Bunlardan birisi öğrenenlerin
öğrenemeyenlere anlatmasıdır. Ya da diğer bir yöntem iki
komşunun nöbetleşe olarak eğitime katılıp birbirine
anlatmasıdır. Bunlar dışında sahabeler öğrendikleri şeyi
kendi aralarında da müzakere ederek daha uzun süre
akılda tutabiliyorlardı. Bunun dışında Hz. Peygamber’in
günlük hayattaki tutum ve davranışlarını da izleyerek
onlardan da ders çıkarmışlardır.

İlk dört halife ve sahabeler Hz. Peygamber’e duyduğu
sevgi ve saygıdan dolayı ölümünden sonra da sünnetine
büyük ilgi duymuş ve onu yaşatmak için hadislerini
yaymaya devam etmişlerdir. Elbette ki bu konuda temkinli
davranmışlar, doğru olmayan bilgileri yaymamaya
çalışmışlardır. Hz. Peygamber’in “Kasıtlı olarak bana
yalan isnad eden cehennemdeki yerini hazırlasın.” demesi
onları daha titiz davranmaya itmiştir.

Bazı hadisler olduğu gibi bazıları da manasıyla rivayet
edilmiştir. Örneğin fiili sünnetlerdeki rivayetler
Peygamber’e değil sahabelere aittir. Çünkü bizzat şahit
oldukları davranışları anlatmışlardır. Ancak Peygamber’in
sözlerini aktarırken bazı sahabeler unutmak ya da
karıştırmaktan çekinince onlara “Manada isabet ettiğiniz,
haramı helal helali haram kılmadığınız sürece mana ile
rivayet etmenizde bir sakınca yoktur” demiştir. Bu
dönemde hadis öğrenim ve öğretiminin karakteristik
özelliklerinden biri de şifahi usulle yapılmasıdır. Yazı
geleneğinin bulunmadığı bu dönemde hadisler ezberlenip
müzakere edilerek zihinlerde kalıcı hale getirilmektedir.

Hadisin Coğrafi Merkezleri

Peygamber’in ölümünden hemen sonra İslam toprakları
genişlemeye başlamıştır. Hz. Peygamber’e öğrencilik
etmiş sahabeler bu yeni fethedilen yerlere gidip oralarda
hocalık yapmışlardır. Oralardaki Müslüman halk da uzak
yakın demeden bu kişilerden ders almaya büyük ilgi
göstermiştir. Kısa sürede birer ilim merkezine dönüşen bu
yerlerden başlıcaları şunlardır:

• Medine: İslam’ın ilk merkezi denilebilir. Hicretten
hemen sonra Hz. Peygamber tarafından inşa
ettirilen Mescid-i Nebevi bir ibadethane olmanın
ötesinde bir eğitim merkezi de olmuştur. Bu
mescidin bitişiğinde bulunan ve başlangıçta yoksul
sahabelerin barınması için yapılan Suffe de
zamanla yatılı bir eğitim kurumu haline gelmiştir.
Hz. Peygamber’in sürekli yakınında bulunmaları,
birçok davranışına şahit olmaları ve değişik
konularda sordukları sorularla da birçok konunun
aydınlatılmasına sebep olmuşlardır. Ayrıca
Suffeli’ler dinledikleri hadisleri diğer sahabelere
naklederek hadislerin yayılmasına katkıda
bulunmuşlardır.

• Mekke: Mekke fethedildikten sonra buraya ilim ve
kültür faaliyetlerini organize etmesi için Muaz b.
Cebel muallim olarak gönderilmiştir. Daha sonra
da İbn Abbas Hz. Ali şehit edildikten hemen sonra
Mekke’ye yerleşip ömrünün geri kalanını burada
öğrenci yetiştirerek geçirmiştir. Mekke ve Medine
aynı zamanda hac mekânlarıdır. Ancak hac
amacıyla gelen birçok kişi buradan sahabelerden
hadis öğrenerek geriye dönmüşlerdir. Hatta asıl
geliş amacının bu olduğunu itiraf eden ziyaretçiler
de bulunmaktadır.

• Şam: Hz. Ebu Bekir döneminde alınan Şam’a fetih
ordusunun büyük bir kısmı yerleşmiştir. Daha
sonra Hz. Ömer buradaki Müslümanlar’ı din
konusunda aydınlatmak üzere Muaz b. Cebel,
Ubade bin Samit, Ebu’d-Derda ve Abdurrahman b.
Ganem gibi birçok ünlü sahabeyi görevli olarak
göndermiştir.

