Son İletiler

Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 ... 10
1
Komik hikayeler / Eşekli Misafir
« Son İleti Gönderen: D®agon 10 Temmuz 2024, 06:59:03  »
Bir gün bir köye eşekli misafir gelir. Ahırları yoktur. Hayvanı avluda suni olarak havuza benzetilen bir su çukurunun başına bağlarlar. Gelin şimdi olayı kendi ağzından dinleyelim.
Ortaokul imtihanlarına çalışıyordum. Gece geç saatlere kadar ders yapmam gerekirdi. Ama ne mümkün? Eşek bir saniye durmuyordu ki… Bir anırdı mı sesi gecenin karanlığında, yedi mahalle öteden duyuluyordu. Susturmam lazımdı. Ya Rabbi ne yapayım? İçeriye girdim; bulgur çuvalını yavaşça açtım; bir sahan bulgur aldım; önüne koydum. Birkaç dakika sustu; biraz sonra yine yeri göğü birbirine katmaya başladı. Çıktım. Zırlıyor da zırlıyordu. Bir yumruk attım. Karanlıkta neresine geldiyse, elim kırıldı sandım. Yumruğum ağzımda içeri girdim. Dövmek için bir şeyler araştırdım; karanlıkta bulamadım. Tekrar çıktım. Kulağımın dibinde avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Kan beynime sıçradı. Boynundan kavradığım gibi bir çelme taktım paldır küldür, ikimiz birden su çukuruna yuvarlandık. Ben altta, o üstte. Bereket ki çabuk kalktı. Mevsim kıştı. O saatte ateş yoktu. Üstümdekileri çıkardım; yatağa girdim. Yorganımı başıma çektim; kendi nefesimle ısınmaya çalıştım. Bana nispet yapar gibi hiç durmadan zırlıyordu. İşi iyice azıtmıştı. Ya Rabbi ne yapacağım. Bununla başımız dertte… Bulgur veriyorum susmuyor. Yumruk atıyorum, benim elim acıyor. Kafakola alıyorum, üstüme düşüyor. Kalktım, avludan çıkarıp bahçenin dibine götüreyim dedim. Belki sesi az gelir diye düşünüyordum. Ben tam ipinin bağlı olduğu kazığı el yardımıyla bulmuşken, yine başlamasın mı anırmaya… Hem de ne zırlama… Hırsla kazığı yerinden çekmişim. Bir vurdum. Kazık vurduğum yerde kaldı. Çektim çektim çıkmadı. Ben de bıraktım. Hayret… Susmuştu. İki yandaki kapıları kapadım. Sabaha kadar avluda gezindi durdu. Buna çoktan razıydım. Çalışmaya başladım. Kim bilir ne zaman geçtikten sonra uyumuşum.

Sabahleyin anamın sesiyle uyandım. Misafire sesleniyordu:   
-   Gel hele, gel hele; senin bu eşeğin niye böyle gülüyor?
Bir terslik olduğunu anladım. Ondan önce fırladım. Garip şey. Eşeğin ağzı bir karış ayrık… Etrafa sırıtarak bakıyordu. Yaklaştım dikkatlice baktım. Alt çenesi ile üst çenesi arasında dimdik bir şey duruyordu. Ağzı bu yüzden kapanmıyormuş. Birden anladım. Elimi soktum ve O dik şeyi tutup çektim. Karanlıkta elime gelen kazıktı. Hayvan tam anırırken ağzının içine sokmuşum. Kazık orada dimdik kalakalmış. O da ondan susmuş.

Hayatımız o kadar acı ki… Sefalet edebiyatı yapmış olmamak için, olaylara bazen mizahi açıdan bakıyorum. Hayatımıza yön ve şekil verenler… Onları rahmetle anıyorum…
2
Yürek Esintileri / Yukarıdakini hiç görmüyorsun
« Son İleti Gönderen: D®agon 10 Temmuz 2024, 06:57:13  »
Henüz okula gitmiyordum. Dayımların mısır tarlası vardı. Amcamın oğluyla oradan mısır koparmaya karar verdik. İstesek verirdi ama biz izinsiz alacaktık. Bir çuval alıp çıktık yola. Bahçenin ortasında uzun bir ağaç vardı. Birden bir fikir geldi aklıma…
- Emmoğlu…
Dedim.
- Ne var?
Dedi.
- Ben şu ağacın tepesine çıkayım; etrafı gözetleyeyim. Olur ki bir gelen olur. Ben sana işaret verdim mi sen kaçarsın.
Aklına yattı. Ben ağaca tırmandım. Aaa birde baktım dayım birkaç adım ilerde geliyor. Hiç sesimi çıkarmadım. Nasıl çıkarayım ki duyulacak. Emmoğlu büyük bir bir güven içinde mısırları koparmaya başlamıştı bile… Nasıl olsa gözcü var gelen olursa haber verir. Öyle de ses çıkarıyordu ki… Dayım sessizce sokuldu. Yanına kadar geldi. Dayım kolundan tuttu. Neye uğradığını şaşırmıştı. Kulağının dibine bir tokat patlattı. Bir daha, bir daha…
_ Ulan utanmaz diyordu, istedin de vermedik mi?.. Hıııı… Vermedik mi… Al al al…
Emmoğlu dayanamadı:
- Hep beni dövüyorsun; yukarıdakini hiç görmüyorsun dedi.
Dayım daha fazla kızdı:
- Bakın hele edepsize, dedi… Madem ki yukarıdakini biliyorsun da niye hırsızlık yapıyorsun ha, niye yapıyorsun?

Dayım sanmıştı ki; yukarıdakinden, yani Allah’tan kork demek istiyor. Emmoğlu can havliyle beni ele vermek istemişti ama dayım anlamadı. Biz paçayı kurtardık.
3
Kişisel Gelişim / ANLAYARAK HIZLI OKUMA TEKNİKLERİ NEDİR?
« Son İleti Gönderen: D®agon 06 Temmuz 2024, 02:40:44  »
Çeşitli kelimelerin beyne daha hızlı iletilerek bir metnin çok daha kısa sürede okunabilmesini, anlaşılabilmesini ve algılanabilmesini sağlayan ve gözlerimizin dudak kıpırdatma hızımıza oranla çok daha büyük imkân sunmasına dayanan bir tekniktir.

NEDEN ANLAYARAK HIZLI OKUMA TEKNİKLERİ EĞİTİMİNE İHTİYAÇ VAR?

Sıradan her insanın beyni 1 dakikada 1000-1200 kelimeyi algılayabilecek potansiyele sahipken okuma kültürü çok gelişmiş ve kelime hazinesi zengin pek çok insan dahi okumasını dudak kıpırdatma hızına tekabül eden 150-250 kelime aralığı ile sınırlandırmaktadır. Oysa her şey biraz irade ve yaklaşık bir ay boyunca yapılacak düzenli göz egzersizleri ile çözülebilmektedir. Okumak, yetenek değil bir beceridir. Bundan dolayı da okumayı öğrenmiş herkes tarafından taviz verilmeyen bir plan çerçevesinde yapılan çalışmalarla geliştirilebilir.

EĞİTİME KATILAN KİŞİYE HANGİ KATKILARI SAĞLAR?

Anlayarak hızlı okuma eğitimi öncesi birey; kelimeleri tek tek okur. Satırları okurken sık sık duraklamalar yaşar. Geri dönüşler yüzünden okuma ritmi bozulur. Bir sınav sorusunu ortalama 40-45 saniyede okur. 1 dakikada ortalama 160-180 kelime civarında ve bir kitabı ortalama 10-12 saatte okur. Odaklanma, konsantrasyon ve dikkat dağınıklığı sorunları yaşar. Yavaş okumadan dolayı okumada bütünlüğü yakalayamaz. Anlayarak hızlı okuma eğitimi sonrasında ise; yapılan düzenli egzersizler sayesinde aktif görme alanının genişlemesi sonucunda üçlü-dörtlü gruplar halinde görür. Satırları daha akıcı okur ve okuduklarını tekrar etmez. Her sınav sorusunu yaklaşık 5-7 saniye daha hızlı okuyarak tüm sınav süresi içinde yaklaşık 25-30 dakika arttırır. 10-12 saatte okuduğu kitabı 3-4 saatte bitirir. Odaklanma, konsantrasyon ve dikkat dağınıklığı sorunlarını en aza indirir. Yazının bütününe hâkim olur, kalıcı bilgiler edinir. 1 dakikada ortalama 400-450 kelime civarında okur.

Okuma kültürünün gelişmesi ve kelime hazinesinin zenginleştirilmesi ile paralel işletilecek bir süreç sonunda birey nitelikli bir okuyucu olarak hayatını sürdürür. Eğitim-öğretim hayatı elde ettiği bu kazanım sayesinde ciddi bir ivme kazanır.

EĞİTİM SONUNDA, EĞİTİM ALAN KİŞİLERDE;

Aynı okuma süresi içinde, daha çok okuma imkanı elde etme,
Gözün hızlı görme yeteneğinin farkında olma,
Okurken konsantrasyonu maksimum düzeye çıkartma,
Bilgiyi analiz etme ve etüt etme yeteneğini gelişme,
Okuma ve anlama hızını geliştirme,
Metinleri anlama ve değerlendirme becerisini geliştirme,
Okumayı daha kolay ve keyifli bir hale gelme,
Geniş alanı görmenin farkındalığına varma,
Karar vermede, olayları algılamada, sürat ve intikal yeteneğini artırma,
Göz kaslarını gelişme huşularında farkındalık ve gelişim elde edecektir.
KİMLER KATILABİLİR

Her branştan anaokulu, ilkokul, ortaokul lise öğretmenleri , üniversite öğrencileri ve alana ilgi duyan herkes.

EĞİTİM DETAYLARI:

EĞİTİM ORTAMI: Zoom Meeting Programı (Kişiye özel link yollanacaktır)

EĞİTİM SÜRESİ:  2 Gün 18:00 – 20:20 arası

EĞİTİM MATERYALİ: Eğitim kitapçığı verilecektir. (PDF olarak)

SERTİFİKA: Eğitici eğitim sertifikası verilecektir.

Kayıt için tıklayınız.

NOTLAR:

*Kesin kayıt için ödeme yapılmalıdır.

**Ödeme yaparken açıklama kısmına “İSİM SOYİSİM ve HIZLI OKUMA” metinlerini eklemeniz gerekmektedir.

***Ödeme yapmadan önce varsa indirim kuponunuzu kullanmalısınız, indirim kuponları; anlaşmalı kurum personellerine (İndirim oranını kurumlarından öğreneceklerdir), daha önce farklı bir eğitici eğitim katılmış kişilere (%15), atölyeye katılmış velilere (%15) ve hediye kuponu kazanmış kişilere (alış veriş sonrası kazananlar, sosyal medya kampanyasında kazananlar vs) uygulanacak ve indirim kuponları tek kullanımlık şifre olarak kendilerine tanılanacaktır.

****Ödeme sisteminden tarafınıza iletilecek ödeme dekontunu saklamayı unutmayınız.

*****Ödeme sisteminden kaynaklı olumsuzluklar sebebi ile mağduriyet yaşamamınız için ödemenizin alındığını ve kesin kaydınızın oluşturulduğunu egitim@tuzder.org mail adresiyle yazışarak teyit almanız faydanıza olacaktır.

*****TÜZDER, eğitim içeriği, eğitmen, platform ve tarihleri değiştirme hakkını saklı tutar, bu konuda kursiyerler herhangi bir hak talebinde bulunamazlar. (Kesin kayıt yaptıranlara önceden haber eder ancak kesin kayıt için eğitim ödemesi yapmayanlara herhangi bir bildirimde bulunmaz.)

EĞİTİM AKIŞ TABLOSU

1. GÜN   2. GÜN
1. DERS
18.00-18.40   *Hızlı okumanın tarihçesi
* Anlayarak hızlı okuma tekniği nedir?
* Potansiyelimiz
* Hızlı okuma tekniği ile ne kadar
hızlı okuyabiliriz?
* Herkes okumasını geliştirebilir mi?
* Neden hızlı okumalıyız?   1. DERS
18.00-18.40   * ÖN OKUMA
Kitaplarda ön okuma
Metinlerde ön okuma
* Etkin okuma
* Pasif okuma
* Esnek okuma ………
OKUMA ÇEŞİTLERİ
2. DERS
18.50-19.30   * Klasik okuma ile hızlı okuma
karşılaştırması
* Hızlı okumayı engelleyen
frenler
* Anlayarak hızlı okuma eğitiminin içeriği
* Anlayarak hızlı okuma eğitiminin hedefleri
* Hızlı okuma eğitimi okuma
hızını nasıl arttırıyor?   2. DERS
18.50-19.30   EGZERSİZ ÇEŞİTLERİ
* Anlayarak hızlı okuma
bilgisayar programlarının tanıtımı
* Kitaplardan satır taramaları
* Sağ-sol göz egzersizi
(Parmak takibi)
3. DERS
19.40-20.20   * Gözün hız kazanması
* Göz ve beyin uyumu
* Hızlı okumanın aşamaları
* Her gün düzenli egzersiz
yapmanın önemi
* Gözün kötü okuma sırasındaki
hareketleri
* Gözün iyi okuma sırasındaki
hareketleri   3. DERS
19.40-20.20   * İlk ölçüm – son ölçüm
* Çizelgeler/Yol haritaları
(günlük egzersiztakip çizelgesi – ilk ve son ölçüm çizelgesi )

Anlayarak Hızlı Okuma Kursu  leftt You are not allowed to view links. Register or Login
4
Sınavlar / Etkili ve Hızlı Okuma
« Son İleti Gönderen: D®agon 06 Temmuz 2024, 01:39:16  »
ETKİN VE HIZLI OKUMA
ÖĞRENME FAALİYETİ-1
1. Aşağıdakilerden hangisi okuma türlerinden birisi değildir?
A) Sesli okuma
B) Göz gezdirme
C) Sessiz okuma
D) Yüksek sesle şiir okuma (inşat)

2. Aşağıdakilerden hangisi okuma yöntemleri arasında yer almamaktadır?
A) Tarama
B) Göz gezdirme
C) Esnek okuma
D) Sesli okuma

3. Aşağıdakilerden hangisi etkin okumanın unsurlarından birisi değildir?
A) Amaç saptamak
B) Ortam hazırlamak
C) Eğlenmek
D) Konsantrasyon

Aşağıda verilen bilgiler doğru ise yanına parantez içinde (D) yanlış ise parantez
içinde(Y) yazınız.

4. (Y ) Okuma sadece güzel vakit geçirmek amacı ile yapılan bir faaliyettir.
5. (D) Esnek okuma, okuma yöntemleri içerisinde yer almaktadır.
Aşağıdaki cümlede boş olan yere uygun sözcüğü yazınız.
6. Okuma işleminin başarısı açısından okuyucunun okuma
esnasındaki...konsantrasyonu... oldukça önemlidir.

ÖĞRENME FAALİYETİ-2

1. Aşağıdakilerden hangisi anlamak konusunun alt başlıkları arasında yer almaz?
A) Taramak
B) Değerlendirmek
C) Anlamanın tanımı
D) Kavramak

Aşağıda verilen bilgiler doğru ise parantez içine (D), yanlış ise (Y) yazınız.
2. ( D ) Algılama hızı, okunanın kavranmasında en önemli unsurdur.
3. ( D ) Anlama ve kavramanın temelinde algılama etkinliği yatmaktadır.
4. ( Y ) Zor metin ya da parçalar okunurken hızlı okuma yapılmalıdır.

Aşağıda verilen cümlede boş olan yere uygun sözcüğü yazınız.
5. Okuma becerilerimizi geliştirmeye çalışmaktaki asıl amacımız, okuma düzeyimizi
artırmak olduğu kadar......Algılama seviyemizi.......de artırmaya çalışmaktır.

ÖĞRENME FAALİYETİ-3

1. Aşağıdakilerden hangisi hızlı okumanın önündeki engellerden değildir?
A) Amaç saptamak
B) Geriye dönüş
C) Seslendirme
D) Göz idmansızlığı

2. Aşağıdakilerden hangisi hızlı okumanın faydalarından değildir?
A) Bize zaman kazandırır.
B) Daha çok kitap okuyabilmemiz için fırsat yaratır.
C) Daha çok bilgi öğrenebiliriz.
D) Hızlı okuma en çok zevk alınan okuma biçimidir.

Aşağıda verilen bilgiler doğru ise parantez içine (D), yanlış ise (Y) yazınız.
3. ( Y ) Hızlı okursak gözlerimiz çabuk bozulur.
4. ( D ) Satırlar üzerinde başı sağa sola eğerek izliyorsanız hızınız başınızın hareketi ile
sınırlanmış olacaktır.
5. ( D ) Hızlı okuma, aynı okuma süreci içerisinde daha çok metin okuma imkânı sağlar.

Aşağıda verilen cümlede boş olan yere uygun sözcüğü yazınız.
6. Okuma hızı denince genel olarak kişilerin bir dakikalık zaman diliminde
okuyabildikleri ......Kelime sayısı .......esas alınmaktadır.

ÖĞRENME FAALİYETİ-4

1. Aşağıdakilerden hangisi okumayı hızlandırma çalışmaları arasında yer almaz?
A) Etkin okuma
B) Göz egzersizleri
C) Aktif görüş alanı
D) Blok okuma

Aşağıda verilen bilgiler doğru ise parantez içine (D), yanlış ise (Y) yazınız.
2. ( Y ) Blok okumanın bir diğer ismi de etkin okumadır.
3. (  ) Gözün bir bakışta görebildiği alana “görme alanı” denilmektedir.
4. ( ) Hızlı okuma esnasında dikkat edilecek hususlardan birisi de okuma sırasında gözün belli bir ritimde hareket etmesidir.
Aşağıda verilen cümlede boş olan yere uygun sözcüğü yazınız.
5. Göz egzersizleri,.....Sürekli ve düzenli...... yapıldığında etkin ve hızlı okumaya faydalı
olacaktır.

ÖĞRENME FAALİYETİ-5

Aşağıdakilerden hangisi seçerek okuma türlerinden değildir?
A) Kelimeleri seçme
B) Cümleleri seçme
C) Ana fikirleri seçme
D) Paragrafları seçme

2. Aşağıdakilerden hangisi seçerek okumanın faydalarından değildir?
A) Bilgiye çabuk ulaşmamızı sağlar.
B) Fazlalıkları elememize yardımcı olur.
C) Gözlerimiz çok yorulmaz.
D) Her şeyi anlayarak etkin okuruz

Aşağıda verilen bilgiler doğru ise parantez içine (D), yanlış ise (Y) yazınız.
3. ( ) Seçmeli okumada zihin uyarıldığı için gözler de devamlı esnek olacaktır.
4. ( ) Seçmeli okuma okuyuculara vakit kaybettirir.
5. ( ) Seçmeli okuma ya da seçici okuma diye tanımladığımız bu teknikle daha az
sözcük okuyarak tüm ayrıntılara girmeden yazarın düşünce bütünlüğünü yakalamak
mümkün olabilecektir.

Aşağıda verilen cümlede boş olan yere uygun sözcüğü yazınız.
6. Seçmeli okumanın kuralı az zamanda çok bilgi almak ve yazıların …Her sözcüğü………….
okumadan, önemli düşünce kümelerini yakalamaktır.

Aşağıdaki cümlelerin başında boş bırakılan parantezlere, cümlelerde verilen
bilgiler doğru ise D, yanlış ise Y yazınız.