• Kufe: Hz. Ömer döneminde fethedilmiş ve birçok
sahabe yerleşmiştir. Hz. Ali ve İbn Mes’ud’un
Kufe’nin bir bilim merkezi olarak tanınmasında
büyük payı vardır. Bu nedenle yüzlerce sahabe
buraya yerleşmiştir. Ayrıca “Türklerin mezhebi”
olarak bilinen Hanefi mezhebinin de
şekillenmesinde bu iki sahabeyle gelen rivayetler
oldukça belirleyici bir role sahiptir.

• Basra: hilafet merkezi Kufe’ye nakledildikten sonra
Basra ikinci ana merkez haline gelmiş ve önemli
bir ilim şehri olarak ün yapmıştır. Müksirun
(binden fazla hadis rivayet etmiş yedi sahabe)
arasında üçüncü sırada yer alan Enes b. Malik
buraya yerleşmiş ve ömrünün büyük bir kısmını
burada geçirmiştir.

• Bagdad: Abbasiler’in hilafeti ele geçirmelerinden
sonra halife Mansur tarafından kurulmuştur.
İlerleyen yüzyıllarda kurulan Nizamiye medreseler
kompleksinin ilk ve en gelişmişinin açıldığı
şehirdir.

• Cezire: günümüzde Anadolu topraklarında kalan ve
Cizre olarak bilinen yerdir. Hz. Ömer zamanında
fethedilmiş ve önemli sahabeler burada yaşamıştır.

• Yemen: Hz. Peygamber tarafından Muaz bin Cebel
ve Ebu Musa el-Eş’ari’nin vali olarak gönderildiği
yerdir. İlk hadis tasnifçisi olan Ma’mer b. Raşid ve
öğrencisi Musannef sahibi Abdürrezzak b.
Hemmam Yemen coğrafyasında yetişmiş önemli
muhaddis ve musanniflerdir.

• Mısır: Hz. Ömer zamanında fethedilmiştir. Mısır’ı
fetheden ordu içinde Zubeyr b. Avvam, Ubade b.
Es-Samir, Mesleme b. Muhalled ve Mikdad b.
Esved gibi seçkin sahabeler vardır. Mısır
mektebinin sembolik şahsiyeti haline gelen
Abdullah b. Amr, aynı zamanda Şafii’nin hadis
alyapısının dayandığı kişidir.

• Mağrib ve Endülüs: Hz. Ömer zamanında başlayan
Kuzey Afrika fetihleri, Hz. Osman zamanında
Atlas Okyanusu’nun en uç noktasına ulaşmıştır. Bu
fetih seferlerine pek çok sahabe katılmış, bunların
bir kısmı fetih ordularının mensubu olarak orada
bulunurken bir kısmı da İslam’ı öğretmek için
gerekli müesseseleri kurmak için
görevlendirilmişti.

• Horasan ve Maveraünnehir: bu bölge Türkler’in
İslam’a girmesini sağlayan fetihleri göz önünde
bulundurunca çok hareketli ve bereketli dönemler
geçirmiştir. Büreyde el-Eslemi, Ebu Berze elEslemi,
Kusem b. Abbas gibi sahabeler buraya
gelip burada İslam mesajlarını yaymışlardır.

İlim Yolculukları

İslam fetihleri ile birlikte sahabeler Daru’s-sünne (Sünnet
yurdu) olarak bilinen Medine ve Hicaz Bölgesi’nden
ayrılıp fethedilen topraklara asker, idareci ve ilim adamı
gibi görevlerle dağılmışlardır. Onların yerleştiği yerler
birer ilim merkezi haline gelmiş ve Müslümanlar uzak
yakın demeden Hz. Peygamber’in hadislerini birinci
ağızdan dinlemek üzere rihle denen zorlu ilim
yolculuklarına katlanarak onları ziyarete gelmişlerdir.