1 ( D ) Okuma işlemi vücudumuzdaki birden fazla merkezin bir araya gelerek
oluşturduğu bir verimdir.
2 ( D ) Okumanın gerçekleşebilmesi için öncelikle bir yazılı metne ihtiyaç vardır.
3 ( Y ) Yükselse şiir okuma, okuma türleri arasında yer almaz.
4 ( D ) Bir metni ya da kitabı taramak, sadece bir konu ile ilgili bir malzemeyi arayıp
bulmaktır.
5 ( D ) Taramanın en önemli özelliği okuyucuya zaman kazandırmasıdır.
6 ( Y ) Göz gezdirme metinleri tam anlamlarıyla bire bir okumak demektir.
7 ( D ) Seçmeli okuma daha az kelime okuyarak, ayrıntıların tamamına girmeden yazarın
düşünce bütünlüğünü yakalama imkânı verir.
8 ( Y ) Etkin okuma dinleyenlerin okumamızdan etkilenmesidir.
9 ( Y ) Okuma işleminin başarısı için gereken en son madde konsantrayondur.
10 ( D ) Zaman zaman eğlenmek ve boş zamanlarımızı değerlendirmek amacı ile okuruz.
11 ( D ) Okuma becerilerimizi geliştirmeye çalışmaktaki asıl amacımız, okuma düzeyimizi
artırmak olduğu kadar anlama düzeyimizi de artırmaktır.
12 ( D ) Zor metin ya da parçalar okunurken anlama ağırlıklı okumaya dikkat edilmelidir.
13 ( Y ) Anlamak çok sayıda sayfa okumak demektir.
14 ( D ) Algılama hızı, okumanın kavranmasında en önemli unsurdur.
15 ( Y ) Çok okumak her şeyi anlayarak okumaktır.
16 ( D ) Hızlı okuma, anlam kaybetmeden, dakikada okunan sözcük sayısını artırmak için
geliştirilmiş bir çabadır.
17 ( Y ) Göz idmansızlığı hızlı okumanın önündeki engeller arasında yer almaz.
18 ( Y ) Geriye dönüşler daha hızlı ve anlayarak okumamıza yardımcı olur.
19 ( D ) Baş hareketinin kontrolsüzlüğü kontrol altına alınabilir.
20 ( Y ) Seslendirerek okuma, okuma hızımızı artırır.
21 ( D ) Göz egzersizleri okuma hızımızı artırmaya yardımcı olur.
22 ( D ) Gözün bir bakışta görebildiği alana “görme alanı” denir.
23 ( D ) Blok okumanın diğer bir ismi de kolon okumadır.
24 ( Y ) Kolon okuma paragraf paragraf okumadır.
25 ( Y ) Seçerek okuma kaliteli yazıları okuma anlamına gelmektedir.
26 ( D ) Seçerek okuma bize zaman kazandırır.
27 ( Y ) Bütün şiirler yüksek sesle okunur.
28 ( Y ) Hızlı okuma metinlere duygu katarak okumaktır.
29 ( D ) Anlayarak ve hızlı okuyabilmek için ortamın hazır olması gereklidir.
30 ( D ) Öğrenmek okumanın en belirgin amacıdır.
5
Çıkmış Sorular / Yaşayan Dünya Dinleri Özet
« Son İleti Gönderen: D®agon 23 Mayıs 2024, 18:30:34  »
- Mecusilikte Ahura Mazda ve Angra Mainyu düalizmi hangi dönemde ortaya çıktı: Sasaniler

- Zerdüşt'e göre bütün varlıkların zuhur ettiği ilahi varlık: Ahura Mazda

- Mecusiliğin kutsal kitabı Avesta'nın Zerdüşt'e atfedilen bölümü : Gathalar

- Maniheizm'in yayıldığı bölgelerden biri: Suriye

- Taoizm'den sonra Çin'in en önemli ikinci yerli dini kabul edilen : Konfüçyanizm

- Taoizm'de ölümsüzlüğü elde etmek için yapılan yardımcı uygulamalardan biri: Perhiz kurallarına uymak

- Şintoizm'de Güneş tanrıçası ve aynı zamanda diğer tanrıların başkanı kabul edilen tanrı: Amaterasu

- Konfüçyanizm'de ibadet şekli olmayan: Amaterasu'ya ibadet

- Budizm'in başlangıcını oluşturan ilk vaaz: Dharma

- Budizm'in nihai hedefi olan kurtuluşu ifade etmek için kullanılan bir kelime olup "sönme" "sakinleşme" anlamına gelir: Nirvana

- Mahayana: Boddhisattva inancı, herkesin bir buddha haline gelmesi, trikaya (Buddhanın üç farklı bedene sahip olduğu anlayışı), merhamet ve hikmet, ibadet, laik kişlerin önemli oluşu, felsefedeki yeni düşünceler, nirvana ve samsara ilişkisi ve yeni sutralar. Mahayana, Budist mezhebinin özellikleridir.   

- Budist cemaatini oluşturan gruplardan biri: Erkek keşişler

- Hinduizm'de hakikatı görme sürecinin safhaları olan "sessizlik, derin düşünme ve vizyon" ne ile adlandırılır: Tapas

- Caynizm'in kurucularıyla ilgili yanlış olan: Her bir cina geçmişteki geleneği yeni bir şekilde yorumlar.

- Caynizm'in kurucusu Vardhamana'nın mutlak bilgiye ulaşmak ve evrensel acıdan kurtulmanın
evrensel metodunu keşfetmek için kökünü kazıdığı unsurlardan olmayan: Hüzün

- islam alimleri tarafından ilk "Milel ve Nihal" başlığı altında yazılan ilk eser kime ait:
Abdulkadir el-Bağdadi

- Dinlere yönelik saha araştırmalarında ele alınan yöntem olmayan: Tebliğ

- Halk arasında yaygın olarak dinin Allah'tan kaynaklanan ilahi yapı yada kurum olduğu ve çeşitli kutsal değerlerin ifadesi olduğu düşünülmektedir.

- Dinlerin sınıflandırılmasında dikkate alınan özelliklerden olmayan: Melek düşüncesi

- İnsanlığın erken dönem tarihinde büyü ve sihir gücüyle insanlığın doğayı kontrol altına alabileceğinin düşünüldüğü bir zaman diliminin varlığından söz eden Batılı bilim adamı: Frazer

- Cayinizm'in iki büyük mezhebinden biridir. Dünyayı mutlak terkin bir ifadesi olarak çıplaklığı
uygular. Kadınların bu şekilde davranamayacağından kurtuluşu gerçekleştirmeye muktedir olmadığını kabul edern Cayinist mezhep: Digambaralar

- Hangisi tanrıyla doğanın birbiriyle içkinliğini içerir: Panteizm

- Bayramlar, kast yükümlülükleri ve hac yerleri gibi konuları içeren Hint kutsal metinleri: Puranalar

- XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yapılan araştırma ve incelemeler, dinle ilgili teorilerden hangisinin gerçekte masabaşı değerlendirmeler olduğunu ortaya koymuştur: Pozitivist

- Dünyada bozulan ahlaki ve tabii düzeni yeniden düzeltmek maksadıyla on farklı bedende (avatar) dünyaya inmeye başlayan varlığa ne ad verilir: Vişnu

- "Milel ve Nihal" geleneği bağlamında yazılan eserlerin Hıristiyan tarihinde yazılan apolojetik eserlerden farkı:  Farklı inanç sistemlerini ele alırken elden geldiğince onların kaynaklarına yer vermesi ve objektif tanımlama yapmaya çalışması.

- Hinduizmin ibadet ile ilgili ilkelerinden olmayan: İbadet anlayışında yeknesaklık olması

- Dinler tarihiyle ilgili Türkçe olarak yazılan en eski eser ve yazarı: Şemseddin Sami, Esatir

- Hinduizmde cenaze anlayışı ile ilgili yanlış olan: Çocuklar dahil tüm cesetler yakılır.

- Erken dönem metinleri öne çıkartan, laikler için daha çok rolü ve keşişler için daha çok
sosyal faaliyeti savunan Budistlere ne ad verilir: Protestan budistler

- Ahirete ilişkin anlatımları Budizmin etkisi ile gelişen ve insanların bu dünyada yaptıkları
iyi veya kötü işlerin karşılığını hem bu dünyada hem de gelecek dünyada göreceğini
savunan din: Konfüçyanizm

- Japon kültüründe, özellikle de muharip güçler olan samurayların terbiyesinde ve
ahlaklarında önemli tesirleri olan mezhep : Zen Budizmi

- Sih ibadeti ile ilgili yanlış olan: Sihizmde "kutsal gün anlayışı" vardır ve önem arz etmektedir.

- Konfüçyanizmin ibadet anlayışı ile yanlış olan: Ferdî ibadet ve dua şartı vardır

- Buddha her ne kadar aşkın bir tanrıya yönelik herhangi bir atıfta bulunmamış olsa da,
ölümünden sonra gelişen Budist anlayış onu, insani yapısını aşan bir şekle dönüştürmüştür.
Buddha'nın yukarıdaki niteliğini ifade etmek için kullanılan kavram: Dharmakaya

- Budist dünya görüşünün ve düşüncesinin temelini oluşturan, varlığın üç özelliğinden biri: Anicca (geçicilik )
- Çin ve Japon dinlerinden olmayan:  Cayinizm

- Günümüzde, Japonya’da halk arasında yaygın olarak yaşanan ve “popüler din” ya da
“halk dini” olarak bilinen şintoist anlayış: Minkan Şinko

- Karma inancı ile ilgili yanlış olan: İnsanların bu dünyaya tekrar tekrar gelmelerine verilen addır

- Hindistan’da “dinlerin aynı ağacın dalları” olduğu benzetmesini kullanan kişi: Mahatma Gandhi
- Halk arasındaki yaygın kullanımda din kavramının birlikte kullanıldığı terim: Kutsal

- Tanrı ya da tanrıların doğaüstü, üstün güçler olarak algılandığı görüş: Teizm

- Din kavramının Kur’an’da yer alan anlamı olmayan: Hasene

- Cayinist hayatın hedefi: Karma’dan kurtulmak

- Mezheplerin yapıları itibarıyla incelendiği ana kategoriler: İtikâdî-fıkhî-siyasi

- Tüm inanç sistemlerinde inanç esasları yanında önemli olarak kabul edilen ilke: Ahlak

- Ruhun, bedendeyken yaptığı işlerin sonucuna uygun olarak yeni bir bedende dünyaya gelmesi: Reenkarnasyon

- Budizm'de keşişler cemaatinin hayatını düzenleyen kutsal metin: Vinaya Pitaka

- Hinduizm’in kast sınıflarından olmayan: Aryanlar

- Taoizm’in en önemli dört ekolünden olmayan: Kabalist ekol

- Kurucusu Guru Nanak olan din: Sihizm

- Konfüçyanizmin en önemli dini metinlerinden olmayan: Ortayol Kitabı

- Budizm’deki dört seçkin hakikatten olmayan: Anatman

- Şintoizm’de genel olarak tanrısal varlığın her yerde mevcut olan belirtilerine ne ad verilir: Kami
- "Beş Budist Emir"den olmayan: Oruç tutmak

- İmparatorluk ailesinin emriyle kaleme alınan ve Şintoizm'in birinci dereceden en önemli
iki kutsal kitabı kabul edilen kitaplar : Kojiki ve Nihongi

- “Gök Tanrı” olarak tercüme edilen ve göklerde ikamet ettiğine inanılan Konfüçyanizm Tanrısı: Tien
- Buddha öğretisinin ana kaynağı oluşturan derlemelerden olmayan: Vinaya-Nikaya

- Hinduizm’de ayinler ve bu ayinlerin yerine getiriliş tarzını ele alan metinlere ne denir: Brahmanalar
6
2. Sınıf Oyunlar / Boyama kağıtları
« Son İleti Gönderen: D®agon 24 Ocak 2024, 21:15:29  »






7
Çocuk hikayeleri / Kardeşlik Hikayeleri - Serhat Yıldırım
« Son İleti Gönderen: Serdar Yıldırım 14 Ocak 2024, 15:13:28  »

SIRTLAN ZOBO
Sırtlan gruplarının dışladığı, aralarında barındırmadığı Zobo adındaki sırtlan bir şehrin çok yakınlarına gelmişti. Çayırın ortasında toparlak bir şey dikkatini çekti. Bu neydi? Zobo, onu kokladı. Burnuyla ittirdi. Yuvarlanıyordu. Biraz daha, biraz daha derken, o yuvarlandıkça, Zobo zevk aldıkça, oyun sürdü. Daha sonra oyunu bıraktı. Yorulmuştu. Çimenlere yattı. Uyuyakaldı.
Zobo gürültüye uyandı. Tatlı tatlı gerindi. Anında gerinmeyi bırakıp büzüştü. Vitesi geri taktı. Geri geri gitti. Az sonra çalıların arasında görünmez oldu. Ama görüyordu. Ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Bu dünyanın sahipleri yani insanlar, o yuvarlanan şeyin peşinden koşuyordu. Arada bir durup bağırışıyorlar sonra yine oyuna devam ediyorlardı. Tahta direklerin arasında biri o yanda, biri bu yanda, iki insan sabit bekliyordu. Eğer vuruş direklerin arasından geçerse gool diye bağırıyorlardı. Galiba bunlar iki ayrı takımdı ve maç yapıyorlardı. Bunları düşünürken toparlak şey yuvarlandı ve yanına geldi. Zobo fırladı, topu burnuyla ittirdi, ayaklarıyla vurdu, sahanın ortasına geldi. Zobo'yu görünce önce korkan insanlar, sonra alıştılar. Gol atınca onu alkışladılar. Koştu, koştu, insanlarla çoştu, başroldeydi ve kalıplaşmış bir takım fikirleri kırmak mümkündü.
Sonra insanlar gittiler, Zobo yalnız kaldı. Daha sonraki günlerde çok bekledi insanlar gelir diye ama kimse gelmedi. Güçlü çenesiyle ısırarak topu patlattı. Ses yüksek frekanslıydı, çok korktu. Hızla koşarak oradan uzaklaştı. Dağlara gitti. İnsan yapısı top patlıyor ve korkutuyordu. Demek ki, insan da patlar ve korkuturdu. Bunun üzerine bir daha insanlarla karşılaşmamaya söz verdi.

SON

---------------------------------------------------------

PANTER
Panterin biri, bir ovanın ortasına bakkal dükkanı açmış. Özellikle su, sulu gıdalar ve et satışları çok oluyormuş. Panter bire almış, ona satmış. Parasına para katmış, zengin olmuş. Ovada yaşayanların eğitim eksikliği panterin dikkatini çekmiş. Bakkal dükkanının karşısına ticaret okulu yaptırmış. Pek çok yavru hayvan bu okulda okumaya başlamış. Ticaret dersine panter girerek ders vermiş. Onlara ticaretin kurallarını, ticarette nelerin yapılması ve nelerin yapılmaması gerektiğini öğretmiş.
Bir yıl sonra okul ilk mezunlarını vermiş. Yavru ayı, yavru kurt, yavru tilki... şimdi kocaman olmuşlar. Mezun olur olmaz ovadaki tek ticarethane olan bakkala yönelmişler. Panter, suyu, eti kaça alıp kaça satıyor, araştırmışlar. Okulun masraflarını karşılamak için, karını giderek artıran ve bire alıp yirmiye satmaya başlayan panterden şikayetçi olmuşlar. Orman mahkemesi panteri suçlu bularak hapse atmış. Panterin ilk ziyaretçileri öğrencileri olmuş. Toplu halde gelen öğrenciler panterden özür dilemişler. Panter onları sessizce dinlemiş.
Ertesi gün panteri odasına çağıran hapishane müdürü, öğrencilerinizi iyi yetiştirmişsiniz, deyince, panter, ne demezsin, demiş. Hem biraz fazla iyi yetiştirmişim. Ticaret gelişsin, bölge kalkınsın derken, bu gidişle ticaret yok olacak.
Hapishane müdürü:  " Yok canım, öğrencileriniz bakkalı işleteceklermiş. Ticaret neden yok olsun? "
Panter:  " Bakın ben sıfırdan zirveye çıktım. Sıkıntılar yaşadım, fırtınalara göğüs gerdim. Onlar hazıra kondular. Paraşütle zirveye çıktılar. Küçük bir esinti karşısında direnemezler. Zirvede tutunamazlar. "
Aradan bir ay geçmemiş. İflas eden bakkal dükkanı kapısına kilit vurmuş. Okul zaten kapanmış, öğrenciler dağılmış. Kuraklığı yaşayan ovada bir damla suya hasret kalınmış. Ova mahkemesi davayı gözden geçirmiş ve panteri serbest bırakmış. Panter bakkal dükkanını yeniden açmış. Dükkan müşterilerle dolup taşmış. Panter kar marjını artırarak bire alıp elliye satmaya başlamış.
Panter okulu da açmış. Yeni öğrencilerine ticaret dersi vermeye başlamış. Derslerinde girişimci olmanın yararlarını ve girişimcinin korunması gerektiğini vurgulamış. Bir daha panteri hiçbir öğrencisi şikayet etmemiş.

SON

----------------------------------------------------------------

ANNE KANGURU
Bir kanguru varmış. Kesesinde yavrusunu taşırmış. Zamanla yavru büyümüş, keseye zor sığar olmuş. Ayrılık vakti gelmiş, çatmış.
Anne kanguru: " Benim güzel yavrum, artık büyüdün, kocaman oldun. Ayrılacağız, sen yoluna ben yoluma. "
Bunun üzerine yavru kanguru: " Anne, ne olur beni bırakma. Ben sensiz ne yaparım? "
Anne kanguru: " Ama canım, ben senin kadarken çoktan yalnız kalmıştım. Canımı dişime taktım, zorlukları alt ettim, hayatın kötülüklerine göğüs gerdim. Savaştım ve kazandım. "
" Anneciğim, canım benim. Ne olur, bir süre daha seninle kalayım. Gelişeyim, güçleneyim. O zaman hızlı koşarım. Dingolar, ( Avusturalya'da yaşayan bir köpek türü. ) beni yakalayamaz.
" Güzeller güzeli, Esat'ım benim. Aman, ağzından rüzgar alsın. Seni dingolara teslim etmem. Gerekirse birkaç ay daha sana bakarım. "
Ertesi gün yavrusuyla birlikte otlamakta olan anne kanguru ilerden gelmekte olan dingoları görmüş. Dingolar geliyor deyince yavru kanguru annesinin kesesine girmiş. Hızla kaçmaya başlayan anne kangurunun peşine dingolar takılmış. Giderek yaklaşmakta olan dingolardan kurtulamayacağını anlayan anne kanguru, yavrusuna şöyle demiş:  " Esat, dingolar yaklaşıyor. Şu köşeyi dönünce ağaçların arasına seni bırakacağım. Yere yat, sessizce bekle. Ben peşimdekilerden kurtulunca seni almaya gelirim. "
" Tamam oldu. "
Biraz sonra hafifleyen anne kanguru dingolarla arasını giderek açmaya başlamış. Sonunda dingolar, anne kangurunun peşini bırakmışlar. Anne kanguru çok uzaklardan geniş bir yay çizerek yavrusunu bıraktığı yere sabaha karşı gelebilmiş. Aramış, taramış, çalı diplerine, ağaç kovuklarına bakmış, bağırmış, yavrusu yokmuş. Günler sonra yavrusunu bulmaktan ümidini kesmiş ve ağlayarak bölgeyi terk etmiş. Yavrusunu başka bölgelerde arayacakmış.
Annesi Esat'ı bırakalı birkaç saat olmuştu ki, oradan geçmekte olan kanguruların kralı, Esat'ı görmüş ve yanına almış. Yavrusu olmayan kral, Esat'ı tahtının varisi olarak yetiştirecekmiş.
Böylece aradan on yıl geçmiş. Yaşlanan kral tahtını Esat'a bırakmış. Esat, kral olmuş. Kanguruları doğruluk ve adalet ilkelerine bağlı kalarak yönetmeye başlamış.  Kralın evlatlığı Esat'a tahtını bıraktığı haberini duyan anne kanguru çok heyecanlanmış. Yeni kral acaba onun yavrusu olabilir miymiş? Adı da yaşı da aynen tutuyormuş.
Anne kanguru saraya gitmiş. Görevlilere durumu anlatmış. Görevliler, olanları krala söyleyince kral hızla koşarak saray kapısında yaşlı gözlerle bekleyen annesine sıkıca sarılmış.
Esat uzun yıllar krallık yapmış. Annesini yanından ayırmamış. Bu zaman süresince kangurular çoğalmışlar. Dingolarla çetin bir uğraş içine girmişler ve onları yenmişler. Sayıları azalan dingolar, uzak diyarlara göç etmişler. Böylelikle kangurular dingo korkusu olmadan yaşamaya başlamışlar.