Medreseler ve Dârulhadisler

İslamiyet’in ilerleyen dönemlerinde bu din ve hadis
eğitimi sistemli hale dönüştürülmüştür. Selçuklu sultanı
Nizamülmülk (ö. 485/1092) Bağdat ve Nişabur başta
olmak üzere birçok merkezde Nizamiye Medreseleri
olarak tanınan medreseler zincirini açmıştır. Hicri
6.yüzyılın ikinci yarısında ise sadece hadis eğitimi veren
Daulhadis’ler kurulmaya başlandı. Bunlardan ilki Selçuklu
atabeylerinden Nureddin Mahmud Zengi tarafından
Şam’da kurulan Daru’l-hadisi’n-Nuriyye’dir.
Sulçuklu Devleti’nin en önemli icraatlarından birisi
hakimiyet altına aldıkları topraklara medreseler inşa
etmeleri olmuştur. Diğer taraftan Selçuklu hükümdarları I.
Aladdin Keykubad ile II. Gıyaseddin Keyhüsrev
döneminde İslam dünyasında yoğun şekilde dârulhadîs
kurulmaya başlanmıştır. Bu dönemde Anadolu’da kurulan
ilk dârulhadîs günümüzde Taşmescid olarak bilinen
Çankırı Dârulhadîsi’dir. İkincisi ise Sivas’ta inşa edilen
Çifte Minareli Medrese Dârulhadîsi’dir. Bu listeyi
uzatmak mümkündür.

Osmanlı döneminde ilk dârulhadîs I. Murad Dönemi’nde
(1360-1389) Çandarlı Hayrettin Paşa tarafından İznik’te
yapılmıştır. Ancak Erken Osmanlı dârulhadîslerinin en
bilineni 828/1425’te II. Murad tarafından yaptırılan ve
Osmanlı medrese teşkilatı açısından önemli bir yere sahip
olan Dârulhadîs Medresesi’dir. Medrese kurmak Osmanlı
hanedanında bir gelenek haline gelmiş ve hemen hemen
bütün padişahlar kendi dönemlerinde medrese inşa
ettirmişlerdir. Son dönemlere gelindiğinde medrese
eğitiminde bazı çalışmalar yapılmıştır. 1910 yılında
yürürlüğe konan programla medrese eğitimleri on iki yıla
çıkartılırken sekizinci sınıfından başlamak üzere son beş
yıl Hadis ve Hadis Usulü dersleri okutulması
kararlaştırılmıştır. Şeyhülislam Mustafa Hayri zamanında
başlayan bu yeniden yapılandırılmış okullara Daru’lHilafeti’l-Aliyye
Medreseleri denmektedir. Bunun dışında
1914’te eğitime başlayan Medresetü’l-mütehassısin adlı
ihtisas medreselerinde de hadis öğretilmiştir. Ayrıca
Enderun Mektebi, Medresetü’l-vaizin, Medresetü’l-irşad
gibi mesleki eğitim veren kurumlarda da hadis eğitimine
yer verilmiştir.

Cumhuriyet’in ilanının ardından 1924’te kapatılan
medreselerin yerine kurulan Darülfünun İlahiyat
Fakülteleri hadis eğitimine devam etmiştir. Ancak onların
da 1933 yılında kapatılmasıyla birlikte 1949 yılına kadar
geçen on altı yılda hadis eğitimi veren herhangi bir kurum
bulunmamaktadır. 1949’da Ankara’da açılan bir ilahiyat
fakültesi, 1951’de açılan İmam Hatip okulları, ilki
1959’da İstanbul’da öğretime başlayan Yüksek İslam
Enstitüleri ve 1982’de onların dönüştürüldükleri ilahiyat
fakülteleri günümüzde hadis eğitiminin verildiği önemli
kurumlardır.

Hadis Öğrenim ve Öğretim Adabı

Her alanda olduğu gibi hadis alanında da öğrenim ve
öğretim sırasında uyulması gereken kurallar
bulunmaktadır. Bu kurallar öğrencinin ve hocanın uyması
gereken kurallar olarak iki grupta incelenmektedir.

Öğrencinin uyması gereken kurallar:

1. İhlas ve iyi niyet,
2. Öğrendiğiyle amel etmek,
3. Hadisi ehlinden almaya çalışmak,
4. Hocaya saygı göstermek,
5. Arkadaşlarıyla bilgi paylaşmak,
6. İlmi ve tedrici bir metod takip etmek,
7. Hadis usulüne önem vermek.

Hocanın uyması gereken kurallar:

1. İhlas ve iyi niyet,
2. Üstün ahlaka sahip olmak,
3. Hocalık ehliyetine riayet,
4. Bunama halinde hocalığı bırakma,
5. Kendisinden üstün olanlara öncelik vermek,
6. Hadise saygı ve hadis meclisine önem göstermek,
7. Eser yazmak ve bilimsel faaliyette bulunmak.
Sayfa: 1 2 3 4 5 6 ... 10