SON

-------------------------------------------------------------------

LAMA VE PUMA
Güney Amerika Kıtası'ndaki And Dağları'nda bir lama yaşıyormuş. Bu lamanın adı Heman'mış. Heman bazen sürüyle birlikte otlar, bazen yalnız gezermiş. Hayat güzelmiş, yaşamak güzelmiş, otlamak güzelmiş. Nereden gelmiş bilinmez bir puma ( Dağ aslanı ) ortaya çıkmış. Puma avlanmaya başlamış. Lamalar sağa sola kaçışmışlar ama puma her defasında bir lamayı yakalamış.  Lamalarda bir korku, bir telaş; geceleri bile uyuyamaz olmuşlar. Bir pumanın karnı doyacak diye yüz lama can pazarında, doğru mu bu?
Aradan yıllar geçmiş. Puma belası birkaç günde bir tepedeki mağarasından inerek lamaları avlamış. Son yedi yılda yedi yavrusu olan Heman'ın yavrularını puma almış. Heman, seneye yavrulamak istemiyormuş. Nasılsa puma kapacak diye öteki lamalara da yavru yapmamalarını söylemiş. Belki o zaman puma açlıktan ölürmüş.
Günlerden bir gün Heman tepedeki mağaranın önünde oynaşan dört puma yavrusu görünce, bela bir iken yakında beş olacak. Bunlar bir büyürse vah bana, vahlar size, demiş arkadaşlarına. Yandık ki hem ne yandık, soyumuz kuruyacak, demiş arkadaşları.
Bir yıl sonra avlanmaya başlayan beş puma kısa sürede lamaları kırıp geçirmiş. Geriye sadece Heman kalmış. Heman koşarak zirveye çıkmış. Ulu Kartal Kondor'a seslenmiş. Kondor gelmiş. Heman olanları anlatmış. Yardım dilemiş. Kondor, Heman'a acımış. Dileğini kabul etmiş. Sonraki günlerde pumaları birer birer avlamış.  Heman oralardan çok uzaklara giderek başka bir lama sürüsüne katılmış. Aradan zaman geçmiş bir yavrusu olmuş. Pumasız ortamda yavrusunu büyütmüş. Birlikte kırlarda özgürce koşup oynamışlar.

SON

Fikir: Serhat Yıldırım
Yazan: Serdar Yıldırım

8
Komik hikayeler / Karagöz İle Hacivat: Harami
« Son İleti Gönderen: Serdar Yıldırım 14 Ocak 2024, 15:08:20  »

KARAGÖZ İLE HACİVAT: HARAMİ
Hacivat pencereye çıkar ve karşı mahalledeki evinin bahçesinde bulunan Karagöz'ün üstüne atlar. İkisi birlikte yere yuvarlanır. Aralarında boğuşma başlar. Daha sonra Hacivat ayağa kalkar. Karagöz yerdedir ve gözleri kapalı durumdadır. Buna karşın, sağa sola yumruklar, tekmeler savurmaktadır. Hacivat, Karagöz'ün omzuna, koluna dokunarak uyarmak ister ama durmadan bağırıp çağıran Karagöz'dür.
-- Beş değil on olsanız hakkınızdan gelirim. Haramiler sizi. Adama evinin bahçesinde bile rahat yok.
Hacivat: Karagözüm, ben geldim. Eski dostun Hacivat'ı nasıl tanımazsın?
Karagöz: De git harami başı! Elleme kolumu, bacağımı.
Hacivat: Karagöz, Karagöz kapkaragöz
                Sen dediğimi yap Karagöz
                Tekme, yumruk atma Karagöz
                 Aç gözünü bak Karagöz.
Hacivat'ın sesini duyan Karagöz önce sol sonra sağ gözünü açar. Hacivat'tan başka kimseyi göremez. Ayağa kalkar. Sen de kimsin böyle, diye sorar.
Bunun üzerine Hacivat: Aman Karagözüm, beni nasıl tanımazsın? Hacivat adını nasıl unutursun?
Karagöz: Hacivat mı? Hacivat adında bir arkadaşım yok benim.
Hacivat: Ama benim Karagöz adında bir arkadaşım var.
Karagöz: Olmaz olsun senin gibi arkadaş der, yerdeki kazmayı alır ve Hacivat'ın üstüne yürür. Uzun süre kovalar. Sonunda Hacivat bahçe duvarından atlayıp kaçar. Altı ay Karagöz'ün adını anmaz.

-----------------------------------------------------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: KAPLAN VE ASLAN
Karagöz ile Hacivat hayvanat bahçesinden birer kaplanla aslan yavrusu satın alırlar. Evlerinin bahçesine yaptıkları demir kafeste besleyip büyütürler. İki yıl sonra Karagöz kaplanını, Hacivat aslanını kapıştırır. Kaplanla aslan, alt alta, üst üste mücadeleye başlar.
Hacivat: Aslanım, o kaplanı parçala, ez, diye bağırır.
Bunun üzerine Karagöz: Haydi, güçlü kaplanım, bir vur, bir de yer vursun, diye bağırır.
Hacivat: Sen ne diyorsun Karagözüm, yer senin kaplanı vurdu. Bak sırtı yerden kalkmıyor.
Vay, sen bana bunu nasıl dersin, diyen Karagöz, Hacivat'ın üstüne atılır, boğuşmaya başlarlar. Onların boğuştuğunu gören kaplanla aslan kavga etmeyi bırakıp Karagöz ile Hacivat'ı ayırır.
Kaplan, Karagöz'e: Olur mu ağam, neden kavga edersiniz? Bizi birbirimize düşürdünüz iyi de siz niye vuruşursunuz?
Karagöz: Hacivat, bak duydun mu? İlk sen başlattın.
Hacivat: Hayır, Karagözüm. Ben aslanımı gayrete getirmeye çalıştım. İlk sen saldırdın.
Aslan, Hacivat'a: Olmaz ki beyim, siz kavga etmeyin. Sadece bizi seyredin.
Hacivat: Bizim kavga etmeye hakkımız yok mu?
Aslan: Var tabi ama siz sahiden vuruyorsunuz.
Hacivat: Biz sahiden vuruyoruz da siz şakacıktan mı vurdunuz?
Aslan: Tabi şakacıktan. İlk kapışınca konuştuk, danışıklı dövüştük. Pençemizi hızlı kaldırıp en yavaşımızla vurduk.
Aslanın sözleri üzerine Karagöz kaplana döner. Kaplanım, ne diyor bu? Doğru mu bütün bunlar?
Kaplan: Aslanın dediği her bir şey doğrudur. Pençe sert inerse kafada oluşan şey ağrıdır.
Karagöz: Bravo lan kaplan, sonunda galip geldin ya. Ben seni iki yıl şu Hacivat'ın aslanını yen diye tavuk suyu çorbalarla besledim.
Hacivat: Nee? Tavuk suyu çorba mı? Ama kaplan et yer. Tavuk eti de yer ama tavuk suyu çorba ne alaka?
Karagöz: İşin sırrı burada. Herkesin aklı ermez. Sanki sen neyle besledin şu aslanı?
Hacivat: Etle ve sütle. Eti kasaptan, sütü mandıradan özel getirdim. Sonuçta, benim aslan senin kaplanı çarptı, geçti.
Yalan söylersen ben seni çarparım, diyen Karagöz yine Hacivat'ın üstüne atılır. Tekmeler, yumruklar havada uçuşur. İkisi birlikte yere yuvarlanır. Bir süre sonra yorulan ve dövüşmeyi bırakan Karagöz ile Hacivat'ı kaplan ile aslan kucakladıkları gibi evlerine götürür.
Karagöz'ün Hanımı: Ne oldu buna? Attan mı düştü, diye sorunca kaplan, Hacivat'ı dövdü, der.
Karagöz'ün Hanımı: Pek dövdüye benzemiyor ya neyse. Yatır şu yatağa uyusun, der. Kaplan, Karagöz'ü yatağa yatırır ve bahçeye çıkar. Derin bir nefes alır. İki yıldır şu bahçedeyim, böyle değişik bir gün yaşamadım, diye düşünür. Bugün sakin geçen günlerimin değerini daha iyi anladım.
Diğer tarafta Hacivat'ın Hanımı: Aslan, kim o? Hacivat mı? diye sorar.
Aslan: Evet Hacivat, Karagöz'ü yerlerde sürükledi.
Hacivat'ın Hanımı: Bu mu Karagöz'ü sürükledi? Üstü toz, toprak içinde. Tanıyamadım, der. Götür odasına yatır.
Hacivat'ı odanın ortasında yere yatıran aslan bahçeye çıkar. Yandık ki hem ne yandık. Kavgadan gürültüden hoşlanmıyorum. Bu Hacivat Karagöz'le kanlı bıçaklı olmuş. Her gün kavga etmeden duramazmış. Beni de kendi gibi kavgacı yapacak. Kaplan ile beni her gün dövüştürürse yandım ki hem ne yandım.

-------------------------------------------------------------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: AKREP
Hacivat: “ Selam Karagözüm, bana bir akçe borç verebilir misin? “
Karagöz: “ Hı.. “
Hacivat: “ Bana bir akçe borç verebilir misin, dedim. “
Karagöz: “ Nerde bende bir akçe? O kadar param olsa burada işim ne? “
Hacivat: “ Aman Karagözüm, hayatımda ilk defa birinden borç istedim. “
Karagöz: “ Kimden borç istersen iste. “
Hacivat: “ Senden istedim. Bir akçe. “
Karagöz: “ Bende akçe falan yok. “
Hacivat: “ Yarım akçe. ”
Karagöz: “ Yok. ”
Hacivat: “ On kuruş da mı yok? “
Karagöz: “ Kuruş yok. “
Hacivat: “ Vardır, ceplerini karıştır, vardır. “
Karagöz: “ Al karıştırayım. Of anam, elimi bir şey soktu. Akrep? “
Hacivat: “ Akrep mi? Yere at, üstüne bas. ”
Karagöz: “ Attım ve bastım. Parmağım yanıyor, Hacivat. “
Hacivat: “ Parmağını sık, zehir çıksın. ”
Karagöz: “ Of of.. “
Hacivat: “ Tamam zehir çıktı. Korkma Karagözüm, bir şey olmaz. Zaten akrep küçüktü. “
Karagöz: “ Akrep küçük ama acısı büyük. Tabi akrep seni sokmadı. “
Hacivat: “ Senin cebinde akrebin işi ne? “
Karagöz: “ Bilmem. Git akrebe sor. “
Hacivat: “ Cimri olanın cebinde akrep olur derler. “
Karagöz: “ Sen şimdi bana cimri mi diyorsun? “
Hacivat: “ Yok, lafın gelişi öyle söyledim. “
Karagöz: “ De git Hacivat, tepemin tasını attırma şimdi. “
Karagöz'ü daha fazla kızdırmak istemeyen Hacivat koşar adım oradan uzaklaşır. “

---------------------------------------------------------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: SAKALLI BEBEK
Karagöz: Hacivat, biliyor musun, Yaşar bana bugün bebek dedi. 
Hacivat: Yaşar kime bebek dedi.
Karagöz: Bana dedi, bebek dedi.
Hacivat: Yaşar şimdi kaç yaşında?
Karagöz: Benim oğlan üç yaşında.
Hacivat: O yaşta bir çocuk herkesi bebek görebilir.
Karagöz: Ama aynaya baktım. Çok gencim. Yüzüm tertemiz. Aynen bir bebek.
Hacivat: Tabi canım, sakallı bebek.

---------------------------------------------------------------

KARAGÖZ'ÜN YAZDIĞI ŞİİR
Dünyaya geldim almaya nefes
Yaptırdım ben bir güvercin kafes

Komşular gördü olur dediler
Şu Karagöz ne de cin dediler.

İki güvercin aldım pazardan
Bakmaya başladım heyecandan

Köse geldi bana olmaz dedi
Böyle güvercin bakılmaz dedi.

Güvercinleri korumak gerek
Kafese bir kedi koymak gerek

Dediğini yaptım ben kösenin
Kedi koydum içine kafesin.

Sabaha baktım kafes tüy dolu
Nedir bu kafesin böyle hali.

Dedim kedi, nerede güvercinler
Dedi kedi, onları yedim ben.

Dedim alacağın olsun, köse
Şimdi beni güldürdün herkese.

Yakaladım köseyi pazarda
Kapadım kediyle bir odada.

Dedim kedi, ye sen bu köseyi
Dedi kedi, yenmiş bil köseyi.

Kapıyı kilitleyip gittim ben de
Çok keyifliyim, neşem yerinde.

Üç gün sonunda kapıyı açtım
Odada köseyle karşılaştım.

Kedi ortada yok köse yemiş.
Dostlarım, ben bu işe çok şaştım.

-------------------------------------------------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: HAMAMA GİREN TERLER
Karagöz: Dün salı hamamına gittim. Çok soğuktu. Üşüdüm.
Hacivat: Olur mu Karagözüm, hamamda üşünmez. Hamama giren terler, derler.
Karagöz: Ama ben hamama gittim. Üşüdüm.
Hacivat: O zaman hamamcı külhanı yakmamış.
Karagöz: Külhan hamamı yakmamış mı? Keşke yaksaydı da hamam kül olsaydı.
Hacivat: Öyle demedim Karagözüm, hamamcılar külhanı yakar. Odun ateşinde hamam ısınır. Kirin kabarınca kese olursun.
Karagöz: Kirim kabarmadı. Çeşmelerden akan su soğuktu.
Hacivat: Ben o hamamı bilirim. Galiba sen erken gittin. Külhandaki ateş harlamamıştır.
Karagöz: Külhan ateşi yakmış, hamam kül olmuş. Demek ben çıktıktan sonra hamam yandı.
Hacivat: Hamam falan yanmadı. Uyduruyorsun Karagözüm.
Karagöz: O zaman hamam külhanı yakmış.
Hacivat: Yanma yok. Hepsi yalan, uydurma. İnsanları kandırıyorlar.
Karagöz: Beni kimse kandıramaz. Hamam yanmış mı? Külleri savrulmuş mu?
( Hacivat konu kapansın diye mecburen he der. )
Hacivat: He yanmış, külleri savrulmuş.
Karagöz: Savrulmuş külleri, ötmez bülbülleri.
Hacivat: ....
Karagöz: Hamamın külleri, öttü bülbülleri.
Hacivat: ....
Karagöz: Hamamın bülbülleri, öttü külleri.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım
9
Komik hikayeler / Karagöz İle Hacivat: İki Elin Nesi Var
« Son İleti Gönderen: Serdar Yıldırım 14 Ocak 2024, 15:06:52  »

KARAGÖZ İLE HACİVAT: İKİ ELİN NESİ VAR
Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır.
Hacivat: Dur Karagözüm, nereye böyle?
Karagöz: Oh, sen miydin Hacivat. Ben de seni arıyordum.
Hacivat: Beni mi arıyordun?
Karagöz: Evet, sizin eve gidiyordum.
Hacivat: Bizim eve mi? Ama bizim ev o tarafta değil ki.
Karagöz: Ya ne tarafta?
Hacivat: Bu tarafta. Ters yöne gidiyorsun.
Karagöz: Ters yöne mi?
Hacivat: Belki de az önce bizim evin önünden geçtin.
Karagöz: O zaman beni neden uyarmadın?
Hacivat: Aman Karagözüm, evde değildim ki.
Karagöz: Bir daha aradığımda evde ol.
Hacivat: Sen de aradığında haber ver. Eve gelirim.
Karagöz: Hacivat, bugün bir atasözü öğrendim.
Hacivat: De bakalım , söyle.
Karagöz: Bir elin nesi var, iki elin takkesi var.
Hacivat: Böyle atasözü olmaz.
Karagöz: Nasıl olmaz, var işte.
Hacivat: Sen bunu kimden duydun, Karagözüm?
Karagöz: Adamın biri söyledi.
Hacivat: Söylemiş ama yanlış söylemiş, sonu yanlış.
Karagöz: Sonu mu yanlış? Bir elin nesi var, iki elin tekkesi var.
Hacivat: Yanlış.
Karagöz: İki elin teknesi var.
Hacivat: Takkesi, tekkesi, teknesi falan yok.
Karagöz: ....
Hacivat iki elini birbirine vurur. ( Hani clap, clap )
Karagöz: Buldum, iki elin alkışı var.
Hacivat: Çok yaklaştın, alkışı ses olarak söyle. İki elin sesi gibi.
Karagöz: Buldum. Bir elin nesi var, iki elin sesi var.
Hacivat: Hah, şimdi doğru söyledin. Değil mi ya? Doğrusu bu.
Karagöz: Ben onun öyle olduğunu biliyordum. Kafamı karıştırmasan doğrusunu söylerdim.
Hacivat: Kafanı ben mi karıştırdım?
Karagöz: Artık size gitmeme gerek kalmadı. Gitsem de evde bulamazdım. Belki yarın bulurum seni. Haydi, hoşça kal, Hacivat.
Hacivat: Güle güle Karagözüm.

-------------------------------------------------------------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: SÜR EŞEĞİ BURSA'YA
Hacivat, Karagöz'ün kapısını çalar. Karagöz kapıyı açar.
Hacivat: Selam Karagözüm, gel tartışalım.
Karagöz: Taşlaşalım mı? Ne gerek var. Hangi taş büyükse git kafanı ona vur.
Hacivat: Öyle demedim. Tartışma başlatalım yani münakaşa edelim.
Karagöz: Münaşaka ne demek? Cevizli lokum olmasın?
Hacivat: Yok pastırmalı yumurta.
Karagöz: Paspaslı yumurta mı? Yumurta paspasın üstünde mi pişti?
Hacivat: Hayır, laf olsun diye bir şeyler söyle. Fikir yarıştıralım.
Karagöz: Ha öyle söylesene. Geçti İnegöl'ün pazarı sür eşeği Bursa'ya.
Hacivat: Kırk yılda bir laf ettin ama doğrusunu söyleyemedin.
Karagöz: Yanlış laf ettiysem, doğrusunu sen söyle?
Hacivat: Geçti Bor'un pazarı sür eşeği Niğde'ye.
Karagöz: Sen zor gidersin eşekle Bursa'dan Niğde'ye.
Hacivat: Bursa'dan Niğde'ye neden gideyim?
Karagöz: Demin dedin ya geçti Bursa'nın pazarı sür eşeği Niğde'ye.
Hacivat: Bravo sana, tartışmayı nereden nereye sürükledin.
Karagöz: Öyle olduğu doğrudur. Adım Karagöz. Adamı gözünden anlarım. Değer biçerim.
Hacivat: Bana ne değer biçtin, hemen söyle?
Karagöz: Benim paramla beş para etmezsin.
Hacivat: O zaman dört para ederim. Ama sen benim gözümde hiç para etmezsin.
Seni gidi beni bilmez seni diyen Karagöz Hacivat'ın üstüne hamle yapar. Hacivat geri dönüp kaçmaya başlar. Karagöz peşinden koşar ama yetişemez. Daha sonra Karagöz evine döner.

-------------------------------------------------------------   

KARAGÖZ İLE HACİVAT: SAKSI
Hacivat: Karagözüm, senin evde fazla saksı var mı?
Karagöz: Evde sakız var.
Hacivat: Sakız değil, saksı. Çiçek dikecektim.
Karagöz: Saksıya çilek mi dikeceksin?
Hacivat: Saksıya çilek dikilmez.Çilek bahçeye dikilir.
Karagöz: Senin bahçe çilek dolu o zaman.
Hacivat: Yok Karagözüm, ne çileği ne bahçesi?
Karagöz: Çilek kokulu çilek, bahçe armut bahçesi.
Hacivat: Armut da nereden çıktı?
Karagöz: Hamam kesesinden çıktı.
Hacivat: Hamam kesesinden ne çıktı?
Karagöz: Örümcek.
Hacivat: Örümcek mi çıktı?
Karagöz: He ya örümcek.
Hacivat: Örümcek sonra ne oldu?
Karagöz: Kaçtı, yakalayamadım.
Hacivat: Bir daha kaçırma?
Karagöz: Neyi kaçırmayayım?
Hacivat: Keçileri şey yani örümceği.

---------------------------------------------------------------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: EN BÜYÜK KARAGÖZ
Hacivat gelir, kapıyı çalar. Karagöz pencereye çıkar.
Hacivat seslenir: Karagözüm, senin evde çaydanlık var mı?
Karagöz: Gerdanlık hanımın boynunda.
Hacivat: Hanımın boynunda olan nedir?
Karagöz: Gerdanlık. Var mı diye sordun ya.
Hacivat: Gerdanlık demedim, çaydanlık dedim. Anla işte misafir geldim.
Karagöz: Safir gerdanlık mı? Bizimkisi o kadar pahalı değil.
Hacivat: Aç Karagözüm, aç
                 Hemen kapıyı aç
                 Çay demle içelim
                 Sohbet edelim.
Karagöz pencereden Hacivat'ın yanına atlar.
                 Sus, Hacivatım sus
                 Hemen şimdi sus
                 Kavgalıyız hanımla
                  Anla halimden.
Halden anlayan Hacivat koşar adım oradan uzaklaşır. Karagöz duvardan tırmanır, pencereden eve girer.
Karagöz'ün Hanımı sorar: Kimdi o, Hacivat mıydı? 
Karagöz: He ya Hacivat. Gelmiş kafa ütülüyor. Neşesi yerinde. Tuzu kuru tabi.
Hanımı: Onun tuzu kuru da seninki yaş mı?
Karagöz: Aramızda iki yaş fark var. Ben büyüğüm!
Hanımı: Sen herkesten büyüksün. Haydi, gel sofraya. Şu bulguru kaşıkla, daha da büyü.
Karagöz sofraya oturur. Bulgura çala kaşık girişir. Bir tencere bulgur pilavını bitirir. Üstüne yayık ayranı içer. Sonra yatar uyur. Bu güzel hikaye de burada sona erer.

-----------------------------------------------------------------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: ÇAM YARMASI
Ayla ile Bursa Kapalı Çarşı'da Kozahan'a gittik. Çay bahçesine oturduk, çay içiyorduk. Ayla cep telefonumla bir fotoğrafını çekeyim, dedi. Çekti. Bir daha, bir daha çekti. Fotoğrafını  Facebook’a koyayım, dedi. Ben, tamam, dedim. Fotoğrafın altına çam yarması ile birlikteyim, diye yaz. Bu sırada Karagöz ile Hacivat yanımıza gelmiş de haberimiz yokmuş.
Karagöz: Çam yarması değil de biber dolması yaz, dedi.
Hacivat: Olur mu Karagözüm, patlıcan musakka yazsın.
Karagöz: En iyisi yaprak sarması yazsın.
Bu müthiş ikili beni dolmalara doldurdular, yapraklara sardılar. Oysa benim çorbam iyi olur, deyince kahkahalarla güldüler. Ayla da onlarla birlikte güldü. Karagöz ile Hacivat gidince Ayla, iyi ki geldiler, bize neşe verdiler, dedi. Bu hikaye de burada bitti.

---------------------------------------------------------------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: SATILIK AKIL
Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır.
Karagöz: Selam Hacivat.
Hacivat: Selam Karagöz.
Karagöz: Hacivat bana on akçe borç versene.
Hacivat: Aman Karagözüm, on akçeyi ne yapacaksın?
Karagöz: Pazarda adamın biri, kiloyla akıl satıyor.
Hacivat: Akıl para ile satılmaz.
Karagöz: Ya ne ile satılır?
Hacivat: Akıl doğuştandır, sonradan elde edilmez.
Karagöz: Kilosu bir akçe.
Hacivat: Senin aklın var ya Karagözüm.
Karagöz: Var ama yetmiyor. Daha akıllı olmak istiyorum.
Hacivat: Alıp da faydasını gören var mıymış?
Karagöz: Köylü tarlada ırgatmış. Akıl almış, okumuş, kadı olmuş.
Hacivat: Başka.
Karagöz: Adamın oğlu akılsızmış. Oğluna akıl almış. Şimdi çalışıyormuş, yakında evlenecekmiş.
Hacivat: Vay canına!  Doğru mu bütün bunlar?
Karagöz: Doğru. Komşularıyla konuştum.
Hacivat: Olay gerçek ha.
Karagöz: Yürü Hacivat, bitmeden  şu akıldan alalım.
Hacivat: Bana bir kilo al, kendine de bir kilo al.
Karagöz: Yetmez, bana bir kilo yetmez. On kilo alacağım.
Hacivat: On kilo mu? Sen o kadar akılla aya gidersin.
Karagöz: Aya da giderim, güneşe de giderim. Yeter ki daha akıllı olayım.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım

10
Komik hikayeler / Karagöz İle Hacivat: Karagöz Bilmece Soruyor
« Son İleti Gönderen: Serdar Yıldırım 14 Ocak 2024, 15:04:51  »

KARAGÖZ İLE HACİVAT: KARAGÖZ BİLMECE SORUYOR
Karagöz: Hacivat bir bilmecem var.
Hacivat: Sor Karagözüm, sor da bileyim.
Karagöz: Bir elin sesi var, iki elin nesi var.
Hacivat: Bilmeceyi yanlış sordun. Bir elin nesi var, iki elin sesi var diyecektin.
Karagöz: Laf kalabalığını bırak Hacivat. Sen benim sorduğuma cevap ver.
Hacivat: Bir elin sesi olmaz ki.
Karagöz: Olmaz mı? Bak orta parmak baş parmak nasıl da şıklıyor.
Hacivat: Ama bu atasözü, değişmez ki.
Karagöz: Değişti işte. Atasözüydü oldu şimdi Karagöz sözü.
Hacivat: O zaman bilmecenin cevabı ne?
Karagöz: Hay kabak kafa. İki elin nesi alkıştır, alkış.
Hacivat’ın sarımsak yemiş bülbüle döndüğünü gören Karagöz bu fırsatı kaçırmak istemez. Hacivat’ı perişan etmeye kararlıdır.
Karagöz: Bir diğer bilmecem de şu: Ak akçe ne içindir?
Hacivat: Bundan kolay ne var. Ak akçe kara gün içindir.
Karagöz: Bilemedin.
Hacivat: Ne bilemedim mi?
Karagöz: Ak akçe Karagöz içindir.
Beyninden vurulmuşa dönen Hacivat’ın gözlerinin karardığını gören Karagöz, O’nu tutar, yavaşça yere oturtur. Biraz kendine gelince yeni bir bilmece sorar:  Çivi çiviyi ne yapamaz?
Hacivat: Soruyu yanlış sordun. Çivi çiviyi ne yapar diyecektin. Çivi çiviyi söker.
Karagöz: Bunu da bilemedin. Çivi çiviyi sökemez.
Hacivat: Sökmesi gerekir.
Karagöz hazırlıklı gelmiştir. Cebinden iki çivi çıkarır. Birini yerdeki taşla tahtaya çakar. Öteki çiviyle uğraşır, çiviyi sökemez.
Hacivat sağa sola bakar. Bir tanıdık gelse de şu Karagöz’ün dilinden beni kurtarsa der. Gelen giden yoktur. Su almış kayık gibi yan yatmış Hacivat’ın yanına çömelen Karagöz son darbeyi vurur:   Söyle bakalım Hacivat: Kendi düşen ne yapar.
Zorlukla konuşan Hacivat: Kendi düşen ağlamaz, der.
Karagöz: Hayır, kendi düşen ağlar. Dün benim oğlan koşarken düştü ve ağladı.
Bunun üzerine Hacivat sırtüstü düşer. Bayılmıştır. Karagöz savaş kazanmış bir komutan edasıyla omuzlarını gerer, Hacivat’ı orada bırakır ve evinin yolunu tutar.

SON

-----------------------------------------------------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: GEL KEŞKÜL YİYELİM
Hacivat Karagöz’ün evinin kapısını çalar, Karagöz kapıyı açar.
Hacivat: Aman Karagözüm, koş gel. Hanım keşkül pişirdi. Gel keşkül yiyelim. Ağzımız tatlansın dilimiz ballansın.
Karagöz: Yazın şu sıcağında Eşkel’de ne işin var?
Hacivat: Eşkel demedim Karagözüm, keşkül dedim. Keşkül pişti, soğuk düştü. Gel bize keşkül yiyelim.
Karagöz: De git Hacivat, iyi diyorsun da ben yüzme bilmem ki.
Hacivat: Eşkel’i boş ver, keşküle gel. Gel Karagözüm, gel gel.
Karagöz: Eşkel’e gideriz, gezip döneriz. Yüzme bilmem, denize girmem. Bunu iyice kafana sok.
Hacivat: Senin için, balık gibi yüzer dediler.
Karagöz: Gençken öyleydi, sonradan yüzmeyi unuttum.
Hacivat: Ama yüzme unutulmaz ki.
Karagöz: Unuttum diyorsam unutmuşumdur. O kadar.

SON

--------------------------------------------------------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: TAHTA KAŞIK
Hacivat Karagözün evinin önüne gelir:
“ Aman Karagözüm, koş gel. Pazardan tahta kaşık aldım. “
Karagöz pencereye çıkar: Bizim evde bulaşıkları hanım yıkar.
Hacivat: “ Aman Karagözüm, koş gel. Tahta kaşıklar bak gel. “
Karagöz: “ De git Hacivat, bulaşıkları yıkıyorsan kime ne. “
Hacivat: “ Bulaşık demedim, kaşık dedim. Pazardan tahta kaşık aldım. “
Karagöz: “ Tahta kurusunu kaşıkla mı ezdin? O kaşıkla bana yemek mi yedireceksin?
Hacivat: “ Aman Karagözüm, etme eyleme. Ben öyle bir şey söylemedim. “
Karagöz: “ Seni gidi beni bilmez. Çağırayım zaptiyeleri de seni falakaya yatırsınlar. “
Hacivat: “ Dur, zaptiyeleri çağırma. Gel bize gidelim, ayran içelim. “
Karagöz: “ Lafı karıştırma, bayrama daha çok var. “
Hacivat: “ Yeni halı aldım, üstünde yatarız. “
Karagöz: “ Demek beni çalı üstünde yatıracaksın? Her yanıma diken batar. “
Hacivat: “ Pazardan iki tavşan aldım. Görmeye gidelim. “
Karagöz: “ Pazar günü Keşan’a mı gidiyorsun? “
Hacivat: “ Şey yani evet, dayım hastalanmış. “
Karagöz: “ O zaman bir an önce git. Hasta ziyareti deyince akan sular durur. “
Hacivat, Karagöz’ün evinin önünden koşar adım uzaklaşır. Geçen sene Karagöz’ün çağırmasıyla gelen kendisini falakaya yatıran zaptiyeler aklına gelir. Tabanları sızlar. Bırak iki günü iki ay Karagöz’ü arayıp sormaz.

-------------------------------------------------------------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: GÜREŞ
Hacivat: “ Gel Karagözüm, güneşlenelim. Öğle sıcağı iyice bastırdı. “
Karagöz: “ Güreşelim mi? Tamam güreşelim. “
Hacivat: “ Güreşelim demedim, güneşlenelim dedim. “
Karagöz: “ Ben senden korkmam Hacivat. Yoksa sen benden korktun mu? “
Hacivat: “ Ben hiçbir şeyden korkmam bilirsin. Sen benden korktun mu? “
Karagöz: “ Bre Hacivat, senden niye korkayım? 60 kilo ya çekersin ya çekmezsin.”
Hacivat: “ Doğru korkmazsın. Yıllar önce şu Pınarbaşı Meydanı’nda 70 kiloluk halinle 120 kiloluk Hulusi’yi paramparça ettiğini gözlerimle gördüm. “
Karagöz: “ Az görmüşsün. Ne insan azmanlarına şu meydanın çimenlerini yoldurdum. “
Hacivat: “ Keşke geçmişe dönebilsem ve senin güreşlerini seyredebilsem. “
Karagöz: “ Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük güreşçisi benim. “
Hacivat: “ Onun orası öyle de gelecekte seni pes ettirecek güreşçiler çıkar. O güreşçi seni hamur gibi yoğururken hiç yalvarma Hacivat gel kurtar beni diye. “
Ben kimseye yalvarmadım sana mı yalvaracağım diyen Karagöz, Hacivat’ın elini yakalar. Hacivat gözlerini kapatır. Karagöz kaldırdığı gibi Hacivat’ı yere vurur. Yaz günü taşlaşmış topraktan bir toz bulutu yükselir. Hacivat’ı yerde hareketsiz gören adamlar, yardıma koşar. Hacivat’ı kucakladıkları gibi yakındaki  hekimin evine kuş gibi uçururlar. Hekim , Hacivat’ın göğsünün sol tarafına uzun süre baskı yapar ve sonunda Hacivat kendine gelir. Etrafına bakınır, Karagöz orada yoktur:  “ Aman ağalar, Karagöz’e güneşlenelim dedim, güreşelim, dedi. Sonunda beni bu hale getirdi. Bunun gençliğinde bir boğayı kaldırdığını gördüm. Boyu iki buçuk arşındır. ( 1.70 cm. ) Ama bir o kadar da yeraltında vardır. Karşısına çıkacak olanlar bunu iyice düşünsün. “

-----------------------------------------------------------------------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: SİNEK ÇORBASI
Hacivat: “ Karagözüm, gel bize gidelim, süt içelim. “
Karagöz: “ Süt mü? Ne sütü? “
Hacivat: “ Süt işte, inek sütü. “
Karagöz: “ Git başımdan Hacivat, sinek sütü içilmez. “
Hacivat: “ Sinek sütü demedim, sağır kulaklı, inek sütü dedim. “
Karagöz: “ Sinek sütü içilmez ama çorbası güzel olur. “
Hacivat: “ Çorbası mı? Neyin çorbası? “
Karagöz: “ Sinek çorbası. Dün içtiydin, güzel dediydin. “
Hacivat: “ Ben sinek çorbası falan içmedim. “
Karagöz: “ Dün çorba içerken tabağına sinek düştü. “
Hacivat: “ Eee.. “
Karagöz: “ Sen bir kaşıkta sineği yuttun. “
Hacivat: “ Aman Karagözüm, uyarsaydın, çorbanda sinek var deseydin. “
Karagöz: “ Benim öyle dememe vakit kalmadan sen sineği mideye indirdin. “
Hacivat: “ Sinek şimdi neremdedir? “
Karagöz: “ Dünden beri hiç dışarı çıktın mı? “
Hacivat: “ Çıktım, hem de iki kere. “
Karagöz: “ O zaman sinek sende değildir, gökyüzünde uçuyordur. “
Hacivat: “ Neyse kurtuldum ya şu sinekten. Keyfim yerine geldi. “

---------------------------------------------------------

KARAGÖZ İLE HACİVAT: PENCEREDEN BAKSAN NE GÖRÜRSÜN?
Karagöz ile Hacivat yolda karşılaşır.
Hacivat: “ Karagözüm, sana bir soru sorayım da bil. Benim evin penceresinden baksan ne görürsün? “
Karagöz: “ Tencerede ne varsa onu görürüm. Dolma, pilav gibi. “
Hacivat: “ Tencere demedim, pencere dedim. “
Karagöz: “ He öyle söylesene. Sokak görürüm. “
Hacivat: “ Başka. “
Karagöz: “ Ev görürüm. “
Hacivat: “ Başka. “
Karagöz: “ Adamlar, kadınlar görürüm. “
Hacivat: “ Başka, başka. “
Karagöz: “ Gökyüzü, bulut görürüm. “
Hacivat: “ Bilemedin.  Keşiş Dağı’nı ( Uludağ ) görürsün. “
Karagöz: “ Hacivat, senin pencereden Keşiş Dağı görünmez ki. “
Hacivat: “ Görünür, görünür. Ben her gün görüyorum. “
Hacivat kafasını sağa çevirip bakar. Üç adam gelmektedir. Biraz sonra adamları çevirip, göz kırpar ve sorar: “ Benim evin penceresinden Keşiş Dağı görünür, öyle değil mi dostlar? “
Adamlar: “ Evet, görünür, derler ve gülerler. “
Hacivat: “ Bak gördün mü, görünüyormuş. “
Karagöz: “ Hayret, ben neden göremedim acaba? “
Bunun üzerine adamlar, kahkahalarla güler. Karagöz alay edildiğini anlar. Ders vermek için, Hacivat’a döner: “ Hacivat, benim de sana bir sorum var. Sen benim evin penceresinden baksan ne görürsün? “
Hacivat: “ Bahçe görürüm, insan görürüm, ev görürüm, “ der ama Karagöz bunu kabul etmez. Karagöz’den kaçan bir Hacivat görürsün der ve Hacivat’ın üstüne atılır. Hacivat geri dönüp kaçmaya başlar. Karagöz, gel buraya,  diye bağırarak Hacivat’ı sokaklarda kovalar. Evinin önüne gelen Hacivat kapının açık olmasından yararlanıp eve dalar, bahçeye çıkar. Peşindeki Karagöz’ün nefesini ensesinde hisseder. Son bir hamleyle bahçedeki tuvalete girer ve kapıyı kapatır. Hacivat’ın oturduğunu gören Karagöz, korkak seni, şimdi de alaycı konuşsana der ve evden çıkıp gider.

SON

Yazan: Serdar Yıldırım
Sayfa: [1] 2 3 4 5 6 ... 10